Ertuğrul Meşe

Komünizmle Mücadele Dernekleri yazarı
Yazar
7.5/10
0 Kişi
22
Okunma
1
Beğeni
1.173
Görüntülenme

Hakkında

1974’te Sivas-Gemerek’te doğdu. Yaşamının önemli bir dönemi Kayseri’de geçti. Süleyman Demirel Üniversitesi’nde sosyoloji okudu ve aynı alanda Selçuk Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. Mecburen on yıl kadar özel sektörde öğretmenlik yaptıktan sonra Giresun Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak akademinin sefaletini deneyimliyor. Bir dönem eşi İlknur ve oğlu Kemal ile birlikte Aksaray’da yaşadı, şimdi ise Giresun’da maaile, Karadeniz’i temaşa etmeye çalışıyor. Üniversitede Yazgı edebiyat ve Sosyoloji Gündemi dergilerini çıkardı. Kavram-Karmaşa, E, Çıkın, Tezkire ve Birikim gibi dergilerde az şiir, daha çok da yazıları yayımlandı. Uzun bir süredir Bireylikler dergisinin çığlığına ve beyhude yalnızlığına yazıları ile dahil olarak her türden aşınmaya ve hükümsüzleştirilmeye karşı direnmeye çalışıyor.
Ünvan:
Sosyolog, Yazar, Öğretim Görevlisi
Doğum:
Sivas, 1974

Okurlar

1 okur beğendi.
22 okur okudu.
2 okur okuyor.
37 okur okuyacak.

Okur demografisi

Kadın% 4.5
Erkek% 95.5
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş
Reklam

Alıntılar

Tümünü Gör
Müritlerinin Arvasî algısı
19. yüzyılda Osmanlı'da ve Kafkaslar'da gizli şebekeler kuran Nakşiler, burada edindikleri örgütlenme tecrübelerini Cumhuriyet dönemine yansıtırlar. Tekke merkezli tarikat anlayışının değişmesinde bir dönüşüm modeli olan Arvasî, yaşadığı dönemde aydın, tüccar, esnaf ve öğrenci gibi toplumun birçok kesiminden insanı etkiler, manevi yaşantılarına yön verir. Arvasî'nin yürüttüğü yeni tip tarikat anlayışının (vaaz, sohbet ve rabıta) sonuçları arasında, 1930'ların seküler ve Kemalist entelektüelliğine meyyal Kısakürek'in İslâmi saflara katılması vardır. Kısakürek ile Nakşilik, legal alanda kendisine entelektüel bir ses bulmuştur. Arvasî ismi, günümüz insanı tarafından daha çok Kısakürek ve Hüseyin Hilmi Işık gibi isimlerle birlikte anıldığı için bu müritlerin şeyhlerini nasıl gördüklerine bakabiliriz.
Sayfa 127·Kitabı okudu
Alıntı
Tarikatlar daima dinselin deneyimlenmesinde tekel olma istidadına sahiptir. İlaveten hizmetliler kitlesi üzerinde tekelci denetim kurmaya çalışan yapılar olarak da örgütlenmiştir. Tarikatın otoritesi, insanları eğitme ve kendi imgesine göre biçimlendirme gücünü elinde tutar. Bu biçimlendirmeye dinî sosyalleşme süreciyle dahil olan müminler, cemaat ya da tarikat üyeleri, dinî, ahlâki yeniliği ve kurtuluşu yalnızca kendi kurucularına atfeder. Ayrıca şeyh, devraldığı ya da inşasına katkıda bulunduğu dinsel hafızanın etkisini laik ve din dışı gruplar üzerine de yaydığı için, bu etkiyi güçlendirmek amacıyla, söylemlerini dönemin kaygılarına cevap veren doktrin biçiminde sunabilir. Bunun için şeyh, hakikatin temsilcisi olduğunu gizli ya da açık biçimde iddia eder. Şeyh, dinin nasıl anlaşılacağına ve yaşanacağına dair görüş bildirmekte kendinde büyük yetki ve salahiyet görür. Bunun örneğini Nakşi şeyhi Arvasî'de buluruz; dinî otorite figürü olarak müritleriyle yaptığı sohbette şunları söylemişti: Hutbelerin Arapça olması lazımdır! İki hutbe arasındaki Türkçe va'z, hutbeyi ifsâd eder, bozar. Hutbe fâsid olunca, cum'a nemâzı da noksan olur. Hutbe'nin, Kur'ân-ı Kerim'in ma'nâsını anlamak lazım değildir. İbâdet, emre uymaktır; anlamak lazım değildir! [...] İbadetde re'y yoktur. Re'y fukahânındır. Din imamları ne demişse, onu okumalıdır. Dinde söz sahibi olanlar, müçtehitlerdir, hocalar değildir." Böylesi bir görüş dinî ortodoksinin, yani İslâmi ortodoksinin dile getirilmesi olduğu gibi gündelik hayatı düzenleme konusunda tek otorite olma arzusunun da ifşasıdır. Bu nedenle İslâmi ortodoksi adına konuşanlarda ve bu yönde faillik üretenlerdeki otorite arzusu, sadece yabancı davranış ve tüketim nesnelerini lanetlemek gibi basit bir mesele değildir. Bu arzu insanların gündelik
Sayfa 67·Kitabı okudu
Reklam
Reklam