Lacivert Dergi

Lacivert Dergi

Dergi
7.8/10
51 Kişi
·
248
Okunma
·
88
Beğeni
·
1212
Gösterim
Adı:
Lacivert Dergi
Doğum:
Mayıs 2014
Dejavu, ilk kez yaşadığımız bir olayı daha önce yaşanmış hissini verirken, jamevu ise belki de hergün yaşadığımız bir olayın ilk kez yaşıyormuşuz gibi gelmesine deniyor. Jamevu yaşayan kişiler, daha önce yedikleri bir yemeği hiç tatmamış ya da eskiden gittiği bir yere hiç gitmemiş gibi hissedebiliyor.
İsrail, Filistin'de Filistin'e ait, müslümana ait, islami değerlere ait ne varsa hepsini ele geçirip, imha etmektedir.
Lacivert Dergi
Sayfa 33 - TURKUVAZ DERGİ
Gurbet, evin hemen dışındadır. Kapının ardı gurbettir. Yanınızda eşiniz, çocuklarınız, anneniz, babanız, kardeşleriniz yoksa her yer gurbettir.
"Kadın isterse atomu parçalasın, evdeki çocuğu mutsuz bir şekilde annesinin yolunu gözlüyorsa, sonunda asi ve annesiz çocuklar yetişiyorsa, bu başarı değildir."
Yurdum ırmaklar ile denizler ile dolsun
Gökteki güneş ise yurdun bayrağı olsun
İlimizin çadırı, yukarıdaki gök olsun
Dünya devletim olsun, halkımız da çok olsun!
114 syf.
·14 günde·Beğendi·Puan vermedi
Keyif ve huzurla okuduğum bir dergidir @lacivertdergi
Bu ayki sayıda ağırlıklı olarak Balkanlar geçmekte. Manevi bağlarımızın daima kuvvetli olması gereken bir coğrafyanın edebiyatı, sineması, müziği ile hoş bir Kasım okuması oldu.
250 syf.
·5 günde
farklı denemeleriyle okuyucu farklı derinlikler katan bir dergidir. Kitap incelemesi ve kitap değerlendirmeleri güzel bu derginin ana kitabı Kemal SAYAR'ın yavaşla kitabını ele almışlardır.
Kemal SAYAR'ın yavaşla kitabını okumamış kişilere tavsiye ederim. Okunması gereken güzel harika bir kitaptır.
Dergiler kitaplara göre daha kısa ama içinde birden fazla kitabın birleştirildiği konserve edildiği yayınlardır. Bu nedenle dergi takibi yapmak dergi okumak ayrı bir okuma keyfi diyebilirim.
250 syf.
·10/10
Kara kıtanın, kara insanının, kara bahtı… Bu kadar kara’ya galip gelen ak yürekler… Yalnız ak’ın kara’ya galebesinden çoğu bî-haber. Haberdar olanlar da farkında; görünürde galibiyetten eser olmadığının. Fakat ümitvarlar; er geç galibiyetin tezahüründen. Yine de ümitvar olan diğerine galebe çalmasa da olur. Ümidi var ya, o zaten galiptir…
Elimdeki dergi bu ay “Afrika” dosyasını sunuyor bizlere. Dergilerin olduğu raflara göz gezdirirken, gözlerim kapağında siyah derililerin bulunduğu bu dergide takılı kaldı. Ne de olsa Afrika zaafım… Dergiyi kaptığım gibi sandalyeme kuruldum, kapağını açtım ve başladım kelimeler üzerinde dans ettirmeye gözlerimi…
Şahsî birtakım fikir beyanında bulunmadan önce bu ayki sayıda işlenen konuları genel bir üslupla ifade etmek isterim:
Temamız Afrika. Afrika’nın iyisi de kötüsü de burada. İlk sayfalar mâlum “İçindekiler” babından. Sayfayı çeviriyorum, ufak tefek tadımlık cümleler, Afrika’dan kırıntılar; henüz büyük resmi görmedik. Akabinde doyumluk diyebileceğimiz mevzunun belkemiği niteliğindeki yazılara “Merhaba” diyoruz. Röportajlar, makaleler, denemeler, araştırma yazıları, söyleşi. Afrika’nın siyasetinden, ferasetinden, ekonomisinden, kültüründen, müziğinden, filminden, renginden, acısından… 60 küsürüncü sayfa sonrası ana temanın dışına çıkılarak birkaç yazı, söyleşi serpiştirilmiş aralara. Bundan sonrası ise finito, arka kapağın sert dokusu hissediliyor.
Başa dönelim. Tek tek yazılar üzerinde durmak tercihim değil. Dolayısıyla bu dergi vasıtasıyla, Afrika ile ilgili aklımın takılı kaldığı bir nokta üzerinden gevezelik etmeyi münasip görüyorum. O halde giriş, gelişme ve yarım yamalak bir sonuçla sizi baş başa bırakıyorum.
Afrika; yüzölçümü yaklaşık olarak 30.328.000 km2, nüfusu ise 550 milyon civarında olan bir kıtadır. Avrupa’nın yüzölçüm bakımından üç misli. Lâkin gariptir ki bu denklemde büyük balık küçük balığı değil, küçük balık büyük balığı yiyor. Yemekle de kalmıyor, kusuyor. Ama yediğini değil, nefretini… Anlıyoruz ki; ne kadar çok mal varsa, o kadar çok vâris türüyor. Sözde vârisler bir kenarda bakışlarımıza mâruz kalmayı beklesin, biz gündemimize mal sahiplerini alalım. Kara kıtanın hem üstündekilerin hem altındakilerin asıl sahiplerini.
Evet, 30 milyon km2’lik bir alanı kaplıyor Afrika. İçerisinde de takriben 49 ülke bulunuyor (Ortadoğu ülkeleri hariç). Afrika kıtasını oluşturan bu 49 ülkenin toplam nüfusunun yaklaşık %50’si Müslüman olup, geri kalan %50’si başta Hristiyan olmak üzere diğer dinlere mensuptur. Lafı fazla uzatmadan iddia cinsinden şahsî fikirlerimin beyanına başlıyorum: Afrika, sömürülen fakir kıta. Onun sömürülmesinin sebeplerini yeraltı ve yerüstü zenginliklerine bağlayabiliriz. Bu, hepimizin bildiği görünür sebeplerdendir. Son zamanlarda görünürün arkasında mutlaka bir görünmeyen olduğunu düşünmek, mantığıma ve duygularıma epey mâkul gelmekte. Öyle ki bahsini ettiğim konu için de aynı şey geçerli. Bu sömürmenin ardında kuvvetle muhtemel görünmeyen birtakım sebepler de mevcut. Görünmeyen sebeplerle ilgili teorilerim başka bahara kalsın. Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta, sömürme işleminin görünür ve görünmez sebepleri haricinde bana göre bir başka sebebinin daha olması. Zikrettiğim sebebi süslü ve uzun cümlelerle ifade etmek istemiyorum, bundan mütevellid amiyane tabirle sunumumu yapıyorum: Nerede fazla Müslüman orada fazla sömürü faaliyeti…
(Alıntı) *Afrika’nın sömürgeleşme sürecini üç evrede anlamak mümkündür. Bu bağlamda Batılıların dünyayı keşfetmek adına çıktıkları deniz seferlerine başladıkları 16. yüzyılın ortalarından 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar olan 300 yıllık dönem birinci evre olarak nitelendirilebilir. Bu dönemde Afrika’nın kıyı kesimlerindeki limanlara yerleşen Batılılar, başta köle ve değerli maden ticareti olmak üzere kıtanın beşeri ve maddi zenginliklerini kendi ülkelerine taşımıştır. 1885 yılındaki Berlin Konferansı’ndan sonra başlayan 80 yıllık ikinci evrede ise Afrika’nın tümü Avrupalı güçlerin doğrudan işgaline girmiş ve Afrikalılar bu defa topraklarını da kaybetmiştir. 1960’lı yıllarda Afrika’nın bağımsızlaşması ile başlayıp günümüze kadar süren ve “Yeni Sömürge Dönemi” diyebileceğimiz üçüncü evre ise, öncekilerden çok daha karmaşık bir sömürü biçimi getirmiştir. Bu yeni evrenin özelliği, ülkeler resmî olarak bağımsız görünseler bile, önceki dönemlerden kalma ekonomik ve siyasi bağımlılık ilişkisinin sürmesidir.*
An itibariyle içinde bulunduğumuz “Yeni Sömürge Dönemi” sanırım en sinsi olanı ve bu sinsilikten herkes gibi Müslümanlar da nasibini almakta. İddiama tekrar dönecek olursak; Afrika’da İslam kültürünün yoğunlaştığı ülkelerde kişi başına düşen millî gelir 5000 doların altındadır. Müslüman oranının %50’nin altına düştüğü ülkelerde de ciddi ekonomik buhranlar söz konusu elbette. Buna mukabil bu kesimin sadece altı ülkesinde kişi başına düşen millî gelir 5000 doların üzerindedir. Bu zenginlik (!) altı ülkeyle sınırlı olsa da kıtanın geneli dikkate alındığında bize elle tutulur bir done vermektedir. Söylediklerim kimine yetersiz delilli düşünceler gibi gelecektir. Fakat ne kadar mânâ veremeseniz de düşünmeye devam etmek istiyorum izninizle: Neden Müslüman ülkelerden biri bile bu altı ülkenin içinde değil? Meramımı hazırlamış olduğum bir grafik ile ifade etmek daha uygun olacaktır:

https://hizliresim.com/M5QjV4

Yukarıdaki grafik bize üç farklı perspektif sunmaktadır:
1) Nüfusunun çoğunluğunu (%50’den fazlası) Müslümanların oluşturduğu ülkeler diğerlerine göre daha az sayıdadır. Bu sebeple kıtada ekonomik sıkıntı çekenlerin çoğu gayrimüslimlerdir.
2) Kişi başına düşen millî gelirin 5000 doların üzerinde olduğu toplam altı ülke vardır ve bu ülkelerin nüfusunun çoğunluğunu gayrimüslimler oluşturur.
3) Çoğunluğun Müslüman olduğu ülkelerde kişi başına düşen millî gelir en fazla 4200 dolar civarındadır (Cezayir). Bu sebeple Müslüman ülkeler kıtanın ekonomik sıkıntı çeken ülkeleridir.

Diğer iki vakıayı da kabul etmekle birlikte iddiama konu olan üçüncü vakıadır. Ayrıca ileri sürmüş olduğum iddia, ülkelerin doğal zenginlikleri, gayri safi millî hasılaları, giderleri gibi birtakım etmenleri kapsam dışında bırakacak şekilde ortaya atılmıştır. Tüm bu sınırlılıkları göz önünde bulunduracak olursak iddiamın yetersiz delil sebebiyle ciddiye alınmaması elbette olağandır. Bu sebeple sadece üçüncü vakıa üzerinden yorumlama yapmaktayım.
Tekrar grafiğe dönelim:

https://hizliresim.com/uvgRC5

Grafikte sarı renk ile işaretlenen bölgenin boşluğu benim dikkatimi çekmektedir. Bu demek oluyor ki; Afrika’da Müslüman çoğunluğun zenginlikten (!) nasibi yok.
Sözü fazla uzatıp meramımın yanlış anlaşılmasına vesile olmak istemem. Üstelik hazırlamış olduğum grafik, kalemimden dökülecek kelimelerden daha anlaşılır olabilir. Bu sebeple sözde incelememi ikaz kabilinden şu cümlelerle nihayete erdiriyorum: Az önce okuduklarınız tamamen benim iddialarım olup diğer etmenler göz ardı edilerek kısıtlı bir bakış açısıyla, gelişimime katkı sağlama ve ilerleyen dönemlerde olası birtakım araştırmalarıma altyapı oluşturma maksadıyla kaleme alınmıştır. Sizden istirhamım; bu söylediklerimi dikkate almanız ve beni acımasız linç girişimlerinize mâruz bırakmamanızdır. Teşekkürler efendim…


Son olarak Afrika’dan bir esintiyle sizleri baş başa bırakıyorum:

https://www.youtube.com/watch?v=7gvNKBZ4IbA



KAYNAKÇA
֍ GÜRSOY, Cevat Rüştü, “Afrika”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, (İstanbul: TDV Yayınları, 1988), 1: 413-418
֍ http://www.insamer.com




UYARI } Bilgi ve tecrübelerinizden yararlanabileceğim, yapıcı eleştirilerin hatırı adına “Yorumlar” kısmını açık bırakmaktayım. Aksi durumlarda tek bir çirkef yorum (kırıcı, yıkıcı, hakaretvâri vs.) dahi, şahsıma ait olan bu sözde inceleme hakkındaki düşünce özgürlüğünüzü kısıtlayıcı niteliktedir; “Yorumlar” kısmı kapanır.
250 syf.
·Beğendi·10/10
Günümüzde gerek sosyal medya gerek sosyal çevrede dayatılan güzellik mefhumu derginin bu sayısında ayrıntılı bir şekilde işlenmiş.Her şeyi yüzeyselleştiren modern çağın güzelliği de nasıl içini boşaltıp adeta bir piyasaya dönüştürdüğü gözler önüne serilmiş.Sığlaşan güzellik anlayışı nedeniyle asıl güzelliği göremeyişimiz, "Allah güzeldir güzel olanı sever." hadisiyle tabiata, eşyaya, insanlığa ve yaratılanlara bakamayışımız ...Bize dayatılan adeta sektör halini almış güzellik konusunu merak ediyorsanız derginin önceki sayısı da olsa bulup okuyun...
145 syf.
·15 günde
Çok uzun zaman oldu Lacivert'i elime alıp, sayfalarında kaybolmadığım.. Bu sefer de internetten takip ediyorum dergiyi. Oldukça güzel makalelere ve konulara yer verilmiş bu sayıda da. Bu derginin beni kendine bu kadar bağlamasının bir sebebi de derginin genel yayın yönetmenini yani Meryem İlayda Atlas'ı çok sevmem oluyor sanırım, bir de popüler kültürü, sosyolojiyi, iyi şeyleri daha iyi anlatan bir dergiyi rastlamadığımdan olabilir. Bu ay 15 Temmuz dosyasıyla karşımıza çıkıyor. İçinde pek tabi 15 Temmuz'un tüm ayrıntılarına yer verilmeye çalışılmış. Tek bu sayısı değil bütün sayılarını gönül rahatlığıyla önerebilirim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Lacivert Dergi
Doğum:
Mayıs 2014

Yazar istatistikleri

  • 88 okur beğendi.
  • 248 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 114 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.