Hasan Pulur

Hasan Pulur

Yazar
10.0/10
2 Kişi
·
7
Okunma
·
2
Beğeni
·
573
Gösterim
Adı:
Hasan Pulur
Unvan:
Gazeteci, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 28 Mart 1932
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 29 Kasım 2015
1932'de doğdu. Babası subay olduğu için öğrenimini çeşitli okullarda tamamladı. Ortaokul ikinci sınıfta, biyoloji dersinde atmacanın kafa kesitini renkli tebeşirle kara tahtaya çizemediği için belge aldı. Üç yıl, çeşitli işlerde çıraklık yaptıktan sonra, tekrar öğrenime karar verdi. Oratokul bitirme sınavlarına dışarıdan girdi, kazandı; Kabataş Lisesi'nde yatılı okudu. Sırasıyla Yeni İstanbul, Vatan, Havadis, Akşam, Milliyet, Hürriyet, Güneş gazetelerinde çalıştı. Yazıları Gazeteciler Cemiyeti'nin ve TGS'nin yarışmalarında başarı ödülleri kazandı. 30 yıldır, gazetecilikten başka herhangi bir yan işi olmadı.
...Başkumandan'ın bu hali bizi çok üzdü. Vakit öğle üzeri. Biraz sonra yemege oturduk. Ben, Salih Bozok, Muzaffer Kiliç ve Hayati Bey yemek yerken yukaridan bir ses yükseldi: ''Yahu bana da bir seyler hazırlayın, ben de geliyorum!''
Saşırdık kaldık. Doktorlar kıpırdamamasim söylemişlerdi. Atatürk ise bizimle yemek yemeğe geliyordu. Biraz sonra sofraya geldi. Bakışlarımızdan ne demek istedigimizi anlamisti. ''Doktorlar çok sey biliyorlar ama bilmedikleri bir şey var!'' dedi:
''Ben burada yatacağım, Yunan ordusu gelecek, Türk ordusuna çatacak ve Türk Ordusunun Başkumandam bu savasta yatağında olacak... Savaşı buradan öğrenecek! Olmaz böyle sey. Yapamam bunu!''
"Birkaç dakika sonra odaya Salih Bozok geldi. Manasız gözlerle ve garip bakişlarla baktı. Daha önce hepimize söylemişti. ''Atatürk ölürse ben intihar ederim!'' demisti.
Fakat o anda hepimiz o sözü unutmuştuk. Sonra aşağıya indi. Benim odama girmiş ve tabancasını çekerek kalbine ateş etmiş. Hemen aşağıya koştuk. Mim Kemal yetişti. Kurşun iyi bir tesadüf sonucu kalbine isabet etmemişti. Uzun süre yaşadi ve kalp sektesinden öldü.
Bir gün beni yanına çağırdı:
- Gel bakalım ne var, ne yok İsmail Hakkı?
- Bütün memleket sizin sağlığınızIa ilgilidir Paşam! Siz çok şeyleri yıktınız, inşallah bu hastalığı da yıkacaksınız.
"Ögle yemeklerini hep Atatürk'le birlikte yerdik. Her gün bana sorardı: 'Mevcudun ne kadar?'
'150' ; 'Mevcudun ne kadar?' '500!'
Mevcut arttıkça Atatürk sevinir, azaldıkça da sebebini sorardı.
"Tekrar Meclis'e döndüm. Cumhurbaskanlığı seçimi yapılıyordu. Atatürk cumhurbaşkanı seçilir seçilmez hemen Çankaya köşküne telefon ettim ve eşi Latife Hanıma haberi ulaştırdım. Teşekkür bile etmediği gibi hiçbir sevinç belirtisi de göstermedi: ''Aaaaa ne yapayim İsmail Hakkı Bey! Reisicumhur olmussa ne olmus! Ne yapayım yani!'' dedi.
Carlo, İtalya’da Fiat otomobil fabrikasında çalışan, kendi halinde bir işçiymiş. Fransa Cumhurbaşkanı De Gaulle’ün İtalya ziyaretine kadar da kimse onu tanımazmış.

De Gaulle’ün İtalya gezi programında, Fiat fabrikaları da varmış. De Gaulle fabrikayı gezerken, birden duraklamış. Tezgahın başındaki işçi dikkatini çekmiş ve ellerini açmış: ‘Ooo Carlo, sen burada mısın?’ Carlo cevap vermiş: ‘Vay Charles, sen misin?’ De Gaulle ile Carlo sarmaş dolaş olmuş.

Herkes şaşkın. De Gaulle dönüp anlatmış: ‘Carlo ile biz eski arkadaşız. Alman işgalinde birlikte çalıştık. Bize çok yardımı oldu.’

İtalyan protokolü, hemen durumu idare etmiş. ‘Ekselans, bu fabrikanın en iyi işçisi Sinyor Carlo’dur. Önümüzdeki günlerde kendisine törenle bir madalya takacaklar.’ De Gaulle çok memnun olmuş. Carlo ile vedalaşıp fabrikadan ayrılmış.

Herkes Carlo’nun etrafını sarmış:

… Yahu, sen De Gaulle’ü nereden tanıyorsun?
… Söyledi ya..
… Sen daha önce niçin bize bundan söz etmedin?
… Çok mu önemli?

Aradan birkaç ay geçmiş; olay unutulmuş. Bu defa İtalya’ya, Amerika Başkanı Nixon gelmiş. Ona da aynı fabrikayı dolaştırıyorlarmış. O da tıpkı De Gaulle gibi birden duraklamış: ‘Vay Carlo, sen burada mısın?’ Aynı sahne; sarılıp kucaklaşmışlar.

Nixon anlatmış: ‘Ben o zaman genç bir avukattım. Carlo’nun bir işi düştü; bana geldi. İlk kazandığım dava onun davasıydı.’

İtalyanlar yine şaşkın. Nixon gidince Carlo’yu sorguya çekmişler:

… Anlat yahu, Nixon’ı nereden tanıyorsun?
… Canım, gençlik yıllarımızda Amerika’ya gitmiştim. Başıma bir iş geldi. Param yok. Genç, tecrübesiz bir avukat buldum; davayı kazandı. Sonra İtalya’ya döndüm ve fabrikaya girdim. O da Başkan olmuş.
… Yahu insan söylemez mi?
… Çok mu önemli?

Gel zaman git zaman, fabrikaya bu sefer Rus Başbakanı Kosigin gelmiş. Dolaşırken, Carlo’nun önünde durmuş: ‘Yoldaş, senin adın Carlo değil mi?’ Carlo cevap vermiş: ‘Evet Aleksi.’ Yine sarmaş dolaş.

Kosigin gidince, Carlo açıklama yapmak zorunda kalmış:

..: Gençliğimizde biraz komünistlik yaptık. Bunu da o zaman tanıdım.
… İnsan söylemez mi?
… Çok mu önemli? Ben öyle çok adam tanırım.

Fabrika müdürü kızmış:

… Yani şimdi, neredeyse Papa’yı da tanıdığını, arkadaşın olduğunu söyleyeceksin.
… Ooo, çok iyi arkadaşımdır.
… Uydurma.
… Tecrübesi bedava.

Müdür daha da sinirlenmiş: ‘Tamam, o halde Pazar günü Vatikan’a gidelim. Bakalım Papa seni tanıyacak mı?’ Carlo gayet sakin cevap vermiş: ‘Olur, gideriz.’

Pazar günü gelmiş. Müdür, muavini ve Carlo Vatikan’a gitmiş. Carlo izin isteyip Vatikan’ın kapısına gitmiş. Nöbetçilerle bir şeyler konuşmuş. Kapı açılmış; içeri dalmış.

Müdür, muavinine dönmüş:

… Yoksa Papa’yı da mı tanıyor?
… Kim bilir? Bakalım, göreceğiz.

Biraz sonra meydandaki kalabalık dalgalanmış. Herkes Papa’yı görmek için hareketlenirken, balkonun kapısı açılmış ve Papa yanında Carlo ile görünmüş. Müdür muavinine, muavin müdüre bakarken, Carlo da gözleriyle meydandaki kalabalık arasında, müdürünü aramış.

Papa tam duaya başlarken, Carlo kulağına eğilmiş: ‘Sen duaya devam et. Bizim müdür yerde yatıyor. Gidip ne olduğuna bakayım.’

Carlo fırlayıp meydana koşmuş. Kalabalığı yara yara müdürün yanına varmış. Bakmış adam yerde baygın; ayıltmaya çalışıyorlar. Muavine sormuş:

… Yahu ne oldu buna?
… Bayıldı.
… Beni Papa’nın yanında görünce mi bayıldı?
… Hayır, seni Papa’nın yanında görünce bayılmadı. Arkamızdaki iki Japon sana bakıp, ‘Yahu bu bizim Carlo.. Yanındaki takkeli adam da kim?’ deyince düşüp bayıldı.

Hasan Pulur
Olaylar ve İnsanlar
Bizi cepheye götürecek trenin lokomotifi kömürsüzlükten çalışmıyordu. İstasyondaki söğüt ağaçlarını kestirdim ve taburu bir gece icinde cepheye naklettim.Atatürk'ün emrine göre,mecbur kalırsak Mihalıççık Ormanlarında gerilla yapacaktık...
64 syf.
·Puan vermedi
İsmail Hakkı Tekçe ve Topal Osman ile Ali Şükrü Bey cinayeti hakkında bilgi edinmek isteyenler için güzel bir kaynak. Gerçek bir vatanseverin anıları.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hasan Pulur
Unvan:
Gazeteci, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 28 Mart 1932
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 29 Kasım 2015
1932'de doğdu. Babası subay olduğu için öğrenimini çeşitli okullarda tamamladı. Ortaokul ikinci sınıfta, biyoloji dersinde atmacanın kafa kesitini renkli tebeşirle kara tahtaya çizemediği için belge aldı. Üç yıl, çeşitli işlerde çıraklık yaptıktan sonra, tekrar öğrenime karar verdi. Oratokul bitirme sınavlarına dışarıdan girdi, kazandı; Kabataş Lisesi'nde yatılı okudu. Sırasıyla Yeni İstanbul, Vatan, Havadis, Akşam, Milliyet, Hürriyet, Güneş gazetelerinde çalıştı. Yazıları Gazeteciler Cemiyeti'nin ve TGS'nin yarışmalarında başarı ödülleri kazandı. 30 yıldır, gazetecilikten başka herhangi bir yan işi olmadı.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 7 okur okudu.
  • 29 okur okuyacak.