Gözde Kazaz

Gözde Kazaz

Yazar
8.2/10
5 Kişi
·
9
Okunma
·
0
Beğeni
·
15
Gösterim
Gelişti bu ülke , bugüne geldi ve durdu bir yerde. Şimdi yokuş aşağı giden bir araba gibi ve hakikaten nereye çarpacak belli değil gibi bir kaygım var."
Bir Almancının ne hissettiğini çok daha
iyi anlayabiliyorum artık. Niye orada yaşamak ve Türkiye'ye dönmek arasında çeşitli fanteziler kurduklarını daha iyi anlayabiliyorum.Öte yandan, buna kapılmak benim baktığım yerden biraz aptallık. Türkiye demek, tekrardan geri gelmek demek, tekrardan geri gelmek de aslında tekrardan göçmen olmak demek benim için artık. Çünkü ne sosyal ne kültürel olarak ait olduğum bir yere tekrardan dahil olmam demek, her ne kadar daha fazla şey bildiğim bir toplumdan bahsediyor olsak da. Ben artık oraya ait değilim. Buraya da ait değilim. Bu da işte göçmen dediğimiz şey anlamına geliyor. Bu da benim kimliğimin bir parçası artık.
“Her geçen gün insanlar daha da mutsuzlaşıyor, daha da hastalanıyor, daha da parasızlaşıyorlar. Türkiye’de 20-35 yaşnarası insanlar tüketim, savunma, kaygı bozukluğu ile yaşıyor. Sadece konuşulan 3-4 konu kaldı. Seçim ne zaman, şunu ne kadara aldın filan... Kimse durup sen ne dinlemeyi seviyorsun diye sormuyor ama sor, iş yerinde kimin nereye ne kadar borcu var hepsini bilirler. Konuşulanlar kısıtlı ve sığ.”
Yüz yirmiye yakın sıfat vererek içlerinden on tanesini seçip hayal ettiğiniz ülkeyi tanımlayın demişiz. Yüzde 72'si ilk sırada adalet demiş; Türk veya Kürt, CHP veya AKP seçmeni, eğitimli veya eğitimsiz hiç fark etmeksizin. İkinci sırada huzur demiş. İnsanlar her şeyin farkında.
"Dünür tarafı çok dindar çıktı, kızımızı onlara vermeyelim," ya da "Damat tarafından Kürtler varmış, boşanırsın," diyen duydunuz mu hiç? Hayır, çünkü bireysel hayatında tanıdığı dindar ve tanıdığı Kürt, iyi niyetli dindar ve iyi niyetli Kürt. Ama sokaktaki bütün Kürtler bölücü, sokaktaki bütün dindarlar şeriatçı, bütün solcular ahlaksız. Türkiye insanı iki paralel evrende gibi yaşıyor. "
"Herkesin hayatı aslında yaptığı işin ritmiyle çok şekillenmiş durumda; arkadaşlık ilişkileri de öyle, nerede yemek yedikleri de öyle. Bütün kentin sosyal mekanları iş üzerinden şekillenmiş durumda. Yani bu aslında sadece bir gelir eksikliği ya da güvence eksikliğinin dışında, içinde olmana rağmen kendi sosyal ilişkilerinin de içine girememe gibi bir şey."
"Şu an içine düştüğümüz bu şuursuzluk, it dalaşı anlaşılır gibi değil ve bunun bizde yarattığı psikoloji ağır bir psikoloji; bu ülkede yaşayanlar için. Her gün birileri ölüyor, çok basitçe öldürülebiliyor. Bu şiddet sarmalı içerisinde haliyle insanların psikolojilerinin çok darmadağınık olup Yeter artık, 'bu nedir arkadaş!' diye amaçsız, koşulsuz çekip gitme isteği makul bir istek:
İslamdaki tevekkül anlayışı, bir tutum olarak idare etme kültürünü anlamada bir fikir verebilir; nitekim burada da, kişinin gücünün yetmediği ya da gözünün kesmediği bir güçlük karşısında hayatına ilişkin yetkiyi ve ehliyeti -en basit tabiriyle- bir üst merciye tevdi ettiği bir tabiyet söz konusu. Etienne de la Boetie'nin tabiriyle bir nevi "gönüllü kulluk kurumu" olarak da niteleyebileceğirniz idare etme kültürü, kişinin kendi yaşamının öznesi ve faili olmadığını düşündüğü koşullarda hızla yaygınlaşıp kökleşiyor. Üstelik bu kültürün günümüzde yalnızca Türkiye gibi derin toplumsal yarılmaların söz konusu olduğu ülkelerde değil, dünya genelinde yaygınlaştığını da belirtmemiz gerek
Görüşmecilere yönelttiğimiz "Neden Türkiye'den gitmeye karar verdiniz?" sorusuna verilen yanıtlarda somut koşullara dayanan sebeplerin yanı sıra duygular da ön plana çıkıyor. Bu duyguların en genel anlamda ifade bulanıysa umutsuzluk.
Suriyelilerin gelişiyle birlikte bakkalından manavına, doçentinden profesörüne herkes göç uzmanı oldu. Bu durum, konuya yönelik ilgiyi artırdığı için iyi olmakla beraber, eğriyle doğruyu
ayırt etmemizi zorlaştıracağı için kötü.
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 9 okur okudu.
  • 6 okur okuyacak.