Yazar
Karacaoğlan

Karacaoğlan

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
9.3
39 Kişi
170
Okunma
117
Beğeni
4.836
Gösterim
Unvan
Türk Ozan, Şair.
Doğum
1606
Ölüm
1679
Yaşamı
Karacaoğlan (1606-1679). 17'nci yüzyılda yaşamıştır.Yaşadığı yer ile ilgili değişik rivayetler olmasına karşın, Osmaniye ili Düziçi ilçesi Farsak köyünde doğduğu rivayeti ağırlık kazanmaktadır. Karacaoğlan'ın şiirleri aşk ve doğa üzerinde kuruludur. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi ve ölüm en çok değindiği konulardır. Duygularını, yaşadıklarını, düşüncelerini içten, gerçekçi ve özgün bir şiir yapısı içinde anlatır. Karacaoğlan, Türk aşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş biçimi getirdi. Doğa benzetmelerini sık sık kullanır. Çok yalın ve temiz bir Türkçe kullanır. Kendisinden sonra gelen birçok ozanı derinden etkiledi. Bu olumlu etkiler günümüz Türk şiirine kadar uzanır. Şiirlerini ilk kez Nüzhet Ergun derleyip yayınladı. Birçok şiiri bestelendi.
Oldi
Karacaoğlan - Bütün Şiirleri'ni inceledi.
478 syf.
·
31 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Karacaoğlan şiiri ve hayatı üzerine yapılan güzel bir çalışma, büyük bir çaba olduğu aşikar.. Kitap Karacaoğlan'ın hayatına dair 40-45 sayfalık bir yazıyla başlıyor. Buraları okurken güzel bilgiler ediniyorsunuz ama yazıların mürekkebindeki bozukluklar acaba baştan sağma özverili olmayan bir çalışma mı gibi bir zan oluşturuyor. Biraz moral bozucu bir durum olsa da şiirlere geçince bu olumsuz hava dağılıyor. Ve kitabı kapadığınızda yazarın tüm imkanları kullandığına kani oluyorsunuz,elinden gelen bu kadarmış diyebiliriz. Şiire geçer isek, 600'e yakın şiir üstelik doğaçlama ile yazılmış. Saf bir yetenek ve yoğun duyguların bir arada bulunduğu bir insanoğlu... Elinde kağıt kalem saatlerce yaz-sil, yaz-sil şiir yazmaya çalışan ve bir türlü evet bu şiir oldu diyemeyen bizler için imrenilecek bir şahsiyet. Hani hepsi mi güzel olur diyor, gıpta ile bakıyor insan. Bazı mısraları sürekli tekrarlıyor, "Ala gözlerini sevdiğim dilber" sürekli bunu duymak biraz bıkkınlık verdi. Acaba 'alagöz' kelimesini sevmediğimden midir bilmiyorum neden sevmediğimi de bilmiyorum :) bunun dışında şiirleri okurken sıkılmıyorsunuz. Ve hepsi özel şiirler.. Şiirlerin; Koşma, Semai, Türkü, Destan gibi başlıklar altında düzenlenmesi de güzel olmuş. Duygusal açıdan şunları da söylemek gerekir: Şiirde samimiyet vardır, mübalağa vardır ama yalan yoktur.. Bir insan kendini en samimi ancak şiirle ifade eder çünkü şiirde duygularını gizleyemez, her şey dökülür kağıda 'çocuktan al haberi' misali.. Zaten kitabı okursanız göreceksiniz, düz yazı ile söylenemeyecek duygular var şiirlerde. Düz yazı ile söylenirse sapık denilesi şeyler var, o yüzden söylenemeyecek şeyler dedim. Öyleyse diyebiliriz ki şiir şairin kendini ele vermesidir bu sebeple. Şiirleri okurken heleki şiirin atmosferine kapılınca Karacaoğlan eline sazını almış siz de yanına oturmuş onu dinliyorsunuz, şair de size sırlarını, dertlerini açıyor. Arkadaş oluyorsunuz, tanışıyorsunuz ozanla. Bu açıdan bakınca Karacaoğlan'a ve 16-17 yy toplumunun kültürüne dair bilgiler ediniyorsunuz şiirlerden. Mesela, 15 yaşında bir kıza yar gözüyle bugün kim bakabilir? Bugün böyle bişey görsek sapık, sıbyancı deriz. Fakat o dönem de o kadar normal ki.. 15'inde evlenemeyen kızlarda evde kalma telaşı olduğunu da görüyorsunuz Şiirlerde. Bunları okurken çağımızın garipsediği bir durum akla gelse de aklımıza, efendimizin evlatlarınızı genç yaşta evlendirin tavsiyesi geliyor. Bugün havsalanın almadığı şeyler bunlar. Burada sorunun çağımızda olduğunu bilsem de insan yine de kabullenemiyor bunu, bu da bilmenin zayıflığı ve inanmanın güçlüğü ile açıklanabilir belkide. 15'inde sorumluluk almak sorumluluk vermek muazzam bir şey olsa gerek. Muhakkak bunun hikmetleri de var fakat bugün âlimlerimiz konuşamıyor bunları. O dönemlerin insanının kafa yapısını, realistliğini ve olgunluğunu görüyorsunuz şiirlerde. Kısaca Şiirlerde, mânevî-dini konular, savaşlar, aşk, sıla, cinsellik, kahramanlık gibi konular işleniyor sürekli. Hayatın gerçekleri etrafında dönüp duruyor. Şiirler ayrıca erkeğin tabiatı hakkında sırlar veriyor, düşünebilen kişilere. Düşünün ki bir kadının kirpiğinden etkilenebilir erkek kitaplarda bunun çokca örnekleri va. Bu erkeğin tabiatında olan birşey. Varın gerisini siz düşünün. Kadınların bu yüzden davranışlarında tertipli, muhabbetinde mesafeli, oturup kalmasında özenli olması gerektiğini anlaması ve kabullenmesi gerekiyor. Karacaoğlan aynı zamanda bir Gazi'dir arkadaşlar, Belgrad savaşında bulunmuş, şairlere göre. Dini konularda da epey bilgili okuma yazma bilmeyen şair. Burada iğneyi de çuvaldızı da kendimize batırmamız gerekiyor bu bilgi çağında.. Not: Karacaoğlan'ı lise yıllarımdan beri ismen bilmeme rağmen okumama vesile olan İsmet Özel ağabeyimin şiirinde geçen bir hadise idi: Uçtum uçuşum radarlarla işlendi Bu da geçti polis kayıtlarına (İsmet ÖZEL) Burada Karacaoğlan'ın atı Aşkar ile başından geçen bir hadiseye atıf yapıyor İsmet Özel. Kitabın başından sonuna kadar atıf yaptığı mısraların izini sürdüm ama ya kitapta yoktu ya da dalgın bir anıma geldi. Onu da bulsam tadından yemezdi, içimde kaldı diyebilirim.. Son söz: Rabbim ozanımızdan razı olsun. Ozanımızın yüreğine, bu şiirleri cönklere işleyenlerin kalemine sağlık
Karacaoğlan - Bütün Şiirleri
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
34
Halil Korkmaz
Karacaoğlan - Bütün Şiirleri'ni inceledi.
478 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
KARACAOĞLAN'DA İNSAN VE DOĞA SEVGİSİ
Türkmen boylarında Karacoğlan, Dadaloğlu, Yunus’tan ezberinde birkaç dize olmayan çok az olurdu. Sohbetin sonu da genellikle bu ozanların dörtlükleri ile biterdi ve benim çocukluğum da işte böyle bir Türkmen boyunda geçti. Bir gün dayım lime lime olmuş bir Karacaoğlan kitabı verdiğinde galiba “o yaşlı gocaların tekrarlayıp durduğu manileri mi okuyacağım” diye düşünmüş olmalıyım ki, o kitabı okumadığım gibi, sahipte çıkmadım. Fakat ondan sonra aldığım bütün şiir kitapları, okuduğum tüm şiirler ve şairlerin bir Karacoğlan, bir Dadaloğlu, bir Yunus bile etmediğini görünce Karacoğlan üzerine yazılan tüm kitapları aradım, buldum, okudum fakat o kıyametini bilmediğim kitabı hiçbir yerde bulamadım. Bana göre Karacaoğlan’ı okumayan birsinin insanı, doğayı, çevreyi, dağları, ovaları, yer adlarını, Türkçeyi, bitkileri, canlı türlerini, insan ve doğa sevgisini yeteri kadar tanıması, bilmesi mümkün değildir. Örneğin: Kömür gözlü, Küpeleri kulağında mum gibi yanan, Ceren bakışlı, Yanağı gamzeli, Boğum boğum al kınalı, Gül alıp reyhan veren, Ala gözlü, Başı al valalı, Seherde açılan gül gibi, Usul boylu, Gözleri sürmeli, Gerdanı benli, Ilgıt ılgıt esen yel gibi, Top zülüflü, Karakaşlı, Tomurcuk memeli, Eğik başlı, Evliya hırkası giyinen, Huri gibi, Boyu uzun, Kaşı kara, Ak saya giyinmiş, Nergis bakışlı, Ay yüzlü, Ayın on dördü gibi, Gül yüzlü, Al Yanaklı, Menevşe Bakışlı, Ak benizli, Kırmızı kolçalı, Altın burmalı, Garbi değmiş kavak gibi sallanan, Yanağı ay tekeri, Ağzı oğul balı gibi, İncecik belli, Ala gözü söbe, Ağca ceren gibi çölde gezen, Türlü libas giyinen, Tülü maya gibi salınan, Keman kaşlı, “Terlisin sevdiğim sil” diyen, Yüzü çifte benli, Dişleri inci tanesi, Bülbül gibi daldan dala konan, Çift memeleri koynuna iz eden, Tatlı dilli, Trablus şallı, Eğnine alınan mor giyinen, Sağ elinde tas ile suya giden, İnce belli, Frenk şekeri gibi, Zemheride gül gibi açılan, Günde beş kere zülfünü bağlayan, Cenneti âlânın nuru, Al şalvarlı, Halka halka zülüflü, Yaz olanda sıtma tutan, Güz olanda terlemeye yatan, Kokuya benzeyen, Ak elleri deste deste güllü, Melil mahzun gezen, Bacasında baykuşlar öten, Deli eden, Yeni doğan gün gibi, Kapısında çalılar biten, Ak topuklu, Has bahçe içinde top nergiz gibi, Halılar dokuyan, Bülbüller gibi şakıyan, Top yanaklı, Servi boylu, Gerdanı benli, Menekşe gözlü, İnce belikli, Altına al üstüne mavi giymiş, Diline doyulmaz, Karın üstüne kan damlamış gibi, Gayet nazlı, Ak göğsü yalaz düğmeli, Telli yemeni giyen, Atlas tumanlı, Kaşları göz ile cenk eden, Kirpiği hançer gibi, Keklik gibi taştan taşa seken, Kırmızı donlu, Çok merhametli, Binden ziyade beni olan, Bu gün dünden güzel olan, Öpülürken dişlenen, Sırma cepkenli, Hilal kaşlı, Dudağına diline bal bulaşmış, İnce kemerli, Eşi menendi olmayan, Güzel seven, Kıl ördek boyunlu, Habeş benli, Bir karış gerdanlı, Tavus kuşu gibi göğsü nakışlı, Göller içinde kuğuya benzeyen, Saçağı dizde bir kuşak kuşanmış, Laleden kırmızı gülden de güzel, Ak göğsünde namaz kılınan, Serçe gibi seken, Göğsün düğmesi sıkça dikilmiş, Ördek gibi yüzen, Kırk beş belikli, Elbistan yanaklı, Ak eline kan gibi kına yakan, Eline el değmemiş, Boyu uzun beli ince, Huma kuşu gibi, Ellenmiş bellenmiş olmayan, Sırma kaşlı, Reyhan gibi kokan, Salına salına gelen, Dostunun halini bilen, Sırma belikli, Koynunda çifte meme besleyen, Söyledikçe şirin dilleri ballanan, Göğsü çifte benli, Elma yanaklı, Uzun boylu, Çitte belikli, Dudu dilli, Kırmızı önlüklü, Turunç memeli, Çağırıp bergüzar veren, Siyah zülfünü mah yüzünde gezdiren, Suna gözlü, Kadife şalvarlı, Güvercin duruşlu, Entarisi Frenk renkli, Kaşın eğmiş, Elleri göğsünde, Göğsü ilikli, Kudretten sürmeli, Saçları topuğunu döven, Hüma bakışlı, Peynir dilli, Seherde suya giden, İnce bele cevahir kemer takan, Huriye benzeyen, Burnu hırızmalı, Ayağı halhallı, Topuğu benli, İnce bele kol isteyen, Ceylan bakışlı, Al yanağı bal gibi, Misk gibi kokan, İnim inim ağlayan, Kalem kaşlı bir güzel gördünüz mü? Elbette gördünüz, hem de kaç kez. Belki de o güzel size göz süzdü, gerdan da kırdı ama Karacaoğlan okumadıysanız siz onu hiç fark etmediniz. Sevgiliyi bu ve bunun gibi, daha yüzlerce eşsiz betimlemelerle anlatan ozan dere, ırmak, pınar, ova, yayla, gül, lale, nergiz, sümbül, zambak, bülbül, turna, hüma kuşu, ceren, at gibi, doğadaki tüm canlı ve bitkileri de sevgiliden ayrı tutmaz, onları da sevgiliyi övdüğü kadar över. Yücesinde sığınlar gezen, Ah ettikçe dumanı tüten, Derin göllerinde bahriler yüzen, Mor sümbüllü, Pınarları çağlayan, Çimeni güllere karışmış, Başında dudu kumru öten, Lale sümbül biten, Başı karlı, Lalesi yetişmiş, Sümbülü taze, Kuzular meleşince gidilen, Engininde şahin süzülen, Kocaman ardıçlı, Soğuk pınarlı, Başında kaval çalınan, Garbi esince buzu eriyen, Başında can otu biten, Yücesinde koç yiğitler gezinen, Seyfisi top olmuş, Yükseği kartal yuvalı, Yel vurunca karları eriyen, Kuzu meleşen, Karları erimeyen, Kışın azgın yüzlü, Başında kurtlar uluyan, Türlü libas giyinen, Yükseğine çıkılmayan, Üstü boz topraklı, Kaplan meşeli, Toprağına taşına altın yağan, Menevşesi gülü kokan, Biri bin olan, Kışın yolu kapanan, Başı pare pare dumanlı, Cennete benzeyen, Kaplan gezen, Ceren meleşen, Kamalaklı, Karaardıçlı dağlar gördünüz mü? Tabi ki gördünüz ama ne var o dağların yücesinde hiç merak etmediğinizden, muhtemelen önünden geçip gittiniz. Oysa Karacaoğlan okusaydınız başında kartallar süzülen o dağları elbette merak eder, gider görürdünüz. Annaç, Asrık, Aşkar, Babal, Balaban, Bahri, Baz, Libas, Bedir, Belik, Bergüzar, Bor, Boymul, Cığ, Cırnak, Cüda, Cündi, Çarh, Çeşm, Dağlamak, Davlumbaz, Devre, Didar, Domur, Dulda, Dür, Edik, Eğin, Eğmel, Eke, Emmi, Kayıl, Kavil, Keleş, Kelli, Kemha, Kerem, Kıcı, Kıvı, Kirmen, Kib ü Kar, Koçmak, Kulunç, Konalga, Kor, Koyak, Köşek, Göynük, Kutnu, Küffar, Leb, Libas, Mağrip, Mah, Mahana, Mahfi, Mail olmak, Manca, Maral, Maşrık, Maya, Meles, Melil, Menend, Mestane, Meyil, Mihman, Miri, Mizan, Muhannes, Mürde, Nâçar, Nâgehan, Name, Nar, Nas, Naşi, Nazar, Nevcivan, Nikap, Niyaz, Oflaz, Ola, Onmak, Onulmaz, Örd, Örek, Öşek, Özge, Penah, Perçem, Peyke, Pervane, Pervaz, Pohur, Pısmak, Pus, Pusarmak, Pür, Püren, Rasaf, Rayıha, Reyhan, Revan, ,Rüsvay, Sak, Sağrı, Sal, Salak, Sandal, Savran, Savat, Savay, Savsala, Saya, Senk, Sehil, Sıdk, Sufat, Sığın, Sıktırma, Seyfi, Sin, Siyeç, Sokunmak, Soyka, Suna, Söbe, Süllem, Şahbaz, Şakird, Şar, Şavk, Şekva, Şem, Şems, Şeyda, Şıvga, Şelek, Şitil, Şol, Şor, Taam, Tamu, Tatar, Tavk, Taylak, Tehne, Temren, Tezmek, Tımar, Toklu, Tor, Toy, Tuman, Turaç, Turalamak, Tülek, Tülümaya, Uğrun Uğrun, Uluk, Urd, Urum, Üryan Us, Uz, Ün, Üsküf, Üzülmek, Vala, Vuslat, Yad, Yağlık, Yalaz, Yele, Yalaf, Yanal, Yaşın, Yad, Yavıklamak, Yeğin, Yekte, Yelgin, Yemeni, Yerinmek, Yıkmak, Yıkışmak, Yitik, Yolak, Yoz, Yüğrük-Yörük, Yuka, Yumuşlu, Yunaklık, Yuvalamak, Zağlı, Zâr, Zeban, Zemheri, Zerbap, Zıbın, Zehgir, Zibil, Zulâl, Zülüf. Ya bu kelimeler ile aşinalığınız nasıl? Belki siz biliyorsunuz fakat siz Karacaoğlan okumazsanız, bunları çocuklarınıza kim öğretecek? Şayet bir gün Karacaoğlan okumaya karar verirseniz, derleyicisinin kim olduğu da çok önemli. Zira Karacaoğlan’ın şiirleri ile hiç ilgisi olmayan o kadar çok Karacaoğlan derlemesi var ki. Bunlardan birini alır okursanız, okuduğunuza pişman olur Karacaoğlan şiirlerini sevemezsiniz. Cahit Öztelli, Mustafa Necati Karaer ve Dr. Müjgân Cumbur’un derlediği Karacaoğlan derlemelerinin en iyilerindendir fakat bunlardan da iyisini bilen varsa beni de bilgilendirirlerse çok sevinirim. Bilmem katılır mısınız ama şiiri sevmeyen insan, tabiat ve doğayı da yeteri kadar sevemez gibi gelir bana. İyi Okumalar.
Karacaoğlan - Bütün Şiirleri
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
5
Erdinç BİGE
Karacaoğlan - Bütün Şiirleri'ni inceledi.
478 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Zülfü Livaneli'nin "Edebiyat Mutluluktur" kitabını okurken bir önerisini dikkate alarak almıştım bu kitabı. "Karacaoğlan'nın şiirleri baş ucu kitabı olmalı, ara sıra okumalıyız." diyordu yazar. Livaneli'nin bir çok şarkı ve türküsünü severek dinlediğim için ona ilham veren şairlerden birini daha yakından tanımak, şiirlerini okumak istedim. Karacaoğlan'ın kahramanlık terennüm eden ve öğüt veren şiirleri de olmasına karşın şiirlerinin büyük çoğunluğu "aşk" ekseninde toplanır. Aynı zamanda "gezgin" de diyebiliriz şair için. Hemen hemen bütün Anadolu'yu, hatta Suriye, Mısır ve Rumeli'yi dolaştığını dile getiriyor araştırmacılar. Her gittiği yerde aşık olacak bir Elif bulmuş şairimiz. Bu anlamda ayran gönüllü diyenler olmuş onun için. Aşk anlayışı uzaktan Nedim'i andırırmış. Tasavvuf ya da ilahi aşkla bir münasebeti yok. Beşeri denilen bu aşkında kendine yüz veren güzelleri övmüş, kendisine tepeden bakanlara sitemler etmiş hatta beddualar etmiş. :) Ahmet Kabaklı onun için şöyle diyor: "Karacaoğlan iyimser bir insandır. Üzüntü ve ıstıraplarını bile tatlıya bağlamasını bilir. Tevekkül ve fanilik hisleri onu kemirmez. Gerçi dindardır,ölüm gününe inanır, arada bir günahlarını düşünüp dövünür ama, yaşamayı daha çok sevdiği, öte dünya korkusunu pek derinden duymadığı şüphesizdir. Tasavvuftan esip gelen bazı terim ve kavramlar Karacaoğlan'da da görülür. Ama bunlar onun tekke mensubu oluşundan değil, belki dolaştığı muhitlerden kulaktan dolma edindiği sözlü tasavvuf kültüründen dolayıdır. Samimi bir imandan öteye din bilgisi de yok sayılır." Arı duru Türkçesiyle en az "Bizim Yunus" kadar millidir. Şiir kitabını alıp okumayanlar bile onu birçok türküden tanır ve bilir aslında. "Ala gözlüm, ben bu elden gidersem Zülfü perişanım, kal melil melil Kerem et, aklından çıkarma beni Ağla göz yaşını sil melil melil"
Karacaoğlan - Bütün Şiirleri
OKUYACAKLARIMA EKLE
23
Sabriye Yabancı
Karacaoğlan - Bütün Şiirleri'ni inceledi.
478 syf.
·
Puan vermedi
Karacaoğlan 17. yy halk şiirinin önemli ozanlarından biri. Teninin esmerliğinden dolayı Karacaoğlan tapşırmasını (mahlâsını) kullanmıştır. Onun şiirleri hayale değil yaşanmışlığa, dayanır. Doğa ve insanı capcanlı gözler önüne sürer şiirleriyle. Sanki onunla dağ bayır dolaşırsınız. "Yücesinde namlı namlı karın var, Seni yaylayacak zamanım dağlar! Başından aşmağa yoktur takatim, Kalmadı dizimde dermanım dağlar! Yağmur yağar, mor sümbüller bitirir; Yel estikçe kokuların getirir. Sarı çiçek sarvan kurmuş oturur; Karışmış güllere çimenin dağlar!" Aynı zamanda halk şiirinin en ayran gönüllü şairidir o. Gittiği her yerde başka bir güzele meyleder, kendine barınacak bir yuva kuramamış olan kuş misalidir gönlü. Onun şiirlerindeki kadar hiçbir ozanın şiirinde kadın adları zenginliği yoktur sanırım. "Tatlı tatlı söyler dili Zeyneb'in "İncecikten bir kar yağar, Tozar Elif, Elif deyi... Deli gönül abdal olmuş, Gezer Elif, Elif deyi..." " Suna'm gurbet ilin kahrı Ya çekilir ya çekilmez"... Gün gelir kara diye kendini beğenmeyen dilbere cevap verir: "Bana 'kara' diyen dilber Gözlerin kara değil mi Yüzünü sevdiren gelin Kaşların kara değil mi Boyun uzun belin ince Yanakların olmuş konca Salıverirsin kolunca Beliğin ince değil mi Utanırım akar terim Güzellikte yok benzerin En sevgili makbul yerin Saçların kara değil mi Beni 'kara' diye yerme Mevlam yaratmış hor görme Ala göze siyah sürme Çekilir kara değil mi Hind'den Yemen'den çekilir Gelir Bağdad'a dökülür Türlü taama ekilir Biber de kara değil mi Göllere konan kuğunun Kanadı beyaz çoğunun Çöldeki Arap beyinin Çadırı kara değil mi İller de konup göçerler Lale sümbül biçerler Ağalar beyler içerler Kahve de kara değil mi Evlerinde sular akar Güzelleri göze bakar Hublar yanağına sokar Sümbül de kara değil mi Karac'oğlan der maşallah Bir gün görürüm inşallah Kara donludur Beytullah Örtüsü kara değil mi: Diyar diyar dolaşırken kocamıştır artık beğendiği bir kızın ona emmi demesiyle bozulur, alınır ama yine de kabul etmez, sakalına bağlar kocamışlığını:)) "Değirmenden gelirim beygirim yüklü Şu kızı görenin del olur aklı On beş yaşında kırk beş belikli Bir kız bana emmi dedi neyleyim Bizim ilde urum olur uç olur Sızılaşır bozkurtları aç olur Bir yiğide emmi demek güç olur Bir kız bana emmi dedi neyleyim Birem birem toplayayım odunu Bilem dedim bilemedim adını Elbistan yanaklı Kürdler kadını Bir kız bana emmi dedi neyleyi�m Karacoğlan der ki noldum nolayım Akar sularınan bende geleyim Sakal seni makkabınan yolayım Bir kız bana emmi dedi neyleyim" Eee onca yaşanmışlık ve dolaşmanın sonunda tecrübeleri de artmış, kendimize ders çıkarmamız gereken çok hoş şiirler olmuş dile dökülmüştür: "Evvel sen de yücelerden uçardın Şimdi inginlere indin mi gönül Derya deniz dağ taş demez geçerdin Karadan menzilin aldın mı gönül Yiğitliğim elden gitti yel gibi Damağımda tadı kaldı bal gibi Hoyrat eli değmiş gonca gül gibi Bozulmuş başlara döndün mü gönül Hasta oldun yastığını istersin Kadir Mevlâ'm sağlığını göstersin Cennet-i âladan bir köşk dilersin Boynunun farzını kıldın mı gönül Karacaoğlan der ki söyle sözünü Hakk'a teslim eyle kendi özünü Nâs işine karalama yüzünü Yolun doğrusunu buldun mu gönül" ........ "Dinle sana bir nasihat edeyim Hatırdan gönülden geçici olma Yiğidin başına bir iş gelince Onu yad ellere açıcı olma Mecliste arif ol kelamı dinle El iki söylerse sen birin söyle Elinden geldikçe eyilik eyle Hatıra dokunup yıkıcı olma Dokunur hatıra kendisin bilmez Asilzadelerden hiç kemlik olmaz Sen iylik et de o zayi olmaz Darılıpta başa kakıcı olma El arifdir yoklar senin bendini Dağıtırlar tuzağını fendini Alçaklarda otur gözet kendini Katı yükseklerden uçucu olma" Muradım nasihat bunda söylemek Size layık olan onu dinlemek Sev seni seveni zay etme emek Sevenin sözünden geçici olma Karacaoğlan söyler sözün başarır Aşkın deryasını boydan aşırır Seni bir mecliste hacil düşürür Kötülere konup göçücü olma"
Karacaoğlan - Bütün Şiirleri
OKUYACAKLARIMA EKLE
12