Ferhat Taylan

Ferhat Taylan

DerleyenÇevirmenEditör
9.2/10
24 Kişi
·
66
Okunma
·
0
Beğeni
·
44
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
248 syf.
·15 günde
İnceleme Patlatma Vakti :)

Öncelikle bu kitap benim için keyfine okuduğum bir kitap değildi, onu en başta belirteyim ama keyfine okur muydum?

Nope :) Deleuze şu an bana kötü kötü bakıyor, şaka yaptığımı söylemeliyim yoksa beni çokluğunda boğacak :)

Şaka bir tarafa gerçekten okurdum çünkü bu kitap bir filozofun başka bir filozofu nasıl yorumlayıp, o filozoftan kendi felsefesini nasıl ilmek ilmek ördüğünü görmek için ehemmiyetli bir kanıt olabilir.

Kitap harika bir içindekiler kısmı ile okuyucu selamlıyor, Deleuze'ün kendi felsefesi bir çokluk felsefesidir, oluşun oluşturduğu bir yayla felsefesidir. Çok olanın, farklı olanın yadsınmadığı aksine çeşitliliğin masumiyet ve yaşamı çekilir kılan o 'şey'i arttırdığını söyler kendileri.. Aynı zamanda postmodern olduğunu da kabul etmez ama tam bir postmoderndir :) Kötü kötü bakmaya devam ediyor :)

Bu nedenle de içindekiler kısmı 5 ana bölümden oluşur ve her bölümün altında en az 14 alt bölüm ve yine onlarında altında en az 2 alt başlık bulunur. Bunu neden söylüyorum çünkü filozof kendi felsefesini kitap yazarken bile okuyucuya yaşatıyor, çokluğu bize daha kitaba başlarken gösteriyor.

Kitabın içeriği ise Nietzsche'nin 16 kitabının Deleuze'yen bir şekilde yorumlanışıdır. Tüm felsefe tarihinin eleştirisini Nietzsche'nin kavgacı maskesi altında yapar Deleuze.. Herkese saldıran ama aynı zamanda babasının elinden tutan bir çocuk gibidir..

Neyse ki baba sağlam :)

İçerik olarak geleneksel felsefenin, özcü (her şeyin tek bir özü vardır), çileci (doğuştan gelen suçun çilesi), tekil (yaşamda her şeyin hakiki olarak imlediği bir tek kendinde şey'i vardır) düşüncelerine karşı bir başkaldırıya sahip olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ağaç biçimli, köklerinden destek alarak ilerleyen felsefeye Deleuze, Nietzsche üzerinden karşı çıkar. Çünkü bu tip bir felsefe anlayışı ancak kendine benzer olanı olumlayıp, kendinden farklı olanı yadsıyacaktır. Deleuze'e göre felsefe köksap düzeninde olmalıdır, yatay olmalı ve dilediğince köklerine bağlı kalma kaygısı çekmeden uçabilmelidir.

Evet evet zencefillerin uçtuğunu hayal ediyoruz tam bu noktada :D

Aynı zamanda hristiyan çileci ahlakına da bir eleştiride bulunur Deleuze, tabii yine Nietzsche üzerinden yapar bunu, nitekim Nietzsche'nin Güç İstenci kitabı bu konu hakkında detaylı bir eleştiri sunmuştur ve Deleuze bu kitabı hatmetmiş diyebiliriz. Dünyaya biz bir suçla geliriz hristiyan ahlakına göre, evet evet o hepimizin bildiği 'elma' mevzusu, bu suçtan arınmak için çile çekip, acılara gark olmak din adamlarınca olumlanır. Nietzsche de Deleuze de bunu eleştirir, yaşamın Dionysoscu (Şarap Tanrısı - Arzuyu temsil eder) yanının bastırılması demek kendi bedenimize ihanet etmek demektir. Geleneksel felsefe ve hristiyan ahlakı tam olarak bunu gerçekleştirir: insanlığımızın utanılmaması gereken yanını bastırır.

Buradan hareketle, Deleuze kendi felsefesini -arzu, fark, oluş- Nietzsche'nin bu eleştirisinden inşa eder. İçerik hakkında daha fazla bilgi vermek değil amacım çünkü içeriği genel bir okuyucunun hiçbir felsefe bilgisine sahip olmadan anlaması pek mümkün değil. Fakat en azından Nietzsche'yi okuduysanız ya da severseniz kendilerini bir de Deleuze'ün gözüyle okumak size çok şey katacaktır. Ki Deleuze'ün felsefesini nasıl kurduğunu anlamak isterseniz de bu eser, en başta okumanız gerekenler arasında yer almalıdır.

Ayrıca bu kitabı yazmak için tam 8 yıl bekler Deleuze, sebebi ise Nietzsche'yi gerçekten özümsemektir ki bence de Nietzsche'nin vantrilokluğunu (hocalarımın daha önce belirttiği gibi) harika bir şekilde icra ediyor.

Ve son olarak Deleuze'ün aşk tanımına değinmek istiyorum; “Birine âşık olmak, onu kalabalığın içinden çekip çıkarmak, çokluğun içinde tek kılmaktır.” Der kendileri..

Benim gözümde bu kitap Deleuze'ün Nietzsche'ye olan aşk ilandır, onu çokluğun içinden çıkarıp tüm felsefe tarihinin gözünde tek ve ulaşılmaz kılmıştır. :)

Şimdiden okumak isteyen herkese keyifli okumalar diliyorum..

Not: Vantrilok => Birinin bedeninden konuşmak
248 syf.
Gilles Deleuze gibi bir değerin kaleminden çıkmış, Nietzsche'yi, Lucretius ve Spinoza felsefesiyle değerlendiren akıl almaz bir eser.

öncelikle sizi roma dönemi felsefecilerinden lucretius ile tanıştırayım; kendisi evrenin yapısı ile atomun yapısını ilişkilendiren, insan ruhunun da evrenin bu ilişki içerisindeki dengeyle oluştuğunu anlatan aşmış bir isim. ruhun küçük atomlardan ve atomun da birbirine bağlı şekilde bulunan iki parçadan oluştuğunu söyler. doğmadan önce nerede olduğunu bilmeyen insan için öldükten sonra gideceği bir yer yoktur der ve insanı atmosfer içinde var olup atmosfer var olduğu sürece yaşayabilecek bir canlıdan ibaret sayar. tanrı varlığını kabul ederek yaşam şekli olarak insana karşı idealize edilmiş bir örnek olarak görür. lucretius atom ikiye bölünmüş yapısıyla açıklarken bunlardan birine anima der, diğerine ise animus der. biri duygudur öteki ise kalbin-vicdanın kendisidir. iktidarın bu denge üzerinde yoğunlaşarak insan dengesini bozduğunu, insanın toplum içerisine girdiğinde yaşadığı yozlaşma emareleriyle kendiliğinden bozulduğu şekliyle toplum daha kolay idare edilebildiğini öngörür. ve gücü elinde bulunduranları ifşa etmesi de kendisinin kaçık olduğu sanısıyla bastırılmaya çalışılmıştır.

spinoza ise lucretius'tan bağımsız olmamak üzere tanrı ve doğa kavramından hareketle temellendirir felsefesini. ''insan, doğada egemen olan belirlenmişliğe bağlı bir yaşam sürdürür.'' der. yani hem lucretius gibi doğanın için salt bir canlıdır derken hem de kadercilik ile konuyu tanrıya bağlamaktadır. spinoza'ya göre, insanın bütün eylemleri bir belirlenmişlik içindedir ve en büyük özgürlüğü ise bu belirlenmişliğin bilincinde olmasıdır diyerek oluşturuyor felsefesini... diğer taraftan erdemi ele alırken insanın, kendi varlığını koruması ve sürdürmesi olarak en basit haliyle anlatmaktadır. ve mutluluk olgusunu bu ilkel duruş içerisinde değerlendirip bu duruşu bozan her sistemi ifşa etmektedir spinoza. dolayısıyla kendi döneminde her filozof gibi dışlanmış bir kişiliktir. umurunda mıdır? o da ayrı bir tartışma konusu tabi. mutsuzluk olgusuyla insanları kontrol altına alan sistemi ifşa ederken bugün bile özellikle ethica'daki tespitleri geçerli olan spinoza'yı anmadan geçmemiş deleuze.


ve nietzsche'yi anlatırken öncesinde oluşturduğu lucretius-spinoza derinliği ile kendine aşık eder deleuze... özellikle aklın soykütüğü üzerine kitabının analizini yapmış diyebilirim. okurken daha derinlikli bir kitap incelemesi okudum son bölümde resmen.

nietzsche, unutmak eyleminin insanın edilgen bir sürecinin yansıması olmadığını, bir ket vurma olduğunu söylemiştir. ve o efsane kitabından sonra insan çok daha farklı (doğru) analiz edilir oldu. ket vurmayı ise mutlu olmak için yaptığını, geçmişte yaşayan insanın yaşadığı derin buhranı arzulamadığını söyler. insan kendini zorlasa da zihin arzulamamaktadır. bu bir.

belleğin oluşumunu anlatırken, toplumların törelere dayanan cezalandırma yöntemlerini ve altkültürün yaptırımlarının buna vesile olduğunu ve bu ceza yöntemleriyle genel bir hafıza yaratıp ''korku'' mantığı oluşturarak unutulmak istenilenin hatırlatıldığını söyler. bu iki.

ceza ve cezanın uygulanışında da geriye dönük hatırlatmalar hem birinci aşamadaki gibi bireysel hem de ikinci aşamadaki gibi toplumsal hatırlatmalar kullanılarak yapıldığı için toplumun kontrolü lucretius-spinoza derinliğinden gelen nietzscheci analize dayandırarak anlatıyor deleuze... olağanüstü bir kitap gerçekten. çok da güzel bir kaynak benim için.
248 syf.
20. yy'ın en önemli filozofu Deleuze'ün çağını en çok etkileyen bir filozof üzerinden felsefeye yeniden bakışıdır bu kitap. Popüler kültürün içini boşalttığı Nietzsche'ye iade-i itibardır. Deleuze'ün Nietzsche okuması bilinmeden Nietzsche bilinmez.

Kitabın baskı kalitesi, sayfa düzeni vs. her şeyiyle tamam bir kitaptır.
248 syf.
·Beğendi·10/10
Bu zamana kadar Nietzsche'nin felsefesi üzerine yazılmış kitapların bir çoğundan değerli bilgiler ve ip uçları edindim.
Ancak Deleuze kadar Nietzsche'yi özümsemiş bir yazarla karşılaşmadım. Kitabın sonlarına yaklaştıkça daha fazla coşkuya kapıldım. Deleuze'un Nietzsche'ye yaklaşma metodu ve üslubunu dahice buldum. Bu kitabın çevirmeni Ferhat Taylan'a da özenli çalışması için teşekkür ederim. Ne kadar çok zorluklarla karşılaşmış olabileceğini tahmin edebiliyorum. Kitabın içeriğine değinmeyeceğim çünkü Nietzsche'nin eserlerini okuduktan sonra sıraya alınması gereken bir kitap ve hepsi birbiriyle bağlantılı: Her bir cümlesi önemli ve değerli.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 66 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 159 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.