Gene D. Matlock

Gene D. Matlock

Yazar
7.8/10
4 Kişi
·
12
Okunma
·
1
Beğeni
·
541
Gösterim
Yüce Tengri, yani Türk kültürünün kalbi kimdir?
Tengri, gökte oturan görünmez ruhtur. Uludur. Gökten ve bütün dünyadan Yücedir. Bu yüzden, eski Türkler O’nu “Sonsuz Mavi Gök” veya “Han-Tengri” diye saygıyla isimlendirdiler. “Han” unvanı, O’nun Evrendeki hakimiyetine işaret etmekteydi.

Tengri’ye olan inancın hikmetini e derinliğini anlamak için, insanların bedihi bir gerçeği kavraması gerekliydi: “Tanrı birdir, O her şeyi görür.” O’ndan hiçbir şeyi gizlemek mümkün değildir. O, maliktir, hakimdir.

Türk milleti, o zamanlarda İlahi Yargılamadan korkma düsturuyla yaşıyordu. Fakat, dehşetle değil!.. İnsanlar şundan emindiler: Dünyada yüce adalet vardır. Bu İlahi Mahkeme’dir. Onu kimse atlatamaz, ne kral, ne de köle.

Tanrı... Himaye ve ceza bir şahsiyette! Türklerdeki Bir Tanrı inancı buna dayanıyordu.

Din... İşte Türk milletinin manevi kültürünün en üstün başarısı; insanlar putperestlikten uzaklaştılar. Onlar, Tengri’ye daimi farklı hitap ettiler: Bog (Bogda veya Boje) Hoday (veya Koday), Alla (veya Ollo), Gospadi (veya Gozpadi).

Altay dağları, bu sözleri iki bin beş yüz yıl önce işittiler! Tabi ki, Tengri’ye hitaplar farklı idi.

Fakat “Tanrı” sözü, daha çok kimse tarafından telaffuz edildi; bu söz, “barışa, huzura ve kemale kavuşmak” anlamına geliyordu. Artık, Türkler Tanrı ile savaşa girmekte; her güç işe Tanrı ile girişmekte idiler.
Türk dünyası onlarca halkı birleştiriyor; hepsi aynı kökten ve hepsi kendilerine özgüdür. Farklı nüanslı sesleri ve anlamlarıyla, dilleri kendilerine özgü. Bazen aynı kelime, farklı topluluklarda, tamamıyla başka bir anlama geliyor. Bu da normal! Çünkü bunda Türk dilinin sonsuzluğu, onun hayret verici sadeliği ve eskiliği bulunuyor.
Türk dünyası, büyük ve olağanüstü. Bu dünya içinde en kalabalık olanlar "Türkler". Onlar, dünyanın her köşesinde tanınan büyük bir ülkede, Türkiye'de yaşıyorlar. Kendi halkıyla, eski töreleriyle, yüksek ve emsalsiz kültürüyle. Bu millet hakkında binlerce kitap ve makale yazılmıştır.
Nuh'un Gemisi Orta Asya'da güneye doğru ilerledi ve Doğu Anadolu'da Ararat Dağı'nda karaya oturdu. Tarihin o zamanında, birçoğumuza da öğretildiği üzere, dünya üzerindeki herkes yalnızca Sanskritçe konuşabiliyordu. Dünyadaki bütün ulusların atası olan Hyperborea sakinleri, bugün bizim Türkler olarak adlandırdığımız insanlardı.
Ve belki de en büyüleci olanı, toponomi'nin gösterdiğinin yüzeyde gerçek olduğudur. Eski Türkçe bir terim olan "Ing", "Ganimet" anlamına gelir. Bu "Ingland"ın kökeni, "Zapt edilmiş/Ganimet alınmış Toprak", değil mi? Türkler gelmeden önce adaya Albion denilirdi.
Piri Reis'in haritasını dikkatlice gözden geçirdikten sonra, tarihçiler Güney Meksika, Orta Amerika ve Güney Amerika'nın ve aynı zamanda Afrika'nın batı sahilinin ana hatlarını ayrıntılı ve kesin bir biçimde gösterdiğini hayretler içinde kalarak yazmışlardı. Ancak onları şaşırtan haritanın bu kısmı değildi çünkü bunları çizmek için Kolomb'un haritaları kullanılmıştı. Onları asıl hayrete düşüren, günümüzde Vera Cruz olarak bilinen, kıyıdan uzaktaki geniş bir ada ve kutup bölgelerinin, bugünkü gibi binlerce kilometre buzla kaplanmadan önceki Kuzey Kutbu ve Antartika'nın dağlarının, vadilerinin, adalarının, nehirlerinin, ve ovalarının eksiksiz bir taslağıydı. 1818'e kadar güya kimse Antartika'nın varlığından haberdar değildi. Bilim adamları Antartika'daki buzulların milyonlarca yıllık olduğu fikrinde ısrarlıydı. Bu buzul örtüsünün on binlerce yıldır var olduğunu söylüyorlardı. O geniş adaya gelince, Platon buna benzer bir adanın MÖ 9000 yıllarında denize gömüldüğünü söyler! Piri Reis haritası Greenland'ı iki ada olarak göstermektedir. Fransız bir keşif heyeti, iki Greenland arasındaki boşluğun buzullarla kaplı olduğunu kanıtlayan sismik sondaj çalışmaları yapmışlardır. Ordu mühendisleri ve Amerikan donanması Hidrografi Ofisi'de, diğer bilimsel örgütler gibi, Piri Reis'in haritasının, buz ve karla kaplanmadan önce Kuzey ve Güney Buzulları altındaki yer şekillerini olduğu haliyle kesin olarak gösterdiğini şüphe bırakmayacak şekilde kanıtlamışlardı.
Sırası gelmişken, uzun süredir çekiciliğini koruyan kurganları uzak İngiltere'ye kim ulaştırmıştı? Kesinlikle Büyük Bozkır'ın diğer topraklarında da aynı kurganlar vardı. İskoçya'da ise hiç bulunmuyor... Ve İngilizler bilmelidir ki, onların sevilen oyunu polo, (at üstünde sopalarla oynanır) Büyük Kavimler Göçünden önce Altay'da oynanırdı. Onlar tahta bir top değil de düşmanın deri bir torbaya sarılmış kafasını sürerlerdi. Türkler eski oyunlarının çoğunu unuttukları gibi, bu oyunuda unutmuşlardır.
Kuşkusuz, dünyada "Tanrı" için kullanılan pek çok kelime vardır. Muhtemelen Tufan öncesi ve sonrası dünyada Tanrı için kullanılan en yaygın sözcük Türkçe Tengri ya da Tenri'ydi.
Hindu mitolojisine göre, insanlığın tamamıyla gelişmiş uygarlığının ortaya çıkışından yaklaşık 30 bin yıl kadar sonra,dünyanın ekseninde meydana gelen ani bir sapma Kedar Hand buzdan bir cehenneme çevirmişti. Şimdi adına Türk dediğimiz Kurus
ya da Beş Krishtaya, güneye doğru kaçmak zorunda kalmıştı. Bunlar zaman içinde,bütün Orta Asya ve Hindistan’ı tek bir ulusa
çevirecek şekilde Hindistan’ın yerli sakinleriyle birleştiler. En sonunda, diğer bölgelere de yayılmaya başladılar.
“Hoday” hitabı (kelimesi kelimesine “mutlu ol” demektir) farklıydı; o, bu dünyada Her Şeye Kadir Tengri’yi işaret ediyordu. Dünyadaki her şeyin Yaratıcısı, Var-Eden’i. Kadir-i Mutlak, Mutluluk Verici buradan geliyor. “Alla”yı (Ala) eski Türkler nadir olarak - sadece Yüce Han-Tengri’den bir şey istedikleri zaman - telaffuz ediyorlardı... En mahrem şeyleri... Bu söz, Türkçe “al”dan (el) geliyordu. Başka bir ifadeyle, “veren ve alan”, işte bir zamanlar “Alla” (Allah) kelimesi bu anlamdaydı. Onu telaffuz ederek dua okumak ve Sonsuz Mavi Gök’e avuç açmak usuldendi. “Gospadi” sözü pek nadir kullanılırdı. Onu telaffuz etme hakkına sadece din adamları sahiptiler. O, kelimesi kelimesine “gözü açan” veya “göze ışık veren” anlamına geliyordu. Bu, tengri’ye en yüce, en mahrem hitaptı. Çok derin bir anlama sahipti. Ruhen temiz dindar kişi, onu söyleyerek, hadiselerin görünür yüzünün gerisinde yatan şeyi anlamak için doğru yola iletmesini niyaz ederdi.
Kitabın ismine bakınca epey merak etmiştim ve beklentim bir şekilde ele geçirilen mektuplar belgeler ile ıspatlanmaya çalışılan tarihi bir anlatım idi. Ancak öyle olmadı. Harika bir genel kültür yüklüyor insana,orası tartışılmaz. Ve anlaşılması için kesinlikle sessiz sakin ortamda sakin kafayla okunması gerek. Durup durup geri saracağınız ya da kapatıp üzerinde düşüneceğiniz cümleler hatta sayfalar var. Gece herkes uyurken başlayıp kimse uyanmadan bitirmem benim avantajıma oldu. Kitapta sevemediğim bir şey,her anlattığını neredeyse hristyanlık ile ilgili şeylerle desteklemeye çalışması ki kitabın en başında zaten teslis inancına dayalı olarak anlatacağını belirtiyor. Aslında okunası bir kitap ama benim beklentim farklı olduğundan hayal kırıklığı oldu bana. sizlerden ricam, beklentiye girmeden okuyun ve keyfini çıkarın. kitapla kalın.
İlginç bir yaklaşım tarzı var okunmaya değer bir eser. Kayıp bir uygarlığın sırları dünyayı değiştirebilir mi? Gene matlock un özel araştırması ile hazırlanmış. Tüm dinlerin Tengri dininden türemesi tüm insanların arasının türküler olması gibi ilginç bilgilere hazırmısınız

Yazarın biyografisi

Adı:
Gene D. Matlock
Unvan:
Amerikan Tarihçi

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 12 okur okudu.
  • 12 okur okuyacak.