Grady Hendrix

Grady Hendrix

Yazar
7.1/10
27 Kişi
·
46
Okunma
·
0
Beğeni
·
340
Gösterim
Adı:
Grady Hendrix
Unvan:
Amerikalı Yazar,Gazeteci,Senarist
Doğum:
Charleston, Güney Karolina, ABD
Yirmi sene öncesine dönüyor ve rezil halde bir
Volkswagen Rabbit’in içinde eski köprünün üzerinden geçiyor.
Radyoda bangır bangır UB-40 çalıyor,
mis gibi ve tuzlu hava yüzüne vuruyor.
Başını sağa çeviriyor ve kopilotu Gretchen’ı görüyor.
Rüzgâr sarı saçlarını dalgalandırıyor, ayakkabılarını çıkarmış
ve koltukta Kızılderili gibi oturuyor.
Ahenksiz, avazlarının çıktığı kadar radyodaki şarkılara eşlik ediyorlar.
1988 senesinin Nisan ayı ve tüm dünya onların.
Grady Hendrix
Sayfa 10 - İthaki Yayınları - 1291 1.Baskı Aralık 2017
1982.
Ronald Reagan, Uyuşturucuyla Savaş kampanyasını
harekete geçiriyordu. Nancy Reagan
herkese “Yalnızca Hayır Deyin,” diyordu.
EPCOT Merkezi en sonunda açılmıştı,
Midway atarilerde Bayan Pac-Man’i yayınlamıştı ve
Abby Rivers nihayet bir filmde ağladığı için tasdikli bir yetişkindi.
Gittiği film E.T. idi ve tekrar tekrar filmi izlemek üzere
sinemaya gitmişti zira kendi istemsiz tepkisi karşısına
hayrete düşüyor, E.T. ve Elliott birbirlerine uzanırlarken yüzünden
akan gözyaşlarının kıskacında kendini biçare hissediyordu.

O sene on yaşına girmişti.
Meşhur Parti senesiydi.
Her şeyin değiştiği seneydi
"Ve o en karanlık anda haykırırsın: Tanrım; yapamıyorum!" Ve karanlıktan bir ses gelip şöyle der: "Ama ben yapabilirim." Bu, gece gelen sakin, küçük bir sestir. Bu senden daha büyük bir şeyin sesidir. Konuşan Tanrı'nın sesidir. Ve şöyle der: "Yalnız değilsin."
Dışarıdaki paten sahasında Journey’nin “Open Arms”
isimli şarkısı çalıyordu ve tüm büyük çocuklar özel parti
odasının plastik camdan penceresinin önünden kayarak
geçiyorlardı. Abby doğum gününde yalnız olduğu
için herkesin ona güldüğünü biliyordu.

Tırnaklarını bileğinin iç tarafındaki süt kadar beyaz derisine
bastırdı ve ağlamamak için canının ne kadar yandığına odaklandı.
En sonunda, saat 15.50’de, bileğinin iç tarafının her bir
noktası parlak ve kırmızı, yarım ay biçimindeki izlerle kaplıyken
Ashley Hall’dan yeni transfer olmuş garip,
yeni çocuk olan Gretchen Lang annesi tarafından odaya itildi.

“Merhaba, merhaba,” diye neşeyle cıvıldadı Bayan Lang.
Bileklerinde bileklikleri şakırdıyordu.
“Kusura bakmayın gecik– Herkes nerede?”

Abby cevap veremedi.
“Köprüde, trafikte sıkışmışlar,” dedi Abby’nin annesi yardımına koşarak.

Bayan Lang’in yüzüne rahatlamış bir ifade oturdu.
“Gretchen, küçük arkadaşına hediyesini versene,” dedi,

Gretchen’ın kollarına sarmalanmış tuğlayı yükledi ve
kızını öne doğru itti. Gretchen kuvvetini arkasına
verdi ve topuklarını yere sıkıca gömdü.
Bayan Lang başka bir taktik denedi.
“Bu karakteri tanımıyoruz, değil mi Gretchen?”
diye sordu E.T.’ye bakarak.

Şaka yapıyor olmalı, diye geçirdi içinden Abby.
Gezegendeki en popüler kişiyi nasıl olur da tanımazdı?
“Ben kim olduğunu biliyorum,” diye karşı çıktı Gretchen.
“E.T… Kuzeyli Varlık?”

Abby’nin havsalası almadı.
Bu çılgın deliler ne diyordu böyle?
“Uzaylı Varlık,” diye düzeltti onu Abby boğazındaki
düğüm çözülünce. “Yani başka bir gezegenden geliyor.”

“Ne kadar hoş değil mi,” dedi Bayan Lang.
Sonra bahanelerini sıralayıp topukları kıçına vurarak oradan kaçtı.
Havaya ölümcül bir sessizliğin zehri yayılıyordu.
Herkes huzursuzca ayaklarını oynatıyordu.

Abby’ye göre bu durum yalnız olmaktan daha kötüydü.
Artık doğum günü partisine kimsenin gelmediği ve
ebeveynlerinin kızlarının arkadaşı olmadığı gerçeğiyle
yüzleşmek zorunda olduğu açıktı.

Daha da kötüsü uzaylı varlıklar hakkında hiçbir şey bilmeyen
garip bir çocuk onun küçük düşmesine tanık oluyordu.
Gretchen kollarını göğsünün önünde kavuşturmuş olduğu
için hediyesinin etrafındaki ambalaj hışırdıyordu.
“Hediye getirmen ne kadar hoş,” dedi Abby’nin annesi.
“Bunu yapmana gerek yoktu.”
Elbette gerek vardı, diye geçirdi içinden Abby.
Bugün benim doğum günüm.

“Doğum günün kutlu olsun,” diye ağzında geveledi
Gretchen ve hediyesini Abby’ye doğru uzattı.
Abby hediyeyi istemiyordu. Arkadaşlarını istiyordu.
Neden gelmemişlerdi? Bir de Gretchen vardı;
karşısında bir aptal gibi durmuş hediyesini uzatıyordu.
Abby tüm gözler üzerinde olduğu için hediyeyi aldı ama
o kadar hızlı davranmıştı ki kimsenin kafasının karışıp olayların
gidişatından memnun olduğunu düşünmesine mahal vermemişti.

Hediyeyi alır almaz bir kitap olduğunu fark etti.
Bu kızın dünyadan haberi yok muydu?
Abby, E.T. ile alakalı şeyler istiyordu, kitap değil.
Ama belki bir E.T. kitabıydı?

Ambalajı dikkatlice açıp da İncil’in çocuklar için olan
versiyonunu görünce içindeki ufak umut da yok oldu.
Abby kitabın arkasını çevirdi ve tekrar içi bir umutla doldu:
belki de bu kitap içinde E.T. olan başka, daha büyük
bir hediyenin bir parçasıydı. Ama arkasında hiçbir şey yoktu.
Kitabı açtı. Yok. Gerçekten de Çocuklar İçin Yeni Ahit idi.
Abby tüm dünyanın çılgına dönüp dönmediğini görmek için
başını kaldırdı ama tek gördüğü dik dik ona bakan Gretchen idi.

Abby kuralları biliyordu:
Kimsenin hislerinin incinmemesi için teşekkür etmesi
ve heyecanlı rolü yapması gerekiyordu.
Ama peki ya onun hisleri? O gün doğum günüydü
ama onu düşünen kimse yoktu. Kimsenin köprüde trafikte
sıkıştığı falan yoktu. Herkes Margaret Middleton’ın arazisinde
ata biniyor ve Margaret’a Abby’nin tüm hediyelerini veriyordu.

“Ne diyoruz Abby?” diye hatırlattı annesi.
Hayır. Söylemeyecekti. Söylediği takdirde bunun gayet
iyi olduğunu, tanımadığı garip bir insanın ona İncil
vermesinin problem olmadığını kabul etmiş olurdu.
Söylediği takdirde ebeveynleri Abby ve bu ucubenin arkadaş
olduğunu düşünecekler ve onu o andan itibaren Abby’nin
büyün doğum günü partilerine çağıracaklardı ve kimse Abby’ye
hiçbir zaman Çocuk İncili dışında bir hediye getirmeyecekti.

“Abby?” dedi annesi.
Hayır.
“Tatlım,” dedi babası. “Yapma böyle.”
“Derhal bu küçük kıza teşekkür etmen gerekiyor,” dedi annesi.
Egzorsist öldü.
Abby ofisinde oturuyor ve e-postaya bakıyor,
sonra mavi linke tıklıyor. İsmini on beş sene önce değiştirmiş
olmasına rağmen Abby’nin halen daha News and Courier
olduğunu zannettiği gazetenin ana sayfası açılıyor.
Kelleşen ve saçını at kuyruğu şeklinde bağlamış egzorsist,
ekranının ortasında süzülüyor, bir posta pulu büyüklüğündeki
bulanık vesikalıkta kameraya bakıp gülümsüyor.
Abby’nin çenesi ağrıyor ve boğazı kuruyor.
Nefes almayı bıraktığının farkında değil.

Egzorsist Lakewood’a arabasıyla odun taşırken bir turistin
tekerleğini değiştirmesine yardım etmek için I-95’te durmuştu.
Bijonları sıkarken bir Dodge Caravan bankete
doğru kırmış ve onu dümdüz etmişti.
Ambulans daha gelmeden ölmüştü.
Minivanı süren kadının bünyesinde üç farklı ağrı kesici vardı;
Bud Light sayılıyorsa dört.
Alkollü araç sürmekle suçlanmıştı.

“Otoban ya da ölüban,” diye geçiriyor içinden Abby.
“Seçim senin.”

Hatırladığını bile hatırlamadığı ama o anda nasıl
unuttuğunu çıkaramadığı bu motto birden aklına geliyor.
O lisedeyken Güney Carolina baştan başa bu otoban
güvenlik tabelalarıyla doluydu; ve o anda ofisinde;
on birdeki konferans bağlantısı, dairesi, mortgage’ı,
boşanması, kızı – hepsi anlamsızlaşıyor.
Grady Hendrix
Sayfa 9 - İthaki Yayınları - 1291 1.Baskı Aralık 2017 *SAKIN BENİ UNUTMA
O sene on yaşına girmişti.
Meşhur Parti senesiydi.
Her şeyin değiştiği seneydi.

Şükran Günü’nden bir hafta önce Abby elinde paten
şeklindeki yirmi bir davetiyeyle sert adımlarla yürüyüp
dördüncü sınıfların öğretmeni Bayan Link olan şubesine
girmiş, tüm sınıfı onuncu yaş gününü kutlamak üzere
4 Aralık Cumartesi günü Redwing Rollerway’de
saat 15.30’da başlayacak olan partisine davet etmişti.
Ortamın yıldızı Abby olacaktı.
...
Sınıfındaki herkesin gözünde Abby Rivers, Paten Prensesi olacaktı.
Doğum gününden önceki perşembe günü Abby hatırlatma
maiyetinde sınıfa yirmi beş tane E.T. çöreği getirdi.
Herkesin çörekleri yemesini Abby iyi bir işaret olarak yorumladı.

Cumartesi günü hazırlıklarını tamamlayabilmeleri için ebeveynlerini
Redwing Rollerway’e zorla bir saat önce gitmeye razı etti.

Saat 15.15’te özel parti odası E.T. patlamış da tüm duvarlara
saçılmış gibi duruyordu. E.T. balonları, E.T. masa örtüleri,
E.T. parti şapkaları, tüm E.T. kâğıt tabaklarının yanında gofret
boyunda Reese’s Pieces, üzerinde E.T.’nin yüzü olan fıstık ezmesi
ve çikolata aromalı dondurmalı pasta vardı ve sandalyesinin
arkasında Abby’nin hiçbir şart altında kirlenmesi, lekelenmesi
ya da yırtılması söz konusu dahi olmayan,
en değer verdiği eşyası duruyordu:
babasının sinemadan getirdiği ve doğum günü hediyesi
olarak ona verdiği E.T. film afişi.

En sonunda yelkovanın sürüdüğü ucu 15.30’u gösterdi.
Kimse gelmedi.
15.35’te oda hâlâ boştu.
15.40’ta Abby ağlayacak gibi olmuştu.
"Exorcism" eskimedi gitti. Amerikan gençlik filmlerinden diziler, oyunlar, çizgi romanlara kadar içine şeytan kaçandan geçilmiyor. Yanlış anlaşılmasın "The Exorcist"e bayılırım mesela, daha bir çok örnek de verebilirim bu konu üzerine. Fakat her ne kadar Anthony Hopkins'i çok sevsem de "Rite" gibi saçma sapan filmlerin de bir yerlerden fırlayıp gelmesine sinir oluyorum. Özetle; şeytan çıkarma ayinlerinin cılkı çıkarıldı. Elbette klasikleşmiş olan konuyu farklı bir perspektifle işleyen birkaç esere denk geliyoruz arada sırada, çok nadir değil.

"En Yakın Arkadaşımın Şeytan Çıkarma Ayini" (umarım yazının ilerilerinde tekrar isminden bahsetmek zorunda kalmam) de klasik konunun uzerinde de giden bir eser upuzun adından da anlaşıldığı üzere. Ama asıl amacı olabildiğince klişe yapmak. Bu yüzden kitabı tutup da 'Ya bunların boku çıktı.' diye eleştirmenin pek de bir anlamı yok. Ki istediği kadar çıksın, iyi işlendiği sürece sorun yok.

Konumuz da açıldığına göre işleniş gelelim o zaman. İşleniş hizmet eden en büyük etkenlerden biri kitap kapağıdır ve 'EYAŞÇA' (oh be) bu konuda güzel bir başarıya imza atıyor. 80'lerden fırlamış fosforlu, kabarık saçlı, VHS'leri andıran bol nostaljili ve renkli kapak son derece ilgi çekici. Zaten kitabı incelemeye beni iten en büyük etkenlerden biri de kapağın tasarımı olmuştu. İçeriğine gelecek olursak maalesef biraz sivri dilli olmak zorundayım. Birincisi kitabın karakterleri çok zayıf. Çoğunun klasik birer 80'ler tipi genç olması yazarı detaylandırma konusunda kolaya kaçmaya itmiş gibi bir durum sezdim. Bu karakterler zaten tarih boyunca çokça işlendi, herkesin gözünde belli bir imaj var ve bunu kırmaya gerek yok. Eğer bu şekilde yola çıkıldıysa yanlış. Zaten sonuç da yanlış, aslında yola çıkış biçimi ne olursa olsun yetersiz kalmış diyebiliriz. Abby ve Gretchen'ın arkadaşlığı üzerinden belli karakteristik özellikler detaylandırılmaya çalışılmış fakat sonuçta pek de olması gereken bir durum ortaya çıkmamış. Glee, Margeret ve Wallace'tan bahsetmiyorum bile, yalnızca isimleri ile aklımdalar. O da kitabı yeni bitirdiğim için, iki gün sonra sorsanız belki hatırlamayabilirim. Fakat, bu tarz bir hikaye için kuvvetli bir yan karakter gerekiyordu, ki koyulmuş da. Kitapta "egzorsist" diye bahsedilen fakat o kelimeyi bana "egsoz" gibi çağrışım yaptığından kullanmayıp orijinalini tercih ettiğim ve "exorcist' dediğim bir tipleme tabi ki var, fakat farklı bir bakış açısıyla verilmeye çalışıldıysa da derinleştirilemediğinden başarısız olan bir karakter olup çıkmış kendisi de. Ayrıca çeviriden ve yayınevinden mi yoksa direkt yazardan mı kaynaklandığını çözemediğim birtakım sorunlar da var. Birincisi; paragraflar arası birbirinden alakasız ani geçişler çok. Anlık bir dikkat dağınıklığı durumunda sizi yakalayan bu ani değişiklikler sizi birden birkaç satır öteye atıp okurken yakaladığınız ritmi çok rahat bozabilir nitelikte. Ayrıca; evet ağzı bozuk gençliği resmederken kaba ve küfürlü bir dil kullanmak gayet normal, fakat 'lan'lar 'ulan'lar havada uçuştuğu an olaylar biraz garibime gitmeye başladı. Açıkçası bunun tamamen çeviriyle alakalı olduğuna eminim diyebilirim.

Kitabın nostalji hissiyatı üzerinden gittiği, gerek kapağı gerekse bölümlerin isimlerinin dönemin belirleyici şarkılarından seçilmiş olmasından belli olan bir durum. Ama ben şu kapaktaki yorumu anlamlandıramadım. "Okurlara Black Mirror'ın San Junipero bölümünü andıracak." Black Mirror'ı severim, San Junipero da beni en çok etkileyen bölümdü. (Biraz üstün körü değineceğim daha fazlası kitabın sonunu berbat edebilir.) Buna rağmen ben bir ilişki kuramadım. Yani yalnızca, 80'ler havası ve bir arkadaşlık üzerine gitmesi üzerine bu kanıya vardıysa yorumu yapan arkadaş, biraz sığ düşünmüş demektir. Ha, son sayfalara göre düşündüyse, o zaman gidip San Junipero'yu bir kez daha izlemesi gerekir diye düşünüyorum.

Kitabın çok da fazla kuvvetli yanı yok. Bu yanlardan en öne çıkanı ise zamanı kullanmaya karar vermiş olması. Kitabı okuduktan sonra ne söylemek istediğimi anlayacaksınız. Küçük ve kısa bir hamle farklı bir tat kazandırmış. O da olmasaydı zayıf karakterler ve duyduğu ihtiyacı karşılayamayacak kadar az düzeyde korku ve gerilim unsuru içerisinde gelişen hikaye kendi ağırlığı altında ezilebilirdi. Elbette sadece bu değil, akıcı dil her zaman romanı bir nebze kurtaran bir durum olmuştur ve burada da çok güzel iş görmüş.

Sona yaklaşırken şunu söylemek isterim: 80'lerin kültüründen fırlamış korku filmlerini izlerken anlamlandıramadığım bir keyif aldığım çok oldu. Çok da üstünde düşünmedim önemli olan eğlenmek. 'EYAŞÇA' üzerinde de çok düşünmeden okumak ve o şekilde kabul etmek lazım, yoksa şikayet edecek nokta çok. Bu şekilde bir film olsa boş vaktimde kafa dağıtmak için tercih ederdim diye düşündüğüm sırada da zaten 2019'da sonuçlanacak bir prodüksiyon sürecine alındığını da öğrendim. Bakalım eğlendirebilecek mi?
Kitabı Black Mirror’ın San Junipero bölümünü hatırlatacak dediği için aldım. 80ler havası hoşuma gider zaten. Kitap korkutucu değildi. Daha çok gerilimdi. Kitabın son sayfasına kadar her şey iyiydi fakat son sayfası benim için çok özel. O kadar güzel yazılmış ki bu kitabı da tüm arkadaşlarıma okutmaya çalışıyorum. Arkadaşlığı o kadar güzel anlatmış ki son sayfa...Kitaptan sonra arkadaşlarıma bakış açım değişti.
Kitabı korku içerikli sanıyordum. Beklentim yüksek başladı ama çok da aldığıma pişman olup kendimi yerlere atmadım. Okudum "Yine okur muyum?" diye düşündüm ve "Okurum" diye bir cevap verince kitaba iyi bir puan vermeye karar verdim. Çünkü kitapları kolay kolay tekrar okumaya dönmem. Hele de şu sıralar.

Şeytan çıkarma diye düşününce bir sürü korkunç kurgu canlanmıştı gözümde. Hatta böyle içerikleri pek sevmediğim için gece nasıl uyuyabileceğimi bile düşünmüştüm. Kitabın arka kapak yazısı da beklentimi fazlasıyla yükseltmişti doğrusu. Ama içerisinde bir iki sahne haricinde korkutucu kısım görmedim. Hatta bir iki kısım dediğim yerler bile sadece hafifçe gerilmeme sebep oldu başka da öyle korktuğum bir durum olmadı. Korku konusunda beklentim karşılanmadı.

Ama arkadaşlık konusunda beklentimi de aştı diyebilirim. En yakın arkadaşlık teması gerçekten güzel işlenmişti. Açıkçası öyle bir duruma düşsem beni öyle koruyacak bir arkadaşım olur mu diye düşününce elim boş kaldı. Neyse konumuz o değil.

Kitabın sonu gerçekten en kalbime dokunan kısım oldu. Çok güzeldi. Çok gerçekçiydi. Hepimizin arkadaşlarıyla yaşadığı gerçekçi olaylardı ve yazarı gerçekten bu konuyu işleyişi açısından takdir ettim.

Olayların betimlenişini de beğendim. Hatta gözümde daha ilk sayfalardan olaylar canlanmaya başladı. Kitaba yüksek puan vermemin bir sebebi de bu oldu.

Kitap korku ögeleri dışında beklentilerimi karşıladı. Gençlik, fantastik, dostluk temalı bir roman okumak isterseniz tavsiye edeceğim kitaplar arasında.
Korku ögeleri pek başarılı olamayan, klasik bir gençlik kitabı havasıyla ilerleyen ve sonu gerçekçi biten bir kitaptı. Şahsen kitabı çok başarılı bulmasam da tam çerezlik bir kitap olduğunu düşünüyorum. Okurken eğlendiğim bir kitap oldu benim için. Yazar 80'lerin havasını bir genç kızın gözünden güzel aktarsa da klişe bir şekilde ilerleyen olay örgüsünü çok anlamlı bir şekilde sonlandırmayı bilmişti benim için.
Kısa kesecek olursam çok başarılı bir kitap mı hayır ama benim sevdiğim bir kitap olarak aklımda kaldı. 7 puanı hak ettiğini düşünsem de 8 verdim :D
Kitabı elime aldığımda dedim ki, “tamam korkmaya hazır ol ama bunların gerçek olmadığını bil. Sadece kitap okuyorsun.” Ardından kitabı okumaya başladım ve bir 60 sayfa hiçbir şey olmadı. Klasik bir gençlik romanından farksızdı. Sonra birazcık olayların içine girmeye başladık, ben biraz korktum ama sadece korkak olduğum için kitap korkutucu olduğu için değil. Gençlik romanı havasından olayların olduğu tüm o zamanda bile kurtulamadı.
Ayrıca kitabın dili ve anlatımı da bana garip geldi. Bir paragrafı okurken zaman dilimi bir anda değişiyordu ve bunu anlayamıyordunuz çünkü arada zamanın geçtiğini belirten hiçbir şey yoktu. Beni çoğu zaman bunalttı bu durum çünkü sürekli ne olduğunu anlamakla meşguldüm.
Yorumu uzatmamak adına karakterlere geçecek olsam olaylar genelde dört karakterden üzerinden gelişiyordu: Gretchen, Abby, Glee ve Margaret. Margaret dışında hepsini sevdim çünkü Margaret gerçekten saçma ve gereksiz bir karakterdi. Ergen davranışlarda bulunan karakterlerden inanılmaz rahatsız oluyorum. Glee’de pek ön planda değildi belki o yüzden ondan o kadar rahatsız olmadım ama bir yerde onu da sevmediğim oldu çünkü kendi iradesi yokmuş gibi hareket ediyordu. Abby ve Gretchen ise okuduğum en tatlı arkadaşlıktan biriydi ve sonu buruk bitince boğazımda bir yumru oluştu. Gretchen’in ailesi ise gerçekten üzerine konuşulmayacak saçmalıkta bir aileydi. Kendi aile isimlerinin kızlarının hayatlarından daha önemli olduğunu düşünen ailelerden biriydi ve kızların okul hocalarının da bu aileyi desteklemesi iyice sinir bozucuydu.
Bir de son olarak kitap ilk baskı olduğu için yazım ve baskı hataları mevcuttu. Dediğim gibi ilk baskı ve gözden kaçmış bazı noktalar tabii ki de olabilir. İthaki’nin bir sonraki baskıda bunları düzelteceğime eminim. (Bu durum puanımda etkili olmadı.)
Toparlamak gerekirse klişe de olsa güzel bir kurguyu korku bakımından değil de daha çok arkadaşlık üzerinden ele almışlardı ve bence çok daha güzel olabilecekken olamamıştı. Eğer arkadaşlığın öne çıktığı fantastik bir gerilim-korku romanı arıyorsanız okuyun derim ancak saydığım nedenlerden ötürü benim puanım 6/10
Güzel bir gerilim kitabıydı. Hikaye her ne kadar ilk yarıda uzatmalara gitse de kitabın ikinci yarısında daha da güzel olaylar işlendi. Özellikle son bölüm gönlümü fethetti. Kapak tasarımına düşüp de aldım ve pişman da değilim. Okunabilirliği yüksek bir yapıt olmuş.
Kitaba bayıldım ama beni hayal kırıklığına da uğratmadı da değil. Kitabın ortalarına hatta sonlarına kadar sırf dostluktan ibaretti. Ondan sonra şeytan çıkarma falan vardı. Beklediğimin biraz altındaydı.
Korku kitabı olmasına rağmen sadece koca kitapta bir kısım da ürperdim korkmadım bile o yüzden pek beğenmedim. Ama arkadaşlığı çok güzel anlatmış. Yani illa okunması gereken bir kitap değil ve okumak istiyorsanız da beklenti ile başlamayın hayal kırıklığına uğrarsınız
İsminden dolayı korku olduğunu düşünmüştüm ama öyle değildi. Genel olarak dostluk anlatılmıştı ve ben bayıldım. Akıcı bir kitaptı ve okunması gerekir. :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Grady Hendrix
Unvan:
Amerikalı Yazar,Gazeteci,Senarist
Doğum:
Charleston, Güney Karolina, ABD

Yazar istatistikleri

  • 46 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 39 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.