Ebulfazl İzzeti

İslamın Yayılış Tarihine Giriş yazarı
Yazar
8.0/10
1 Kişi
8
Okunma
2
Beğeni
726
Görüntülenme

Hakkında

Okurlar

2 okur beğendi.
8 okur okudu.
7 okur okuyacak.

Okur demografisi

Kadın% 0.0
Erkek% 0.0
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş
Reklam

Alıntılar

Tümünü Gör
Hıristiyan Teolojisine Bir Eleştiri
Hristiyan mitolojistler ise bize Şeytanın Kadir-i Mutlakla savaşa giriştiğini, Allah'ın onu yenerek sonunda -bu sefer bir dağın altında değil- bir çukura hapsettiğini anlatmaktadırlar. Bu durumda ilk efsanenin ikincisini esinlediğini görmek işten bile değil; çünkü Jüpiter efsanesi Şeytan hakkında anlatılan efsaneden yüzlerce yıl önce doğmuştur. Demek ki Hristiyan mitolojisiyle kadim mitolojiler, aşağı yukarı çakışmaktadırlar, şu farkla ki Hristiyani mitoloji yahudi geleneklerinden çıkan zındık bir mitolojisiyle de bağlantı halindedir. Hristiyan mitolojistler Şeytan'ı çukura attıktan bir süre sonra onu, Havva’yı elmayı yemek konusunda ayartmak üzere yeniden oradan çıkarmak zorunda kalmışlar; elmanın yenmesi, bütün insanlığın karalanmasına yolaçmış; ve buradan da çarmıha gerilme (Crucifixion), kefaret (Redemption) ve benzeri öğretiler doğmuştur. Hristiyan teologlar, şeytanın bütün yaratılmışlar üzerindeki zaferini böylece doğruladıktan sonra Havva'nın elmayı yemesi yüzünden bütün insanlığı mahkûm ederek, efsanelerinin iki ucunu bir araya getirirler. İsa Mesih'i, bu erdemli, salih peygamberi, insanlığın, Havva'nın tutkuyla elmayı dişlemesinden doğan töhmetten kurtarmak için çarmıha gerilmek üzere yeryüzüne gelmiş bir tanrı oğlu kimliğinde, bir yarı insan, yarı tanrı olarak taktim ederler. Tanrısal özü böylece üç ana tanrıya böldükten sonra, Şeytan’ı, Kadir-i Mutlak'a yakıştırdıkları güçten daha büyük değilse de bütün bu üç tanrının toplam gücüne denk bir güçle donattılar. Sonra da bu gücü sonsuza kadar büyüttüler. Düşüşünden önce Şeytanı diğer melekler gibi sadece sınırlı bir varlık olarak görürler; ama düşüşünden sonra Şeytan onların gözünde her yerde ve her zaman hazır ve nazır bir tanrı halini almıştır. Şeytanın böylece tanrılaştırılmasıyla da yetinmiyerek onu, oyun
Sayfa 94-97
Din
Sömürgecilik ve Hıristiyanlık
Sömürgeciliğin tarihi, Hristiyanlıkla emperyalizm arasındaki işbirliğinin tarihidir. Kolonizasyon sürecinin son dönemlerinde tanık olunan olaylar da bu işbirliğinin, savunmasız halkların sömürülmesi doğrultusunda nasıl etkin bir biçimde kullanıldığını kanıtlamaktadır. «Onaltıncı yüzyılda İspanyol ve Portekizliler, fetih yoluyla sömürüye, yağmacılığa dayanan açık bir politika benimsemişlerdi; Yeni Dünya bu politikayi mantıki sonuçlarına doğru zorladı: bir papalık fetvasıyla bu iki güç, yeni keşfedilen toprakları aralarında paylaşıp sahiplendi ve bu ülkelerin gerçek sahiplerini boyunduruk altına aldılar», «Yüzyılın sonlarına doğru İngilizler de büyük bir iştahla bu yağmaya katıldılar; ve Amerika kıtasında kendi tekellerinde bağımsız bir sömürü alanı elde edinceye kadar her bakımdan tam korsanlar gibi davrandılar. Kabul etmek gerekir ki, Almanlar, Fransızlar, İtalyan ve Belçikalılar bu yarışa daha sonra katıldılar; ve bunun acısını tezelden çıkarmak için de çeşitli ülkeleri eşi görülmemiş bir insafsızlıkla yağmaladı, iliğini-kemiğini emdi ve köleleştirdiler». Bu sonrakilerin papalık fetvasına da ihtiyaçları yoktu; çünkü öncülerinin gördüğü olumlamaya bakarak, sömürgeci eylemlerinin, papalık ve kilise babalarınca mutlak anlamda bütünüyle kutsanmış olduğundan hiç kuşkuları yoktu.
Sayfa 221
Din
Reklam
Reklam