Ertuğrul Koç

Ertuğrul Koç

Çevirmen
8.4/10
109 Kişi
·
Okunma
·
0
Beğeni
·
138
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
480 syf.
·Beğendi·10/10
Uğultulu Tepeler’i nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Genelde bir kitabı okuduktan sonra o buharı üstünde tüten duygularla yazmaktan kaçınmaya çalışıyorum. Bunun için birkaç gün bekledim bile. Sonra hadi ama kitabı bitirirken kalp krizi geçiriyordun dedim kendime. Çünkü cidden o dereceydi.

Emily Bronte kitabı Kuzey İngiltere bölgesinde kurgulamış, biz o sığ dağları, çitlerle örülü malikanelerin arasında yaşıyoruz aslında nesiller boyu süren kırgınlık, hüzün ve aşk dolu olayları. Yerlerimiz ise fazla değil; bir Uğultulu Tepeler’deyiz, bir de Thrushcross Grange’dayız. Yeterince ‘’sınırlı’’ görünen bu iki yerde, aslında asıl sınırların ‘’kilometreler’’ değil de insanların akılları, kendi düşüncelerinde hapsettikleri belli kalıplaşmış fikirleri olduğunu deneyimliyoruz okudukça.

Birbirini kardeş gibi tanıyan, aşkla aydınlanan iki kişinin yollarının imkansızlıkla bölünmesi, belli inatlaşmaların yaşanması ve ‘’kinsel’’ alana çekilmeleriyle aslında kendilerinden sonraki, nesilleri nasıl etkilediklerine dair çarpıcı bir serüveni içeriyor kitap. Çünkü bizde var olan bir güzelliği yakınımızdakine geçirebildiğimiz kadar kendi içimizde hapsettiğimiz kin ya da nefretli bir duyguyu da etrafımızdakilere kolayca geçirebiliriz. Ve burada işte ortaya kini, nefreti büyütmenin ve bunu yaymanın bir tür ‘’öç alma’’ haline geldiğini görüyoruz kitapta.

Karakterlerin içlerindeki kötülüğün ya da iyiliğin saflığı beni çok etkiledi aslında. Yani burada duygu güzellemesi yapmaktan ziyade duygunun renginin duruluğunu dikkat çekici buldum. Aşksa aşkı anladım, ve o karakterin aşık olduğunu öfkesinde bile sezdirmiş Bronte. Ya da iyilikse eğer, bize karakterin en çılgın halinde bile iyi bir istençle hareket ettiğini anlatmış yazar. Bu elbette o zaman insanlar ‘’tek renkti’’ demek değil. Karakterlerde duyguların aslında daha net ifade edilmesinin bir tür teknik, yazarın özgün olduğunu düşünmemle alakalı bir fikir. Tabii ki o dönemin yani, çiftliklerde, kırsal alanlarda daha sakin, küçük ve iç içe geçen yaşam biçimiyle alakalı olmasının da büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Çünkü kitabın sonunda, yazarın kız kardeşi olan Charlotte Bronte’nin de yazısında belirttiği gibi, Emily Bronte yazınında aslında kendi etrafında olup bitenin bir yansımasını aktarmış. Buradan da 1800’lerdeki dünyada insanların içlerinde elbette karmaşıklıklar taşısalar da daha ‘’net’’ renklere sahip olduklarını, daha keskin özelliklerle orta çıktıklarını düşünüyorum.

‘’Uğultulu Tepeler’in büyük kısmında ‘büyük bir karanlık dehşetin’ yattığını fırtınalı ve elektrikli atmosferinin içinde kimi zaman yıldırım soluyormuş gibi hissettiğimizi kabul etsem de, bulutlu gün ışığının ve tutulmuş güneşin hala var oldukları noktaları işaret etmek istiyorum. Gerçek bir iyilik ve sadakat timsali olarak, Nelly Dean karakterine bakın. Sabitlik ve nezaket örneği olarak Edgar Linton’a dikkat edin.’’ (sonsöz, s.476)

Sonda yer alan Charlotte Bronte’nin bu sözlerine hak vermemek elde değil. Kitabı okudukça aslında, o rüzgarlı havada kah şapkanızı kah atkınızı tutmaya çalışırken karakterlerin tek bir duygu etrafında yani kendi özlerinde, oldukları hallerinin etrafında gelgitler yaşadıklarını görüyoruz. Aklıma hep Catherine’in kızı Cathy geliyor bunu derken. Çünkü karakter öylesine kendi ki, yapmış olduğu taşkınlıkların gövdesine indiğimizde ‘’ben böyleyim’’i görüyorsunuz. Bilmiyorum, dokundu.

Aslında bence halen böyleyiz. Yani evet burda.. kitapta bahsedilen sadece insanlar ve olaylar değil, coğrafya, yaşam biçimi, gelenekler, kültür ve tarih. Bence klasiklerin en güzel yanı bizi tarihin ortasına atması, kaldı ki bu kitap bana bunu sonuna kadar yaşattı. Ama insan o günün insanının ‘’yazındaki netliğiyle’’ bugündeki insanı karşılaştırmadan edemiyor. Bence insanlar olarak halen aynıyız. Bence iyi iyilikle ışıyor ve kötü halen kötülüğü yaymaya devam ediyor. Sadece saklamayı, kamufle olmayı, modernitenin o tavan aralarına, asansör boşluklarına saklanabilmeyi öğrendik. Adapte olduk belki de. Günümüzün yazınında karmaşık hallerimizin aslında ne kadar da bizi tarif ettiğini düşünürken ve Uğultulu Tepeler’i okuduğumda aslında gövdemizdeki o tek rengin yönlendirişiyle hareket ediyoruz yine de diye ikileme kapıldım. Ve harika bir serüven yaşadım.

Ateşli dili, içten karakterleriyle bu kitap bana sınav haftama beş kala harika bir trip yaşattı :’) Bitince boşluğa düşmedim değil, ama bu kitap emin olun ki ‘’okunduğuyla kalmayan’’ kitaplardan. Serüvencilere sevgiler!
432 syf.
·4 günde·Puan vermedi
İkinci okuyuşumdu. İlkinden çok daha fazla keyif aldım çeviri sıkıntıları olsa da. Her karakter muazzam yazılmış, çok başarılıydı. Bronte ailesi tam bir cevher zaten. Okuyun, okutun.
432 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10
Saf kötü olarak adlandırdığınız ve kitabın sonunda acı çekmediği için üzüldüğünüz Heathcliff’e değinmek istiyorum. Gerçekten acı çekmediğini mi düşünüyorsunuz? Ne kadar kötü şeyler yaparsa yapsın Heathcliff’e karşı olumsuz bir düşünce besleyemiyorum. Evet yanlış yollar seçmiş olabilir ama bu kadar kötü olması için onu suçlayamayız. Bir gün yaşadığı yerden alındı ve hiç bilmediği,tanımadığı insanların yanına getirildi. Bu da yetmezmiş gibi hayatı boyunca yaşadığı kişilerden aşağılanma,hakaret ve dayak yedi. Çok sevdiği Catherine ile bile kavuşamadı. Catherine bile onu sevmesine rağmen ona sürekli hakaret edip aşağıladı. Sevdiği kadının başka birisiyle evlenmesine şahit oldu. Heathcliff’in kitap boyunca Catherine’e söylediği sözleri bir daha okuyun lütfen. Kalbi kötülüklerle dolu olan bir insan bu sözleri söyleyemez. Kini ve nefreti Catherine öldükten sonra daha da ağır bastı ve yanlış tercihler yaptı evet ama bunun için kim onu suçlayabilir? Her zaman yanında olup doğruyu görmesini sağlayan bir kişi bile yoktu yanında...
480 syf.
·6 günde·Beğendi·Puan vermedi
Uğultulu Tepeler, Emily Bronte
'Kötü bir yürek, en güzel yüzü bile çirkinden de beter eder.'
Entrikalar, entrikalar, entrikalar. Hey, kaostan mı besleniyorsun? E o zaman seni bu tarafa alalım...
İzlenilen tüm entrika, intikam dizilerinin kökeni olabilir mi bu kitap? Aşkın; hırs, intikam ve kötülükle harmanlanmış hali desem, günümüz televizyon dizilerinin fragmanlarındaki o dış sesi duyabilirsiniz değil mi?
Bir gün Lockwood'un birden aklına inzivaya çekilmek gelir daha sonra kırsalda bir çiftlik kiralar. Lockwood kiraladığı çifliğin sahibi hakkında hizmetli kadına soru sorar. Hizmetlimiz yani Nelly başlar üç yüz sayfa boyunca anlatmaya. Ev sahibinin tee çocukluk yıllarından başlar, ilk aşkını, yaşadıkları travmaları, ölenleri, kalanları ile dostluğu, hayal kırıklıklarını, mutsuzlukları ve intikamları tek tek anlatır. Buradan anladığımız üzere Nelly, kitabın anlatıcısı, dedikoduyu seven, insanları sürekli dolduruşa getiren aynı zamanda nasıl oluyorsa bir neslin bakıcılığını yapan bir karakterdir. Onun gözünden okuduğumuzdan başlarda ne iyi bir kadınmış falan deriz ama kitap bittiğinde durup bir 'bu karakter yok mu bu karakter' diye sitem etmeye başlarız neyse lafı uzatmayayım. Asıl karakterlerimiz Catherine, Heatfcliff, Linton'dur. Tabii kitabımızın ikinci kısmında ön plana çıkacak farklı karakterler de eklenecek ama bunlara girip hiç kafa karışıklığı yaratmama lüzum yok. Heatfcliff, Earnshaw ailesine gelen evlatlık bir çocuktur ve evin kızı Catherine ile başlayan dostluğu sonradan bir aşka dönüşür. Aşkın neler yaptırabileceğini, saf kötülüğü ve kötülüğün bulaşıcılığını okumaya başlarız.
Tüm karakterlerin hatalar yaptığı, birbirlerine kötülüklerini bulaştıkları, bir bakışı bile gelecek olayın kötülüğüne neden olabilecek kasvetli bir ortam. Ki Bronte, havayı da yağmurlu, sisli anlatarak üstüne bir de kasvetli karakterler oluşturarak kasvete kasvet katmıştır. Hepsi birbirinin kuyusunu kazıyor. Bir karakter kötü baksa bunun doğuracağı bin beş yüz tane olay gelişiyor yani tam bir kelebek etkisi, sonra zaten kitabı okumaktan yoruluyoruz ve bir darlanma geliyor. Gerçekten ara ara karakterler ben de baş ağrısı yaptılar. Hepsini sbsv'nin ilk sezonun finalindeki gibi sandalyelere oturtup yüzlerine su tabancası sıkasım geldi. Daha iyi nasıl anlatabilirim? Hele Heatfcliff, gerçekten bu adamın hiçbir hareketine anlam veremedim. Adam ağlasa, altında bir şeyler arayacak hale geldim. Ah Catherine, vah Catherine hep milletin dolduruşuna geldin ben daha bir şey demiyorum. Bakın kitaptaki masum insan sayısı Linton hariç bir iki, onlarında adını spoiler olur diye veremiyorum. Neyse efendim uzatmayayım.
Emily Bronte'ye hayran kaldığımı söylemeliyim. Her ne kadar sinir stres yapsam da anlatımı, dili ve betimlemeleri gerçekten iyiydi. Keşke birkaç roman yazacak daha ömrü olsaymış demekten kendimi alamıyorum. Aynı duyguları Charlotte'de de hisseder miyim, bilemiyorum.
Bu arada kitabı okuduysanız kötülük kavramına, Heatfcliff'in kötülüğünü farklı bakış açılarıyla bakmak için Karavandaki Adam'ın 'Uğultulu Tepeler: Heathcliff | Kötülüğün Portresi' adlı videosunu izleyebilirsiniz.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.
480 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Kitap hakkında konuşmak yerine bugün bir karakter üzerinden kitabı konuşmak istedim.
Heathcliff, kötülüğün portresi yada intikam ateşiyle hayatı herkese zehir eden bir aşık. Herkesin onunla ilgili farklı düşünceleri olabilir. Kötü değil diyeni bile gördü bu gözler. Ama benim için Heathcliff saf kötü bir karakterdi. Bu kötülüğü geçmişinden kendine miras kalmış olsa da, geldiği evde bu duyguyu pekiştirmişti. Catherine tarafından anlaşılmak ve sevilmek, onun içindeki iyi tarafı ortaya çıkarmış, bu farklı his de Catherine'e aşık olmasını sağlamış ki eminim bu da saf aşktı Heathcliff için. Çünkü Heathcliff duygularını uçlarda yaşayan bir insan bence. Catherine onun için kötülüğün içindeki iyilikti ve Heathcliff'in ihtiyaç duyduğu şey buydu. Catherine ise Heathcliff'e olan aşkını sırf onunla evlenmenin aşağılayıcı bir şey olduğunu söylemesi üzere bastırması garipti. Rüyasında "Linton ile evlendiğinde cennette olacağını ama cennette mutlu olmayacağını" söylemiş ama yine de cennete giderken aslında cehennemin kapılarını açmıştı kendisi için. Peki Catherine gerçekten Heathcliff'i seviyor muydu yada sadece bir bağlılık mıydı ondaki his? Bana göre Catherine hiçbir zaman Heathcliff'in ona duyduğu tutku ve aşkla sevmedi onu. Bir yazıda şunu okudum ve duygularıma tercüman oldu: "Heathcliff, bencil ve kötüydü ama Cathy onun iyi olma ihtimalini de kendi bencilliğiyle yok etti." Haklı bir isyan bana göre. Heathcliff evet kötüydü, ama benim için hikayenin kötüsü Catherine idi. Bu bencillik Cathy'i öldürdü ve ölürken de Heathcliff'in kalbindeki aşkıyla suladığı iyilik tohumunu kendisiyle beraber toprağa gömdü. Bu yüzden ki intikama kapıyı tamamen aralayan Cathy, Heathcliff'i uçuruma sürükleyen de yine oydu.

Ama Heathcliff, Cathy'den alacağı intikamını ona olan aşkından dolayı çevresindekilerden almayı tercih etmişti o kadar. En sonda "Ne bitmek bilmez bir savaşmış bu. Bitse de kurtulsam!" demesi de manidar. Belki de kötü olmak istemiyordu ama - iyi olmayı da seçmemişti - içinde bir şeyler onu buna sürükledi ki bu kişinin iyiliğiyle ve kötülüğüyle, varlığıyla ve yokluğuyla Catherine olduğuna inanıyorum. Çünkü bazen sebep olanı suçlamak, eylemi gerçekleştiren bizler için daha kolay bir yoldur. Günahı işleyen bizlerizdir ama sebep olduğu için şeytanı suçlarız, bu da böyle bir alternatiftir bizim için.
408 syf.
Gerçekten soluksuz okuduğum klasikler arasında vaya güzel bir yere sahip oldu kendileri. Bronte'nin tek bir roman yazması ne büyük kayıp bizim için buna ayrıca kahroluyorum. Nefret, takıntı ve intikam. Aşk demiyorum özellikle çünkü Heathcliff'in duyduğu şeyin aşk değil saplantı olduğunu düşünüyorum. Çocukluğundan beri itilmiş, hor görülmüş istememiş ve ona yakınlık duyan birinin onu bırakıp başka biriyle evlenmesini kinle intikama dönüştürmüş bir adam aşık olmak olamaz. Hareton'a acıdım içten bir yerlerde sıcak şeyler hissettirdi bana ama Heathcliff asla. Kitapta yer alan herkes kendince bencil ve hödük karakterlerdir. Edgar Lington hariç. Karısına, kızına olan mükemmel sevgisi, Nelly'e olan güveni ile tam bir ingiliz asilzadesiydi. Üslup çok akıcı, heyecan verici idi. Lockwood'un geri dönmesinden sonra inanılmaz heyecanlandım. Kitabın sonunda Hareton ve Cathy'nin mutlu olması her şeyin onlara kalması uğultulu tepelerden ayrılmaları rn istediğim sondu gerçekten. Kitabı çok mutlu bitirdim. Teşekkürler Emily!
480 syf.
·10/10
İlk başlarda biraz karışık gelmişti Catherine adlı karakterin iki tane olmasından ötürü.ilk 60 sayfanın anlaşılması bu açıdan biraz güç. Lakin bir kitap bu kadar mı güzel olur? Uğultulu Tepeler Emily Bronte’ye ait olan tek kitap.Benimse Bronte kardeşlerden okuduğum ikinci kitap oluyor. Kitabın konusuna değinecek olur isek; intikam başta olmak üzere ırkçılık ve aşktan oluşuyor kitabın konusu. Heatcliff adlı çingene asıllı evlatlık alınan şahsiyetin aşk acısını ve intikam arzusunu biz yaşıyormuşçasına hissettiriyor kitap.Heatcliff karekteri çoğu kişi tarafından bir türlü benimsenemiyor. Şeytan , canavar gibi benzetmeler yapılıyor ona. Bense Heatcliff’e sanırım kıyamayan tek okuyucuyum. Heatcliff acımasız mı evet. Kendi çocuğuna yapılmayacak işkenceleri yaptı mı evet. Kendi sevdiği kadına inat başka biriyle evlendi mi yine evet. Peki çevredeki insanların Heatcliff’in bu hale gelmesinde hiç mi payı yok ? Sırf çingene asıllı olduğu için Catherine onunla kaçmaya yanaşmadı.Heatcliff’i sevdiği halde gururuna yediremeyip ona hayır dedi. Sevmediği bir adamla; Edgar Linton’la evlendi.Peki Catherine’ın abisi Hindley? En az kendisi kadar evde söz hakkına , miras hakkına sahip olan Heatcliff’e, itip kakıp hizmetçi muamelisi hatta daha kötüsünü göstermedi mi? Sırf asil kandan olmadığı, çingene asıllı olduğu için. Dahasını geçiyorum.. Bütün bu insanlar sütten çıkma ak kaşıkta , tek canavar Heatcliff mi? Biz okuyucuların kitapta tek dikkat ettiği nokta sebep değil sonuç malesef..Yıllar geçiyor Heatcliff intikam almaya geliyor. Öyle böyle de değil ama amaca giden her yol mübahtır deyip dibine kadar da alıyor intikamını. 1. Kuşak yetmiyor 2. Kuşaktan da alıyor bir güzel. İntikamını alırken bile Catherine’i sayıklayacak kadar da aşık. Kitapta güme gittiği dediğim tek karakter Edgar Linton karakteridir.Hem sadık bir eş hemde mükemmel ötesi bir baba ama malesef oda Heatcliff’in gazabından alıyor payını. Kitapta çok sevdiğim Bir sözü paylaşacağım;“ Edgar Linton'ın zerreleri bize ulaştığı zaman biz birbirimize iyice karışmış olacağız.”
Heatcliff tarafından söylenmiş bir söz.Ölürken bile kendisini yok saymış, ihanet etmiş Catherine’i sayıklayan bu adama ne denir ki ? Bu nasıl bir aşktır, nasıl bir bağlılık?
Yaptıkları her ne kadar zalimce , acımasızca olursa da olsun başta belirttiğim gibi ben Heatcliff’e kızamıyorum. Kendi fikrimce onu bu kadar gaddar kılan şey ; Hindley’in kıskançlığı ,Catherine’in ise ezip geçemediği gururu. Kim bilir Hindley en başta iyi davransa Catherine Heatcliff’e olan sevgisini dile getirmekten korkmayacaktı. Ya da gurur yapmayıp Heatcliffle kaçsaydı mutlu mesut birlikte öleceklerdi. Yazarın vermek istediği mesaj belli. Dönemin de arka planına baktığımız zaman sınıf ayırımı, ırkçlık gibi günümüz konularını görmemiz mümkün. Kitap dönemi yansıtmakla kalmayıp, gotik ögelerde bulunduruyor. Okurken zaman zaman kasvetli atmosferi ve karamsar ürkütücü havayı da çok güzel hissettiriyor. Son olarak; Emily Bronte’nin tek kitabı olmayı kesinlikle hak eden bir kitap. Şüphe yok yine ,yeniden zevkle okuyacağım. İyi ki varsınızzzz Bronteee Sisters. İyi kii.
432 syf.
·Puan vermedi
Uğultulu Tepeler...
Her gördüğüm filmde dizide adı geçmesiyle neymiş bu klasik diye düşünüp okumaya başladığım kitap.
İlk başladığınızda belki de olay sizi içine çekene kadar nesi klasik acaba diye okuyorsunuz. Olay örgüsü çok iyi örülmüş. Kitap sizi içime çektikçe bir çırpıda okumak istiyorsunuz. Kitabı klasik yapan ise bence karakterlerin çok sağlam kurulması ve tüm duyguyu yansıtması. Aldığım notlardan bir kaç çıkarım yaparsam kitap bittiğinde kendi kendime söyle dedim.
-Tek bir olay ile kader değişebilir.
-Yaşananlara karşı bakış açımız da kaderimize yön verir.
-Sadık bir sevgili ile tutkulu bir sevgili hayatı bambaşka yönlere götür.
-Bir çocuğun yetiştirilme şekli tüm hayatına yön verir.
-Genellikle insan yaşadığı şekilde ölür.
-İyi bir yürek herkesi etkisi altına alabilir.
432 syf.
·12 günde·Beğendi·8/10
Uğultulu Tepeler
Çok sevdim. Heatcliff aşkının intakamını almaya çalışırken yine aşka yenilen adam. Kitabın bütününe bakıldığında kimsesiz, sevilmeyen soyadı dahi olmayan o adamın aslında kötü değilde kırgın olduğunu görebilirsiniz
432 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Hiç bitmeyen kasvetli, kaba, hoyrat ve kötücül ortam beni yer yer boğmus olsa da kitabın sonu okunmaya değer olduğunu hissettiriyor... Bir bütün olarak oldukça farklı bakışı, değişik bir anlatımı var. Karakterlerin betimlenişi bir öyküyü değil de gerçek insanların hayatını okuyormuş hissini veriyor. O kadar kusurlu ki ne tam iyi ne tam kötü, oldukça doğal; insanca pek insanca!
Uğultulu Tepeler
Emily Brontë