James Trivers

James Trivers

Yazar
0.0/10
0 Kişi
·
0
Okunma
·
0
Beğeni
·
3
Gösterim
"Plato'nun Thrasymachos'ta ifade ettiği gibi neyin iyi neyin kötü olduğuna egemen sınıfın karar verdiği okuyunca aklıma geldi."
...
"Yani sonuçta -iyi ve kötü nedir ? Bu kesinlikle tarafsız olarak değerlendirilebilecek bir şey değil. Buna rağmen her şeyi bu kelimeler doğrultusunda değerlendiriyoruz. Biz bildiğimize inanıyoruz fakat nihayetinde neyin iyi neyinse kötü olduğuna tarih karar veriyor. Kim meşruluk kazanırsa kârı da o kazanıyor."
...
"Doğru veya yanlışı, iyi veya kötüyü tek başına 'başarı' belirler! Tüm bunlar ahlak meselesi değildir! Sadece 'başarı' ile ilgilidir. Başarı; tarihin, hareketlerimizi değerlendirebileceği tek ölçektir. Darwin' in gösterdiği gibi doğa da tam olarak bunu yapar."
..
"Doğru, güçlü olanın doğru dediği şeydir. İşte bütün gerçek bu. Bu kadar basit."
"Biraz önce ormandayken kendimi bir Kızıldereli gibi hissediyordum." Bana döndü. "Kızıldereliler doğaya saygı duyuyor. Hıristiyanlık ise doğayla savaşıyor." Dolferl, kilisenin kulesine baktı. "İnsanlar doğaya hükmedebileceklerini düşünüyorlar. Doğaya son derece bağımlı olduklarını unutarak hem de. Antik kültür doğayla barışıktır ve onu anlar; Hıristiyanlıksa düzenli olarak onu yok eder." ...
"Tanrı, günah çıkartılan loş salonlarda yaşamıyor. O, ağaçların mırıltısıyla kaynakların şırıltısında, yıldızların parıltısında ve mısır tarlalarının aydınlığında yaşar. Tanrı, Hıristiyanlık değildir!" ...
"Hıristiyanlık, insan başarısızlığının düzenli olarak ekilmesi ve biçilmesidir. Öbür yanağını çevirmek anlayışı bozgunculuğun zaferidir. Hıristiyanlık, Darwin' le çelişiyor! Bu köle ahlakının içine çekildiklerini insanlar ne zaman kavrayacaklar acaba? Bir gün, bir şekilde, yeni bir şey ortaya çıkacak. Çıkmalı!"
"Hayatın bütün ileri formları sadece güçlü olanın hayatta kalacağı bir doğal seçilim sürecinden geçer. Ve en güçlü olanı belirleyen nedir? " Duraksadı. " Ne varsa kanda vardır! Savaş sadece doğal seçilim sürecinin hızlandırılmış biçimidir. Doğanın da doğasıdır, özüdür. Her savaş, evrimsel merdivenin sadece bir basamağıdır."
"Dinlerin modası geçmiştir." dedi Dolferl, "Geleceğin dini bilimdir. Bilim, yeni yüzyılın öncüleri olarak sanatçıların ulaşmak için can attıkları yüce hakikattir."
"Neden duygularımız var?" diye sordu Dolferl çifti izlemeye dalmışken.
"Bu insansı bir özellik; insanlık olarak, duygulara sahibizdir."
"Yanlış! Bu sadece algısal bir cehalet, bizler duygu hissetmeyiz çünkü insanız ve tüm insanlar aynı şeyi duyumsarlar, bizler ancak toplum tarafından dayatılanı algılarız. Medeniyetimiz neyi varsayarsa biz, onun izin verdiği kadarını hissederiz"
...
"Saf beyin yıkama işi bu. Kesinlikle. Şimdi, eğer bizler yamyam olsaydık en büyük zevkimiz düşmanlarımızı yemek olurdu. Böylece kültürümüz de insan yemenin hazzını anlatan şarkılarla kaynardı. Yamyam sadece, kendisini kültürel beyin yıkamasından kurtardığı kadar gerçekleri görebilir. Bu bağlamda, yamyamlardan hiçbir farkımız yok." ... "Özgür olmak için, kültürel dayatmalı algıların üstesinden gelmek zorundayız. Ancak o zaman, içimizdeki o sonsuz kapasite ile bağlantı kurabiliriz."
Haziran 1916, Fromles

"Sevgili Francisca...

Durdum. Ne yazmalıydım. Günlerdir yoğun bombardıman altında olduğumuzu mu? Ya da savaşın iğrençliği, adiliği hakkında mı yazacaktım? Burunlarımızın nasıl hissizleştiğini, dışkılarımızı toprakla örtebilmenin bile muazzam bir şey olduğunu, saldırı sonucu ölenlerin üzerine azıcık toprak örttüğümüzü, her şeyin, her yerin nasıl leş koktuğunu mu yazacaktım? Patlayan bir bombadan yayılan sıcaklığın nasıl önce dudakları sonra da boğazı yaktığını mı yazacaktım? Patlamanın; yüzü, cildi nasıl soyduğunu mu yazacaktım? Augsburglu marangoz Peter' in sürünürken ardında bağırsaklarını nasıl sürüklediğini mi yazacaktım? Heidelbergli Wilhelm' in kopan bacaklarından geriye kalanları korumaya çalışırken nasıl acıyla inlediğini mi? Ve artık hiçbir insansı varlığa benzemediği halde hâlâ nefes alan ve hisseden et yığınlarını mı yazacaktım? Belki de hastane çadırlarının arkalarındaki çukurlara yığılan, kesilmiş uzuvlardan bahsetmeliydim. Ya da kendisine bir mezarda yer bulamayan, şişmiş mor yüzler tarafından çevrelenmiş açık gözleriyle bize bakan, çürümeye terk edilmiş cesetlerden bahsetmeliydim. Veya diğer cesetlerden dökülen yeşilimsi, macunsu et parçalarından. Kimsenin aklından çıkmayan, çürüyen cesetlerin üzerinde bir festival havasında hızla hareket eden solucanları mı yazmalıydım?
Ne yazmalıydım?
"Generaller bizi oyuncak olarak görüyor, tahtalarında sınırları geçmekten başka bir işe yaramayan piyonlar. Bizleri aileleri, sevdikleri, aşkları ve yaşama hakları olan insanlar olarak görmüyorlar!"
"Tam da olması gerektiği gibi," dedi "Bir ordu komutanı asla böyle düşüncelere dalmamalıdır, sadece hedeflerinin dünyasında yaşamalıdır. Savaş, insanları araç olarak görmek demektir. Işe duygularını karıştıran biri, adil değil demektir."
"Eğer ölüm, bu kadar zalim görünüyorsa; artık var olmamak düşüncesi ödümüzü patlattığı içindir. Oysa bu korkumuz, doğumumuzdan önceki korkumuzun aynısıdır. Ölümümüzden sonraki varlıksızlığımız, doğumumuzdan önceki varlıksızlığımızla aynıdır. Biz doğana dek sonsuz bir zaman geçti ama bu hiçbirimizi üzmedi."
"Kapitalistler kazanırsa," diye sürdürdü, "her şeyi şirketler devralacak. Bizleri, küçük esnafı saf dışı bırakacaklar. Buna da 'serbest girişim' diyorlar. " Kaygı içerisinde duraksadı. "Nasıl bir serbestliktir ki bu ? Ancak onların mağazasında eleman olarak çalışmak serbesttir! Komünistler kazanırsa da -yine aynı şey olacak. Devlet tarafından, kendi dükkânımda işçi olarak çalıştırılacağım!" Endişeli gözlerine kasvet çöktü. "Ortada kaldım. Hepimiz ortada kaldık. Ülkemizin orta sınıfı iki arada bir derede kaldı."
Yazara henüz inceleme eklenmedi.