1986’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi’ni bitirdi. Yüksek lisansını ‘Minyatür ve gravürlerde Topkapı Sarayı ile ilgili tasvirler’ üzerine yaptı.
1988’de Mimar Sinan Üniv ersitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde memuriyete başladı. 1997 yılından beri Topkapı Sarayı Müzesi’nde Silahlar ve Mukaddes Emanetler Bölümü sorumlusu ve müdür yardımcısı olarak görevine devam ediyor.
Tuğlar eski Türklerde hakimiyet ve hükümdarlık simgesiydi. Tuğ bir sırığın tepesine altın yaldızlı bir top ve bunun alt tarafına takılan uzun at kıllarından meydana gelirdi. Eski Türklerde büyük kağanların dokuz tuğu vardı ki, bir hükümdarın kuvvet ve kudreti ne kadar büyük olursa olsun bundan daha fazla tuğa sahip olamazdı. Çünkü, Eski Türklerde bu sayıya kutsiyet atfedilirdi. Karahanlı hükümdarları olan büyük kağanların dokuz tuğu olduğu gibi, Cengiz Han’ın da karargahında hakimiyet ve kudretinin işareti olarak kırat kuyruğundan yapılmış dokuz tuğu vardı.Osmanlılarda tuğ, hükümdarlık, vezirlik, beylerbeylik, sancakbeylik gibi askeri görev ve memuriyet işareti olarak kullanılmaktaydı. Osmanlı tuğları; atkuyruğu kıllarından yapılırdı. Çok sayıda kıl kırmızı renge boyandıktan sonra bunun tepesine beyaz ve siyah renkte ince kıllardan yapılan saçaklı bir başlık konulurdu. Bütün bunların üzerine bakırdan altın yaldızlı büyük bir top ve bazen de onun üzerine bir hilal yerleştirilirdi. Top güneşi, hilal ayı, at kılları da güneşin ışınlarını temsil ederdi. Osmanlı padişahlarının 16. yüzyılda yedi tuğları vardı. 1. ve 18. yüzyıllarda ise bunların altı tane olduğu görülmektedir. Savaş açılmasının ardından, İstanbul’dan hareketten bir iki ay önce, padişah tuğlarından ikisi merasimle çıkarılarak Topkapı Sarayı’nın orta kapısına dikilirdi. Padişah tuğlarının çıkmasını müteakip, veziriazam ve sefere memur edilen vezirler ve beylerbeyiler de kendi konaklarının önlerine tuğ-larını dikerlerdi. Padişah tuğuna ‘Tuğ-ı Hümayun’ denirdi. Padişah sefere giderken Tuğ-ı Hümayunlar da beraber götürü-lür, bunun için de bir merasim yapılırdı. Bu merasim, 18. yüzyılın başlarında şöyle yapılırdı: Padişah tuğlarından ikisinin çıkarılıp Babüssaade önüne dikilmesi için vezir-i azam, şeyhülislâm,