Gülen Fındıklı

Gülen Fındıklı

Çevirmen
9.0/10
36 Kişi
·
2
Okunma
·
0
Beğeni
·
18
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
480 syf.
·12 günde·7/10
***Aç gözlülük cephesinde yeni bir şey yok***

Devirler değişse de, insan hep aynı insan. Habil ile Kabil’den beri iyi ile kötünün, bencil olan ile mağdur olanın mücadelesi devam ediyor.

Kişisel hırsları ve bencilliğinin oyuncağı haline gelmiş olan insan, her devirde ilk önce diğer insanları, sonra tüm canlıları kendi çıkarları peşinde kullanmaya çalışıyor, sonra tüm doğayı, doğal kaynakları hunharca katlediyor, sonsuz bir hırsla kendi neslinin devamını bile tehlikeye atıyor.

“Gazap Üzümleri” okumuş olduğum üçüncü John Steinbeck romanı. Steinbeck’de, insanın yüreğine dokunan bir şey var. Kitabı okurken, sanki filmi canlı izliyormuşçasına bir his bu. Geleneksel tarım, traktör- makine değişimi ile başlayan bir sürecin insanların yaşamına etkisi çarpıcı bir ustalıkla anlatılıyor. Sürekli canlılığını koruyan bir hikaye ile kapitalizm, iş, emek ve ücret teorilerine dair günlük hayattan verilen kesitlerle iktisadi terimler kolay anlaşılır hale getiriliyor. Bu açıdan kitabın en önemli özelliğinin, kavranması daha zor gibi görünen terimlerin herkesin rahatlıkla anlayabileceği hale getirilebilmesi olduğunu düşünüyorum.

Ayrıca, yazarı anlatmış olduğu sahnedeki yan karakterleri ve önemsiz gibi görünen kelebek, tavşan, kaplumbağa gibi detayları hikâyeye iliştirmede oldukça başarılı buldum. Örneğin; bazen yazarımız, kaplumbağanın yolda gidişiyle yola düşen işsiz insanları benzetir birbirine. Bazen bir kelebek, bazen bir tavşan karışır hikâyeye. İlk bakışta alakasız gibi görünen bu detayın, hikâyenin mesajını tamamlamaya yaradığını görürüz. Bazen de yazarımız, eski papaz üzerinden erdem, günahlar ve insan fıtratı üzerine sorgulamalara götürür bizi. Zaman zaman farklı sorgulamalar yapsa da, hikayenin ana temasından uzaklaşmaz. Konu mutlaka, emeğe, emeğin ücretine ve piyasa koşullarında emeğin ücretini düşürmek için yapılan acımasızca yöntemlere gelir.

Dünyadaki göçmen sorununa karşı son derece duyarsız ve bencil bir tutum sergileyen kapitalist batı tutumunu görme imkânı da buluyoruz romanımızda. Göçmen kavramının sadece çocuklarının geçimini sağlamak için ülke sınırlarını hayatı pahasına aşmaya çalışan mülteciden ibaret olmadığını görüyoruz. Aynı ülke sınırları içinde de, zengin olan bir azınlığın, kendi refahını artırma ve kendi dışındaki bütün varlıkların onun daha fazla kazanma arzusuna hizmet etmesini beklediğini görüyoruz. İnsanoğlu hırsla, inatla, en az maliyetle en çok kar elde etme hırsını sürdürdükçe, görece daha az avantaja sahip daha geniş bir kesim bu sonsuz hırsın kurbanı olmaya devam ediyor. Paraya ve güce sahip olan bu mutlu azınlık, bir taraftan sermayesine düşman bir kitleyi büyütürken, diğer yandan kendini koruma ve avantajlarını sürdürme arzusuyla kendini duvarlar içine hapsedip toplumdan soyutlamaya çalışıyor. Hırsla kendi kuyusunu kazmaya, nefret tohumlarını büyütmeye devam ediyor.

Altı üstü dünya işte, Büyük İskender’e, Cengiz Han’a kalmayan dünya. Sonsuzluk hissiyle, sonsuz kazanma hırsını birbirine karıştıran insanoğlunun hikâyesini başarılı bir şekilde aktarmış yazarımız. Ne yazık ki, üzerinden yüz yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen insanoğlu o günlerden çok daha vahşi bir şekilde sömürmeye ve yok etmeye devam ediyor.

Sömürünün olmadığı, insana hak ettiği değerinin verildiği daha güzel günler görmek ümidiyle…

Keyifli okumalar dilerim…
480 syf.
Ekonominin en büyük keşfi -Modern Bankalar- bütün dünyanın sırtına bir kırbaç gibi iner ve sosyokültürel yapı bir cadı kazanına döner, zarlar atılır ve kartlar yeniden dağıtılır. Büyük balık, küçük balığı yer. Denizlerde ne ahtapotlar kalır ne de balinalar; insanların yarattığı metalik denizaltılar derin sularda cirit atarken bu ölü havuzda sadece karidesler kalır.

Bankalar insanların arazilerine el koyar ve onlara hiçbir ekmek kapısı bırakmaz. İnsanlar işçi olarak çalışabilecekleri metropollerin tarım arazilerine göç etmeye koyulur. Herkes bir fırsatın peşinde onursuzca kendi vatanından insanları sömürür. Şerefiyle, hayalleriyle yola düşen onurlu insanlara yapılmadık muamele kalmaz. Varacakları yer yaklaştıkça leş kokmaktadır. İnsanların etleri pis devlerin ağzında çürütüle çürütüle yenmektedir.

İş gücünü düşürmek adına işçiler arası rekabet, bir kan gölüne dönüşür. Herkesin birer ailesi ve çocukları vardır; aç boğazlar ölümün sınırında doyurulmaya çalışılır. Bu rekabet çalışma ücretlerini defalarca kez yarılara indirir ve hali hazırda açlık sınırında çalışabilmek için insanlar birbirinin kanını dökmeye hazırdır.

Hakkını aramak isteyen kim varsa kızıl komünist yaftası yapıştırılarak aforoz edilir, türlü işkencelerle yıldırılır. Aynı milletin insanları, muhtaç olan hemşehrilerine nahoş hakaretleri yakıştırır. İnsanlar birer hiç uğruna ölürler.
Toprağa umutlar ekilirken, biten sadece gazap üzümleridir.

Kayıplar ve sırt çeviren dostlar, yitirilen boş cesaretler ve suya yazılan sözler... ''Bileklerimizi keselim, a dostlar! Bu işkenceye son verelim! Ne diye çırpınıyoruz?'' dedirten muhteşem bir hikaye. Bölümlerin yazılış stili kendine has bir düzenle çok ahenkli bir bütünlük sağlıyordu.

Bitmeseydi dedirten o güzel kitaplardan birisi de bu! Sembollerin satır aralarına güzelce yedirildiği, okumanın büyük haz verdiği çok güzel bir kitaptı.

Mazoşist dev (U.S.)'in kendi halkına neler yaptığını bilen birisi onun kimseye acımayacağını daha iyi görebilir. Bu kitap da bu temeli sağlıyor insana. Niyeti olan tereddüt etmeden güzel bir vakitte başlasın. Pişman olunmayacak, duygu yüklü çok güzel bir kitap.

Keyifli okumalar!

Oğuz Beyiniz
480 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Uzun zamandır okumak istediğim ama nasılsa elime almaya çekindiğim bir kitabı daha bitirmiş bulunuyorum. İlk yarısında (sık sık kamyonun durumundan bahsedildiği için) hiç haz alamasam da, ikinci yarısında hem olayların hızlanması hem de verdiği mesajlarla gönlümü çelmeyi başardı "Gazap Üzümleri". Bir arkadaşım Orhan Kemal'in "Eskici ve Oğulları"nı bu kitaba çok benzettiğini yazmıştı. Başlarda reddetsem de, bitirdiğimde can-ı yürekten hak verdim ona. Makineleşme sonrası toprağından atılan halkın yaşadığı sefalet, her coğrafyada üç aşağı beş yukarı aynı şekilde tanımlanıyor demek ki. Tek fark Orhan Kemal hikayesini (tam Türk işi) bir mutlu sonla bitirirken, Bay Steinbeck biraz daha gerçekçi ve açık uçlu bir sonla bitiriyor. Okunması gereken klasiklerden olduğunu düşünüyorum, tavsiyemdir. =)
480 syf.
·9/10
1929 Yılı Amerika’daki büyük ekonomik buhran sonrası kapitalizmin en vahşi hallerine büründüğü, “altta kalanın canı çıksın” mantığının işlediği yıllardır.
Bizzat Steinbeck’in kendisinin de yaşadığı, kimi kaynaklara göre üç milyon insanın Kaliforniya’da düşük ücretlere mecbur bırakılarak çalıştırıldığı gerçek hayat hikayelerinin romanıdır kitap.
Kısaca eşitsizliğin edebiyatıdır.
Sanayi devrimi sonrası dünya makineleştikçe tarımdaki insan emeğinin yerini makineler almaktadır. Tarlaya giren her traktör 10 aileyi işsiz bırakmaktadır.
Gazap Üzümleri; emek-sermaye kavgasının tarım sektöründeki kavgasını anlatan, edebiyat dünyasının en büyük eserlerinden birisi.
Traktörlerin işsiz bıraktığı insanların ortakçı çalıştığı arazilere el koyan bankalar yani şirketler, bu yarıcı insanları topraklarından kovdukça , bu yersiz yurtsuz insanlar yeni umutların peşine düşerler. 2000 mil ötedeki Kaliforniya bu yurtsuz insanların “Amerikan Rüyası”dır. Uzun yolculukları boyunca kitaptaki roman kahramanları gibi binlerce insan aynı rüyayı görmek istemektedirler.
Madalyonun görünmeyen yüzünde ise kapitalist ekonominin acımasız çarkları dönmektedir. Piyasadaki arz edilen ürüne talep çoksa fiyat düşer mantığı ile insanların emekleri sonuna kadar sömürülür. Kısaca “Amerikan Rüya”sı sadece rüyadır.
Ancak bu zorlu koşulların üstesinden gelmek için “öldürmeyen acı güçlendirir” mantığı ile yaşamak istiyorsan güçlü olmak zorundasındır.
Roman kahramanımız ailenin bel kemiği “Ana” karakteri; ailenin civcivlerini yırtıcılardan korumaya çalışan bir kuluçka tavuğudur adeta.
Bu zor koşullarda ailenin en zor anında sürekli çözümler üreten hapisten yeni çıkmış oğlu Tom Joad, asla pes etmeyen bir başka kahramanıdır.
Daha önce papazlık yapan Casey yaşamın içindeki bu adaletsizlikleri gördükçe kızılderililerin yaşam felsefesi olan “Aslında bütün insanlar büyük bir ruhun parçası” sözü ile Casey’de yeni bin uyanış başlamıştır.
İnandığı dinden vazgeçip papazlığı bırakmıştır. İnsanlara başka türlü yardımcı olmaya çalışmaktadır. Çelişki yaşamın içindedir. “Bir insanın bir milyon dönüm arazisi olabilirmi?” sorusunun cevabındaki adaletsizlik, inandığı değerlerden uzaklaştırmıştır Casey’i.
Benzer uyanış Tom Joad’da başlar. Tom aileden kopsa da daha toplumsal düşünmeye başlamıştır artık. Sömüren sisteme karşı başka sömürülen insanların olacaktır artık.
Kitap mutlu bir sonla bitmez. Hayatta mücadelenin her daim devam ettiğini, halktan yana olan insanların, daha yapacak çok şeyleri olduğu düşüncesini, okuyucusunun kafasına yerleştirerek biter.
480 syf.
·12 günde·Beğendi·9/10
1929 Yılı, Büyün Dünya Buhranı zamanı. Vahşi Kapitalistlerin makineler aracılığıyla emekçileri topraklarından attığı bir dönem. Traktörler tarlalara girmiş, insan emeğine ihtiyaç kalmamış ve parası olan gözü doymadan daha fazla kazanmak istiyor. Bu durumda emekçi halkın payına düşen batıya, Kaliforniya'ya doğru büyük bir göç. Göç etmek, yollarda perperişan bir şekilde, genç yaşlı demeden millerce yolu gitme ve insanlık dışı bir yaşam sürmek. Yaşlı ve güçsüzlerin öldüğü, yollardan yeni yaşamların doğduğu bir umuda, iş-aş bulmaya yapılan yolculuk.

Sonrası, Kaliforniya'ya yapılan yolculuğun ne kadar boş olduğu, bulunamayan işler, çok kötü yaşam koşulları, yerli halkın hem göç edenlerden korkması hem de ölümüne nefreti. Pislik, hastalık, yetersiz beslenmenin eşliğinde yaşama tutunma mücadelesi. İnsanlar iş arıyor, bulsa da buldukları karınlarını doyurmaya bile yetmiyor. Ücretler yetersiz, çocuklar beslenemedikleri için pellegra çıbanları çıkarıp sefilce ölüyorlar. Ürün bol ama para kazandırmıyor küçük çiftçiye. Ürünler dökülüyor ama dökülen ürünler aç halka verilmiyor sırf birileri daha fazla zengin olsun diye. Zengin daha çok zengin oluyor küçük çiftçi ise işini, toprağını kaybetmeye başlıyor. Kazananlar konserve fabrikası sahibi büyük zengin çiftçiler ve şirketler.

Her yerde bir çürük kokusu, her yer çürüyor, ölüm kol geziyor kamplarda. Yere dökülen portakalların üzerine insanlar yemesinler diye gaz sıkmışlar, fazla domuzları boğazlıyorlar kimse yemesin diye, yerlerde üzümler, üzümler Gazap Üzümleri. İnsanlarda bir hareket var, arada bağıranlar var, grev yapanlar, düzene karşı çıkanlar var ama onların sesleri de Vahşi Kapitalistlerin uşakları tarafından zorla, ölümüne bastırılıyor.

Yıl 1929 ama ne kadar da bugünlere benziyor değil mi? Hala insanların açlıktan öldüğü, hala insanların iş bulamadığı için sefalet sürdüğü ve hala zenginin gözü doymadan daha fazla mal sahibi olduğu, fakirin ise daha da fakir olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Kitap 1920'li yılların sonunu anlatsa da aslında düzen hep aynı düzen. Steinbeck romanda olayları anlatıp, işin çözümüyle ilgili ağızlara yalnızca bir parmak bal çalıp kitabı bitirmesi gibi bugün de adalet, eşit gelir bölüşümü, sosyal demokrasi gibi kavramlar dünyadaki tüm siyasi erklerin ağzında ama sonuç yalnızca bir hiç. Ne yazık ki kitapta yazan ne varsa bugün dünyada, coğrafya fark etmeksizin yine yaşanıyor bu durumlar.

Kitaba gelirsek, anlatımı son derece akıcı ve çeviride bazı eski kelimelerin var olmasına rağmen Remzi Kitabevi baskısı güzeldi. Kitap, sayfalar boyunca çok akıcı bir şekilde olayları anlatmış ama final aşamasında çuvallamış diyebilirim. Roman süresince okura verdiği bir yerde bu gidişe bir dur denilecek hissiyatı ne yazık ki kitabın sonunda boşa çıkıyor. Bu nedenle anlatım ve konu babında dört dörtlük bir kitap olmasına rağmen sonunun bağlanmasında aksaklık bulunmakta. Fakat sonuç olarak Dünya tarihinin önemli bir dönemine tanıklık etmek için her okurun okuması gereken bir başyapıt Gazap Üzümleri.
480 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
umut insanı ayakta tutar, umut güzel şeydir, ama umutlarımızın kontrolsüz bir şekilde büyümesine izin verirsek, gerçekleşmediği zaman yaşadığımız hayal kırıklığı da o denli büyük olur.
480 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10
Çok uzun uzadıya anlatılacak/yorumlanacak bir kitap okudum, fakat o kadar uzun cümleler kurabilecek kabiliyette biri değilim maalesef.
Yazarın Fareler Ve İnsanlar ile İnci den sonra okuduğum 3. kitabı oldu. Hepsini de ayrı ayrı çok beğendim demeliyim.

1930 lu yıllarda yaşanan ekonomik kriz sonrası ABD de büyük bir göç başlar, bir çok aile ekmek savaşı için yollara düşer. Aslında sizde onlarla yollara düşüp "bugün ne yiyeceğiz" derdine düşeceksiniz, peşin peşin belirtmek isterim.

Siz hiç göçe zorlandınız mı? Evinizden, yurdunuzdan oldunuz mu? Ne çok sorular geçiyor insanın aklından, ne çok şükredilesi sonuç çıkıyor şu kitaptan. "Biz olsak, bizim ülkemizde olsa" diye, sürekli bir karşılaştırma haline bile düşüyorsunuz. Onca yokluğa rağmen insanlar ne çok güven dolu, ne çok yardımsever, ne çok...çok...Çok şeyi sorgulayıp sonunda halinize binlerce kez şükredeceksiniz.

Kapitalizm nedir? soracak olanınız varsa, buyrun bu kitap size çok güzel anlatıyor.
Çok şey var yazacak aslında, ama o kelimeleri yazmak, bulmak zor geldi nedense bana.
Biz türkler mutlu sonları severiz, hani yokluktan sonra rahata erilsin deriz, aşk acısı bitsin insanlar mutlu olsun bekleriz, hastalık var ise, yokluk var ise, refaha çıkılsın da bir oh be diyelim isteriz.
Yani demem o ki, hani kitabın sonu farklı olaydı, bir sonu olaydı, ne güzel olurdu....
Bir sonu yok mu? Var tabi ki, hem de çok şaşırtıcı bir son. Ama olsun, yine de bu sefalet bu yokluk, bu göçler, bu zorluklar, bu açlıklar... bitmeli...bitmeliydi....

En iyisi sizler mutlaka okuyun, okutun.
480 syf.
·4 günde·9/10
Gazap Üzümleri, Steinbeck'in İnci ile Fare ve İnsanlar'dan sonra okuduğum üçüncü kitabı oldu. Uzun zamandır inceleme yapmıyordum ama bu kitabı okuyunca kendimi tutamadım. Öncelikle şunu söyleyeyim, birçok kitapta bitmesi için sabretmeye çalıştığınız tasvir ve betimlemelere Gazap Üzümleri'nde mest oldum. Hele bir de toprakla haşır neşir bir çocukluğunuz varsa tadına doyamayacaksınız. Romanı okurken kâh Winfield olup muzırlıklar yapacaksınız, kâh kendinizi Al yerine koyup çapkınlıklar peşinde koşacaksınız, kâh Ana olup evlatlarınızı birarada tutmak için çabalayacaksınız, kâh baba olup karınızın asiliklerinden dem vuracaksınız.
Hikaye boyunca teknolojinin insan hayatını nasıl etkilediğini görünce kapitalizme nefretiniz bir kat da artarken, fakir insanlar arasındaki dayanışmaya ise gıpta edeceksiniz.
Mutlaka okunması gereken bir kitap diye düşünüyorum...

Yazarın biyografisi

Adı:
Gülen Fındıklı

Yazar istatistikleri

  • 2 okur okudu.
  • 5 okur okuyacak.