Kitap çarpıcı tarihi gerçeklerle ilerliyor. Günlük aynı zamanda bir baskının tarihine de ışık tutmuş oluyor. Yakın yerlerden alınmış birbirinin devamı niteliğinde iki alıntı paylaşmak istiyorum.
' Ortaçağ ve Rönesans süresince Fransa'da iz bırakan hermafrodit mahkumiyetlerinin büyük çoğunluğuna yol açan şey cinsiyetlerin anatomik karışımı değil, bu seçenek değişiklikleridir.' (çünkü toplum bir kişi için yalnızca bir cinsiyet seçilebilir algısı ile özgür iradeyi yok sayıyordu.)
"bakmayı ve incelemeyi bilenler için cinsiyet karışımları doğanın kılık değiştirmesinden başka bir şey değildi: Hermafroditler her zaman 'sözde hermafrodit' idi." (Yani çeşitli cinsiyet dayatmaları sebebiyle baskın göreceği bir cinsiyeti seçmek zorundaydı. en azından içinde bulunduğu toplumda kabul görülmek için)
" hukuki bakış açısına göre, bu durum özgür seçimin açıkça yok oluşuydu."
günlüğün devamında anlıyorsunuz ki Alexina aslında kendi açısından belirsiz bir cinsiyete sahipti gerçekten. bir yere, bir şeye ait hissedememenin sancısı içinde kıvranıyor. Savaşı önce kendiyle gibi görülüyor fakat anlaşılıyor ki toplumun ve çağların baskın kuralları onu, olduğu gibi kabul etmemelerinin sancısı ile birleşiyor. Sancısı bütünüyle kendi olamamak. olduğu gibi.