Hanede ihtiyaçların karşılanması için dükkânlar, tezgâhlar ve odalar hazırlanmıştı. Kadınların hepsi peçeliydi, ancak çok zarif bazı kadınların zaman zaman etrafa bakındıklarını, bazılarının peçelerini oldukça aşağı kaydırdıklarını, ki bu hareket farkedilirse büyük bir terbiyesizlik olarak düşünülür, gördüm. Caddeler devamlı olarak, bu işle görevlendirilmiş kişiler tarafından süpürülüyordu; sakalar insanları serinlemek için kalabalık grupların arasına devamlı su serpiyorlardı. Bu kadar kalabalık bir topluluğun düzen ve sessizlik içinde olduğunu görmek güzel bir şeydi; ancak insanları tören yerine fazla yanaştırmamak ve düzeni muhafaza etmek için, halka açık toplantılarda, tulumcu denilen adamlar görevlendiriliyordu; ellerinde yağ ve zift sürülmüş tulumlar taşıyan, koyun derisinin (tulum denir) içine hava üflenerek şişirilmiş hali, bu görevlilerin giydikleri deri ceketler de aynı şekilde yağlanırdı. Şık giyinmiş ve güzel ceketlerinin kirlenmemesine dikkat eden Türkler, gerektiğinde tulumlarıyla kendilerine vurabilecek ve kemiklerini kırmasa da üstlerini, başlarını kirletecek olan bu adamlardan şeytandan kaçar gibi kaçarlardı; onların başlarında yan tarafında ziller olan şapkalar olurdu. Sayıları iki yüz kişi kadar olup başlarında paşaları veya amirleri vardı.