Jale Karabekir

Jale Karabekir

YazarÇevirmen
8.3/10
31 Kişi
·
155
Okunma
·
0
Beğeni
·
44
Gösterim
Adı:
Jale Karabekir
Unvan:
Türk Yönetmen, Oyuncu ve Çevirmen
1999 yılında İstanbul Üniversitesi Dramaturji ve Tiyatro Eleştirmenliği Bölümü’nden mezun olan Jale Karabekir 2004 yılında Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde yüksek lisansını tamamladı. 2002-2006 yılları arasında aynı bölümde araştırma görevlisi olarak çalıştı. 2007 yılından bu yana Işık Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü’nde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak ders vermektedir.

Jale Karabekir kadınlarla tiyatro çalışmalarına 1996 yılında Gazi Mahallesi’nde başladı. 1998-2002 yılları arasında Okmeydanı Toplum Merkezi’nde kadınlarla tiyatro, Ezilenlerin Tiyatrosu, yaratıcı yazma gibi çalışmalar yaptı. Kadınlarla, gençlerle, öğrencilerle, karma gruplarla, aktivistlerle ve meslek gruplarıyla yurt içinde ve yurt dışında birçok farklı temada Ezilenlerin Tiyatrosu atölye çalışmaları yapmayı sürdürmektedir. 2008 yılında kurulan Ezilenlerin Tiyatrosu Merkezi-Türkiye’nin kurucu üyesi, Ezilenlerin Tiyatrosu kolaylaştırıcısı ve jokeridir. Ayrıca, 2015 yılında Hindistan’da kurulan Jana Sanskriti Uluslararası Ezilenlerin Tiyatrosu Araştırma Enstitüsü’nün yönetim ekibinde yer almaktadır.

Karabekir 2000 yılında feminist tiyatro topluluğu Tiyatro Boyalı Kuş’u kurdu, halen grubun genel sanat yönetmenliğini yürütmektedir. Magdalena Project-Çağdaş Tiyatroda Kadın Ağı ve Uluslararası Ezilenlerin Tiyatrosu Organizasyonu (ITO) üyesi olan Tiyatro Boyalı Kuş, Nora/Nurê adlı oyunlarıyla 2009 Uluslararası Ibsen Ödülleri’ne (Ibsen Awards), Karabekir de feminist tiyatro çalışmalarından dolayı 2014 Direklerarası Özel Jüri Ödülü’ne layık görülmüştür. Alternatif oyunlar sahneleyen Tiyatro Boyalı Kuş, ayrıca gönüllüleriyle Feminist Dramaturjiyle Okuma Tiyatrosu etkinlikleri gerçekleştirmektedir.

Toplumsal cinsiyet ve performans konularında çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanmış yazıları ve ulusal ve uluslararası konferanslarda sunulmuş bildirileri bulunan Karabekir’in, “Türkiye’de Kadınlarla Ezilenlerin Tiyatrosu: Feminist Bir Metodolojiye Doğru” adlı kitabı, Feride Eralp ile birlikte Türkçe’ye çevirdiği Henrik Ibsen’in “Bir Bebek Evi (Nora)” ile yayına hazırladığı Şahabettin Süleyman’ın “Çıkmaz Sokak” ve August Strindberg’in “Matmazel Julie” adlı kitapları Agora Kitaplığı tarafından yayımlanmıştır.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
144 syf.
·1 günde
Henrik Ibsen listemde olan bir yazardı. Aslında okumaya niyetlendiğim ilk kitabı 'Yaban Ördeği' olmuştu lakin sanırsam onu bir yerlere not edip sonrasında unutmuşum. Okumaya niyetlendiğim ikinci kitabı ise "Hayaletler"di André Gide bu kitap için "Günlük" kitabında tekrar okuduğu zamanda da çok etkileyici bulduğunu ifade etmişti ve bu dikkatimi çekti kitaba okuyorum ibaresini ekleyince https://1000kitap.com/SiO2 "Nora"yı mutlaka okumalısın diye ekledi ve sonuç biraz dış biraz iç destekle Henrik İbsen'e adım atmış bulunuyorum. Ülkemizde az okunan bir yazar ve ben bugüne kadar okumamış olduğuma pişmanım..

"Batı tiyatrosu üstünde derin etkiler bırakan ve dram sanatının en büyük ustalarından sayılan Ibsen, kendi konumunu şu sözlerle yansıtır:"Yeni bir evrenin yaratılışına katkısı olanların başında geldiğim söyleniyor. Bense, tam tersine, yaşadığımız çağın birçok nedenden ötürü ancak birtakım yeni şeyler doğurabilecek, sona ermiş bir çağ olarak nitelenebileceğine inanıyorum."
https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Henrik_Ibsen

Yeni şeyler doğurabilecek çağın "öncelikle İskandinav bölgesi için" tetikleyicilerinden biri olmuştur Ibsen. NORA kitabından önceki yapımlarında da aile hayatının çarpıklığına değinen Ibsen bu nedenle rahatsızlık duyan rahiplerin içinden bir sürü düşman edinmiş. Ona uygulanan bu toplum kökenli düşmanlık kalemini daha fazla sivriltmeye yaramış ve ilerleyen oyunlarında (başta Nora sonra Hortlaklar) sosyal sorunları daha fazla tenkit etmiş ve Kadınların özgürleşme mücadelesinin öncü ismi olarak tarihe adını yazdırmıştır. Ve modern Norveç kadınının ilki Nora olacaktır. Az okunan ve çok sevdiğim eserlere uzun uzun yazıyorum ve bir eser içerikten bağımsız incelenemez o yüzden içerik illa ki olacak bu durumdan hoşlanmayanlara duyurulur.

Eser 3 perdeden oluşur 144 sayfa ve bu sayfalar final bölümünün yaratacağı devrim için hazırlık aşamasıdır yani kitabı okurken klasik bir kurgu ve diyaloglarla ilerlediğini görüyoruz ama içimde de nasıl bitecek diye de hep bir merak uyanmıştı. Çünkü edindiğim bilgiler ışığında 19.yy dönemi için çarpıcı bir son bekliyordum ve geldi de.

Independent'in yaptığı bir araştırmaya denk geldim 2019'da kadınlar için en yüksek yaşam kalitesi Norveç'teymiş. Bu bilgi önemli çünkü Henrik Ibsen kadınların bu yaşam konforunu yakalamalarının öncüsüdür. Birazdan bahsedeceğim daha iyi anlaşılacaktır lakin insan "nereden nereye" deyimini de kullanmadan edemiyor. Ah! Nora emeklerin boşa gitmedi zirvedesin şuan.

NORA kocası için öten bir "küçük kanarya" ya da etrafta dolaşıp kocasını mutlu eden bir "küçük sincap" ya da dişleri çürümesin diye "Makaron" yemesi yasaklanan, kadın bedeninde yaşayan ufak bir bebek olarak çıkıyor karşımıza.

HELMER: Hadi ama! Benim küçük kanaryam kanatlarını sarkıtmasın böyle. Küçük sincabımın canı mı sıkılmış? (Cüzdanı çıkarır) Nora, bil bakalım elimde ne var?
NORA: (hızlıca dönerek) Para!

Bu alıntı henüz ikinci sayfada ve kadın kocasının eline bakan para denildiği vakit tüm üzüntüleri bir kenara bırakan satın alınmış bir obje ve bu satın alınmışlığın bilincinde olmayan bir Nora çıkar karşımıza. Nora'nın bir Norveç kadını olarak görevi "müsriflik" yapmamak ve evin erkeğinin verdiği parayı tüm ihtiyaçlarına göre denk getirtmek. Babasının evinde de kocasının evinde nasıl davranması gerektiğinin eğitimini almış. Toplumsal role bürünmüş, tipik bir "eril düzen kadını" olarak evliliğinin 8 yılını kocasının ondan beklediği kadın olarak geçirmiştir.

Lakin Nora maceraperest! Kadın aklı ile bir senet karşılığı birinden borç para alacak ve bu parayı da kendi için değil kocasının tedavi için gitmek zorunda olduğu bir İtalya gezisi için harcayacaktır. Yaptığı bu "felaket" fedakarlığı onun oyun içinde olmasını beklediği mucizenin vesilesi olacaktır.

Bir kadının kocasından habersiz bir erkekten borç alması eşinin onurunu yok eden bir hareket olarak karşımıza çıkıyor kitapta ve Nora'nın borç aldığı kişi de onun "sorumsuzca" yaptığı bu hareketin kendisine nasıl bir koz sağladığını Nora'nın yüzüne vuracaktır. Ve kocasının nüfuzunu kullandırmak için Nora'nın senedi imzalarken yaptığı bir hata üzerinden şantaj yapacaktır.

KROGSTAD: Bayan Helmer, açıkça görülüyor ki ne suç işlediğiniz konusunda hâlâ en ufak bir fikriniz bile yok. Ama size şunu söyleyeyim benim kusurum da bundan daha büyük ya da küçük değildi ve tüm itibarımı yok etmişti. (İtibarın yok edilişi vurgusu önemli çünkü bir erkek suç işlediği için bu duruma düşerse kadının çok daha beter hale geleceğinin göz dağı veriliyor)

NORA: Siz mi? Bana bir zamanlar karınızın hayatını kurtarmak için her şeyinizi tehlikeye attığınızı mı söylemeye çalışıyorsunuz?

KROSGTAD: Yasa önünde nedenlerin önemi yoktur.

NORA: O zaman bunlar çok kötü yasalar olmalı.

KROSGTAD: Kötü veya değil, ben bu kağıdı mahkemeye sunarsam bu yasalara göre yargılanacaksınız.

NORA: Buna inanmıyorum. Ölüm döşeğindeki babasını endişe ve meraktan korumaya çalışan bir kızın, buna hakkı yok mu? Bir kadının kocasının hayatını kurtarmaya hakkı yok mu? Yasalar hakkında çok şey bilmeyebilirim ama bir şeyden eminim: Yasaların bir yerinde bu tür seylerin hoşgörüldüğü yazılı olmalı..."

Eril tahakküm o seviyede ki bir erkeğin itibarı, hayatı ancak bir erkeğin katkısıyla kurtulabilecektir. Kadın erkeğin itibarını sarsmamak ve kesinlikle düşürmemek için hareket etmeli ve genelde toplumda itibarı düşüren şeyin de toplum gözünde kadınların uyanışının olduğu görülmektedir.

(Doğruluğu konusunda her ne kadar emin olmasam da okuduğum bir makalede Nora eserinin gerçek hayatta İbsen'in hayatında yer edinen ve benzer bir dramı yaşayan Laura adında bir kadının hikayesinden etkilenmesi üzerine kaleme aldığı yazılmaktaydı. Eğer gerçekse Laura sonrası dönemin eserleri ise olgunluk eserleri olarak göze çarpmaktadır. Laura da yaşadığı maddi manevi sorunlarından kocasının haberi olmadan kurtulmaya çalışır ve sonrasında başaramadığı için ruhsal çöküntülere uğrayan bir sürece adım atar.)

NORA eserin içeriğinde yaptığı hata sonucu kocasının sözde "itibarını" yok edeceği için düşeceği aciz konumdan kurtulmanın yollarını ararken herkes tarafından uygulanan ve herkes tarafından kolayca tahmin edilen iki yolu düşünür. Lakin borç aldığı adamın, ona şantaj yapıp zor zamanlar yaşatan adamın dahi Nora'nın hamlelerinden haberdar olması Nora'nın içindeki ilk uyanışı tetikleyecektir. 19. Yüzyıl Avrupası ve kadın haklarının henüz söz konusu bile olmadığı seçme seçilme haklarını eserin yazımının üzerinden geçecek olan on yıllar sonra kazanacakları bir İskandinavya... Ve bir kadın toplum gözünde suç işlediğine inandırılırsa kendi itibarını korumak için izleyeceği iki yok vardır. Bu hep böyle gelmiştir. Kim çizmiş bu rolleri? Toplum ve yasalar onlar kim? Onlar bir kadının kocasını veyahut sevdiği başka bir erkeği kurtarmak pahasına olsa da kendi kendine bir işlem yapmasının önünü tıkayan mekanizmadır. NORA sanki kendi kendine icat ettiği bu yolun ona çizilen kader olduğunun farkına varınca aksi yönde bir mucizeye adım atmaya koyulacaktır. Peki nedir bu iki yol? Toplum istedi diye aşağılık konuma itilen bir kadının izleyeceği iki yol: kaçmak ya da intihar etmek. Artık bu iki yol için çok geçtir. Ayak parmaklarının ucundan başlayan uyanış tüm bedenini sarmaya başlamaktadır. Ne kaçmak ne de intihar etmek. Üçüncü yolu seçmek varken neden kolaya kaçsın ki bir kadın artık hem bedenen, hem fikren hem de ruhen var olduğunu kanıtlayacak bir kadın olma yolundadır.


Kocası KROSGTAD'ın yazdığı ve Nora'nın ondan nasıl borç aldığını anlattığı mektubu son perdede okuyacak ve sekiz yıldır her gün "küçük kanaryam" "küçük sincabım" diye sevdiği çocuklarının anası olup onun her türlü isteğine boyun eğen kadını şöyle aşağılayacaktır.

HERMER: Bütün mutluluğumu yıktın, geleceğimi mahvettin. Düşünmesi bile korkunç! Şimdi vicdansız bir adamın insafına kaldım!... Bittim ben, ben artık zavallı bir hiçim ve bunun tek suçlusu da kuş beyinli bir kadın!...
Seninle ben de sanki hiçbir şey olmamış gibi görünmeye devam edeceğiz. Ama çocukları büyütmene izin verilmeyecek, bu konuda sana güvenemem....

Arada kapı çalar KROSGTAD'ın başka bir mektubu gelir ve pişman olduğunu senedi geri gönderdiğini her şeyi unutmak gerekir gibisinden bir şeyler yazacaktır. Koca kendi onurunu kurtarmış artık Nora'yı eskisi gibi bir nesnesi olarak kalması şartıyla affetmeye hazırdır. NORA üstünü değişir gitmeye hazır bir kıyafet geçirir üzerine.

Ve artık üçüncü yolu o anlatsın bize yeter kocasının (erkeklerin) konuştuğu..

NORA: Sekiz yıldır evliyiz. Seninle benim karı koca olarak, ilk defa ciddi bir konuşma yapıyor olmamız sana tuhaf gelmedi mi?
....
Babamın evindeyken o bana her konuda fikirlerini söylerdi, ben de aynı fikirleri benimserdim. Farklı düşünmeye kalktığımda sesimi çıkarmazdım, çünkü bu onun hiç hoşuna gitmezdi. Bana oyuncak bebeğim derdi, tıpkı benim bebeklerimle oynadığım gibi benimle oynardı. Sonra senin evine geldiğimde de...
Babamın avuçlarından seninkilere düştüm. Sen her şeyi kendi zevkine göre ayarladın, ben de senin zevklerini benimsedim ya da benimsemiş gibi yaptım... Sen ve babam, bana çok büyük haksızlık ettiniz. Bu hayatta hiçbir şey olamadıysam suç sizin....
Senin oyuncak karın oldum, tıpkı babamın oyuncak kızı olduğum gibi. Çocuklarım da sırası geldiğinde benim oyuncaklarım oldular...
Kendimi eğitecek adımları atmak zorundayım. Sen bana bu konuda yardım edecek bir adam değilsin. Bunu kendi başıma yapacağım. Onun için de seni terk ediyorum...
Kendimi ve hayatımı anlayacaksam önce kendi ayaklarımın üstünde durmam gerek. Bu yüzden artık burada seninle kalamam....
Kutsal bir görevim daha var. Kendime karşı görevim..
Çoğunluğun söyledikleri ya da kitaplarda yazanlar bana yetmiyor. Her şeyi kendi başıma düşünmem ve anlamam lazım...
Yasa denilen şeyin, benim sandığımdan Çok daha farklı olduğunu öğrendim ve bu yasanın doğru olduğuna kendimi inandırmam imkansız....
Seni artık sevmiyorum...
(kocası: kimse sevdiği uğruna onurunu feda etmez)
Yüzlerce, binlerce kadın yapıyor bunu.
İkimiz de tamamen özgür olmalıyız. Al,işte yüzüğün. Benimkini de ver...
(söyle nasıl birlikte olabiliriz)
ikimizin de öyle değişmemiz lazım ki... Ah Torvald, artık mucizelere inanmıyorum....

Elveda....
144 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
19 . yüzyılın kadın haklarını en iyi anlatan oyun , ülkemizde de bir çok kez oynanmıştır .
Bir çocuk bir eş bir anne olmaktan öte “birey “ olamayan Nora’nın kocasının ona anlık tutum ve kızgınlığını görünce tüm yaşamını sorgulamış ve evi terk etmiş ve gitmiştir .
“Kendini bulmaya “
144 syf.
·Beğendi·9/10
İbsen maalesef bizim okurumuz tarafından pek az bilinen bir tiyatro yazarı. Ancak modern dramayı en çok etkileyen yazardır ve Norveççe yazmasına karşılık Anglo-Sakson edebiyat çevresi tarafından dünyaya tanıtılmıştır. Karmaşık, çapraşık ilişkileri detayları ile verebilen, toplum çelişkilerini ve ikiyüzlülüğünü hiç çekinmeden ortaya koyabilen bir yazardır. Oyunun baş kahramanı Nora'nın bir kadın olarak yerinin sorgulandığı, eşine ve diğer insanlara oynadığı ikiyüzlü oyunu açığa çıkaran ancak bunu kimseyi hedef göstermeden ustaca yapan bir metin.
144 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
NORA
Gerçek hayattan esinlenilerek yazılmış bir eserdir. Yazar, kitabı Münih/Almanya'da hayatının en verimli yaratma yıllarından 1879 senesinde yazmıştır. Öyle ki roman ilk feminist tiyatro niteliği taşımaktadır.

Nora, kocasının hayatta kalabilmesi için onu bir yolculuğa çıkarması gerekir lakin elinde yeterli parası yoktur. Kocasının katı kurallarına karşı çıkarak ondan habersiz bir arkadaşlarından yüklü miktarda borç alır. Tabii bu olayın, kocasının kulağına gitmemesi sözünü alarak böyle bir işe kalkışmasıyla olaylar gelişir...
144 syf.
·Puan vermedi
Nora, önce babasının sonra kocasının yaşamında, onların istediği gibi davranarak yaşayan, tek düşüncesi onları memnun etmek olan bir kadındır. Etrafta cıvıldayarak gezer, kocasının istediği gibi güzel görünür, dans eder, insanları kendisine hayran bırakır, alışveriş ve parayla mutlu olur, kocasından çeşitli sevimliliklerine karşılık para ve ilgi alır. Kendisiyle ilgili de hayatla ilgili de pek düşüncesi ve hakimiyeti yoktur. Her bakımdan kocası tarafından kontrol edilmektedir. Öyle ki dişleri çürümemesi için kocası tarafından makaron yemesi yasaklandığından çok sevdiği makaronu gizlice yer.

Ibsen'in bir aile eleştirisi olarak kaleme aldığı bu oyunun son perdesi, kadının uyanışı yani bir zihinsel devrim ile biter. Nora, hayatın aslında böyle bir şey olmaması gerektiğinin sonunda farkına varır. Kırılma anı çok iyi işlenmiş olan bu final nedeniyle Ibsen, oyuna ikinci bir final yazmak zorunda kalmıştır. Zira oyunun asıl finali pek çok ülkede tepki görmüştür. Hatta Çin'de hala asıl finaliyle oynanamamaktadır.

#birbebekevi
#nora
#henrikibsen
#agorakitaplığı @agorakitapligi
#feministtiyatro
#birannedoğdukitap
#birannedogdukitap
144 syf.
·Beğendi·7/10
Realist bir eser fakat ifadeler ve betimlemeler de biraz eksiklik var fakat dönemi ve kadının O zaman ki durumunda nda farkında olabiliyoruz güzel akıcı bir tiyatro eseri

Yazarın biyografisi

Adı:
Jale Karabekir
Unvan:
Türk Yönetmen, Oyuncu ve Çevirmen
1999 yılında İstanbul Üniversitesi Dramaturji ve Tiyatro Eleştirmenliği Bölümü’nden mezun olan Jale Karabekir 2004 yılında Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde yüksek lisansını tamamladı. 2002-2006 yılları arasında aynı bölümde araştırma görevlisi olarak çalıştı. 2007 yılından bu yana Işık Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü’nde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak ders vermektedir.

Jale Karabekir kadınlarla tiyatro çalışmalarına 1996 yılında Gazi Mahallesi’nde başladı. 1998-2002 yılları arasında Okmeydanı Toplum Merkezi’nde kadınlarla tiyatro, Ezilenlerin Tiyatrosu, yaratıcı yazma gibi çalışmalar yaptı. Kadınlarla, gençlerle, öğrencilerle, karma gruplarla, aktivistlerle ve meslek gruplarıyla yurt içinde ve yurt dışında birçok farklı temada Ezilenlerin Tiyatrosu atölye çalışmaları yapmayı sürdürmektedir. 2008 yılında kurulan Ezilenlerin Tiyatrosu Merkezi-Türkiye’nin kurucu üyesi, Ezilenlerin Tiyatrosu kolaylaştırıcısı ve jokeridir. Ayrıca, 2015 yılında Hindistan’da kurulan Jana Sanskriti Uluslararası Ezilenlerin Tiyatrosu Araştırma Enstitüsü’nün yönetim ekibinde yer almaktadır.

Karabekir 2000 yılında feminist tiyatro topluluğu Tiyatro Boyalı Kuş’u kurdu, halen grubun genel sanat yönetmenliğini yürütmektedir. Magdalena Project-Çağdaş Tiyatroda Kadın Ağı ve Uluslararası Ezilenlerin Tiyatrosu Organizasyonu (ITO) üyesi olan Tiyatro Boyalı Kuş, Nora/Nurê adlı oyunlarıyla 2009 Uluslararası Ibsen Ödülleri’ne (Ibsen Awards), Karabekir de feminist tiyatro çalışmalarından dolayı 2014 Direklerarası Özel Jüri Ödülü’ne layık görülmüştür. Alternatif oyunlar sahneleyen Tiyatro Boyalı Kuş, ayrıca gönüllüleriyle Feminist Dramaturjiyle Okuma Tiyatrosu etkinlikleri gerçekleştirmektedir.

Toplumsal cinsiyet ve performans konularında çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanmış yazıları ve ulusal ve uluslararası konferanslarda sunulmuş bildirileri bulunan Karabekir’in, “Türkiye’de Kadınlarla Ezilenlerin Tiyatrosu: Feminist Bir Metodolojiye Doğru” adlı kitabı, Feride Eralp ile birlikte Türkçe’ye çevirdiği Henrik Ibsen’in “Bir Bebek Evi (Nora)” ile yayına hazırladığı Şahabettin Süleyman’ın “Çıkmaz Sokak” ve August Strindberg’in “Matmazel Julie” adlı kitapları Agora Kitaplığı tarafından yayımlanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 155 okur okudu.
  • 76 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.