Güneş Karabuda

Güneş Karabuda

Yazar
8.0/10
3 Kişi
·
9
Okunma
·
0
Beğeni
·
261
Gösterim
Adı:
Güneş Karabuda
Unvan:
Türk Gazeteci ve Foto Muhabiri
Doğum:
İzmit, 1933
1933’de İzmit’de doğdu.Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra Paris’te hukuk öğrenimini yarıda bırakıp bir süre gazetecilik ve foto muhabirliği yapan Karabuda, 1960’ta eşi yazar ve yönetmen Barbro ile televizyon filmleri yapmaya başladı. Başta İsveç Televizyonu(SVT) olmak üzere değişik Avrupa ve Amerika televizyonlarına, dünyanın dört köşesinden yüze yakın sosyal, kültürel ve siyasal konulu belgesel hazırladı. Uzun yıllar Ortadoğu ve Uzakdoğu ülkelerinde çalıştı. Afrika’da ve Latin Amerika’da çekimler yaptı. Şili’de Allende iktidarı sırasında İsveç Televizyonu’nun Latin Amerika temsilciliğinde bulundu. Gine-Bissau, Mozambik, Zimbabwe’nin (Rodezya) bağımsızlıklarına kavuşmalarına kamerası ile tanık oldu. Aralarında Nuhun Gemisi(1961), Ateşte Yürüyenler(1966), Mayıs 68 Paris(1968), Vietnam Cehennemi(1969), Pablo Neruda(1971), Boğaziçine Sığınanlar(1990), Turkuaz(1990) gibi yapıtların da bulunduğu birçok belgesele imza attı. Başta eşi Barbro (Menekşe Koyu) olmak üzere Tunç Okan (Otobüs) Ömer Kavur (Yusuf ile Kenan) ve Türkân Şoray’ın (Yılanı Öldürseler) uzun metrajlı filmleriyle TRTiçin çekilen bazı oyunlarda(Kaldırım Serçesi, Keşanlı Ali Destanı) görüntü yönetmeni olarak görev yapan Karabuda’nın Jacques Preevert’in şiirlerini görüntülediği Paris(1961) adlı fotoğraf kitabının yanısıra Mekke’ye Yolculuk(1966), Türkiye(1967) ve Gine-Bissau(1976) adlı kitapları bulunmaktadır.
Onat'ın ne kadar dürüst ve sorumluluk sahibi bir insan olduğunu daha iyi anlamak için, bir zamanlar onun başından geçmiş, dost çevresinin yakından bildiği aşağıdaki trajikomik anektodu anlatmak gerekir.
Sıcaklardan bunalan Onat, denize girip dinlenmek için bir Pazar günü Kumburgaz taraflarında bir plaja gider. Eline bir kitap alarak bir köşeye yerleşir. Etraf güle oynaya bağrışan çocuklar, birbirinden başka kimseyi görmeyen sevgililer, romatizmalı bacaklarını sıcak kumlara gömen yaşlılarla doludur. Bir süre kitabını okuyan Onat'a rehavet bastığından hafiften kestirmektedir. Birden " yetişin boğuluyor!" sesiyle uyanan Onat, ilerde biraz açıkta genç bir adamın çırpındığını görürç Kendini hemen suya atıp gence doğru yüzmeye başlar. Ondan daha süratle yüzenler, çok uzakta olan gence yetişmek üzeredir. O arada gencin çırpınması kesilmiş ve bedeni gözden kaybolmuştur. Etraftan " Gitti adam yazık oldu!" gibi yorumlar yapılmaktadır. Bir süre sonra gerçekten "gitmiş" olan genci getirip kumun üstüne yatırırlar. Kurtarma gayretleri fayda etmez, genç boğularak ölmüştür. İyimser ve yardımsever halkımız gene de yerde yatan " cesedin" nasıl kurtarılabileceği hakkında çeşitli fikirler ortaya atmaktadır. Az sonra meraklı kitlesi ölünün yanından ayrılır ve Onat boğulan gençle baş başa kalır. Artık kimsenin ilgilenmediği ceset ile uğraşmak da ona düşer. Birkaç gencin yardımıyla, cesedi arabasının bagajına koyarak en yakındaki karakola götürür. Polis olay hakkında not alır ve günlerden Pazar olduğu için başka bri işlem yapamayacaklarını söyler. Onat her ne kadar ceset ile bir akrabalığı olmadığını söylese de polis " siz bunu morga götürün," der. Onat çaresiz, alır ölüyü morga götürür. Orada da aldığı cevap absürddür; " Pazarları ölü almıyoruz!". Tartışmanın nafile olduğunu gören Onat " Bir dahaki sefer Perşembeye getiririm" deyip oradan ayrılır. Arabasına binip bir sigara yakar, İstanbul'un ortasında, bagajında bir ceset ile nereye gideceğini bilmeden uzun bir nefes alır sigaradan. Bir iki umutsuz girişimden sonra, çaresizlik içinde arabayı her gece yaptığı gibi evinin önüne çeker. O gecenin özelliği, arabanın bagajında bir cesedin olmasıdır. Tüm bir gece karabasanlar gördükten sonra, sabah ilk iş cesedi ilgili makamlara teslim eder. Bu yaşanmış " felliniyen" öyküyü, Hem Onat'ın, hem de Hüseyin'in ( Hüseyin Baş ) ağzından dinlemiştim. Doğal olarak ki Hüseyin'in kinde kara mizah dozu biraz daha yüksekti.
Bir ölüye böylesine sahip çıkan Onat'ın elinden tutup yardım ettiği " canlıların" haddi hesabı yoktu! İnsan ilişkilerindeki sıcak ve dostça davranışlarının, iyi niyetli olmayan kimseler tarafından bazen kötüye kullanıldığı da olmuştu...
184 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10
Bu Güneş Karabuda'dan okuduğum 2. anı kitabı. İlki dünya geneline yayılmış ünlü kişilerle olan anılarını anlattığı " Zaman Bahçesinden Portreler". Eşi Barbro Karabuda ile birlikte İsveç televizyonu ve gazeteleri için çektikleri belgeseller, yaptıkları röportajlar içinde, dönemlerinin ilkleri arasına girmiş olanlar azımsanmayacak kadar çok. Mesela Nuh'un gemisi belgeseli, Galata Mevlevihanesinde 1925 de kapatıldıktan 38 yıl sonra aldığı özel ve yarım izin ile 1963 yılında bir gece vakti sessizce gerçekleşen ve belgesele çekilen sema töreni, Yaşar Kemal'in "Bebek " isimli hikayesinin filmini 1973 de ülkemizde çekemedikleri için Cezayir'de Adana benzeri bir yerde çekme hikayeleri ve o çekimler sırasında Tuncel Kurtiz'in Nasıl 15 Cezayirli ile tek başına kavgaya tutuştuğu gibi roman tadında, akıcı ve eğlenceli bir dille anılmış, anlatılmış bir dolu anı. Çocukluğundan başlayıp, hayatın tesadüfler ile kendi akışını bulduğu çok çok keyifli bir kitap.
185 syf.
·Beğendi·9/10
Güneş Karabuda'nın yaşamından ve kaleminden; Pablo Neruda, Ağa Han, İlhan Koman, Salvador Dali, Cengiz Aytmatov, Ara Güler, Olof Palme, Yaşar Kemal, Salvador Allende, Mübin, Kral Hüseyin, Münevver Andaç, Ahmet Ertegün, Fidel Castro, İngrid Bergman, Nelson Mandela, Onat Kutlar ve daha başka isimlerle hem dönem, hem ilginç olayların, gelişmelerin canlı tanıklığı...

Yazarın biyografisi

Adı:
Güneş Karabuda
Unvan:
Türk Gazeteci ve Foto Muhabiri
Doğum:
İzmit, 1933
1933’de İzmit’de doğdu.Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra Paris’te hukuk öğrenimini yarıda bırakıp bir süre gazetecilik ve foto muhabirliği yapan Karabuda, 1960’ta eşi yazar ve yönetmen Barbro ile televizyon filmleri yapmaya başladı. Başta İsveç Televizyonu(SVT) olmak üzere değişik Avrupa ve Amerika televizyonlarına, dünyanın dört köşesinden yüze yakın sosyal, kültürel ve siyasal konulu belgesel hazırladı. Uzun yıllar Ortadoğu ve Uzakdoğu ülkelerinde çalıştı. Afrika’da ve Latin Amerika’da çekimler yaptı. Şili’de Allende iktidarı sırasında İsveç Televizyonu’nun Latin Amerika temsilciliğinde bulundu. Gine-Bissau, Mozambik, Zimbabwe’nin (Rodezya) bağımsızlıklarına kavuşmalarına kamerası ile tanık oldu. Aralarında Nuhun Gemisi(1961), Ateşte Yürüyenler(1966), Mayıs 68 Paris(1968), Vietnam Cehennemi(1969), Pablo Neruda(1971), Boğaziçine Sığınanlar(1990), Turkuaz(1990) gibi yapıtların da bulunduğu birçok belgesele imza attı. Başta eşi Barbro (Menekşe Koyu) olmak üzere Tunç Okan (Otobüs) Ömer Kavur (Yusuf ile Kenan) ve Türkân Şoray’ın (Yılanı Öldürseler) uzun metrajlı filmleriyle TRTiçin çekilen bazı oyunlarda(Kaldırım Serçesi, Keşanlı Ali Destanı) görüntü yönetmeni olarak görev yapan Karabuda’nın Jacques Preevert’in şiirlerini görüntülediği Paris(1961) adlı fotoğraf kitabının yanısıra Mekke’ye Yolculuk(1966), Türkiye(1967) ve Gine-Bissau(1976) adlı kitapları bulunmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 9 okur okudu.
  • 8 okur okuyacak.