..."7-8 Temmuz 1919. Sabaha karşı.
Tarihi sayfanın başına yazdığımı görünce:
—Pekâla... Yaz!
Diyerek devam etti:
—Zaferden sonra hükümet biçimi cumhuriyet olacaktır. Bunu size daha önce de bir sorunuz nedeniyle söylemiştim. Bu bir.
İki: Padişah ve hanedan hakkında zamanı gelince gereken işlem yapılacaktır.
Üç: Örtünmek kalkacaktır.
Dört: Fes kalkacak, uygar milletler gibi şapka giyilecektir.
Bu anda istemeksizin kalem elimden düştü. Yüzüne baktım. O da benim yüzüme baktı. Bu gözlerin bir takılışta birbirine çok şeyi anlatan konuşuşuydu.
Paşa ile zaman zaman senli benli konuşmaktan çekinmezdim.
—Neden durakladın?
—Darılma ama Paşam, sizin de hayâl peşinde koşan taraflarınız var.
Dedim, gülerek:
—Bunu zaman gösterir. Sen yaz.
Dedi, yazmaya devam ettim:
—Beş: Lâtin harfleri kabul edilecek.
—Paşam yeter... Yeter...
Dedim ve biraz da hayâl ile uğraşmaktan bıkmış bir insan davranışı ile:
—Cumhuriyet ilanını başarmış olalım da üst tarafı yeter!
Diyerek, defterimi kapadım ve koltuğumun altına sıkıştırdım. İnanmayan bir adam davranışı ile:
—Paşam, sabah oldu. Siz oturmaya devam edeceksiniz hoşça kalın...
Diyerek yanından ayrıldım. Gerçekten gün ağarmıştı. Süreyya (Yiğit) de benimle beraber odadan çıktı. Fakat, burada ve bu anda olayların beni nasıl yalanladığını ve Mustafa Kemal'i doğruladığını, daha doğrusu Mustafa Kemal'in beni nasıl bir cümle ile susturduğunu ve utandırdığını açıklamalıyım.
(...)
Ankara'ya döndüğü anda otomobille eski meclis binası önünden geçiyor, ben de kapı önünde bulunuyordum. Manzarayı görünce gözlerime inanamadım. Kendisinin ve yanımda oturan Diyanet İşleri Başkanı'nın başında bir şapka vardı. Kendisi ne ise, fakat kendisini karşılamaya gelenler arasında bulunan Diyanet İşleri Başkanı'na da şapkayı giydirmişti. Ben hayret ile bu manzarayı seyrederken
Sayfa 83 - Mazhar Müfit Kansu