1979 yılında liseyi bitirerek Almanya'ya taşındıktan sonra, Mainz Üniversitesi'ne bağlı bir müzik okulunda kısa bir eğitim aldı ve Kızılırmak adlı ilk albümünü çıkardı.
1984 yılında Türkiye'den Almanya'ya giden müzisyen Orhan Temur'la başladığı çalışma ile "Bu Yürek Bu Sevda Var İken" adlı albüm albümünü çıkardı.
Ferhat Tunç'un bu albümü, 12 Eylül Darbesi'ne itirazın izlerini taşıyordu.
1985 yılında ülkeye dönen sanatçı, Türkiye'deki ilk albümünü "Vurgunum Hasretine" adında müzik sevenlerle buluşturdu.
"Vurgunum Hasretine" albüm kısa sürede ülkede büyük yankı yarattı ve Ferhat Tunç artık Türkiye'de, toplumsal muhalefetin içindeydi. Miting havasında geçen konserler, çok satan albümler ve toplumsal muhalefetin gözdesi olan bir sanatçının ödeyeceği bedel ise; gözaltılar, davalar, mahkemeler ve yıllar süren konser yasakları olacaktı.
Ferhat Tunç bu konuda "Saldırılar arttıkça ben güçleniyordum. Sanatsal üretimimin geliştiğine ve güzelleştiğine şahit oluyordum" diyor.
"Zor Zamanlar İnce Şarkılar" kitabı sanatçının bir zamanlar düzenli olarak yazdığı Gündem Gazetesi'nde "Vaveyla" adını verdiği köşesindeki özellikle son üç yıldaki yazılarının derlenip kitaplaştırılmasıyla oluşturulmuş bir eserdir. Her yazısının bir hikayesi olduğunu söyleyen Ferhat Tunç genellikle hikayelerinde ;savaş, barış, Kürt sorunu, Alevilerin demokratik istemleri, vb konuları işlemiştir.
25 Mart 2010 tarifinde Ferhat Tunç "3 Mart Dünya Özgür Müzik Ödülü"nü aldı.
Ve artık ayrılma vaktiydi.Köydekiler toplanmış bizi yolcu edeceklerdi.Bir armağan sunmalıydım onlara. Ama ne olabilirdi ki bu? Çocukluğuma gittim o an, Dersimlinin bağrına en çok yerleşen bir türküye..Sevgili Yaşar Seyman’ın da desteğiyle çocukluğumdaki gibi söylemeye başladım.
Daye daye daye
Bekesa mı waye
Felek gelmiş biyo
Şiyo harde şaye
Devamını getiremedim.Sesim titredi, nefesim kesildi ve gırtlağım düğümlenip kaldı.Ağlamak neydi ki burada?Hiç niyetim yoktu ağlamaya ve ağlatmaya. Ama olmadı, yapamadım. Dokunsan yıkılmış tüm evleri ağlayacak olan Pilvenk’ te, benim o sevgili kayıp köyümde ağlamak bir ibadet miydi artık?
Çocukluğuma döndüm o an. Tıpkı o yıllardaki gibi, içimden ve özümden nasıl geldiyse öyle söyledim.
Pilvenk ağladı, ben ağladım..