Halil Nebiler

Halil Nebiler

Yazar
6.0/10
5 Kişi
·
7
Okunma
·
0
Beğeni
·
1113
Gösterim
Adı:
Halil Nebiler
Unvan:
Gazeteci, Televizyoncu,Yazar
Doğum:
Lüleburgaz, Kıklareli, Türkiye, 1961
1961 yılında Lüleburgaz Çiftlikköy’de doğdu. 1985 yılında Gazi Üniversitesi basın yayın okulundan mezun oldu. 1981’den beri gazetecilik yapıyor. 14 yıl Cumhuriyet gazetesinde çalıştı. Arena ve Teketek programlarının kurucuları arasında yer aldı. 20 adet basılmış kitabı olan Nebiler 8 kez yılın gazetecisi seçildi. Evli ve bir çocuk babası.
-31 Ekim 1991: Yenilevent İstanbul'daki Harp Akademileri Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümgeneral İzzettin İyigün imzalı 31.10.1991 tarih ve 3500-23-91/İsth. ve İKK Şb. 557 sayılı yazının kısa metninde şöyle bir sunuş var:"Alınan bir duyum üzerine tespit edilen Kur'an Kursu Andı metninin fotokopisi ekte gönderilmiştir. Bilgi edinilmesini arz ederim."

Tümgeneral'in ekte gönderdiği Kur'an Kursu Andı metni ise şöyle:

"Ben Muhammed Müslüman ümmetindenim. Türkiye dinsiz laik bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, Türkiye'yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkartılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan Şeriat Devleti'nin kurulması için devlet idaresinde söz sahibi olacak mevkilere gelmek için çalışacağıma dinim, Allah'ım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kassem ederim."
-10 Kasım 1987: Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan, Atatürk'ün ölüm yıldönümünde Gaziantep'te şunları söyledi:
"İktidara gelmemiz halinde başörtüsünü milli kıyafet yapacağız. Her ilçeye bir İmam Hatip Okulu açacağız. Kuran kurslarının sayısını arttıracağız. Lise ve dengi okullarda din derslerinin yanısıra tefsir ve hadis derslerini de okutarak manevi kalkınmayı sağlayacağız.
-Ocak 1936: Çorum'un İskilip ilçesinde, Nakşi şeyhi Kayserili Ahmet Kalaycı şeriat istemiyle harekete geçti. Kalaycı şeyhin garip kuralları vardı. Namaz ve oruç farz değildi. Ancak 40, 70 ve 90 günlük yeni oruçlar yaratmıştı. Nakşi şeyhine tapmak gerekiyordu. Kalaycı Hareketi kısa sürede bastırıldı.
Polisler solcu abilerden birinin evini basardı. Vladimir İlyiç Lenin’in adı Sol Yayınları’nın kapağında V.I. Lenin diye basılırdı. Lenin’in kitabını toplayan polisler kitabı tutanağa, “Altıncı Lenin” diye geçerlerdi.
Halil Nebiler
Sayfa 83 - Toplumsal Dönüşüm Yayınları
-29 Kasım 1955: DP Meclis Grubu toplantısında Menderes konuşuyor: "Siz öylesine güçlüsünüz ki, şu anda isterseniz Anayasa'yı bile değiştirebilir, hilafeti bile geri getirebilirsiniz."
-Mart 1985: Milli Eğitim Bakanı Vehbi Dinçerler Darwin'e savaş açtı. Dinçerler, okullara kendi yazısının da yer aldığı bir rapor göndererek, ünlü İngiliz bilim adamı Charles Darwin'in "evrim kuramı"na karşı çıktı ve ders kitaplarında konuya "bir kanun gibi yer verilmemesini" istedi. Dinçerler, rapordaki yazısında, "Evrim teorisi, ilim ile dini görüşlerin çatışması fikrini ima edici sonuçlar doğurmuştur" görüşünü savundu.
-27 Şubat 1951: Ticaniler, Kırşehir'de (Cumhuriyet tarihinde ilk kez) Atatürk büstünü parçaladılar. Arapça yazıya dönülmesini ve yeniden fes, çarşaf giyilmesini istediler
-4 Temmuz 1980: Çorum'da, camide namaz Talan bir grup, "Komünistler camileri yakıp yıkıyor", "Camilere bomba atıyorlar', kışkırtmalarıyla sokaklara döküldü. Gericiler, evlere ve dükkanlara saldırdılar. Ölü sayısı, 10 Temmuz'da 26'yı buldu. Yüzlerce yaralı vardı. Bu tablo karşısında Çorum'un Mecitözü ve Alaca ilçelerinde yaşayan 600 aile, başka illere göç etmek zorunda kaldılar.
-10 Ocak 1988: "Ordu, birliklerini uyardı", "Fetullahçılara Dikkat" başlığıyla 2000'e Doğru dergisinde yayınlanan haberin ekinde, 3. Kolordu Komutanlığı'nın 25 Kasım 1987 tarihli raporuna yer veriliyor. Fetullahçıların çalışma yöntemlerini anlatan rapor şöyle:"Fetullah Gülen yanlısı Nurcu kesimin tasarı ve metodları.
1. Yaygın ve yapılmaya bağlı olarak geniş bir taraftar kitlesine sahip oldukları yurt içinde ve yurt dışında toplam 4 milyon civarında mensupları bulunduğu bizzat Gülen'ci çevreler tarafından ifade edilmektedir.
2. Nihai amaçları, diğer irticai unsurlarda da olduğu gibi Türkiye'de şeriat düzenini hakim kılmaktır. Ancak bu amaç oluşturmaya yönelik çalışmalarda "İslamiyetin Yaşanması" olarak belirtilmektedir.
3. Fetullah Gülen yanlısı grubun başlıca özelliği; propaganda, eğitim ve kadrolaşma sürecini takip eden dönemde İslami bir devrim ile amaca ulaşmaktır.
4. Muhtemel devrim için iki temel unsurun gerçekleşmesine bağlı olduğu kanaatindedirler.
a. Yurt içinde oluşturulacak zemin.
b. Yurt dışından temin edilecek imkanlar.
5. Yurt içinde propaganda ile Türk halkının bilinçlendirilmesi, bu kitlenin kayıtsız şartsız desteğinin sağlanması için eğitim ve finansman teminine yönelik faaliyetlere hız verilmiştir.
6. Yurt dışından temini planlanan imkanlar ise Suudi Arabistan ve Mısır gibi bazı ülkelerin desteklerinin sağlanmasıdır.
7. Devrime hazırlık süresince:a. Siyasi ve idari kadrolarda görev alan Nurcu kişilerin, hükümetleri şeriat ilkeleri paralelinde yönlendirmeye çalışacaklardir. Nur şakirtlerinden (öğrenciler) 3000 kişilik intihar komandosu grubu yetiştirilerek devrime hazır hale getirileceği.
c. Orduya sızılarak subay, astsubay ve askeri öğrenciler arasında taraftar kazanılacağı.
d. Diğer irticai unsurlarla işbirliği imkanının aranacağı ve ülkücü kesimle Türk-İslam sentezinde diyalog kurulduğuna dair haberler intikal etmiştir.
8. Bilinçlendirilen gençliğin, davaya sağlayacağı faydalar nedeniyle kadrolaşma çalışmalarında faaliyet alanı olarak;
a. Askeri okullar
b. Polis kolejleri
c. Öğretmen okulları ve bazı fakülteler hedef olarak seçilmiştir.
9. Öğretim kurumlarının sıralamasında askeri okulların ilk sırayı alması, anılan kesimin orduya sızma konusundaki kararlılığını göstermektedir.
10. irticai faaliyetleri nedeniyle ilişkileri kesilen askeri öğrencilere rağmen, hala askeri öğrencilerin mevcut olduğu, hatta pek çok sayıda Nurcu subayın orduda faaliyet gösterdiği anılan kesim yanlılarınca ifade edilmektedir.
11. Nurcu kesime ait olduğu belirlenen bazı okullardaki öğrencilerin askeri okullara girebilmelerini temin maksadıyla devlet okullarına kaydırılmaları ve buradan mezun olmalarının sağlanmasına çalışılmaktadır.

Aslı Gibidir. İbrahim Çuhadar. Top.AIb. İKK ve Emn.Sb. Aslının Aynısıdır.Türkyaşar Yanık. Top.Kur.Öyzb.İsth. ve İKK Ş.Md.V.
90 syf.
Aslında inceleme yapmayacaktim. Sonra en azından bir iki kelam etmek istedim.

Biliyorum Avrupa deyince, toplumda muhafazakâr, laik, solcu, sağcı; yani farklı görüşlerden çoğu insanın tüyleri dikiliyor ve istemsiz bir şekilde hemen karşı pozisyona geçiliyor. Ancak yiğidi öldür hakkını yeme demiş atalarımız -yiğit dedik ya aha şimdi buradan da bla bla edilecek, neyse-. Avrupa tarihinde oldukça vahşete imza attı. Bu herkesin malumu bir gerçektir. Lakin aynı Avrupa, bu vahşete imza atan yüzüyle hesaplasarak, aklın ve insanlığın önünde engel olarak karanlıkla mücadele ederek günümüzdeki halini aldı. Evet, günümüzdeki hali de mükemmel değildir, ancak burada vurgulamak istediğim nokta "insan aklı" ve "insan" temelinde kurdukları medeniyettir. Her türlü dogmaya karşı cephe alarak insanın ve evrenin tabiatına uygun şekilde dinamik bir düzen kurdular. Bunu başarmalarinda İslam dünyasında Eski Yunan'in metinlerini çeviren bilim insanlarının büyük katkısı vardır. Zaten Avrupa'nın kendisi de bunu söylüyor. Ancak Eski Yunan işin merkezindedir. Yunan'da Thales ile beraber doğa içinde kalarak açıklama yapma mantığı başlıyor. Devam eden süreçte değişen koşullar altında Sokrates ve sonrası felsefe değişmelere uğrasa da, Yunan'daki felsefenin temeli her zaman korunuyor: İnsan aklı ve buna bağlı çözümleme, kurgulama, düzen kurma, sorunları ele alıp irdeleme ve çözüm üretme... Sonrasında asagilardan gelen Hristiyanlik, Yunan'in son dönemlerindeki Yeni Platonculukla harmanlanarak bir sistem kuruyor. Zaman için giderek dogmatiklesiyor ve Roma'ya, haliyle tüm Avrupa'ya hakim bir kültür haline geliyor. Sonuç olarak da Ortaçağ'da dünya hakkında her şeyin kutsal kitapta olduğu skolastik düşüncesi hüküm sürmeye başlıyor. Kilise ne derse, Papa ve onun uşaklari papazlar ne derse, doğru ve gerçek odur fikri Avrupa'nın üstüne karabasan gibi çöküyor. Ancak tüm bunlara karşın, Avrupa'da kokleriyle buluşup hareketlenen, insan aklına değer veren ve kiliseye karşı zaman içinde isyan bayrağı çeken insanlar gelişiyor. Birçoğu asiliyor, kesiliyor yani bedel ödüyor. Ve Avrupa bu bedel ödeyen insanların fikirleri üzerinde bina edilerek günümüzdeki haline kavuşuyor. Hani birtakım çevrenin gece gündüz kufrettigi ama sıkıştığı ilk anda soluğu orada aldığı Avrupa...

Sözün özü, Avrupa yaşadığı Aydınlanmayi ve akabinde kavuştuğu dinamizmi, bilimsel ve kültürel gelişmeyi kazanmak için çokça bedeller ödedi, mücadeleler etti. Lakin biz bu açıdan Avrupa'da oldukça gerideyiz. Vermemiz gereken çokça mücadele ve bedel bulunmaktadır.

*

Lale Devri'nden beri en istikrarlı akımımiz olan Baticilik etkisiyle giderek yüzümüzü Batıya dönmeye başladık. Birçok devlet adamı ve padişah da bu iş için çalıştılar. Sonunda Atatürk'ün hızla yaptığı devrimler ile yüzümüzü kesin bir şekilde Batıya döndük; Ortaçağ'in karanlığından, Ortadoğu'nun çöl kumundan kurtulmaya başladık. Kaybedilecek tek bir dakika bile yoktu. Bu nedenle birçok arkadaşının muhalefeti veya yavaş olalım uyarısına karşın Atatürk hızla devrimlerini devam ettirdi. Ancak erken yaşta onu kaybettik. Yaptığı devrimler tüm toplumu sekillendiremedi. Bunda en büyük viraj belki de İnönü zamanında açılan Köy Enstitüleri'nin yobazlikla kapatılması ve keza Halkevlerinin aynı yobazlikla kapatılmasıdir.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra SSCB'nin tehdit olarak gözükmesi ile ABD'ye yanaşılmasi ve DP'nin iktidarı ile ülkenin dinci politikalara yönelmesi ile birlikte asirlardir bu toprakların aydinlanmasinin ve insan aklının önündeki en büyük engel olarak şeriatcilik yeniden hortlatildi. Demokrasi şehidi diye lanse edilen Menderes'in iktidara gelişinin hemen akabinde, Atatürk'ün devrimlerini "millete malolmus ve malolmamis" olarak siniflandirmasi, ilerleyen süreçte daha da güçlenince kendi grubuna seslenisinde "Siz öylesine güclüsünüz ki şu anda isterseniz anayasayı bile değiştirebilir, hilafeti bile getirebilirsiniz" demesi, Said Nursi'yi inzivadaki köyünden alıp sukse etmesi gibi icraatleri aslında birçok şeyi anlatıyor.

Yani, 1950'den itibaren karşı-devrim için uğraş başlıyor.

Adım adım bu sürecin isletildigini görüyoruz. Belki iyi niyetle verilen tavizler giderek şeriatcilere yani karsi-devrimcilere daha büyük kapıların açılmasına neden oluyor. İnönü'nün "irtica sinsidir ve her daim uyanık olunmalidir" uyarilarini ya kimse duymuyor ya da duymak istemiyor.

Damarlarimizdan tam olarak atamadigimiz Şeriatcilik, Soğuk Savaş zamanında ABD'nin sscb'ye karşı dini kullanma taktigiyle hepten zirveye doğru tirmaniyor. 1980 darbesinin de bu çevrelere yaradığını görüyoruz. 1935'te çok doğru bir şekilde, ilkokullardan kaldırılan din dersi, adım adım geri getiriliyor; seçmeli şekilde başlıyor ve nihayetinde 80 darbesinin başı Evren'in yüzünden zorunlu olarak verilmeye başlanıyor. 50'den itibaren dinci politikaların artarak devam etmesiyle tarikatler ve dinciler yeniden yuvalarindan çıkıyorlar ve halkın dini duygularını istismar ederek gidecek büyüyorlar. 1987 tarihli şu raporda Fetoş'un ne haltlar yediği ve planı açıkça ifade edilmiş, dikkatinizi çekerim 1987:

#54643805

Aklıma geldi şimdi, tam kronolojik gidemiyorum; DP zamanında artık ne kadar pervasizlasiliyorsa devletin dini İslam olsun diye önerge verilebiliyor ama mecliste görüşülmemis bari. Sonra geliyoruz şu an şirin mi şirin lanse edilen Erbakan'a; adam açık açık şeriata dayalı devlet istediğini beyan ediyor, buna çok rahat yorulabilecek birçok demeci oluyor, nitekim kendisine davalar da açılıyor lakin isteklerinden şunları hepsi artık yapılmış durumdadır. Ancak onun dediği gibi maneviyati yukseldi mi halkın yoksa uçurumdan aşağıya doğru mu gitti; takdir sizindir:

#54643636

Kuran kursu deyince şu alintiyi da eklemek gerekir:

#54645126

Bu münferit bir olay midir ve halen de buna benzer yeminler ediliyor mudur, bilmiyorum, umarım edilmiyordur.

Sonrasında neler oluyor ülkede, giderek artan şeriatcilik sesleri ile Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Turan Dursun, Bahriye Üçok gibi aydın isimler katlediliyor. Humeyni İran'inda Turan Dursun'un ölümü ilk haber olarak ve de mutlu karşılanarak veriliyor. Humeyni, Şeytan âyetleri kitabı yazarı Salman Rusdie hakkında Peygambere hakaret etti diye ölüm Fetvası veriyor; Salman Rusdie (sanırım) 6 ay içinde 53 ev değiştirerek rekor kırıyor; sonradan özür dilese de fetva kaldirilmiyor. Bir başka hoca da Şeriat ve Kadın kitabı yazarı İlhan Arsel hakkında aynı gerekçe ile ölüm Fetvası veriyor. Sonra Hayrettin Kahraman bu fetvalarin gerekçelerinin dinde olduğunu söylüyor. Aynı şekilde Diyanet İşleri Başkanlığı da çıkardığı dergide benzer şeyleri yazıyor. Hoşgörü dolu metin bu:

#54644614

Şeytan Ayetleri'ni çevirdi diye Aziz Nesin tepki alıyor. Meşhur Sivas katliamı esnasında birçok insan katlediliyor, Aziz Nesin de katledilmekten son anda kurtuluyor ve kitap da burada bitiyor.

Yani, okurken insanın sinir olmaması ve kahrolmamasi içten bile değil. Atatürk'ün devrimlerinin nasıl yavaş yavaş yipratilarak, özgür birey haline getirilmek istenen halkımızın yeniden kul köle haline getirilmeye çalışıldığını okuyoruz aslında. Kolay değil 600 seneden fazla bu toprakların insanı kul diye egitildi. Bu psikolojiden kurtulmak tabiki bir anda mümkün değildir. Lakin göz göre göre ülkenin karanlığa itilmesi, bunun da nasil adim adim yapildigi, verilen her tavizde daha buyugune kapi aralandigi goruluyor ve bunlar karşısında insanın elinden bir şey gelmiyor olmasi çok vahim bir tablodur.

Zannederim ki bu halk, Şeriatin ne olduğunu bu, başına gelmeden anlamayacak. Aynı şekilde Atatürk'ün ve onun yaptıklarının değerini; Şeriat başına gelmeden, Atatürk'ün devrimleri yok olmadan anlamayacak.


Çok yazık...



*

Son söz olarak yine de Atatürk'ten bir iki söz paylaşıp umitvar olmaya çalışacağım:


● "Efendiler ve ey millet iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, tarikatı medeniyedir. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kafidir."

"Efendiler!
Dünyada her şey için; uygarlık için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir; fendir. İlim ve fennin dışında rehber aramak dikkatsizliktir, bilgisizliktir, yanlışlıktır. Yalnız ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki devrelerinin olgunlaşmasını kavramak ve yükselişini zamanla izlemek şarttır. Binlerce sene önceki ilim ve fen dilinin çizdiği kuralları, şu kadar bin sene sonra bugün olduğu gibi uygulamaya kalkışmak, elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir..."

● "Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanın emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz, kasde ve fiile dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz. GERİCİLERE FIRSAT VERMEYECEĞİZ."

"Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir. Âdetâ halkı bir kapana kıstırırlar. Benim halkım demokrasi ilkelerini, gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. Batıl inançlardan vazgeçilmelidir. İsteyen istediği gibi ibadet edebilir. Herkes kendi vicdanının sesini dinler. Ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır."


● "Bir toplum, cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur. Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi, kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurdur."

"Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın."


● Son olarak:

"ARTIK TÜRKİYE, DİN ve ŞERİAT OYUNLARINA SAHNE OLMAKTAN ÇOK YÜKSEKTİR. BU GİBİ OYUNCULAR VARSA KENDİLERİNE BAŞKA TARAFLARDA SAHNE ARASINLAR."
272 syf.
·Beğendi·2/10
kitap objektif değil... yayınevini göz önünde bulundurarak okumak da fayda varmış.. ,

Yazarın biyografisi

Adı:
Halil Nebiler
Unvan:
Gazeteci, Televizyoncu,Yazar
Doğum:
Lüleburgaz, Kıklareli, Türkiye, 1961
1961 yılında Lüleburgaz Çiftlikköy’de doğdu. 1985 yılında Gazi Üniversitesi basın yayın okulundan mezun oldu. 1981’den beri gazetecilik yapıyor. 14 yıl Cumhuriyet gazetesinde çalıştı. Arena ve Teketek programlarının kurucuları arasında yer aldı. 20 adet basılmış kitabı olan Nebiler 8 kez yılın gazetecisi seçildi. Evli ve bir çocuk babası.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur okudu.
  • 8 okur okuyacak.