Korkut Kayalıoğlu

Korkut Kayalıoğlu

Çevirmen
8.2/10
328 Kişi
·
Okunma
·
0
Beğeni
·
61
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
242 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Distopya alaninda okuduğum ender kitaplardan birisi. Kitapların sanki tehlikeli bir şeymiş gibi gözüktüğü ve bu yüzden yakıldığı bir dönemi anlatıyor kitabımız. Ana karakterimiz ise kitapları yakan itfaiyecilerden birisi. Birgün genç bir kızın sayesinde yaşadığı hayattan kendini kurtarmaya çalışıyor. Yaşamının anlamsızlığını çözüp biz kitapları neden yakıyoruz sorusunu kendisine soruyor.Ardından da kitap saklamaya başlamasıyla olaylar başlıyor.
Kitap guzeldi ama her distopya kitabinda olduğu gibi olaylar değişecek devrim olacak ve insanlik eski güzel gunlerine donecekmis gibi okuyorum. Ama sonuç hep hüsran.
Neyse kitap güzeldi okunacak türden güzel bir kitaptı. 247 sayfa olmasına karşın çok hızlı bitti tek kötü yanı oydu :(
247 syf.
·8 günde·7/10
Fahrenheit 451: Kitap kağıtlarının tutuştuğu ısı
derecesidir.

Kitapların yakıldığı, gereksiz ve zararlı bulunduğu, itfaiyeciler tarafından yok edildiği bir zaman dilimi. Bu zamanda insanlar düşünme yetilerini kaybetmiş, hayatları ise başkaları tarafından robotlaştırılmış. Kitabı okuduğunuzda kitapların önemini bir kez daha anlayacaksınız. Kitaplar bize düşünmeyi ve sorgulamayı öğretir. Okuduğunuz hikaye örgüsünde de göreceksiniz ki okumayan insanların ottan farkı yok. Okuyanlar ise altında yaşadıkları gökyüzünün, güzel kokan çiçeğin, sevginin ve hatta acının bile kıymetini bilip hepsinin tadını çıkarmaktalar. Tavsiyem kitap okumayıp 'ne gereği var yeah, kitaplar boş şeyler' diyenlere bu kitabı tavsiye etmeniz. Umarım yüzyıllar sonra insanlık kitapların değerini hâlâ bilir ve onlara sahip çıkar.

Her kitap, bir yaşamdır.
247 syf.
·16 günde·7/10
Kitaplara inceleme yazmayı okumamın üzerinden zaman geçince yazmayı yeğliyorum. Distopik kitapları seviyorum, hatta diyebilirim ki en sevdiğim tür distopya. Çok da uzak olmayan bir gelecekte, biz okurların en sevdiği şey olan kitap almak, kitaba sahip olmak yasalara aykırı. İtfaiyeciler yangın söndürmek yerine yangın çıkartıyorlar, kitapları ve içindekileri yok ediyorlar. Herkes televizyonlara gömülmüş durumda ve düşünen bir toplum yerine eğlenen, eğlenmekten başka gayesi olmayan insanların oluşturduğu bir düzen kurulmuş. Karakterimiz Guy Montag da bir itfaiyeci ve içinde anlam veremediği duygular taşıyor. Bir arayış içinde ama tam olarak ne aradığından bihaber, ta ki çok farklı bir kızla tanışıncaya kadar. İşte hikayemiz burada başlıyor değerli okurlar.

Yazarın günümüz internet/sosyal medya bağımlılığını seneler önceden tahmin edebilmesi beni epey şaşırttı. Ayrıca toplumun gittikçe daha büyük bir sorunu haline gelen dikkat eksikliğini de kitabında öngörmüş. Bir gazeteyi, uzun bir makaleyi baştan sona okuduğumuz zamanlar yerini bir yazıya en fazla 30 saniye ayırdığımız, uzun metinler görünce "Destan mı yazdın?" "Kitap yazsaydın bari!" diye tepki verdiğimiz, geçiştirdiğimiz, ekranı hemen kaydırdığımız günlere bıraktı. (Elbette uzun uzun incelemeleri okuyan 1000kitap üyeleri bu bahsettiğim durumun dışında kalıyor.) Modern yaşamın getirdiği sığlıktan sıkılan, etrafındaki dünyayla ve insanlarla gerçek bir etkileşim arayan herkese önerdiğim bir kitap.
247 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Eskiden kitap okurken yalnızca olaylar ve karakterlerle ilgilenirdim. Sevip sevmediğimi önemserdim. Şu sıralar ise her kitapta yeni bir hayatla karşılaştığımı düşünüyorum. Yazarın hayatı. Beğenip beğenmemek ikinci planda kalıyor. Önsözü okumak benim için ayrı bir keyif. Ray Bradbury Fahrenheit 451 için şöyle diyor:
‘Beş kısa sıçrama ve sonra büyük bir atlama.’
Yakmak eylemiyle ilgili böylesine tutkuyla farklı hikayeler yazması, buna sürekli kafa yorması, inanılmaz… Fikrin onu ne kadar etkilediğini düşününce kitaba bakış açım da ister istemez değişti. Onun yazmayı çok istediği bir kitap, benim için de aynı ölçüde değerli oldu.
Ayrıca önsözde kitabı okuyan bir itfaiye şefinin kehaneti var. Yazmadan geçersem olmaz. ‘eğer dünya kitap okumayanlarla, öğrenmeyenlerle, bilgisizlerle dolmaya başlarsa, kitapları yakmak zorunda kalmazsınız,’ Çok doğru. Fakat bu söze şöyle bir pencereden de bakılabilir. Çevremde çok fazla okuyan insan görüyorum. Yani gerçekten kültürlü insanlar. Buna rağmen bir eksiklik var. Nefret gibi. Saygısızlık gibi. Eleştiri gibi. Sanki beynimiz de okuduklarımızı sürekli yakan bir itfaiyeye dönüşmüş. Gerçekten uyguluyor olsaydık bu kadar tartışma adabından yoksun olmazdık. Kendi adıma da bu geçerli. Şu an okuyoruz ama hala yakmaya devam ediyoruz. Hepimiz içimizde bir Clarissa olsak da dışarıdan nasıl görünüyoruz kim bilir.

Kitap hakkında söyleyeceğim çoğu şeyi birçok okur nokta atışı yaparak güzelce söylemiş. Yazmamın sebebi bir nebze olsun içimi dökmek. Kitabı sevdim. Daha etkileyici, daha geniş bir şekilde işlenebilecek olması buna gerek olduğunu göstermiyor. Çünkü Ray Bradbury anlatmak istediğini okuyucuya fazlasıyla vermiş.

Keyifli okumalar.
247 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Tahmin ettiğimden çok daha farklı bir kurguya ve konuya sahip akıcı bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Distopik bir eser olması tahmin edilemez bir sona ulaştırıyor. 1950'li yıllarda kaleme alınan bu eser o yıllardan günümüze ışık tutmuş; teknoloji bağımlılığına, kitap okuma oranlarındaki düşüşe farklı bir bakış açısıyla değinmiştir.
Postmodern, Distopik, bilim-kurgu tarzında kitapları sevenlere şiddetle tavsiye edeceğim bir kitaptır.
#Fahrenheit451
#RayBradbory
208 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
#fahrenheit451 #raybradbury

###Uzun cümleler kurmadan kısaca kitaptan bahsetmek istiyorum;biz insanların nasıl kitap yakmakla başlayıp, insan yakmakla bitirdiğimiz ile ilgili bir kitaptır.

##Şiddetle tavsiye edilir.

Kitaptan bazı alıntılar;
***Kitapların kibrit veya ateş olmadan da yakılabilmesi. Çünkü, eğer dünya kitap okumayanlarla, öğrenmeyenlerle, bilgisizlerle dolmaya başlarsa, kitapları yakmak zorunda kalmazsınız, değil mi?

***Fahrenheit 451 ;Kitap kâğıtlarının yanıp tutuştuğu sıcaklık derecesidir.

***Kitaplar bize ne tür eşekler ve aptallar olduğumuzu hatırlatmak içindir.

***Çoğumuz dünyayı dolaşıp herkesle tanışamayız, bütün şehirleri göremeyiz. Bunun için zamanımız, paramız ve bu kadar çok arkadaşımız yoktur. Aradığın şeyler dünyada, fakat vasat bir insan için onların yüzde doksan dokuzunu görmenin yolu kitaplardan geçer.

***Fazla itiraz gerçeğin değerini yok eder.

***Kendimize telkin etmemiz gereken en önemli şey bizim önemli olmadığımızdı.Bilgiçlik taslamamalı ve kendimizi dünyanın diğer insanlarından üstün görmemeliydik. Bizler, kitaplar için şömizden başka bir şey değildik ;bunu.dışında hiçbir anlamımız yoktu.

***Herkes öldüğü zaman geride bir şey bırakmalı. Bir çocuk, bir kitap, bir resim, bir ev, yapmış olduğu bir duvar ya da bir çift ayakkabı. Ya da ekili bir bahçe. Ellerinin bir şekilde dokunduğu ve ruhunun öldüğün zaman gidebileceği bir şey, öyle ki insanlar senin diktiğin ağaç ya da çiçeğe baktığı zaman seni orada görebilsinler.

***Ne yaptığın önemli değil, yeter ki sen ellerini onun üstünden çektiğin zaman, ona dokunduğun zamanki halini değiştiren bir şey yapmış olasın. Otları sadece biçen bir adamla, gerçek bir bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır. Otları biçen bir adam orada hiç bulunmamış gibidir, fakat bahçıvan ömür boyu oradadır
.
***Eğer biri,bir hikâyenin neyle ilgili olduğunu söylüyorsa muhtemelen haklıdır. Eğer birileri, o hikâyenin tamamen onla ilgili olduğunu söylüyorsa kesinlikle yanılıyordur.

***Fikirler, kâğıda dökülmüş fikirler özeldir. Onlar, öykülerimizi ve düşüncelerimizi bir nesilden diğerine aktarma yöntemimizdir. Onları kaybedersek, ortak tarihimizi kaybederiz.
247 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10
"Fahrenheit 451: Kitap kağıtlarının yanıp tutuştuğu sıcaklık derecesidir." diyen bir distopya...
İnsanların mutluluğu için kitap yakmak!!! İşte itfaiyecilerin görevi buydu... Hem de tüm kitapları... Okuma! Okursan düşünmeye başlarsın, düşünürsen üzülmeye başlarsın... Ne gerek var değil mi??? Hükümet seni düşünmüş zaten senin mutlu olman, eğlenmen için duvarları kaplayan tv lerde bir sürü program yapıp kafanı meşgul ediyor ve sen düşünmüyorsun, üzülmüyorsun, savaşlar çıkıyor ama sen mutlusun... Eğitim bile kitap olmadan yapılıyor. Her şey bizim mutluluğumuz! için... Ama Montag'in içine merak düşüyor. Acaba yaktıkları kitaplarda ne yazıyor... Al başına belayı meselesi...
Ray Bradbury'nin tv lerin kitapların yerini alması ve zamanla kimsenin kitap okumayacağı düşüncesiyle ortaya çıkmış bir kitap. Okumanızı tavsiye ederim...
247 syf.
·5 günde·7/10
Fazla uzun tutamayacağım incelemeyi.. kendi anlatım dilim ile dile getirmek isterim kitabın konusunu.

Tarihte hep bir acı vardır. Bazen bir ateş sarar dört bir yanı, duymazsınız, bazen de ufak bir kıvılcım yüreğinizi yakıverir..

Bir kitap olur ansızın,
Bir insan yanar ansızın
Bir ömür yok olur gider, garip kalırsın

Bir de Hiroşima vardır, minik bir iğne saplanır şehre ve hayat/insanlık yok olur gider...

Keyfli okumalar dilerim
247 syf.
·31 günde·Beğendi·9/10
Kitapta Ray Bradbury'nin 500 yıl sonrası için yarattığı dünyayı bir itfayeci olan Guy Montag'ın gözünden tecrübe ediyoruz. Tüm hikayeyi Guy'ın anlatımıyla okusak da asıl kahraman Clarisse.
Herkesin aynılaştığı, birer robottan farkı kalmamış insanlar arasında, farklı kalmayı başarabilmiş, düşünüp sorgulayan ve çok şükür varsın dedirten, Guy'ın uyanışını sağlayıp kitabın yönünü değiştiren Clarisse...

Bradbury tarafından gelecekte itfayecilere farklı bir görev biçilmiş, kitap yakmak.
Artık itfaiyeciler eskiden yaptıkları işi bile hatırlamıyorlar. Yanan evleri söndürmeye gittikleri kimsenin inanmadığı bir söylenti.

Yazarın bizim için yarattığı distopik gelecekte toplumlar otoriter yöneticiler tarafından okumaları, düşünmeleri engellenerek yönetiliyor.
İtfayecilerin görevi de bu düzeni devam ettirmek için kitapları yakarak,insanları düşünmekten ve sorgulamaktan uzak tutmak.
Televizyonun da etkisi ile toplum; düşünmekten ve sorgulamaktan aciz konuma getirilmiş.

Ray Bradbury, 1953 yılında yazmış olduklarıyla okurlarını, yarattığı distopya içerisinde bugünü düşünmeye teşvik ediyor. Kitapların yakıldığı, okunmasının ve saklanmasının yasak olduğu bir dünya. Televizyonun esareti altında, her yerde devamlı reklam bombardımanına tutulan, böylelikle durup 1dakika bile düşünmesi engellenen kişiler, korkunun yardımıyla hüküm süren diktatörlerin idaresi ve duygu yoksunu robotik insanlar.
Tanıdık geliyor değil mi?

Kitaptaki televizyon bağımlılığının yerini, günümüzde akıllı telefon aracılığıyla sosyal medya almış durumda. Romanda yaşadıkları kimlik bunalımı ve sahte tozpembe dünyalarının gerçek dünyalarıyla çarpışması sonucu kişilerin yaşadığı depresif haller ve intihar girişimleri, günümüzde de çok yaygın.
Olmak isteyip de olamadıklarımıza, yaşamak isteyip de yaşayamadığımız hayatlara telefon ekranımızdan bakarak, kendi dünyamızda kendimize yetmemeye başlıyoruz.
Ayşe'nin kirpiği gibi kirpikler, Ahmet'in arabası gibi arabalar, Süreyya'nın kocası gibi kocalar, ev değil konaklar, hizmetliler ve daha neler neler istiyoruz.
Eldeki imkanla bu istenenler arasında uçurum olunca, Nişantaşı'nın dar sokaklarına kendimizi vurup House Cafe'de naneli limonatamızı yudumlarken binbir filtre ile renklendirdiğimiz "selfie"mizi yine sosyal medyadan paylaşıyoruz.
Hayatımızı zerre bilmeyen insanlar fotoğrafımızı beğeniyor, o imkana sahip olmayanlar da bakıp bakıp içini kemiriyor.
Bu bir kısır döngü... Tatminsiz, mutsuz, duygusuz, depresif ve en önemlisi de düşünüp sorgulamayan kişiler olduk.

Kitabın son sözünde Neil Gaiman'ın dediği gibi;
"Bu kitap bir uyarı. Sahip olduklarımızın değerli olduğuna ve bazen de değer verdiğimiz şeyin kıymetini bilmediğimize dair bir anımsatıcı.

Devam ediyor ve soruyor Gaiman;
"Neden kitaplara ihtiyacımız var? O şiirlere ve öykülere? Neden onları okuyoruz ya da okumalıyız ki? Neden umursuyoruz kitapları? Neden çocuklara kitapları sevdirmeye çalışıyoruz?
Çünkü kitaplar kurgudur. Romanlar, öyküler, denemeler şiirler… İşte bunlar, yani kurgular, olaylara farklı açıdan bakmamızı sağlar, empati kurmamızı sağlarlar. Ve bu da bir şeyleri umursamamızı sağlar. Gaiman’ın deyimiyle “Kurgu doğru şeyleri bize anlatıp duran bir yalandır.”