Kurtuluş Dinçer

Kurtuluş Dinçer

YazarÇevirmen
8.4/10
74 Kişi
·
265
Okunma
·
4
Beğeni
·
220
Gösterim
Adı:
Kurtuluş Dinçer
Unvan:
Türk roman yazarı
Doğum:
Ankara
Hacettepe Ünüversitesi Felsefe bölümü mezunu yazar, düşünür.
İki olayı sürekli art arda gördüğümüz için, aralarında zorunlu bir bağ olduğuna inanır, öznel bir bağı nesnel bir bağ haline getiririz. Dolayısıyla nedensellik ilkesi alışkanlıktan doğan bir inancın ifadesidir. Güneşin şimdiye dek hep doğduğuna inandığımız için, yarın da doğacağına inanırız. Hume'un bu eleştirisi bilimlerin temelinde bulunan tümevarımın temelsizliğini gösterir. Çünkü tümevarım, geçmiş deneyimlerimizden geleceğe ilişkin sonuç çıkardığımız bir akıl yürütme biçimidir.
Tarihselci bilim felsefesi veya antipozitivizm temsilcilerinden Droysen ve Dilthey, açıklama ile anlama arasında önemli bir ayrım yaparlar. Bu ayrıma göre açıklama, doğa bilimlerinin kavramıdır, doğal süreçlerin neden-sonuç bağlantılarıyla ilgilidir. Anlama ise tarihsel, tinsel dünyayı inceleyen bilimlerin kavramıdır. Dilthey bu bilimlere "tin bilimleri" adını verir. Tarihselci bilim felsefecilerine göre, anlamada bir psikolojik boyut vardır ki, açıklamada bulunmaz; bu boyut duygudaşlık boyutudur. Doğa olaylarını anlarken onlarla duygudaşlık kurmamız gerekmez ama anlama, insan eylemlerini yorumlamak için onlarla duygudaşlık kurmamızı gerektirir.
Ateş ile suyun kaynaması arasında kurduğumuz ilişki deneyseldir, deneyime dayanır. Çünkü bu olayı günlük yaşamımızda birçok kez görmüşüzdür. Ama deneyden çıkardığımız her sonuç zorunluluk taşımaz. Suyun kaynayacağını söylerken daha önceki deneyimimize dayanırız. Ama yaptığımız çıkarım tamamen alışkanlıklara dayalı, öznel bir çıkarımdır. Günlük yaşamda nedenselliğe dayanarak yaptığımız birçok çıkarım aslında bu türdendir. Kurduğumuz neden-etki bağı, bilgiye değil, inanca dayalıdır.
Devlet için en büyük tehlike zorbalıktır, despotizmdir. Devletin asıl görevi olan hakkı korumaktan uzaklaşıp hakkı baskı altına almasının kaynağında, yasama ve yürütme gücünün tek elde bulunması yatar. Bir hukuk devletinin en sağlam temeli güçlerin ayrılması, yasama ve yürütme yetkilerinin ayrı organlara verilmesidir.
- Locke
Geçmişte felsefeyi bilimsel kılma çabaları görülmemiş değildir; ama bu, bilimi insanın en yüce değeri sayan, bilimci bir dünya görüşünden kaynaklanır.
...
Felsefe deneysel bir alan değildir; oysa bilim deneye ve gözleme dayanarak olguları açıklamaya çalışır. Ayrıca felsefe, varlığı bir bütün olarak ele almaya çalışırken, bilimler varlığı parçalar, her bir parçasını inceler.
Öteki bilimler var olanlarla uğraşırlar; felsefe "Varlık nedir?" diye sorar. Öteki bilimler bilgi ortaya koyarlar; felsefe "Bilgi nedir?" diye sorar. Öteki bilimler olanı inceler; felsefe olması gerekeni, yapılması gerekeni araştırır. Öteki bilimler araştırdıkları her şeyin koşulunun, temelinin insan olduğunu gözden uzak tutarlar; felsefe insanın kendisini nesne edinir.
Popper'a göre, doğrulanmış olmak bir kuramın erdemi değil, zaafıdır. Çünkü doğrulayıcı örnek bulmaktan daha kolay bir şey yoktur. Bir kuram ne kadar çok yanlışlanma çabasından başarıyla çıktıysa o kadar iyi bir kuramdır. Bir kuramı yanlışlamaya çalışıp bunu başaramadıysak, o kuram doğrulanmış değil, pekiştirilmiş olur. Yanlışlanmış olması da bir kuramı bilimsel olmaktan çıkarmaz. Tersine, yanlışlanma olanağı taşıdığı için bilimsel sıfatını hak eder. Bir kuram herhangi bir düşünsel deneyle de olsa hiç yanlışlanamıyor, olgularca hep doğrulanıyorsa, öndeyileri çok geniş kapsamlı ve kaypaktır. Bu da onun bilimsel olmadığını gösterir.
Karl Popper, doğrulamacı anlayışın "bir bilgi tümevarım yöntemiyle çalışıyorsa bilim adını hak eder; yöntemi tümevarım olmayanlar sözde-bilim (pseudo-science) adını alır" savına karşı çıkar. Ona göre, örneğin astronomi ve astrolojiyi tümevarımı kullanarak birbirinden ayıramayız. Astrologlar vardıklara sonuçlara tümevarım yöntemiyle ulaştıklarını söylerler. Tümevarım yoluyla doğrulama, bilimselliğin ölçütü olamaz. Bir önermeyi veya kuramı doğrulamaya giriştiğimizde istediğimiz kadar doğrulayıcı örnek bulabiliriz. Ancak, milyonlarca doğrulayıcı örnek tümel bir önermeyi doğrulamaya yetmez. Öyleyse tümevarım temelsizdir. Ne psikolojik ne mantıksal bir temeli vardır. Deney ve gözlemden bir önerme ya da bir kuram çıkmaz. Deney ve gözlem yoluyla bir önermenin doğruluğuna değil, yanlışlığına karar verilebilir.
Tek bir görüşle ve tek bir "deney" le değil, ancak birçok almaşık kuramla çalışmaya hazırsanız iyi bir deneyci olabilirsiniz. Bu kuram çoğulluğu, gelecekteki bir zamanda yerini Tek Doğru Kurama bırakacak bir ön bilgi aşaması olarak görülmemelidir. Kuramsal çoğulculuk nesnel olduğunu ileri süren her bilginin temel özelliği sayılır.
96 syf.
·8/10
Öncelikle bu kitabı bana hediye eden Serap Hocama teşekkür ederim. Hediye ettiği zaman okumaya başlamıştım ama ilk bölümde biraz sıkıldığımdan ve araya başka kitaplar girdiğinden okumayı başka zamana bırakmıştım. Şimdi bitti.

Kitap (yasa, felsefe, bilgi, doğruluk, düşünme, değer, insan, varlık, toplum ve mutlak) on tartışma başlığından oluşuyor. Daha doğrusu kelimenin tam anlamıyla bir tartışma değil de başlık hakkında kimi düşünür ve ekollerin ne dedikleri bazı sorularla ele alınmış.

Kitap kısa ve içerik çok da zengin değildi. Başlıklarda tartışılan bazı sorular çok nitelikli sorulardı ama doygun bilgilerin olmadığını söyleyebilirim. Sorulan soruya veya felsefe tarihinde olagelmiş sorunlara nasıl cevaplar verildiği özetlenmiş. Tam güzel bir soruya denk geldiğinizde ve ekollerin cevaplarını görmeye başladığınızda başlık sona eriyor. Bu yönüyle kitaptan yalnızca çeşitli ekol ve düşünür isimlerini bilmekle kalıyorsunuz. Belki kitapta da amaçlanan şey sorulanları göstermek ve kısaca kimin ne dediğini anlatmaya çalışmaktan ibarettir. Önsöze baktığınızda bu yazılanların aslında bir radyo konuşma serisinden derlendiğini ve içeriğinin tamamen halk düzeyinde tutulduğunu görüyorsunuz. "Amaç daha çok, felsefe konusunda tamamen hazırlıksız olan dinleyiciye, kimi sorunlar aracılığıyla, felsefenin ne olduğunu, nesnelerine nasıl yaklaştığını açıklamak." diyor yazar. Son olarak radyoda 27 dakikalık zaman kısıtlaması da başlıkların bu kadar kısa olmasına sebep olmuş ama yine de konuşmanın metnine ulaşmak isteyenler için kitaplaştırılan bu konuşmalara neden çıkarılan kısımlar eklenmemiş veya içerik zenginleştirilmemiş diye sorulabilir.

Kitapta özellikle "İnsan" ve "Mutlak" başlıklarını beğendim. "Düşünme" ile "Değer" başlıklarında da değinilen bazı noktalar önemliydi. "İnsan" başlığına insanın bir hayvan olduğu ve ikinci olarak eşsiz bir hayvan olduğu ile başlanmış daha sonra insan-hayvan ayrımına gidilmiş. Bu ayrımdan sonra da insanın ölüm bilincinde olduğu ve ölüm sonrası hayatın varlığı sorununa gelinmiş; burada bırakılmış. "Mutlak" başlığında da tanrı fikri ele alınmış ama tanrının varlığı üzerinde durulmamış.

Kitapta özellikle sevdiğim iki vurgu da (benzer vurgular farklı şekilde anlatılmış) şu oldu: " Felsefenin en önemli işlevlerinden biri, ululamaya ve saçmalamaya karşı ciddi düşünceyi savunmaktan başka bir şey değildir." ve "Çünkü felsefe her türlü tapınçtan, her türlü sınırdan bağımsız olarak, elimizdeki tüm güçle dünyayı açıklamakta kullandığımız insan aklından başka bir şey değildir."

Son olarak yanlış olduğunu düşündüğüm noktalar da vardı kitapta. Her bölüm genel ve kolay şekilde başlıyor ama ona rağmen sorulanlar yanlış olabiliyordu. "Toplum" başlığında devlet düşüncesinde sorulanlar bence çok yanlıştı. Belki sırf bu tartışmaların olduğunu göstermek için alınmışlardı kitaba ama sözgelimi "demokrasiyle mi yoksa diktatörlükle mi yönetileceğimiz" sorusu yanlıştı. Demokrasi ile monarşi örnek verilebilirdi. Sonra devlet kavramının geçerli olup olmadığı nedense sorulmamıştı. Gereksiz sorulardansa önemli ve kapsamlı soruları göstermeye çalışmak daha iyi olabilirdi. Buna benzer eksik ve yanlış olduğunu düşündüğüm bölümler vardı...

İyi okumalar.
109 syf.
·Puan vermedi
lyotardın bu eseri, uzun bir felsefe okumasından sonra neden tüm bunları okudum sorusuna güzel bir yanıt olabilir belki, ama benim gibi felsefe okumalarında henüz emeklerken de okunabilecek, neden felsefe yapıyoruz neden arzuluyoruz sorularına hem psikolojik freudçu daha doğrusu lacancı bakış açısından hem de kafanızda bir türlü oturtamadığınız ne işe yarar bu felsefe sorusuna verebilecek güzel yanıtlara sahip. Anlamla sözün aynı anda, söylendiği anda oluşması ve birbirlerini tamamlamalarını, algı meselesinde duyum ile varolanın varlığının birlikte bana geldiğini, başka bir deyişle özne nesne birlikteliğini kafamda biraz olsun netleştiren bir ayrıntı oldu. Sokratesin bilgeliğini reddedişinden, yokluğun mevcudutiyetinden, neden arzuladığımıza dair daha pek çok şey var bu kitapta. Felsefe nin ne zaman başladığını soranlara verilebilecek güzel cevaplar da var. marxın proletarya ütopyasının neden sorunlara gerçekçi çözümler getiremediği, tarihin erekselliği sorunsalı bile işlenmiş. Herakleitosa ve hegele güzel atıflarda mevcut. ama ben bunları açıklayıp okuma zevkinizi baltalamak istemiyorum. öyleyse güzel bir alıntı ile bitirelim; okurken tebessüm ettiğim çokça satırdan bazılarına sahipti şu küçük paragraf;

Felsefede aşk vardır. Felsefenin çıkar yolu, çaresi odur. Ama felsefe kendi yoksulluğuna sevdalıdır. Felsefenin tek tek şeylere arzusu yoktur( diş hekimliğini bırakırken tüm ömrümü diş oymakla geçirmek istemiyorum diye ağladığım bir çok gün gelmişti aklıma burada) ;tek başına bir tema üzerinde ya da tek bir alanda kurgulama değildir o. Felsefenin tutkuları tüm dünya hakkındadır. Hegelin dediği gibi; kendi zamanının çocuğudur felsefe. Ancak şöyle bir şey söyleseydik daha iyi anlaşılırdık sanırım: Felsefeye herhangi birine sahip olduğu gibi sahip olan, arzudur...
kısacası okuyun arkadaşlar
208 syf.
·13 günde·6/10
Sayılar hakkında bilmediğiniz birçok bilgiyi içinde barındıran özellikle bu tarz kitaplara meraklı arkadaşlara tavsiye edebileceğim bir kitap.

Bilimsel bir yani daima olan eğlenceli bir kitap. Tübitak'in birçok eseri gibi bilimi sevenlerin hoşlanacağı tarzda.
208 syf.
Toplumların rakamlarla olan geçmişine ayna tutan harika bir serinin ilk kitabı. Bu müthiş serüvene ortak olmak istiyorsanız, seriye göz atın derim.
270 syf.
·10 günde
Yazarın işaret ettiğine göre felsefenin ne olduğunu merak edenler için en iyi yol filozofların yürüdükleri yolu onlarla beraber yeniden yürümek; ders kitaplarından veya diğer kaynaklardan değil, filozofların kendi eserlerinden okumak, felsefenin ne gibi sorunlarla uğraştığını bu yapıtlar içerisinde gezinerek görmektir.

"Bu doğruysa, felsefe öğrenmeye yeni başlayanlara bir 'Felsefeye Giriş' kitabı sunmanın ne anlamı olduğu sorulabilir." diyen yazar, bu kitabın amacının yukarıda bahsedilen yürüyüşün ilk adımını attırmak olduğunu ifade ediyor.

Felsefe ve bölümleriyle ilgili genel bilgi edinmek isteyenlere...

Yazarın biyografisi

Adı:
Kurtuluş Dinçer
Unvan:
Türk roman yazarı
Doğum:
Ankara
Hacettepe Ünüversitesi Felsefe bölümü mezunu yazar, düşünür.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 265 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 302 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.