“Yaşamı artakalan bir şey olmadan yaşamak” diye bir şey varsa, bu nihayet o artakalan şeyi yakalayan bir ilke bulmakla değil, bir ilke olmadan yaşamanın kabul edilebilir yollarını bulmakla başarılacaktır.
Aristoteles’e göre insanın bütün özlem ve gayretlerinin hedefi mutluluktur; Freud’a göre ise, “bütün yaşamın amacı ölümdür.” İki durumda da gördüğümüz gibi, sistemi dağıtan, sistemin kendisinin denetim altında tutamadığı bir şey vardır.
Freud endişeyi korku ve ürküden ayırır. Endişe, bir tehdide karşı genel bir hazırlıklı oluştur; korku, o hazırlığın belli bir nesneye veya duruma yönelmesidir. “Ürkü”, şaşkınlığın etkisi altında ezilmenin yarattığı şok ve dehşettir.
Umursamayı bırakmaya en yaklaştığımız durumda, artık “biz” olmayız. Kuşkusuz, psikiyatri hastanelerinde ağır katatonik durumlarda, toptan otistik kapanmıştık içinde insanlar bulabiliriz, onların umursamayı bıraktıklarını söylemek anlamlıdır. Ama tam da bu güya kısıtlayıcı örneklere bakarak, neyin kaybedilebileceğini anlarız: umursamayı kestikleri anda, bizden biri olmayı da kesmişlerdir.
Güçlü bir bencillik hastalanmaya karşı bir savunmadır, ama son aşamada, hastalanmamak için sevmeye başlamamız gerekir ve eğer bir engellenme sonucu sevemezsek hastalanmamız kaçınılmazdır.