Karacaoğlan

Karacaoğlan

Yazar
8.5/10
4 Kişi
·
48
Okunma
·
33
Beğeni
·
1.998
Gösterim
Adı:
Karacaoğlan
Unvan:
Türk Ozan, Şair.
Doğum:
1606
Ölüm:
1679
Karacaoğlan (1606-1679). 17'nci yüzyılda yaşamıştır.Yaşadığı yer ile ilgili değişik rivayetler olmasına karşın, Osmaniye ili Düziçi ilçesi Farsak köyünde doğduğu rivayeti ağırlık kazanmaktadır.

Karacaoğlan'ın şiirleri aşk ve doğa üzerinde kuruludur. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi ve ölüm en çok değindiği konulardır. Duygularını, yaşadıklarını, düşüncelerini içten, gerçekçi ve özgün bir şiir yapısı içinde anlatır. Karacaoğlan, Türk aşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş biçimi getirdi. Doğa benzetmelerini sık sık kullanır. Çok yalın ve temiz bir Türkçe kullanır. Kendisinden sonra gelen birçok ozanı derinden etkiledi. Bu olumlu etkiler günümüz Türk şiirine kadar uzanır. Şiirlerini ilk kez Nüzhet Ergun derleyip yayınladı. Birçok şiiri bestelendi.
Vara vara vardım ol kara taşa
Hasret ettin beni kavim kardaşa
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Karac'oğlan der ki kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Elif
İncecikten bir kar yağar
Tozar Elif Elif diye
Deli gönül abdal olmuş
Gezer Elif Elif diye

Elif'in uğru nakışlı
Yavru balaban bakışlı
Yayla çiçeği kokuşlu
Kokar Elif Elif diye

Elif kaşlarını çatar
Gamzesi bağrıma batar
Ak elleri kalem tutar
Yazar Elif Elif diye

Evlerinin önü çardak
Elif'in elinde bardak
Sanki yeşil başlı ördek
Yüzer Elif Elif diye

Karac(a)oğlan eğmelerin
Gönül sevmez değmelerin
İliklenmiş düğmelerin
Çözer Elif Elif diye

Karacaoğlan
BEN GÜZELE GÜZEL DEMEM

Ben güzele güzel demem,
Güzel benim olmayınca.
Muhanetin karın çekmem,
Gel deyip de gelmeyince.

Gelirim amma, döverler,
Bizi bu ilden kovarlar.
Güzel olanı severler,
Ben ölürüm görmeyince.

Var ol yürü, var ol yürü,
Kara bağrın yere sürü.
Dövün dövün ağla bari,
Benim gönlüm olmayınca.

Senin çağın geçer olur,
Bu dünyalar kime kalır?
Tomurcuk gül gazel olur,
Vaktinde derilmeyince.

Karac'oğlan, sözün haktır,
Düşmanın dostundan çoktur.
Bize hiç ayrılık yoktur,
Ya sen, ya ben ölmeyince.
Karac'oğlan der ki: Ey mâh-ı mestim,
Kaşın, gözün eğme, cana mı kastın?
Severler güzeli, incinme dostum,
Harcın ise güzel olmaya idin.
Karac’oğlan der ki ismim öğerler
Ağı oldu yediğimiz şekerler
Güzel sever diye isnad ederler
Benim Hakk’dan özge sevdiğim mi var
Yürü bre yalan dünya ! Sana konan göçer bir gün İnsan bir ekin misali Seni eken biçer birgün..
Zülfü Livaneli'nin "Edebiyat Mutluluktur" kitabını okurken bir önerisini dikkate alarak almıştım bu kitabı. "Karacaoğlan'nın şiirleri baş ucu kitabı olmalı, ara sıra okumalıyız." diyordu yazar. Livaneli'nin bir çok şarkı ve türküsünü severek dinlediğim için ona ilham veren şairlerden birini daha yakından tanımak, şiirlerini okumak istedim.

Karacaoğlan'ın kahramanlık terennüm eden ve öğüt veren şiirleri de olmasına karşın şiirlerinin büyük çoğunluğu "aşk" ekseninde toplanır. Aynı zamanda "gezgin" de diyebiliriz şair için. Hemen hemen bütün Anadolu'yu, hatta Suriye, Mısır ve Rumeli'yi dolaştığını dile getiriyor araştırmacılar. Her gittiği yerde aşık olacak bir Elif bulmuş şairimiz. Bu anlamda ayran gönüllü diyenler olmuş onun için. Aşk anlayışı uzaktan Nedim'i andırırmış. Tasavvuf ya da ilahi aşkla bir münasebeti yok. Beşeri denilen bu aşkında kendine yüz veren güzelleri övmüş, kendisine tepeden bakanlara sitemler etmiş hatta beddualar etmiş. :)

Ahmet Kabaklı onun için şöyle diyor:
"Karacaoğlan iyimser bir insandır. Üzüntü ve ıstıraplarını bile tatlıya bağlamasını bilir. Tevekkül ve fanilik hisleri onu kemirmez. Gerçi dindardır,ölüm gününe inanır, arada bir günahlarını düşünüp dövünür ama, yaşamayı daha çok sevdiği, öte dünya korkusunu pek derinden duymadığı şüphesizdir. Tasavvuftan esip gelen bazı terim ve kavramlar Karacaoğlan'da da görülür. Ama bunlar onun tekke mensubu oluşundan değil, belki dolaştığı muhitlerden kulaktan dolma edindiği sözlü tasavvuf kültüründen dolayıdır. Samimi bir imandan öteye din bilgisi de yok sayılır."

Arı duru Türkçesiyle en az "Bizim Yunus" kadar millidir. Şiir kitabını alıp okumayanlar bile onu birçok türküden tanır ve bilir aslında.

"Ala gözlüm, ben bu elden gidersem
Zülfü perişanım, kal melil melil
Kerem et, aklından çıkarma beni
Ağla göz yaşını sil melil melil"
Karacaoğlan 17. yy halk şiirinin önemli ozanlarından biri. Teninin esmerliğinden dolayı Karacaoğlan tapşırmasını (mahlâsını) kullanmıştır. Onun şiirleri hayale değil yaşanmışlığa, dayanır. Doğa ve insanı capcanlı gözler önüne sürer şiirleriyle. Sanki onunla dağ bayır dolaşırsınız.
"Yücesinde namlı namlı karın var,
Seni yaylayacak zamanım dağlar!
Başından aşmağa yoktur takatim,
Kalmadı dizimde dermanım dağlar!

Yağmur yağar, mor sümbüller bitirir;
Yel estikçe kokuların getirir.
Sarı çiçek sarvan kurmuş oturur;
Karışmış güllere çimenin dağlar!"

Aynı zamanda halk şiirinin en ayran gönüllü şairidir o. Gittiği her yerde başka bir güzele meyleder, kendine barınacak bir yuva kuramamış olan kuş misalidir gönlü. Onun şiirlerindeki kadar hiçbir ozanın şiirinde kadın adları zenginliği yoktur sanırım.
"Tatlı tatlı söyler dili Zeyneb'in

"İncecikten bir kar yağar,
Tozar Elif, Elif deyi...
Deli gönül abdal olmuş,
Gezer Elif, Elif deyi..."
"
Suna'm gurbet ilin kahrı
Ya çekilir ya çekilmez"...
Gün gelir kara diye kendini beğenmeyen dilbere cevap verir:

"Bana 'kara' diyen dilber
Gözlerin kara değil mi
Yüzünü sevdiren gelin
Kaşların kara değil mi

Boyun uzun belin ince
Yanakların olmuş konca
Salıverirsin kolunca
Beliğin ince değil mi

Utanırım akar terim
Güzellikte yok benzerin
En sevgili makbul yerin
Saçların kara değil mi

Beni 'kara' diye yerme
Mevlam yaratmış hor görme
Ala göze siyah sürme
Çekilir kara değil mi

Hind'den Yemen'den çekilir
Gelir Bağdad'a dökülür
Türlü taama ekilir
Biber de kara değil mi

Göllere konan kuğunun
Kanadı beyaz çoğunun
Çöldeki Arap beyinin
Çadırı kara değil mi

İller de konup göçerler
Lale sümbül biçerler
Ağalar beyler içerler
Kahve de kara değil mi

Evlerinde sular akar
Güzelleri göze bakar
Hublar yanağına sokar
Sümbül de kara değil mi

Karac'oğlan der maşallah
Bir gün görürüm inşallah
Kara donludur Beytullah
Örtüsü kara değil mi:

Diyar diyar dolaşırken kocamıştır artık beğendiği bir kızın ona emmi demesiyle bozulur, alınır ama yine de kabul etmez, sakalına bağlar kocamışlığını:))
"Değirmenden gelirim beygirim yüklü
Şu kızı görenin del olur aklı
On beş yaşında kırk beş belikli
Bir kız bana emmi dedi neyleyim

Bizim ilde urum olur uç olur
Sızılaşır bozkurtları aç olur
Bir yiğide emmi demek güç olur
Bir kız bana emmi dedi neyleyim

Birem birem toplayayım odunu
Bilem dedim bilemedim adını
Elbistan yanaklı Kürdler kadını
Bir kız bana emmi dedi neyleyi�m

Karacoğlan der ki noldum nolayım
Akar sularınan bende geleyim
Sakal seni makkabınan yolayım
Bir kız bana emmi dedi neyleyim"

Eee onca yaşanmışlık ve dolaşmanın sonunda tecrübeleri de artmış, kendimize ders çıkarmamız gereken çok hoş şiirler olmuş dile dökülmüştür:

"Evvel sen de yücelerden uçardın
Şimdi inginlere indin mi gönül
Derya deniz dağ taş demez geçerdin
Karadan menzilin aldın mı gönül

Yiğitliğim elden gitti yel gibi
Damağımda tadı kaldı bal gibi
Hoyrat eli değmiş gonca gül gibi
Bozulmuş başlara döndün mü gönül

Hasta oldun yastığını istersin
Kadir Mevlâ'm sağlığını göstersin
Cennet-i âladan bir köşk dilersin
Boynunun farzını kıldın mı gönül

Karacaoğlan der ki söyle sözünü
Hakk'a teslim eyle kendi özünü
Nâs işine karalama yüzünü
Yolun doğrusunu buldun mu gönül"
........
"Dinle sana bir nasihat edeyim
Hatırdan gönülden geçici olma
Yiğidin başına bir iş gelince
Onu yad ellere açıcı olma

Mecliste arif ol kelamı dinle
El iki söylerse sen birin söyle
Elinden geldikçe eyilik eyle
Hatıra dokunup yıkıcı olma

Dokunur hatıra kendisin bilmez
Asilzadelerden hiç kemlik olmaz
Sen iylik et de o zayi olmaz
Darılıpta başa kakıcı olma

El arifdir yoklar senin bendini
Dağıtırlar tuzağını fendini
Alçaklarda otur gözet kendini
Katı yükseklerden uçucu olma"

Muradım nasihat bunda söylemek
Size layık olan onu dinlemek
Sev seni seveni zay etme emek
Sevenin sözünden geçici olma

Karacaoğlan söyler sözün başarır
Aşkın deryasını boydan aşırır
Seni bir mecliste hacil düşürür
Kötülere konup göçücü olma"
Bir zamanlar Türkmen boylarında ezberinde Karacaoğlan, Dadaloğlu, Yunus’tan birkaç dize olmayan çok az olurdu.
Sohbetin sonu da genellikle bu ozanların dörtlükleri ile biterdi ve benim çocukluğum da işte böyle bir Türkmen boyunda geçti.
Bir gün dayım lime lime olmuş bir Karacaoğlan kitabı verdiğinde galiba “o yaşlı gocaların tekrarlayıp durduğu manileri mi okuyacağım” diye düşünmüş olmalıyım ki, o kitabı okumadığım gibi, sahipte çıkmadım.
Fakat ondan sonra aldığım bütün şiir kitapları, okuduğum tüm şiirler ve şairlerin bir Karacaoğlan, bir Dadaloğlu, bir Yunus etmediğini görünce Karacaoğlan üzerine yazılan tüm kitapları aradım, buldum, okudum fakat o kıyametini bilmediğim kitabı hiçbir yerde bulamadım.
Bana göre Karacaoğlan’ı okumayan birsinin insanı, doğayı, çevreyi, dağları, ovaları, yer adlarını, Türkçeyi, bitkileri, canlı türlerini, insan ve doğa sevgisini yeteri kadar tanıması mümkün değildir.

Örneğin, Kömür gözlü, Küpeleri kulağında mum gibi yanan, Ceren bakışlı, Yanağı gamzeli, Boğum boğum al kınalı, Gül alıp reyhan veren, Gövel ördek gibi, Çırpına çırpına yüzen, Dividi kalemi elinde, Hünkâra arzuhal yazan, Selvi dalına benzeyen, Ala gözlü, Başı al valalı, Seherde açılan gül gibi, Usul boylu, Gözleri sürmeli, Gerdanı benli, Ilgıt ılgıt esen yel gibi, Bahçe gülüne benzeyen, El göğüste hizmet eden, Cihana emsali gelmemiş, Aynı doğana benzeyen, Top zülüflü, Karakaşlı, Tomurcuk memeli, Eğik başlı, Yavru şahine benzeyen, Evliya hırkası giyinen, Huri gibi, Boyu uzun, Kaşı kara, Ak saya giyinmiş, Nergis bakışlı, Ay yüzlü, Ayın on dördü gibi, Gül yüzlü, Al Yanaklı, Menevşe Bakışlı, Ak benizli, Kırmızı kolçalı, Altın burmalı, Garbi değmiş kavak gibi sallanan, Yavru şahin bakışlı, Yanağı ay tekeri, Ağzı oğul balı gibi, İncecik belli, Ala gözü söbe, Ağca ceren gibi çölde gezen, Türlü libas giyinen, Tülü maya gibi salınan, Keman kaşlı, “Terlisin sevdiğim sil” diyen, Yüzü çifte benli, Dişleri inci tanesi, Bülbül gibi daldan dala konan, Çift memeleri koynuna iz eden, Tatlı dilli, Trablus şallı, Eğnine alınan mor giyinen, Sağ elinde tas ile suya giden, İnce belli, Frenk şekeri gibi, Zemheride gül gibi açılan, Günde beş kere zülfünü bağlayan, Cenneti âlânın nuru, Yavru ceren bakışlı, Kınalı keklik gibi seken, İnci ile mercan dizen, Al şalvarlı, Halka halka zülüflü, Yaz olanda sıtma tutan, Güz olanda terlemeye yatan, Kokuya benzeyen, Ak elleri deste deste güllü, Melil mahzun gezen, Bacasında baykuşlar öten, Deli eden, Yeni doğan gün gibi, Kapısında çalılar biten, Ak topuklu, Has bahçe içinde top nergiz gibi, Halılar dokuyan, Bülbüller gibi şakıyan, Top yanaklı, Servi boylu, Gerdanı benli, Menekşe gözlü, İnce belikli, Altına al üstüne mavi giymiş, Diline doyulmaz, Karın üstüne kan damlamış gibi, Gayet nazlı, Ak göğsü yalaz düğmeli, Telli yemeni giyen, Atlas tumanlı, Kaşları göz ile cenk eden, Kirpiği hançer gibi, Keklik gibi taştan taşa seken, Kırmızı donlu, Çok merhametli, Binden ziyade beni olan, Bu gün dünden güzel olan, Öpülürken dişlenen, Sırma cepkenli, Hilal kaşlı, Dudağına diline bal bulaşmış, İnce kemerli, Eşi menendi olmayan, Güzel seven, Kıl ördek boyunlu, Habeş benli, Bir karış gerdanlı, Tavus kuşu gibi göğsü nakışlı, Göller içinde kuğuya benzeyen, Saçağı dizde bir kuşak kuşanmış, Laleden kırmızı gülden de güzel, Ak göğsünde namaz kılınan, Serçe gibi seken, Göğsün düğmesi sıkça dikilmiş, Ördek gibi yüzen, Kırk beş belikli, Elbistan yanaklı, Ak eline kan gibi kına yakan, Eline el değmemiş, Boyu uzun beli ince, Huma kuşu gibi, Ellenmiş bellenmiş olmayan, Sırma kaşlı, Reyhan gibi kokan, Salına salına gelen, Dostunun halini bilen, Sırma belikli, Koynunda çifte meme besleyen, Söyledikçe şirin dilleri ballanan, Göğsü çifte benli, Elma yanaklı, Uzun boylu, Çitte belikli, Dudu dilli, Kırmızı önlüklü, Turunç memeli, Çağırıp bergüzar veren, Siyah zülfünü mah yüzünde gezdiren, Suna gözlü, Kadife şalvarlı, Güvercin duruşlu, Entarisi Frenk renkli, Kaşın eğmiş, Elleri göğsünde, Göğsü ilikli, Kudretten sürmeli, Saçları topuğunu döven, Hüma bakışlı, Peynir dilli, Seherde suya giden, İnce bele cevahir kemer takan, Huriye benzeyen, Burnu hırızmalı, Ayağı halhallı, Topuğu benli, İnce bele kol isteyen, Ceylan bakışlı, Al yanağı bal gibi, Misk gibi kokan, İnim inim ağlayan, Kalem kaşlı bir güzel gördünüz mü?
Elbette gördünüz, hem de kaç kez. Belki de o güzel size göz süzdü, gerdan da kırdı ama Karacaoğlan okumadıysanız siz onu hiç fark etmediniz.
Sevgiliyi bu ve bunun gibi, daha yüzlerce eşsiz betimlemelerle anlatan ozan dere, ırmak, pınar, ova, yayla, gül, lale, nergiz, sümbül, zambak, bülbül, turna, hüma kuşu, ceren, at gibi, doğadaki tüm canlı ve bitkileri de sevgiliden ayrı tutmaz, onları da sevgiliyi övdüğü kadar över.

Yücesinde sığınlar gezen, Ah ettikçe dumanı tüten, Derin göllerinde bahriler yüzen, Mor sümbüllü, Pınarları çağlayan, Çimeni güllere karışmış, Başında dudu kumru öten, Lale sümbül biten, Başı karlı, Lalesi yetişmiş, Sümbülü taze, Kuzular meleşince gidilen, Engininde şahin süzülen, Kocaman ardıçlı, Soğuk pınarlı, Başında kaval çalınan, Garbi esince buzu eriyen, Başında can otu biten, Yücesinde koç yiğitler gezinen, Seyfisi top olmuş, Yükseği kartal yuvalı, Yel vurunca karları eriyen, Kuzu meleşen, Karları erimeyen, Kışın azgın yüzlü, Başında kurtlar uluyan, Türlü libas giyinen, Yükseğine çıkılmayan, Üstü boz topraklı, Kaplan meşeli, Toprağına taşına altın yağan, Ara yerde yıkılası, Kararıp pusaran, Menevşesi gülü kokan, Biri bin olan, Kışın yolu kapanan, Başı pare pare dumanlı, Nazlı yârin başından aştığı, Cennete benzeyen, Kaplan gezen, Ceren meleşen, Derde dert katan, Balta değip ormanları kuruyan, Gazel olup yaprakları çürüyen, Top top olup geyikleri yürüyen, Avcıların avını aldığı, Sarp kayaları delinesi, Od düşüp döne döne yanası, Bağrı yanık aşığa dönesi, Yarinden, eşinden ayrılası, Tomurcuk güllerini yad ellerin derdiği, Gül memeli eşinden ayrılası, Çıkıp yücesine seyran edilen, Siyeci bozulan, Bağları viran olan, Arab atların aştığı, Yârin emanetini borandan, kıştan saklayan, Ördekler gelmediği için gölleri perişan olan, Kamalaklı, Karaardıçlı dağlar gördünüz mü?
Tabi ki gördünüz ama ne var o dağların yücesinde hiç merak etmediğinizden, muhtemelen önünden geçip gittiniz.
Oysa Karacaoğlan okusaydınız başında kartallar süzülen o dağlara elbette gider görürdünüz.

Annaç, Asrık, Aşkar, Babal, Balaban, Bahri, Baz, Bıldır, Libas, Bedir, Belik, Bergüzar, Bor, Boymul, Cığ, Cırnak, Cüda, Cündi, Çarh, Çeşm, Dağlamak, Davlumbaz, Devre, Didar, Domur, Dulda, Dür, Edik, Eğin, Eğmel, Eke, Emmi, Kayıl, Kavil, Keleş, Kelli, Kemha, Kerem, Kıcı, Kıvı, Kirmen, Kib ü Kar, Koçmak, Kulunç, Konalga, Kor, Koyak, Köşek, Göynük, Kutnu, Küffar, Leb, Libas, Mağrip, Mah, Mahana, Mahfi, Mail olmak, Manca, Maral, Maşrık, Maya, Meles, Melil, Menend, Mestane, Meyil, Mihman, Miri, Mizan, Muhannes, Mürde, Nâçar, Nâgehan, Name, Nar, Nas, Naşi, Nazar, Nevcivan, Nikap, Niyaz, Oflaz, Ola, Onmak, Onulmaz, Örd, Örek, Öşek, Özge, Penah, Perçem, Peyke, Pervane, Pervaz, Pohur, Pısmak, Pus, Pusarmak, Pür, Püren, Rasaf, Rayıha, Reyhan, Revan,',Rüsvay, Sak, Sağrı, Sal, Salak, Sandal, Savran, Savat, Savay, Savsala, Saya, Senk, Sehil, Sıdk, Sufat, Sığın, Sıktırma, Seyfi, Sin, Siyeç, Sokunmak, Soyka, Suna, Söbe, Süllem, Şahbaz, Şakird, Şar, Şavk, Şekva, Şem, Şems, Şeyda, Şıvga, Şelek, Şitil, Şol, Şor, Taam, Tamu, Tatar, Tavk, Taylak, Tehne, Temren, Tezmek, Tımar, Toklu, Tor, Toy, Tuman, Turaç, Turalamak, Tülek, Tülümaya, Uğrun Uğrun, Uluk, Urd, Urum, Üryan Us, Uz, Ün, Üsküf, Üzülmek, Vala, Vuslat, Yad, Yağlık, Yalaz, Yele, Yalaf, Yanal, Yaşın, Yad, Yavıklamak, Yeğin, Yekte, Yelgin, Yemeni, Yerinmek, Yıkmak, Yıkışmak, Yitik, Yolak, Yoz, Yüğrük-Yörük, Yuka, Yumuşlu, Yunaklık, Yuvalamak, Zağlı, Zâr, Zeban, Zemheri, Zerbap, Zıbın, Zehgir, Zibil, Zulâl, Zülüf.

Ya bu kelimeler ile aşinalığınız nasıl?
Belki siz bunların ne manaya geldiğini biliyorsunuz fakat çocuklarınız Karacaoğlan okumazsa, bunları çocuklarınıza kim öğretecek?
Şayet bir gün Karacaoğlan okumaya karar verirseniz, derleyicisinin kim olduğu da çok önemli.
Zira Karacaoğlan’ın şiirleri ile hiç ilgisi olmayan o kadar çok Karacaoğlan derlemesi var ki.
Bunlardan birini alır okursanız, okuduğunuza pişman olur Karacaoğlan şiirlerini sevemezsiniz.
Cahit Öztelli, Mustafa Necati Karaer ve Dr. Müjgân Cumbur’un derlediği Karacaoğlan derlemeleri en iyi derlemeler fakat bunlardan da iyisini bilenler beni de bilgilendirirlerse çok sevinirim.
İçimi ısıttı desem yeridir. Çok güzel süslenmiş bir kitap. Bence herkes okumalı ve okutmalı. Değerlerimize sahip çıkmamız açısından önemli diye düşünüyorum. Birkaç sözden ciddi anlamda etkilenmiştim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Karacaoğlan
Unvan:
Türk Ozan, Şair.
Doğum:
1606
Ölüm:
1679
Karacaoğlan (1606-1679). 17'nci yüzyılda yaşamıştır.Yaşadığı yer ile ilgili değişik rivayetler olmasına karşın, Osmaniye ili Düziçi ilçesi Farsak köyünde doğduğu rivayeti ağırlık kazanmaktadır.

Karacaoğlan'ın şiirleri aşk ve doğa üzerinde kuruludur. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi ve ölüm en çok değindiği konulardır. Duygularını, yaşadıklarını, düşüncelerini içten, gerçekçi ve özgün bir şiir yapısı içinde anlatır. Karacaoğlan, Türk aşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş biçimi getirdi. Doğa benzetmelerini sık sık kullanır. Çok yalın ve temiz bir Türkçe kullanır. Kendisinden sonra gelen birçok ozanı derinden etkiledi. Bu olumlu etkiler günümüz Türk şiirine kadar uzanır. Şiirlerini ilk kez Nüzhet Ergun derleyip yayınladı. Birçok şiiri bestelendi.

Yazar istatistikleri

  • 33 okur beğendi.
  • 48 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 22 okur okuyacak.