Kitap önce Kapitalizmin ne olduğunu, tarihsel olarak gelişimini, olumsuz yönlerini anlatıyor. Ardından, sosyalizmin bir başarısı olarak Devlet ekonomisinin ortaya çıkışını, sosyalizme geçiş aşaması olduğu vurgulanan devlet ekonomisinin fayda ve zararları anlatılıyor. Kapitalizm, devlet ekonimisi ve ulus bilincinin var olduğu sürece insanlığın rahat olamayacağını ve sürekli bir savaş tehdidi altında kalacağını söyleyerek, insanlık için huzurun; sınırları olmayan evrensel bir birliğin kurulması ile kazanılacağı vurguluyor.
Kitapla ilgili düşüncem şu yönde: Sosyalist düşüncenin çıkış noktası haklı gerekçelere dayanıyor. Gerçekten de Kapitalizm gelişen ekonominin verdiği ivme ile kâr elde etmek, yeni pazarlar elde etmek ve dolayısıyla sömürgecilik, tekelcilik oluşturan bir sistem ve İngiltere, Amerika, Fransa, Almanya gibi hain devletlerin ellerinde keskin bir bıçak gibi durdu duruyor. Sorun şu ki Sosyalizm doğru çözüm getirmiyor. Kitapta SSCB örneğiyle özeleştiri yapılıyor ve sosyalizm Rusya'da çözüm olmadı zira orada işçiler değil, devleti yöneten azınlık kazandı ediyor. Evet proleter denen işçi sınıfı hakim olacak iken devleti yönetenler sosyalizmi devlet politikası haline getirerek, ayakta kalmak için rekabet gücü adına kazancı devlet ihtiyaçlarına harcadı. Sosyalizmin hakim olabilmesi için ülke sınırlarının ortadan kalkması gerekiyor peki bu mümkün mü? Asla. Buna en fazla karşı çıkacak olan grup kapitalizmin yoğun olduğu yine bu hain devletlerdir. Kaldı ki Sosyalizmi getirme görevi sosyalistlere göre proleter denen işçi sınıfına verilmiş. Dolayısıyla ulus bilinci yıkılamaz bir İsraeli Yahudi bir İngiliz bir Rus asla ulus bilinciden vazgeçmez. O yüzden Sosyalizm ölü bir proje ve uygulanması mümkün değil