Hale Kuntay

Hale Kuntay

Çevirmen
8.6/10
122 Kişi
·
80
Okunma
·
0
Beğeni
·
130
Gösterim
Adı:
Hale Kuntay
Doğum:
Üsküdar, İstanbul, 3 Mayıs 1923
3 Mayıs 1923’de İstanbul’da ÜSküdar’da doğmuştur. Alman Lisesi mezunudur. İlk çevirisi Mika Waltari’den Mısırlı Sinuhe (1955)adlı roman, ilk oyun çevirisi ise; Thornton Wilder’den Çöpçatan (1957)’dir. Çalışmalarını genellikle Alman dilinden yapmakla beraber, İngilizce ve Fransızca’dan da oyunlar çeviren Kuntay’ın 1955’ten bu yana ara vermeden yaptığı çalışmalar arasında; “Nikah Kağıdı”, “Evet, Evet, Evet”, Ağustos Böceği”, “Paşaların Paşası”, “Cennetlik Kaynana”, “Tarla Kuşuydu Jüliet”, “Kontrabas”, “Mefisto”, “Avluya Bakan Pencere”, “Ölüm Tuzağı”, “Elveda Saray Bosna”, “Ustalar Sınıfı” izleyicilerin ilgisini çeken oyunların yanı sıra “Kutup Ayısı Polaria” ve “Sihirbaz Oz” gibi çocuk oyunları da bulunmaktadır. Çevirdiği kitaplar arasında “Küçük Kara Balık” ile “Kızım Olmadan Asla” en çok baskısı yapılmış olanlardır.

1996-1997 yılında ilk kez düzenlenen “Afife Tiyatro Ödülleri” seçici kurul üyeliğine atanarak 7 yıl çalışan Hale Kuntay, 4 yıl da “Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri” jürisine hizmet vermiştir.

1996 yılında Nisa Serezli Tiyatroda Yılın Kadını ve 2001’de Tiyatro Yazarlar Derneği ödüllerine layık görülen Kuntay, bu ödüllere layık görülmekle 50 yıla yakın yaptığı çeviri hizmetlerinin erişebileceği doruk noktaya varmış olmanın mutluluğu tattığını belirtmiştir.

37 kitap ve 69 piyes çevirisi yapmış olan ve halen çalışmalarını sürdüren Hale Kuntay, evli, iki kız, iki torun ve iki torun çocuğu sahibidir.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
335 syf.
·6 günde·Beğendi·6/10 puan
Eski kitapların farklı bir kokusu var; kitaplıkta ya da raflarda beklerlerken çevreden alınan ve birbiri üzerine eklenen kokular . Satın alınmayı beklerlerken şanslı olanını birinin raftan alıp incelediği sırada, sayfalarını hızla çevirdiğinde, sırf kokusuyla bir insanı gülümsetebilen o kitaplardan birini okudum. Mutluyum.
327 syf.
·10/10 puan
Her şeyden önce gerçek bir hayat hikayesi...

Bilmiyorum belki de bir kadının,gerçekten bize hikaye gibi gelen bu gerçekliği en ince ayrıntısına kadar yaşamış olduğunu bilmek beni bu derece etkiledi... Öyle ya, sıradan,kurgu bir kitap bir insanın tüylerini bu kadar diken diken eder miydi ?
Mehtap ve Betty ne yaşadıysa sanki bende onlar gibi, onların yaşadıklarını yaşamışım gibi hissettim,ağlaya ağlaya bitirdim, “Dünyada ne kadar güçlü kadınlar var.” diye diye. Betty’nin verdiği o özgürlük savaşının önünde eğilmek istedim. Zekâsına, gücüne direnişine hayran kaldım. Dişlerimi sıka sıka ne zaman başaracak diye bekledim. Okudukça okudum, okumadan uyumadım. Attığı her adımı bende kendi içimde yaşadım. Çok az kitap bir insanı böyle derinden etkiler.. Çok az kitap üzerine böyle cümleler kurulur...
Komşu ülke İran’da geçen ve ibret alınması gereken bu öyküyü soluk soluğa okuyacağınıza yemin edebilirim.
Benim en etkilendiğim kısım:

“Birden gözlerim rehberime takıldı;adam altımızdaki toprağı işaret ederek:
-Türkiye! Türkiye! diye fısıldadı.
Rahat bir soluk alarak;
-Elhamdülillah!
dedim.”

Gözlerimden bir damla yaş aktığını hissettim..
Dünyada her şeye göğüs geren annelerin ellerinden öpmek istiyorum, başta kendi annem olmak üzere...


#kitabıtamamsırafilminde
327 syf.
·9/10 puan
Bu kitabı henüz orta okula giderken okumuştum. Bende o kadar büyük bir iz bırakmış ki hâlâ Betty ve kızı Mehtap ara sıra aklıma geliyor. Anne-kız, zorlu mücadeleri, umutları ve direnişleri bana güç veriyor. Kitap gerçek bir hayat hikayesini anlatıyor. Amerikalı bir kadın olan Betty, Amerikada uzun yıllar yaşamış olan İranlı doktor Mudi ile evleniyor. Mudi, kısa bir tatil vaadiyle, kızıyla karısını doğduğu ülke olan İran’a götürüyor. Ancak tatil, yaşam boyu tutsaklığa dönüşüyor. Kızının, kadınların her türlü haklarının elinden alınmış olduğu bu bağnaz ve tutucu ülkede büyümesini asla istemeyen Betty, Mehtap ile birlikte İran’dan kaçabilmek için umutsuz bir savaş veriyor. Kitapta beni en çok etkileyen şey, kadının asla pes etmemesi ve Mehtap’ın küçük yaşına rağmen çok olgun davranıp annesi ile birlikte her türlü zorluğa, baskıya ve şiddete karşı omuz omuza verip mücadele etmeleri. Kitabı bir solukta hiç sıkılmadan okumuştum. Arada kitabı açıp bazı yerlerini tekrar okurum ve kitabın arka kapağındaki anne kız birlikte poz verdikleri fotoğraflarına bakarım. Bu kitabı kesinlikle öneriyorum ayrıca kitap ile aynı ismi taşıyan film de mevcut.
330 syf.
·12 günde·Beğendi·9/10 puan
Tarif etmesi, anlatması zor duygularla okuduğum bir kitap oldu 'Kızım Olmadan Asla'. Komşu ülkemiz olan Iran'a kandırılarak getirilen ve daha sonra mahsur kalınan, bu süreçte ülkelerine dönmeye çalışan iki insanın yaşadıklarını ele alıyor kitap.
Hayatının tamamını Amerika'da geçirmiş bir kadın iki haftalık tatil bahanesiyle beş yaşındaki kızıyla birlikte eşi tarafından kandırılarak Iran'a tutsak ediliyor. Birbirinden o kadar zıt ki bahsettiğim bu iki ülkenin insanları: Yönetim şekliyle, hayata bakış açılarıyla, dini inançlarıyla, gelişmişlik düzeyleriyle, gelenek ve görenekleriyle... Üstelik gittikleri tarihte İran'ın Amerika'ya olan düşmanlığından ve Irak ile aralarında olan savaştan bahsetmiyorum bile.
Şah Devrimi'den sonra İslam hukuku ve Şii mezhebini esas almış bir ülkeden, kadın-erkek haklarının arasında uçurumlar olan bir ülkeden kadın olarak iyice kapana sıkışmış olsada kızına sımsıkı sarılıp birbirlerinden güç alarak ülkelerine dönmeye çalışan anne ve kızın gerçek hikayesini birinci ağızdan anlatan bu kitap hakkında ne yazsam az kalacak o yüzden okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum...
327 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Filmi olduğunu yeni öğrendiğim , lise yıllarımda okuduğum ve çokca etkisinde kaldığım muhtesem bir kitap ...

üzüleceksiniz okurken ve böyle olayların her gün tüm ülkelerde farklı şeklerde ve boyutlarda yaşanıyor olduğunu biliyor olmanız hikayeyi daha da içsellestirmenize sebep olacak...
okunmaya değer ...
144 syf.
·Beğendi
Dürrenmatt’ı ilk kez okumuş olmam bir yana adını da bu kitap sayesinde duydum. Yani yeni tanıştığım bir yazar. Fakat biçemi akıcı olduğu için ilgimi çekti; diğer yapıtlarını da okuma isteği uyandırdı bende.
Kitaba gelecek olursam bir polisiye romanı. Kurgusu insanı çok şaşırtan bir oluşuma sahip değilse de-bence- ayrıntılar gerçekten şaşırtıcı. Çoğu yerde şaşırdım, merak ettim ve diğer sayfayı büyük bir istek ve ilgiyle çevirdim. Zaten o kadar akıcı ki, hızlıca okunup bitirilen bittiği gibi de kişide doyumsuzluk bırakabak cinsten bir kitap. İnsan bunun peşine bir polisiye daha okumak istiyor; hatta aynı yazardan olursa ne âlâ olur. “Yemin” bana True Detective’in ilk sezonunu da anımsattı ki en sevdiğim dizidir ve umarım bu bilgi spoiler değildir..
Komiser olan Matthaei’nin yaşadıklarını, olayların gelişimini hatta bazı sonuçları gerçekçilikle ele almış yazar. Zaten kendisi de karakteri sayesinde gerçekçiliğe duyduğu ilgiyi dile getirerek bize bir nevi sebep gösteriyor gibi. Ben yazarı da kitabı da sevdim; eğer siz de çok fazla kan, çok fazla vahşet dışında daha akla yatkın ve gerçekçi tarzda bir polisiye romanı okumak istiyorsanız size tavsiyemdir.
699 syf.
·14 günde·Beğendi·8/10 puan
İlk kez bir Mario Simmel romanı okudum. 700 sayfalık takoz görüntüsünde olması ilk başta gözümü çok korkutsa da bitirdiğimde benim beklentimi aşıp tavan beğeni yaptı.
Yazarın anlatımı ve karakter yaratmaktaki gücü muazzamdı. Akıcı bir dille yazılmış sıkılmadan okunuyor.
Kitap 2. Dünya Savaşı sonrası Almanyasında toplum içine gizlenmiş savaş suçlusu nazi artıklarıyla başı belaya giren yeteneğini kaybetmiş bir yazarın başından geçenleri anlatıyor. Hikaye sorunlu bir abi kardeş ilişkisi ve bununla kesişen sancılı bir aşk hikayesi eşliğinde ilerliyor. Bol bol o dönem Almanyasına ilişkin ayrıntı okuyorsunuz.
Tavsiye ederim. Okuyun.
327 syf.
·Puan vermedi
Hiç bir kadının kıymetinin olmadığı bu topraklarda mahsur kalan Betty' in travması daha bir uç noktadaydı. Kendisi kaçıp kurtulabilirdi ama kızını babasıyla Tahranda bırakmak koşuluyla.

Oturduğumuz yerden konuşmak çok kolay, bazen ülkemde değil de oralarda doğmuş olsaydım beni nasıl bir kader beklerdi diye düşünüyor ve dehşete kapılıyorum.

Bu noktada da bizlere de yasa önünde de var olma hakkı tanıyan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü minnetle anıyor ve kendisine Allahtan rahmet diliyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hale Kuntay
Doğum:
Üsküdar, İstanbul, 3 Mayıs 1923
3 Mayıs 1923’de İstanbul’da ÜSküdar’da doğmuştur. Alman Lisesi mezunudur. İlk çevirisi Mika Waltari’den Mısırlı Sinuhe (1955)adlı roman, ilk oyun çevirisi ise; Thornton Wilder’den Çöpçatan (1957)’dir. Çalışmalarını genellikle Alman dilinden yapmakla beraber, İngilizce ve Fransızca’dan da oyunlar çeviren Kuntay’ın 1955’ten bu yana ara vermeden yaptığı çalışmalar arasında; “Nikah Kağıdı”, “Evet, Evet, Evet”, Ağustos Böceği”, “Paşaların Paşası”, “Cennetlik Kaynana”, “Tarla Kuşuydu Jüliet”, “Kontrabas”, “Mefisto”, “Avluya Bakan Pencere”, “Ölüm Tuzağı”, “Elveda Saray Bosna”, “Ustalar Sınıfı” izleyicilerin ilgisini çeken oyunların yanı sıra “Kutup Ayısı Polaria” ve “Sihirbaz Oz” gibi çocuk oyunları da bulunmaktadır. Çevirdiği kitaplar arasında “Küçük Kara Balık” ile “Kızım Olmadan Asla” en çok baskısı yapılmış olanlardır.

1996-1997 yılında ilk kez düzenlenen “Afife Tiyatro Ödülleri” seçici kurul üyeliğine atanarak 7 yıl çalışan Hale Kuntay, 4 yıl da “Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri” jürisine hizmet vermiştir.

1996 yılında Nisa Serezli Tiyatroda Yılın Kadını ve 2001’de Tiyatro Yazarlar Derneği ödüllerine layık görülen Kuntay, bu ödüllere layık görülmekle 50 yıla yakın yaptığı çeviri hizmetlerinin erişebileceği doruk noktaya varmış olmanın mutluluğu tattığını belirtmiştir.

37 kitap ve 69 piyes çevirisi yapmış olan ve halen çalışmalarını sürdüren Hale Kuntay, evli, iki kız, iki torun ve iki torun çocuğu sahibidir.

Yazar istatistikleri

  • 80 okur okudu.
  • 60 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.