Ey hak ve hakikat isteyen... Tanrı sana istediğini versin. Ölümden sonra yok olmadığına burhan aradığın nefs bu nefs olmalıdır. Sen bu baptaki sorgunu mutlak surette sordun. Ben de sana bu mutlak sorgudan istifade ederek cüzî nefslerin nevileri hakkında malûmat vermek ve bunların zat ve cevherlerini bildirmek fırsatını elde ettim. Ta ki hak ve hakikatin ne olduğunu bilesin.
Bil ki, nefsin üç mertebesi vardır. Nâtık nefs, ölümden sonra bakidir. Fena bulmaz, hiçbir tagayyüre(eski haline dönemeyecek biçimde değişmek) uğramaz. Belki ölüm onun güzelliğini arttırır, ölüm onun doğumudur, ölüm terkibin inhilale(dağılmak, çözülmek) uğraması ve her maddenin kendi mevziine dönüp gitmesi demek olduğundan, ruhanî olan nesneler ruhanî mevzilerine ve cismanî olan nesneler cismanî mevzilerine döner giderler. Ruhanî nesneler, Tanrı'nın kendilerine vermiş olduğu temizlikten dolayı bedenden ayrılmış olmakla fenaya uğramazlar. Çünkü fenaya uğramak mürekkep(terkip edilmiş, karıştırılmış) olan nesnelerde olur. Nefs-i nâtıka ise mürekkep değil, basittir(birleşik olmayan).
...
Nefs-i nâtıkanın baki olduğunda ilk defa tereddüde düşen İskender'dir. İskender bunun baki olmadığını söylediyse de sonradan yine baki olduğuna kail oldu.
Themistius dahi nefs-i nâtıkanın baki kalacağını inkârdan rücu etmiştir.
Bunu yanlışlığa düşüren Aristo olmuş idi. Çünkü Aristo nefs-i nâtıkayı cismin tarifi altına sokmuştu. Bununla beraber eserlerinin birkaç yerinde Aristo bu fikri bırakmış olduğunu bildirmiştir.
Akratis[*] dahi bu vaziyettedir. Calinus(Galen) bu bapta hiçbir hüküm vermeyerek durmuş idiyse de bu da sonradan nefsi natıkanın fena bulmayacağına kail olmuş idi. Rum filozoflarından kâhin İstrati -İstrati ki Aristo'nun kitaplarını tercüme ile Müslümanların diyarına nakletmiştir.
Sayfa 158 - Büyüyenay Yayınları, 1. Baskı, Kasım 2013, İstanbul, Dördüncü Mesele