Ece Aydın

Ece Aydın

Çevirmen
7.9/10
48 Kişi
·
162
Okunma
·
0
Beğeni
·
9
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
146 syf.
·4 günde·9/10
bell hooks Amerikalı yazar, kadın hakları savunucusu, beyaz kadının üstünlüğüyle kadının kadına yaptığı sömürünün karşısında duran feminist kuramcıdır. Kapitalizme karşı duruşundan dolayı büyük harf kullanmaz. Kapitalistleşmis her şeye karşıdır. Alfabeye bile. Ben de bu yazımda kendisine saygısızlık olmaması adına en azından adını yazarken büyük harf kullanmayacağım. Bu kitabı da anti-feminist kitapların herkes tarafından anlaşılabilecek düzeyde olmasına rağmen feminist düşünceyi savunan anlaşılabilir kitapların eksikliğinden dolayı yazma gereği duymuştur.

bell hooks kitabında feminizmin tanımını cinsiyetçiliğe karşı tutum sergileme, kadının sadece iş hayatında özgürleşmesi ve erkekle denk olması değil; cinsel tercih ve yaşayışında, ev hayatında eşitliği olarak tanımlar. Erkekler feminist harekette bizim düşmanımız değil aksine destekçimizdir. Feminizm erkeklere karşı olma durumu değildir. Sadece kadınların her konuda erkeklerle eşit standartlarda yaşayabilme hakkını elde edebilmek için gösterilen aktif harekettir. Feminist hareket beyaz kadınların öncülüğünde kurulmuş bir hareket değildir. Bu harekette siyahi kadınlar, erkekler, lezbiyenler, heteroseksüel tercihe sahip bir çok insan vardır.

Toplumlardaki feminizm algısını "erkek düşmanlığı, savunucularının hepsi lezbiyen, feministler şişman, çirkin kişiler " algısından kurtarabilmek ve doğru feminist düşünceyi öğretebilmek adına yazılı ve sözlü basında feminist alanlar olmalı, savunucusu olan kadınların akademik eğitiminin yükseltmesi gerektiğini söyler. Feminist kadınların şişman, çirkin, bakımsız gözüyle algılanmasının nedeni olarak kapitalistleşmiş kozmetik sanayisinin bir oyunu olduğunu belirtir. Çünkü feminist düşünceyle kadınlar artık kendisinin farkında olan, istediğini giyinebilen, makyajı istemezse yapmayan, toplumun güzellik algısının dışına çıkan bireyler olacaktır. Feminizm aynı zamanda şiddete karşıdır. Çocukların şiddet içeren ortamlarda büyümemesi için sesini çıkarır.

FEMİNİZM HERKES İÇİNDİR.
146 syf.
·Puan vermedi
Aslında kitabın adı "feminizm sadece feminizm değildir" olması gerekirmiş..
Ataerkil kapitalizmin,sadece kadını değil, erkeği de,medyası, üniversiteleri,hukuk sistemi,kilisesi ve endüstrisi ile (kozmetik,moda,aksesuar) nasıl cinsiyetçiliğe yönlendirdiğini,teşvik ettiğini ve özendirdiğini okuyorsunuz..
Feminist harekette çözülmesi gereken en büyük sorunun aynı zamanda "ataerki" kadınlar olduğunu anlıyorsunuz ve aslında ataerkil düzenin erkeğe çok gereksiz sorumluluklar yüklediğini ve aslında erkeklerin de bundan hoşnut olmadığını..(evine bakmak,kadınına sahip çıkmak,namus,evin direği vb)
Çok uzatmaya gerek yok,kısacası cinsiyetçiliğin aslında kapitalizme ve sermayeye hizmet eden adeta sekiz kollu bir örümcek,kara dul (cinsiyetçi oldu bu örnek,bilerek yaptım ama) gibi insanların kanını nasıl emdiğini öğreniyorsunuz..
İyi okumalar dilerim..
146 syf.
·5 günde·8/10
Kitap, feminizmin yalnızca cinsiyet ayrımına karşı yükselen bir hareket olmadığını, aynı zamanda ataerkil sömürücü düzenin her türlü sınıflandırıcı tutumuna karşı olduğunu belirtiyor. Nietsche'nin kitaplarında belirttiği gibi bu düzen başlangıçta toprak sahibi güçlü insanların oluşturduğu, DNA larımıza kadar işlemiş bir bakış açısı. Kadının fiziksel güçsüzlüğünden dolayı, ezilme ve 2.sınıf insan olarak değerlendirilmesi ataerki için insanlığın büyük bir bölümünü kontrol altında tutmak demekti. Köle olarak alınıp satılan, söz hakkı verilmeyen ,cinsel sömürüye ve ahlaki baskıya maruz kalan , oy hakkı bulunmayan, birinin karısı, diğerinin kızı olmanın ötesine geçemeyen kadın, Freud'un başlattığı cinsel devrimle birlikte feminist bakış açısıyla tanıştı. 60 ve 70 li yıllar, feminizmin en hareketli yılları oldu. Ancak ataerke ve sömürüye karşı çıkan diğer akımlar gibi 80 li yıllarda yeniden kimliğini kaybetti. Yazarında ifade ettiği gibi muhafazakar medya çoğunlukla bu hareketi, erkeksi, lezbiyen kadınların sesi yada kürtaj ve sex özgürlüğü isteyen ahlaksız kadınların şımarıklığı olarak değerlendirdi.
Kadınlar ne istiyor? Yazarın söylemiyle her şeyden önce ADALET. İş hayatında, sosyal yaşamda, aile içinde bir birey olarak değerlendirilmek, kendi bedeni üzerinde söz sahibi olabilmek, cinsel arzusunu dile getirebilmek, dilediği zaman, dilediği kişiyle seks yapabilmek, erdemli kadınlar sex yaşamında faal olmaz önyargısını yıkabilmek, kürtaj hakkı vs.
Feminizm de özünde sosyalizm gibi teori de doğru olduğu halde hayata tam anlamıyla geçemeyen bir bakış açısı oldu. Elbette ki bu hareketi başlatan kadınlara çok şey borçluyuz, çok yol kat ettik. Fakat, kadının çilesi hala devam ediyor. Toplum tarafından, anneler tarafından erkekliği sürekli vurgulanarak yetiştirilen erkekler tacizci, zorba ve saldırgan tutumlarından vazgeçmiyorlar. Hala milyonlarca kadın tecavüze ve şiddete maruz kalıyor. Maalesef ki kadınları en çok diğer kadınlar yaralıyor.
İkiyüzlü Ahlak anlayışı , kadını erdemli ve erdemsiz olarak sınıflandırıyor. Özgürlüğü savunan kadını beklentisizce gelişigüzel cinsellik isteyen ahlaksız olarak niteliyor. Bu baskı sebebiyle feminist düşüncelere sahip birçok kadın, erkeklerin ataerkil düşüncelerini değiştirmeye çalışmanın imkansızlığına karar verip ya lezbiyen oluyor ya da yalnızlığı seçiyor.
Oysaki ilişki iki taraflıdır. İki tarafa da ortak payda sunmayan bir kadın-erkek ilişkisinden her iki tarafta tatmin olamaz. Bugün birçok kadın hayatında gerçek anlamda orgazm olmamıştır ve sırf erkeğini iyi hissettirebilmek adına orgazm taklidi yapmıştır. Çünkü kadın sürekli cinsel baskı altında yaşadığından, duygularını rahatlıkla ifade edemez, partneriyle bütünleşemez. Bu durum erkek içinde müthiş bir yalnızlık ve tatminsizliği getireceğinden, aldatma kaçınılmaz olur. Evdeki kadın çocuğa bakan ahlaklı kadın, dışarıdaki kadın cinselliği özgürce yaşayabileceği seks figürü. Bu dengesizlik sevme yetisini yeterince geliştiremeyen bireyler olmamıza neden oluyor. Bencilce sevgiler, paylaşımlar yaşıyoruz. Böylelikle Marksın söylediği gibi kendi benliğimizden uzaklaşıp sahte ilişkiler yaşıyoruz.Bu güvensizlik ortamında gerçekten sevip sevmediğimizi anlayamıyoruz.Belkide öyle dayatıldığı için, sevilecek kadın yada erkek figürü dayatıldığı için özgseçimler yapıp mutlu olamıyoruz. Bu yüzden evler yalnız ve mutsuz insanlarla dolu. FEMİNİZM (EŞİTLİK) HERKES İÇİNDİR.
146 syf.
İncelemeye başımdan geçen bir olayla başlamak istiyorum. Bayanlı (biliyorum, yurdum feminazileri şimdi topa tutacak, zaten onun için yaptım) erkekli bir arkadaş ortamında, feminist olduğunu söyleyen fakat beni pek de ikna edemeyen bir hanımla küçük bir tartışmamız olmuştu. Tartışma dediysem de öyle hararet düzeyi yüksek türden değil, gayet seviyeli ve fikirleri özgürce ifade edebilecek türden bir tartışma ortamı. Severim böyle ortamları. Zaten hararet olsaydı o vakit bu konu kapanmış olurdu. Neyse... Feminist olduğunu iddia eden fakat sonrasında anladığıma göre feminizmini eşitlik üzerine falan değil de "eşitlik adı altında üstünlük" kurmaya yönelik yapılandırdığını düşündüğüm arkadaşa, "Toplum olarak kadının çalışmayıp (kadın her zaman çalışma hayatından soyutlanmaz, bazen de çalışmamak işine gelir) kocasının evin geçimini sağladığı durumlar kanıksanmıştır. Peki ya tam tersi olsa ne olur? Mesela sen böyle bir durumu kabullenip, çalışmayan bir eşin olmasını ve onun geçimini de üstlenmeyi kabul eder misin?" diye sorduğumda cevabı şu şekildeydi: "Öyle şey olmaz, erkek çalışmak zorunda. Yoksa öyle biriyle evlenmem." Kadın-erkek eşitliğinin oportünizm ile imtihanı :) Zaten yazarın, kitapta dem vurduğu konulardan biri de bu. Menfaatini önde tutan beyaz ve sosyal statüsü yüksek kadınların, elde etmek istedikleri haklara sahip olduklarında, aynı safta yer aldıkları görece daha aşağı statüdeki "kız kardeşlerini" terk etmeleri ve davalarına ihanet etmeleri durumu. Akla hemen şu söz geliyor haliyle: Feminizm kocayı, komünizm parayı bulana kadardır.
Bahsettiğimiz bu oportünizm durumu da baş gösterip "kız kardeşlik" hüsrana uğrayınca, haliyle geride kalanlar hem kadın olarak hem de ikinci sınıf ırktan olarak ekstra çaba göstermek durumunda kalmışlar. Yazar da bir siyah olarak bu durumdan çokça yakınmakta.
Yazarın sadece erkeği sanık sandalyesine oturtarak durumu ele almamış olması ve hatayı daha çok, "içlerindeki düşman"da araması, yazara ve kitaba olan saygımı artırdı. Nitekim öbür türlü bir yaklaşım, ancak ve ancak kolaycılık olurdu. Bu da haliyle sonuç getirmekten ziyade kadını ve erkeği birbirine düşürme durumunu doğururdu.
Kitapta, "bizim feministlerin (!)" bilmediği birçok konudan bahsediliyor, her ne kadar kitap kısa olsa da. Zaten bu kitap bir nevi feminizme giriş gibi. Ben öyle kabul ediyorum ve bu yolda güzel de bir yol haritası olabilecek bir kitap olmuş. Mesela kürtaj konusu ele alınmış ve bunun biraz da ekonomik yönüne değinilmiş. Kürtaj yasaklandığı zaman merdiven altı sektöre dönüşür, yoksul kadın bu yola başvurursa hayatını riske atar, fakat zengin kadın bir şekilde yolunu bulur çünkü imkanlar dahilinde bu durumdan kurtulmasını bilir. Sonrasında canını tehlikeye atmak istemeyen mağdur ve de yoksul kadın, kim bilir ne şekilde rahmine düşmüş o çocuğu dünyaya getirmek durumunda kalır. Sonra vay efendim, sokaklar neden güvensiz? İşte bu kürtaj kaçakları yüzünden...
Bunun yanında modanın dayattığı ve kozmetik endüstrisinin şekillendirdiği kadın modeli de işlenmiş. Bu durumun tamamen ataerkil zihniyetle dayatıldığını ve kadınların da bu sistemin çarkları altında bile isteye ezildiğini görüyoruz haliyle. Cepleri dolanları ise hiç konuşmayalım. Bu arada, bilmem hangi düşünceyle yapıyorsunuz ama bilin ki sıfır beden hiç de çekici değil sevgili hanımlar. Nitekim sektör de artık bu anoreksik hatunlardan sıkıldı ve bu moddan çıkmaya karar verdi diye biliyorum.
Bu konuların yanında diğer önemli konular ise bence kadın ve cinsellik, kadının dindeki yeri ve ataerkil düzlemde çocuk yetiştirme konuları idi.
Feminizm mevzubahis olduğunda, bazı kadınların kalıplaşmış bir söylemi vardır: Erkek tahakkümüne karşı olmak. Aslında bu, madalyonun sadece bir yüzü. Diğer yüzü ile bazı kadınlar ya karşılaşmak istemiyorlar ya da bazı aklı evveller, bu yüzü diğer kadınlardan gizliyor. Bu kitap bize madalyonun iki yüzünü de gösterdiği için yazara teşekkür ediyorum. İki yüzü de görmek isteyen kadınlara ve tabii ki de kadınlara layık oldukları kıymeti vermeye gönüllü erkeklere bu kitabı tavsiye ediyorum.
146 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Öncelikle kitap iyi bir feminizm özeti sunuyor. Kitaba başlarken baya bir eksik bulurum düşüncesi vardı. Ama kısa kısa da olsa neredeyse feminizm ile ilgili olan her konuya değinilmiş. Şimdi yorumuma başlayayım :)

Feminizm son zamanlarda queer (LGBTIA ) bireyleri göz ardı ettiği konusunda eleştiri alıyordu. Bu yüzden şimdilerde söylemini bu yönden genişletmiş durumda. Bu kitabın başlarda yapılan feminizmin tanımı ve tanımın açıklaması, yoğun bir şekilde kadın-erkek ikiliğine dayanıyor. Hatta kitabın genelinde bu ikiliğe dayalı dil kullanımı yaygın. Bu en önemli eksiklikti benim için.

Feminizm erkeklerle eşit olmayı savunan görüş değildir vurgusu çarpıcı bir vurguydu. Çünkü Arendt'in dediği gibi eğer eşitliği böyle algılarsak erkeklerin üst bir konumda olduğunu kadınların ise alt bir konumda olup onları erkeklerin seviyesine (!) çıkarmak gerektiği gibi bir yanılgıya düşüleceği vurgulanır. Bu yanlış olup anlatılmak istenen asıl şey yasalar, adalet, eğitim ve fırsat eşitliği gibi alanlarda erkekleri, kadınları ve queer bireyleri aşan ama bütün bireylere aynı mesadece olan bir eşiliğin kurgulanmasıdır. Bu yüzden bu vurgu hoşuma gitti.

"Evi geçindiren tek kişi kadın olsa bile erkek egemenlik sürüyor" cümlesini oldukça yanlış buluyorum çünkü bu eşitlik anlayışının sadece ekonomik temelli olarak düşünüldüğü anlamına geliyor. Kadın çalıştığı için eşitlik olmalı düşüncesi bu olayın arkasındaki ideolojiyi, politik, siyasi, kültürel durumu göz ardı etmek anlamına geliyor.

Kadınlar da cinsiyetçi olabiliyor vurgusu da oldukça iyi bir tespittir zaten zaman zaman bu gruptaki paylaşımların altında da bu tür bir eleştiriyi görüyorum. Connell adında önemli bir teorisyen bu kadınlara "öne çıkarılmış kadınlık" diyor ve ataerkil ideolojiyi kabul ederek diğer kadınlar üstünde bir hakimiyet kurma anlayışına dayanıyor.

"Yaşam tarzı feminizm" kavramına ilk defa bu kitapta rastladım. Ne kadar kadın varsa o kadar çeşitli feminizm var düşüncesine dayanan bu kavram post-modernite anlatısını hatırlattı bana. Bu aslında feminizm için oldukça tehlikeli, feminizmi parçalara ayırıp istikrarsızlaştırmak isteyenlere hizmet eden bir anlayış. Bunun devamındaki "kız kardeşlik" vurgusu bu bakımdan daha anlamlı, daha güçlü bir anlatı gibi duruyor. Bunun da kitapta eleştirildiği bir taraf var o da sınıfsal ve kültürel olarak farklı olan "kız kardeşlerin" acaba tek ses halinde bağırıp bağırmadıkları, birbirlerini dışlayıp dışlamadıkları. Ben günümüzde bu vurgunun pek mümkün olmadığını düşünüyorum fakat küresel bir mücadele de kulağa oldukça hoş geliyor çünkü ataerkil ideoloji küresel boyutta cinsiyetleri baskı altına alıyor.

Yine ilk defa bu kitapta rastladığım bir şey daha vardı o da feminist hareket veya kadın hareketlerinden önce "bilinç yükseltme grupları" vardı. Şimdi dördüncü dalganın sosyal medya üzerinden yükseleceği söylendiği için acaba bizim grubumuz da bir tür "bilinç yükseltme grubu" konumunda mı diye düşünmedim değil :)

Kitabın ortalarına doğru yahu bu erkekler nerede, niye erkeklerden ve özellikle "erkeklikten" bahsedilmiyor diye düşündüğüm sırada "feminist hareket erkeklerle müttefik olmasa yol alamaz" cümlesi beni mutlu etti. (Ama erkeklik vurgusu hala eksikti onu da söyleyeyim)

Daha fazla uzatmayayım ve kitapta yapılan çok güzel bir öneriyle bitireyim. Feminist eğitim ve farkındalık... Bu düşünce benim de aklımdaydı toplumsal cinsiyet hakkında farkındalık yaratan dersler müfredatta yer alabilirse cinsiyet eşitliğine toplumsal olarak daha çabuk erişmemizin önü açılır. Günümüzde her ne kadar bu önerinin tersi yönünde adımlar atılsa da bu öneri oldukça değerli bence.
146 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Feminizmin amacı basit ve herkesin anlayacağı bir dille yazılmış. Feminizmin erkek düşmanlığı değil aksine erkeklere de yarar sağlayan bir akım olduğu, karşı oldukları şeyin ise ataerkil sistem ve cinsiyetçilik olduğu açıklanmış. Şiddet erkeğe ait bir kavram değildir, kadın da çocuğa şiddet uygular. Kadınlarda erkekler kadar cinsiyetçi olabilir ve daha nicesi... O yüzden okunup fikrin anlaşılması için rehber niteliğinde bir kitap.
146 syf.
Amerikalı yazar Bell Hooks. Hooks, okurlarıyla kişisel ilişki kurmamak için büyük annesinin adını kulanmış. Gerçek ismi Gloria Jean Watkins imiş. Kendini feminist teorisyen olarak ifade ediyor. Kendisini çok sevdim. Hooks'la tanışmak feminizme dair kitap içeri hakkında konuşmak isterdim.
Feminizme olan önyargı ve kitle medyasının okuyucuya, dinleyiciye ve izleyiciye farklı lanse edilmesini anlatan, akademik dilden uzaklaşmış güzel bir eser sunmuş bize.. Belli bir kitle anlasın diye yazmamış ki ismi de en başta bunu ifade ediyor. İçeriği kadar fiziki olarak da hoşuma gitti. Kitabın kapağı ve bölümler halinde parçadan bütüne götürmesi yazmasındaki amacına ulaşmış diye düşünüyorum.
İyi okumalar..
146 syf.
·10/10
bell hooks'un aşk, sınıf, kimlik ve tür ilişkileri üzerinden ''erkek karşıtlığı'' olarak vuku bulan feminist hareketi rayına oturtan değerli kitabı.

feminist edebiyatın zirve noktası bu kitap olabilir. okuduğum belli başlı kitaplar içinde en doğru çizgiyi tutturmuş olan kitap bu diyebilirim.

topolojik olarak çok isabetli bir söz. zaten. feminist hareketin en değerli argümanı karşı konulamaz kesin eşitlik ilkesidir.

en sevdiğim yanı ise, erkek egemen bir yaşam biçimi içerisinde kadının değil de erkeğin aslında ataerkilliğin kölesi haline düşürüldüğü tespitidir.

her konusu açıldığında önereceğim kitap olacak. feminizm tam olarak nedir, ne değildir? nasıl olması ve kimlerin bu fikre sahip olması gerektiği üzerine çok sade bir dille anlatılmış.

ve son altın vuruşla bitiyor; ''Feminist politikanın amacı, her kim isek özgürce o olabilmemiz, adalete sevgi beslediğimiz yaşamlar sürebilmemiz, barış içinde yaşayabilmemiz için tahakkümü sona erdirmektir. Feminizm herkes içindir."
146 syf.
·Puan vermedi
Bell Hooks takma adıyla hayatımıza giren yazar, feminizmi en doğru yönüyle bize sunuyor. Gerçekten bilgi edinmek ve öğrenmek isteyenler için muhteşem bir kitap. İçerikler bölümlere ayrılmış dili yalın ve anlaşılır.
146 syf.
İdeoloji boyutuna ulaşmış her kavram ve fikrin hususiyetle tetkik edilmesi gerektiğine olan inancımı pekiştiren, şahit olmak maksatlı okuduğum, elbette eserde belirtilen çoğu kanaatin feminizmi ön plana çıkartması hasebiyle çoğu fikre iştirak edemediğim bir kitap oldu.

İçerik olarak toplumu yakından alâkadar eden (kadın, erkek ve çocuk hakları; evlilik, iş hayatı ve görev paylaşımları, ataerkil kültürün bu görev dağılımlarında vücut bulmuş vaziyetleri gibi) sosyal mevzuların birçok geçerli yahut geçersiz varsayımlar bakımından mezkur ideolojik görüş kapsamında ele alınmasından başka, kitabın ana teması cinsiyetçilik karşıtı söylemlerle örgütlenmiştir. Cinsiyetçilik karşıtı söylemlerin çeşitli mevzularda haklılık payının olması, maatteessüf kitapta bildirildiği gibi farkındalık yaratmanın çok daha ötesinde feminizmi savunmanın önüne geçememiştir. Her kimlik için münferit alanlardaki hakların muhafaza edilmesi tabii olarak anlaşılırdır fakat bu hakların kazanılmasında da korunmasında da hiçbir ana akım -feminizm de dahil- baş rol/kaynak olmamıştır. Hakkı veren hak verecek yetkiye layık olandır.

İnsanın ve insan mahsulü her fikrin rolü insanın geçireceği süreçlerle şekillenir ve esas olan şahitliktir. İnsan, şahit olmaktan sahip olmaya geçtiği her evrede artan bir ziyanla hüsrandadır. Fikrin bize sahip olması ile bizim o fikrin şahidi olmamız arasında koca bir hakikat yansımaları farkı belirginleşir. Fikri müspet yahut menfî bulmak ise apayrı bir başlık. Görürsek ne âlâ!

Feminizmin geniş bir yelpazeyle irdelendiği kitap, inandığım değerlerle örtüşmeyen pek çok malumatla doludur. 126. sayfada, "tek toplumsal adalet hareketi" olarak feminist akımın yorumlanması, feminist politikayı tercih etmenin aşkı tercih etmekle eş değer olduğu söylemi rahatsızlık vericidir. Her kitap için geçerli kaide, eleştirel bakışı ve itibar edilmesi gereken standart başlıkları göz önünde bulundurarak okuma yapmaktır. Bize düşen; doğruyu doğru, yanlışı yanlış olduğu yerde görmektir. Bu görmek yanılma payından bağımsız olmayacağı gibi ispat yahut çürütmek algısından da tecrit edilmelidir. Tecrübe etmek için tasavvurdan fazlasına ihtiyaç vardır. Casus gibi değil, keşşaf gibi...

Yazarın biyografisi

Adı:
Ece Aydın
Unvan:
Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 162 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 184 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.