Doğan Naci Kadıoğlu

Doğan Naci Kadıoğlu

Çevirmen
0.0/10
0 Kişi
·
13
Okunma
·
0
Beğeni
·
8
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
224 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Kendim için başlattığım "Hegel Günlükleri" serim ile başlayan Alman idealizmi yolculuğunu bir türlü noktalayamıyorum. Çünkü hangi felsefeyi incelersek inceleyelim dönüp dolaşıp yine kendimi Hegel'in felsefesinde buluyorum. Nitekim Tanrı tanımazlara bile koyu bir şekilde din felsefesi dersi veren bir insanı 200 yıl sonra tekrardan rehber edinmek pek şaşırtıcı olmasa gerek. Hegel'in çoğu eserini okuduktan sonra bir çok farklı düşünceyi veya dinide eleştirdiğini görüyorsunuz. Bunlara en iyi örnek antik Yunan dini Platon ve Heraklitos olacaktır. Eleştirdiği görüşlere dair fikirler edindiğiniz de yolunuz yine Hegel'e çıkıyor buda sanırım Hegel'in felsefesinin sistematikliğini gösteriyor.

Gelelim kitaba; yarısına kadar okuduğumda aklıma ilk gelen soru şu olmuştu. "Acaba bu eseri Voltaire okusaydı ne tepki verirdi ?" Neden mi ? Çünkü Aziz Augustinus okuyabilirsiniz ve onu radikal bulabilirsiniz. Ya da Meister Eckhart okuduğunuzda hatta Fichte okuduğunuzda bile onu radikal bulabilirsiniz. Ancak Hegel'in din felsefesi adı altında yaptığı Hristiyan seviciliği kökten dinciliğe ulaşmış durumda. Evet bu "köktendincilik" ifadesi çok sert bir eleştiri gibi gelebilir zaten incelemenin devamında Ruh üzerine, bilincin sonsuzluğu ve ebediyete dair yaptığı çığır açıcı görüşlerin hakkını vereceğiz. Ama öncelikle eleştirimi tam olarak Hegel'in şu sözlerine dayandırmak istiyorum. "Dini tasavvurlar bize Hristiyan dersleri sayesinde verilmemiş olsaydı, bu Hristiyan din duygusuna sahip olmazdık. Bu tasavvurlara kesin ve bir doğru şeymiş gibi sahipsek, bu imandır." Ve ekliyor "İncil'in sözleri olduğu gibi alınmaz, çünkü İncil'in sözünden anlaşılan bu gibi kelimeler ve harfler değil, bilakis Ruhtur ve kelimeler ya da harfler o ruhla idrak edilir. İncilin kelimelerinin kavranması onu okuyanın doğru ve gerçek ruh olup olmamasına bağlıdır."

Bütün inceleme boyunca Hegel'i yerden yere vuracak değilim kısaca kitabın içeriğine biraz daha detaylı değinmek gerekirse 1824 ile 1831 yılları arasında verdiği beş adet dersin birleştirilmesi ile oluşturulmuş bir içerik var karşımızda. Kitabın önemli kısımlarından biri Kantçı akla dair eleştirileri ve benim en çok dikkatimi çeken Spinozacı Panteizmi yerden yere vurması tabi ki bunda kendine ait diyalektik ve tarihsel metotları kullanmasının da büyük bir etkisi var. Sanırım bizim şimdi nasıl ilgimizi çekiyorsa o zaman da bir çok öğrencinin ilgisini çekmiş olmalı. Schelling'in kıskançlığını sanırım şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Hristiyanlığı savunurken en azından neyi savunduğunu bilmesi yaptığı eleştirileri daha tutarlı hale getirmiş. Tanrı bilgisi ve Tanrı kavramlarına dair verdiği dersler akıcı ve berrak bir şekilde anlaşılabiliyor. Bazı anlamadığım kısımlar oldu özellikle iman ve belirlenmiş din üzerine düşüncelerini anlayabilmiş değilim. Sanırım bunu da günümüzdeki modern teolojinin eksikliğine verebilirim. Daha fazla lafı uzatmadan kitabı okumaya başlayacaklar için bir önerim var kitabı daha net anlamak için yine Hegel'in "Estetiğe giriş" kitabını okumalısınız orada iman ve Tanrı bilgisine dair bazı bölümler mevcut okuduktan sonra sanırım siz okuyucular için Hegel'in Din felsefesini anlamak daha kolay olacaktır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Doğan Naci Kadıoğlu

Yazar istatistikleri

  • 13 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 43 okur okuyacak.