Gülen Fındıklı

Gülen Fındıklı

Çevirmen
9.1/10
169 Kişi
·
10
Okunma
·
2
Beğeni
·
102
Gösterim
Adı:
Gülen Fındıklı
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
480 syf.
·Puan vermedi
Ve geldik başlangıca...
Kitapların sıkıcı olduğunu düşünürdüm eskiden bir gün; Fali meçhul bir şekilde, elden ele, ordan oraya savrula savrula, okuna okuna yıprana bizim eve gelen bu kitabı açıp okumaya başladım(sevdiğimden değil ha! İnternetim bitmişti, sohbet edebileceğim kimselerde yoktu) Okudum okudu ve artık hep okudum, okuyorum. Bana kitapları sevdirdi bu kitap. bana Kutüphaneleri mesken edindi.
Seveceğinizi düşünüyorum. Ve şiddetle tafsiye ederim.
İyi okumalar, iyi onsanlar.
480 syf.
·12 günde·7/10
***Aç gözlülük cephesinde yeni bir şey yok***

Devirler değişse de, insan hep aynı insan. Habil ile Kabil’den beri iyi ile kötünün, bencil olan ile mağdur olanın mücadelesi devam ediyor.

Kişisel hırsları ve bencilliğinin oyuncağı haline gelmiş olan insan, her devirde ilk önce diğer insanları, sonra tüm canlıları kendi çıkarları peşinde kullanmaya çalışıyor, sonra tüm doğayı, doğal kaynakları hunharca katlediyor, sonsuz bir hırsla kendi neslinin devamını bile tehlikeye atıyor.

“Gazap Üzümleri” okumuş olduğum üçüncü John Steinbeck romanı. Steinbeck’de, insanın yüreğine dokunan bir şey var. Kitabı okurken, sanki filmi canlı izliyormuşçasına bir his bu. Geleneksel tarım, traktör- makine değişimi ile başlayan bir sürecin insanların yaşamına etkisi çarpıcı bir ustalıkla anlatılıyor. Sürekli canlılığını koruyan bir hikaye ile kapitalizm, iş, emek ve ücret teorilerine dair günlük hayattan verilen kesitlerle iktisadi terimler kolay anlaşılır hale getiriliyor. Bu açıdan kitabın en önemli özelliğinin, kavranması daha zor gibi görünen terimlerin herkesin rahatlıkla anlayabileceği hale getirilebilmesi olduğunu düşünüyorum.

Ayrıca, yazarı anlatmış olduğu sahnedeki yan karakterleri ve önemsiz gibi görünen kelebek, tavşan, kaplumbağa gibi detayları hikâyeye iliştirmede oldukça başarılı buldum. Örneğin; bazen yazarımız, kaplumbağanın yolda gidişiyle yola düşen işsiz insanları benzetir birbirine. Bazen bir kelebek, bazen bir tavşan karışır hikâyeye. İlk bakışta alakasız gibi görünen bu detayın, hikâyenin mesajını tamamlamaya yaradığını görürüz. Bazen de yazarımız, eski papaz üzerinden erdem, günahlar ve insan fıtratı üzerine sorgulamalara götürür bizi. Zaman zaman farklı sorgulamalar yapsa da, hikayenin ana temasından uzaklaşmaz. Konu mutlaka, emeğe, emeğin ücretine ve piyasa koşullarında emeğin ücretini düşürmek için yapılan acımasızca yöntemlere gelir.

Dünyadaki göçmen sorununa karşı son derece duyarsız ve bencil bir tutum sergileyen kapitalist batı tutumunu görme imkânı da buluyoruz romanımızda. Göçmen kavramının sadece çocuklarının geçimini sağlamak için ülke sınırlarını hayatı pahasına aşmaya çalışan mülteciden ibaret olmadığını görüyoruz. Aynı ülke sınırları içinde de, zengin olan bir azınlığın, kendi refahını artırma ve kendi dışındaki bütün varlıkların onun daha fazla kazanma arzusuna hizmet etmesini beklediğini görüyoruz. İnsanoğlu hırsla, inatla, en az maliyetle en çok kar elde etme hırsını sürdürdükçe, görece daha az avantaja sahip daha geniş bir kesim bu sonsuz hırsın kurbanı olmaya devam ediyor. Paraya ve güce sahip olan bu mutlu azınlık, bir taraftan sermayesine düşman bir kitleyi büyütürken, diğer yandan kendini koruma ve avantajlarını sürdürme arzusuyla kendini duvarlar içine hapsedip toplumdan soyutlamaya çalışıyor. Hırsla kendi kuyusunu kazmaya, nefret tohumlarını büyütmeye devam ediyor.

Altı üstü dünya işte, Büyük İskender’e, Cengiz Han’a kalmayan dünya. Sonsuzluk hissiyle, sonsuz kazanma hırsını birbirine karıştıran insanoğlunun hikâyesini başarılı bir şekilde aktarmış yazarımız. Ne yazık ki, üzerinden yüz yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen insanoğlu o günlerden çok daha vahşi bir şekilde sömürmeye ve yok etmeye devam ediyor.

Sömürünün olmadığı, insana hak ettiği değerinin verildiği daha güzel günler görmek ümidiyle…

Keyifli okumalar dilerim…
480 syf.
·24 günde·Puan vermedi
Gazap Üzümleri... John Steinbeck'in, kendi hayatından yola çıkarak işçi sınıfını ve yaşanılanları çok iyi anlattığı en önemli eserlerinden biri.. Gazap Üzümleri, Amerikanın Buhran döneminde banka tarafından toprakları ellerinden alınan ve Kalifornia'ya göç eden, aslında göç etmek zorunda bırakılan bir ailenin hayatını anlatıyor... tarımın kapitalişmesi ve krizler yüzünden yoksullaşan, mülksüzleşen bir ailenin ayakta kalma mücadelesini anlatıyor... roman kahramanlarının hepsi harika... özellikle ailenin dağılmaması için uğraşan Anne, romanın sonunda başına ne geldiğini bilmediğim Tom ve papazlığı isteyerek bırakan Casy... yaklaşık 3 hafta önce elime almıştım bu romanı ama yoğunluktan dolayı pek vakit ayıramadım... ama şahane olan betimlemeler beni o kadar etkiledi ki, 5 günde toplam 330 sayfa okuyarak bitirdim... gerçekten çok etkileyici, sürükleyici ve muhteşem bir eser... kendimi göç eden o kamyondaki aileden biri gibi hissederek; üzülerek, bazen ağlayarak ama asla gerçekleştireceğim hayalleri yok etmeden okudum... aslında kitap beni içine çekerek kendini okutturdu o ayrı ama ne yazık ki roman, trajedi bir sonla bitti... okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum... iyi akşamlar...
480 syf.
"Biz de sizi hiç unutmayacağız hocam..."
.
İşte bu cümle, bu vakitte sarıverdi hisleri. Yüreğe düşüverdi yaz başı cemre cemre. Hayatımın nâdide çiçekleri: Öğrencilerim. Ve hâtıra gelen eser, tâ lisede iki kez iki farklı yayından okuduğum Gazap Üzümleri...
.
Eserde Tom Joad ve ailesi aracılığıyla düzen eleştirisi yapıyor yazar. Topraklarını ekip biçemeyen insanların göç, yoksulluk ve diğer güç unsurları ile mücadelesini işliyor. Devrin ekonomik yıkımları ile meta olarak görülen insanları, silik ama hafızalarda kalıcı anlatmayı da başarıyor. Burada bir kamyon yolculuğu söz konusu ki o da beni esere çeken başat hüzün sebeplerinden. Steinbeck stili olağan tasvirler ile varoluşçu yaklaşımdaki gibi bir toz zerresinin bile anlatımı (belki on/yirmi sayfa) sizi, bu coğrafyadaki birini o koşullarda hissetmeye itiyor. Eserin menşeî vs. vs. gibi ilgilenmediğim hususlarla belli görüşleri içinde bir yerlerde yansıttığı dile getirilse de esas vurgulanan yer, insanları hor görüp ezen ve doymak bilmeyen bir zengin ablukasına eleştiridir. Umutları tüketen, çalan veya görmezden gelenler... Yaşam, nefes gibi bir zırhtı oysaki sıradan insanlar dediklerine... Bu eser, çâresizliği anlamanızı isteyen bir(çok) çift gözle dolu... Bu nedenle konunun üstündeki çatı kurguyu alın ve içinde 'çaresizlik-ümit-yaşam-aile' kelimeleri olan her duruma koyun; orada umudun gazabını (öfkesini) göreceksiniz. Tıpkı hayatınızın bir noktası ile bağdaştırdığınız diğer eserlerdeki gibi. Gazap Üzümleri John Steinbeck
480 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Bir çırpıda bitti kitap. Ne kadar yavaş okumaya çalıştıysam da dayanamadım ve kitabı okumamın 4. gününde iki yüz sayfa okuyup kitabı bitirdim. Ne kadar akıcı bir dili olduğunu ve ne kadar sürükleyici bir kitap olduğunu, dememe lüzum yok diye düşünüyorum bu sebeple.

İnsanların neler çektiğini içim darala darala okudum, ama yazar içimize azcık su serpmek için olsa gerek güzel bir formül bulmuş ve aralara birkaç sayfa mola koymuş bizler için. Mola dediğim ailemizin başına gelenlerin dışına çıkıp diğer konuların ve insanların üstünde duran ve eleştiren, 3-4 sayfadan ibaret ara bölümler. En çok da bunları okurken zevk aldım galiba.

Hâlâ okumadıysanız bu başyapıtı, başlamanınzın tam zamanı. Hazır hava da soğukken daha bir tatlı olur bu kitap.

Keyifli okumalar...
480 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Hani bazı kitaplar olur ya sizi alır, boğazınızı kalbinizi sıkar, sıkar, sıkar sonra da pat diye bırakır da siz de yere çalınırsınız. Hah işte tam öyle bir şeydi bu. Son sayfa bitti ben kitabı kapattım da yutkunamadım, öyle bir dram bu.

Steinbeck’ in okuduğum üçüncü kitabı.
Nobel’i nasıl hakettiğini gösterdi bu kitap bana açıkçası. 14 yaşında yazar olmaya karar verip üniversite de yalnızca yazarlığına yardımcı olacak derslere girmiş ve bu süreçte bir sürü işte çalışmış. Cennetin Doğusunda bahsettiği Kaliforniya’nın Salinas’ında doğmuş. Yoksullukla büyümüş yazar. Başka türlü zaten bunca acıyı böyle bir gerçeklikle vermesi olanaksız zaten.

Yıllardır kendi topraklarını süren Oklahomalı bir aile, toprağın verimsiz olduğu ve yeterince gelir elde edilmediğinden bankayla ortaklık kuruyor ardından toprak elinden gidiyor ve aile kovuluyor.
Joad ailesi el ilanlarından gördüğü tarım işçiliği için tüm hayalleriyle yokluklarla Batıya göçe başlıyor. Ancak Kaliforniya’daki işverenler ve toprak sahipleri fazla işçi sağlayarak ücreti düşürüp karı artırıyor ve binlerce işçi açlıktan, hastalıktan ölüyor. Kapitalizmin bu saf tablosu kârı düşürmemek için patatesleri nehire atıp başına muhafız dikiyor; meyveleri yakıyor dışarıda insanlar açlıktan ölürken.
Joad ailesi de yolda ailenin bi kısmını kaybediyor. Güçlü bir anne, baba, suçlu ama iyi bir ağabey, ergenlik yaşında bir kız çocuğu ve daha küçük bir oğlan çocuğu, hamile bir kızları, çapkın bir oğlan çocuğu..

Kitabı okurken canım acıdı benim. Sizin de acısın. Keyifli okumalar diyemiyorum. Aç kalmayın.
480 syf.
Ekonominin en büyük keşfi -Modern Bankalar- bütün dünyanın sırtına bir kırbaç gibi iner ve sosyokültürel yapı bir cadı kazanına döner, zarlar atılır ve kartlar yeniden dağıtılır. Büyük balık, küçük balığı yer. Denizlerde ne ahtapotlar kalır ne de balinalar; insanların yarattığı metalik denizaltılar derin sularda cirit atarken bu ölü havuzda sadece karidesler kalır.

Bankalar insanların arazilerine el koyar ve onlara hiçbir ekmek kapısı bırakmaz. İnsanlar işçi olarak çalışabilecekleri metropollerin tarım arazilerine göç etmeye koyulur. Herkes bir fırsatın peşinde onursuzca kendi vatanından insanları sömürür. Şerefiyle, hayalleriyle yola düşen onurlu insanlara yapılmadık muamele kalmaz. Varacakları yer yaklaştıkça leş kokmaktadır. İnsanların etleri pis devlerin ağzında çürütüle çürütüle yenmektedir.

İş gücünü düşürmek adına işçiler arası rekabet, bir kan gölüne dönüşür. Herkesin birer ailesi ve çocukları vardır; aç boğazlar ölümün sınırında doyurulmaya çalışılır. Bu rekabet çalışma ücretlerini defalarca kez yarılara indirir ve hali hazırda açlık sınırında çalışabilmek için insanlar birbirinin kanını dökmeye hazırdır.

Hakkını aramak isteyen kim varsa kızıl komünist yaftası yapıştırılarak aforoz edilir, türlü işkencelerle yıldırılır. Aynı milletin insanları, muhtaç olan hemşehrilerine nahoş hakaretleri yakıştırır. İnsanlar birer hiç uğruna ölürler.
Toprağa umutlar ekilirken, biten sadece gazap üzümleridir.

Kayıplar ve sırt çeviren dostlar, yitirilen boş cesaretler ve suya yazılan sözler... ''Bileklerimizi keselim, a dostlar! Bu işkenceye son verelim! Ne diye çırpınıyoruz?'' dedirten muhteşem bir hikaye. Bölümlerin yazılış stili kendine has bir düzenle çok ahenkli bir bütünlük sağlıyordu.

Bitmeseydi dedirten o güzel kitaplardan birisi de bu! Sembollerin satır aralarına güzelce yedirildiği, okumanın büyük haz verdiği çok güzel bir kitaptı.

Mazoşist dev (U.S.)'in kendi halkına neler yaptığını bilen birisi onun kimseye acımayacağını daha iyi görebilir. Bu kitap da bu temeli sağlıyor insana. Niyeti olan tereddüt etmeden güzel bir vakitte başlasın. Pişman olunmayacak, duygu yüklü çok güzel bir kitap.

Keyifli okumalar!

Oğuz Beyiniz
480 syf.
·44 günde·Beğendi·10/10
Olay 1930 lu yılların Amerikasında geçiyor.
Tarımın sanayileşmesiyle insana olan ihtiyaç azalarak ,bu işi makineler ve sermaye devleri,bankalar ele geçiriyor.Ortaklık usulüyle kendilerinin olan topraklarını ekip biçerken, birden ödeyemedikleri borçları yüzünden topraklarına banka ve büyük şirketler el koyunca ,topraklarını mecburen satarak ,batıya Kalifornya'ya göç etmeye zorlanan yoksul halkın acılı dramını okuyacaksınız.
Büyük çiftliklerin ve meyve ağaçlarının bol olduğunu ve çalışarak geçineceklerini düşünüp bu umutlarla yola çıkarak ve uzun kuyrukların oluştuğu yollarda perişan ve aç bir hâlde hayalini kurdukları şehre gitmektedirler.Orada meyve toplayıp,kazandıkları parayla ev alıp,yeni bir hayata başlama hayalleri kurarlar.Yazık ki umdukları gibi bir hayat onları beklememektedir.
Joad ailesinin parçalanmaması için sonuna kadar mücadele etseler de aile yavaş yavaş parçalanacaktır.Bütün bu acı ve eziyetlere rağmen çektiklerine değecek bir mücadele midir ,yoksa sadece gazapla sonuçlanacak bir son mu olacak okuyunca göreceksiniz.
Kapitalizmin ,emek sömürüsünün vahşi ve acımasız sonucunu iliklerinize kadar hissedeceksiniz.
480 syf.
·Puan vermedi
Kapitalizmin ABD de vucut buldugu; Ekonomik olarak insanlarin yasantilarinda sefalet, aclik, yokluk ile mucadelesini konu alan, makinalasma sonrasi issiz topraksiz umutsuz tanrisiz düşsüz kalan insanlarin mucadelesini guzel bir dil ile yasatarak anlatiyor. Sam amca ruyasi ve donemin ekonomik sosyal gercekligi arasinda ki hayal kiriklarinin hikayesi...
480 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Uzun zamandır okumak istediğim ama nasılsa elime almaya çekindiğim bir kitabı daha bitirmiş bulunuyorum. İlk yarısında (sık sık kamyonun durumundan bahsedildiği için) hiç haz alamasam da, ikinci yarısında hem olayların hızlanması hem de verdiği mesajlarla gönlümü çelmeyi başardı "Gazap Üzümleri". Bir arkadaşım Orhan Kemal'in "Eskici ve Oğulları"nı bu kitaba çok benzettiğini yazmıştı. Başlarda reddetsem de, bitirdiğimde can-ı yürekten hak verdim ona. Makineleşme sonrası toprağından atılan halkın yaşadığı sefalet, her coğrafyada üç aşağı beş yukarı aynı şekilde tanımlanıyor demek ki. Tek fark Orhan Kemal hikayesini (tam Türk işi) bir mutlu sonla bitirirken, Bay Steinbeck biraz daha gerçekçi ve açık uçlu bir sonla bitiriyor. Okunması gereken klasiklerden olduğunu düşünüyorum, tavsiyemdir. =)

Yazarın biyografisi

Adı:
Gülen Fındıklı

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 10 okur okudu.
  • 14 okur okuyacak.