İbn Seb´in

Sicilya Cevapları yazarı
Yazar
10.0/10
1 Kişi
4
Okunma
4
Beğeni
1.642
Görüntülenme

Hakkında

1216 veya 1217'de Endülüs'te (şimdi İspanya) Murcia'da doğan ve 1269 veya 1271'de Mekke'de ölen Mohammad ibn Abd-al-Haq İbn Sab'in, 12. yüzyıl Endülüs'ün seçkin Sufi filozoflarından ve mistiklerinden biridir. Heterodoksi ile suçlandığı Ceuta'da yaşadı, mistik al-Shustari'nin müridi olduğu Bejaia'ya gitti; sonra Tunus'ta ve Mekke'de ömrünü tamamladı.
Ünvan:
Endülüs'lü filozof
Doğum:
Endülüs Emevi Devleti, 1217
Ölüm:
Arabistan, 1269

Okurlar

4 okur beğendi.
4 okur okudu.
14 okur okuyacak.

Okur demografisi

Kadın% 0.0
Erkek% 0.0
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş
Reklam

Alıntılar

Tümünü Gör
Mâlumatfuruş
Ey hak ve hakikat isteyen... Tanrı sana istediğini versin. Ölümden sonra yok olmadığına burhan aradığın nefs bu nefs olmalıdır. Sen bu baptaki sorgunu mutlak surette sordun. Ben de sana bu mutlak sorgudan istifade ederek cüzî nefslerin nevileri hakkında malûmat vermek ve bunların zat ve cevherlerini bildirmek fırsatını elde ettim. Ta ki hak ve hakikatin ne olduğunu bilesin. Bil ki, nefsin üç mertebesi vardır. Nâtık nefs, ölümden sonra bakidir. Fena bulmaz, hiçbir tagayyüre(eski haline dönemeyecek biçimde değişmek) uğramaz. Belki ölüm onun güzelliğini arttırır, ölüm onun doğumudur, ölüm terkibin inhilale(dağılmak, çözülmek) uğraması ve her maddenin kendi mevziine dönüp gitmesi demek olduğundan, ruhanî olan nesneler ruhanî mevzilerine ve cismanî olan nesneler cismanî mevzilerine döner giderler. Ruhanî nesneler, Tanrı'nın kendilerine vermiş olduğu temizlikten dolayı bedenden ayrılmış olmakla fenaya uğramazlar. Çünkü fenaya uğramak mürekkep(terkip edilmiş, karıştırılmış) olan nesnelerde olur. Nefs-i nâtıka ise mürekkep değil, basittir(birleşik olmayan). ... Nefs-i nâtıkanın baki olduğunda ilk defa tereddüde düşen İskender'dir. İskender bunun baki olmadığını söylediyse de sonradan yine baki olduğuna kail oldu. Themistius dahi nefs-i nâtıkanın baki kalacağını inkârdan rücu etmiştir. Bunu yanlışlığa düşüren Aristo olmuş idi. Çünkü Aristo nefs-i nâtıkayı cismin tarifi altına sokmuştu. Bununla beraber eserlerinin birkaç yerinde Aristo bu fikri bırakmış olduğunu bildirmiştir. Akratis[*] dahi bu vaziyettedir. Calinus(Galen) bu bapta hiçbir hüküm vermeyerek durmuş idiyse de bu da sonradan nefsi natıkanın fena bulmayacağına kail olmuş idi. Rum filozoflarından kâhin İstrati -İstrati ki Aristo'nun kitaplarını tercüme ile Müslümanların diyarına nakletmiştir.
Sayfa 158 - Büyüyenay Yayınları, 1. Baskı, Kasım 2013, İstanbul, Dördüncü Mesele
Aradan birin çekseler, seyreyle sen gümbürtüyü
Nefs, maddî şeyleri maddelerden tecrit ile cevhere tahvil edebilir ve aynı zamanda bu şeylerin gaybûbetinde(yokluğunda, göz önünde olmayışında) bunların suretlerini kendisinde muhafaza ve tasavvur eder. Nefsin uykuda gördüğü şeyler dahi maddelerinden tecerrüt etmiş olan muhayyel tasavvurlardır. Şu hâlde eşyanın suretlerinin iki vücudu vardır. Biri heyûlâ ve maddedeki vücutlarıdır. Biri de heyûlâdan hâli olan vücutlarıdır. İnsana ölüm geldiği zaman nefs mücerret suretlere ve cisim dahi maddelere iltihâk(katılma, karışma) eder. Nefs-i nâtıkanın kendi kendisine kâim bir cevher olduğuna dair yukarıda söz geçmişti. Böyle kendi kendisine kâim olan ve vücuda malik bulunan nesnenin fesada maruz olmadığı da söylenmiş idi. Biri: "Kendi kendisine kâim olan cevherin kevn ve fesada maruz olması mümkündür" diyecek olursa buna deriz ki, kendi kendisine kâim olan cevherin kevn ve fesada maruz olması mümkün olmuş olsa bu cevherin kendi zatından ayrılmasının imkânı kabul edilmiş olur ki bu da o cevherin kendi zatından başka bir cevher ile kâim ve sabit olması demektir. Bu ise muhaldir. Mümkün değildir. Çünkü o cevher basit olmakla kendisi aynı zamanda hem illet ve hem maluldür. Kendisinde biri illet ve diğeri malûl olmak üzere iki unsurdan vücda gelmiş bir terkip yoktur. Fesat ve inhilale maruz olan her nesnenin fesadı, kendisinin illetinden ayrılmasından neşet etmektedir. Herhangi bir nesne, kendisini tutan ve kendisinin hayatını muhafaza eden illetinden ayrılmadıkça fesat ve inhilale uğramaz. Zatı itibariyle kadîm olan cevherin kendi kendisinin illeti olmakla bunun illetinden ayrılması kendisinden ayrılması demektir. Bundan dolayı kadîm olan ve kendi kendisine mevcut bulunan cevherlerin illetlerinden ayrılmaları mümkün değildir. Ruh dahi zatıyla kâim bir cevher
Sayfa 169 - Büyüyenay Yayınları, 1. Baskı, Kasım 2013, İstanbul, Dördüncü Mesele
Reklam
Reklam