1000Kitap Logosu
Resim
Leo Perutz

Leo Perutz

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.3
1.329 Kişi
3.214
Okunma
109
Beğeni
4.653
Gösterim
Unvan
Avusturyalı Yazar ve Matematikçi
Doğum
Prag, Çek Cumhuriyeti, 2 Kasım 1882
Ölüm
Bad Ischl, Avusturya, 25 Ağustos 1957
Yaşamı
Leo Perutz, 1882 yılında Prag'da doğdu. 1899'da ailesiyle birlikte Viyana'ya göçtü. İmparatorluk başkentindeki entelektüel ortama kolay uyum sağladı ve 1923'te ilk büyük edebi başarısını Kıyamet Günü Ustası ile elde etti. Nazilerin Almanya'da iktidara gelmesinin ardından, Yahudi olduğu için okurlara ulaşma olanağını yitiren Perutz, 1938'de Filistin'e göç etti. Ancak 1948 yılında İsrail Devletinin kuruluşu ve ardından izlenen milliyetçi politikalardan duyduğu büyük rahatsızlık sonucu, Nazi iktidarı döneminde yurtlarından kaçmak zorunda kalan ilk Yahudilerden biri olarak 1952'de yeniden Avusturya vatandaşı oldu. 1957 yılında Bad Ischl'da (Avusturya) öldü. Perutz'un en önemli romanları arasında Der Marques de Bolibar (Bolibar Markisi, 1920 [1962 yılında Fransa'da Prix Nocturne ödülünü kazanmıştır]), Nachts unter der steinernen Brücke (Geceleri Taş Köprünün Altında, 1953) ve Der Judas des Leonardo (1959; Da Vinci'nin Yahuda'sı, Literatür Yayıncılık, 2006) sayılabilir. Eserleri pek çok dile çevrilmiştir. Nazilerin iktidara geldiği 1933 yılında basıldığı için Almanya'da dağıtımı yapılamayan St. Petri-Schnee (Aziz Petrus Karı) adlı romanı 1945 yılında, eserlerini çok beğenen Jorge Louis Borges'in girişimiyle ve El tizón de la Virgen adıyla Arjantin'de yayımlanmıştır.
176 syf.
·
6 günde
·
Puan vermedi
Judas Öpücüğü
İncil’de şöyle geçer: İsa daha konuşurken bir kalabalık çıkageldi. Onikiler’den biri, Yahuda adındaki kişi, kalabalığa öncülük ediyordu. İsa’yı öpmek üzere yaklaşınca İsa, “Yahuda” dedi, “İnsanoğlu’na bir öpücükle mi ihanet ediyorsun?” — Luka 22:48 İşte karşınızda Rönesans döneminin mihenk taşlarından biri sayılan, eserlerinin her parçası ayrı ayrı gizem barından Üstat Leonardo da Vinci… Rönesans İtalya’sında geçen bir dönem hikayesinde, kendisine düşen görev Santa Maria kilisesi yemekhane duvarına Son Akşam Yemeği’ni resmetmek; İsa’nın tutuklanmasından bir gün önce havarileri ile oturduğu esnada ‘içinizden biri bana ihanet edecek’ cümlesinden hemen sonrasını temsil eden tablo… İsa’nın mahsun yüzü, havarilerin kimisinin şaşkın ve ‘o kişi ben miyim acaba’ bakışlarına eşlik eden kimisinin öfke dolu ifadeleri… İçlerinden biri ama kim? Ve dahası: neden? Üç sene gibi bir sürede tamamlanan tablo için rivayet odur ki üstat Leonardo tabloda yer alan her bir kişi için ayrıca çalışıp bu kişiyi yanında yöresinde bir yüz ile içselleştirmek ister. Mesela, bu konuda anlatılagelen bir hikayeyi aşağıya iliştireyim hemen: [ALINTI] Leonardo da vinci, ‘son akşam yemeği' isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı. İyi’yi İsa'nın bedeninde, kötü'yü de İsa’nın arkadaşı olan ve ‘son akşam yemeği' nde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda’nın bedeninde tasvir etmeliydi. Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında, korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için atölyesine davet etti. Sayısız taslak ve eskiz çizerek iyinin yüzü İsa için yeteri kadar malzeme biriktirdi. Aradan üç yıl geçti, ‘son akşam yemeği' nerdeyse tamamlanmıştı; ancak Leonardo da Vinci, Yahuda için kullanacağı modeli henüz bulamamıştı. Leonardonun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başladı. Günlerce aradıktan sonra leonardo, vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam, sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda, kaldırımın kenarına sızıp kalmıştı. Leonardo yardımcılarına, adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi. Çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı. Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler. Zavallı adam, başına gelenleri anlamamıştı. Leonardo adamın yüzünden görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçiriyordu. Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş, gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü. Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi: – ben bu resmi daha önce gördüm. – ne zaman diye sordu leanardo da vinci; o da şaşırmıştı. – üç yıl önce, elimde avucumda olanı kaybetmeden… o sıralarda koroda şarkı söylüyordum. pek çok hayalim vardı. bir ressam beni isa'nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti. tıpkı buradaki isa gibi çizmişti.” “iyi ve kötünün yüzü aynıdır. her şey insanın önüne ne zaman çıkacaklarına bağlıdır.” [ALINTI] Fakat bizim hikayemiz bu rivayetten oldukça farklı. Üstat ilk olarak Yahuda’nın ihanetine sebep olabilecek gerekçeyi sonrasında bu ihanete uygun bir kötüyü arıyor bütün Milano sokaklarında. Aradığı şey, böylesi kötülüğe namzet olabilecek bir kişi. Dünyalık bir para uğruna sevgisinden vaz caydıran şey ne olabilir bir insanı!? Hristiyanlık anlayışında Yahuda İskariot olarak anılmasına sebep olacak ihanet failinin bir tabloya resmedilmesi sancısı: Leonardo’nun Yahuda’sı… Keyifli okumalar.
Okuyacaklarıma Ekle
195 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Kara Mizahla Yoğrulmuş Bir Kimlik Arayışı: Dokuzla Dokuz Arasında
“Ama kelimeler teselli etme ve aldatma gücünü yitirmişti.” 1882’de Prag’da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen
Leo Perutz,
yaşamının sonraki dönemlerinde kimliğinden dolayı çeşitli zorluklarla karşı karşıya kaldı. 2. Dünya Savaşı’ndan önce Naziler’in Avrupa’da güç kazanmaya başladığı dönemlerde önce Hayfa, sonrasında ise Tel Aviv’e yerleşmek zorunda kalarak kendisini bir nevi emniyete alan Perutz, 1948’de İsrail devletinin kurulmasının ardından hükümetin politikalarından rahatsız olarak Viyana’ya geri döndü. Çocukluk ve gençlik yılları da Viyana’da geçen ve bir matematikçi olan Perutz’un edebiyata da ilgisi vardı. Fakat o, 1. Dünya Savaşı’nda Avusturya saflarında savaşa katılmak zorunda kaldı. Ağır yaralı bir şekilde hayatına geri döndükten sonra 1915’te ilk romanını (Kıyamet Günü Ustası) yayımlayan Perutz, yaşamının sonraki dönemlerinde daha üretken bir hale geldi ve üst üste birçok romana imza attı.
Jorge Luis Borges
“maceraperest bir
Franz Kafka
”olarak nitelendirdiği Perutz,
Italo Calvino,
Ian Fleming,
Karl Edward Wagner
ve
Graham Greene
başta olmak üzere, birçok yazarın dikkatini çekti ve edebiyat çevrelerinde adı iyiden iyi duyulur oldu. Çeşitli ödüllerle adından söz ettiren Perutz’un Türkçede ise şimdiye dek dört romanı yayımlandı:
Dokuzla Dokuz Arasında,
Kıyamet Günü Ustası,
Şeytan Tozu,
Leonardo'nun Yahuda’sı
. İş Bankası Kültür Yayınları’nın Modern Klasikler Dizisi kapsamında eserleri yayımlanan yazarın Dokuzla Dokuz Arasında isimli bu macera dolu romanının çevirmeni ise
Zehra Yılmazer
. Perutz, gizem ve macera dozu yükse bir öyküye imza atsa da, aslında satır aralarında ve arka planda dönemi hicveden bir yaklaşım sergiler. Yarattığı sıra dışı Stanislaus Demba karakteriyle yer yer güldüren sahneler kaleme almış olsa da, karakter arka planında ise bir kimlik arayışını ortaya koyar. Roman, 20. yüzyıl başında Viyana’da geçer ve göçmen bir üniversite öğrencisi olan Stanislaus Demba’nın aksiliklerle dolu bir gününü anlatır. Özel dersler vererek geçimini sağlayan Demba aslında karakteri tam oturmayan genç bir insanı temsil eder. Zira sevgilisiyle sorunlu bir ilişkisi olduğunu gözlemlediğimiz Demba’nın tüm uğraşı da yine sevdiği kadınla birlikte olmaya yöneliktir. Romanın ilk yarısı oldukça gizemli bir şekilde ilerliyor. Demba’nın topluluk içinde davranış kurallarını bilmeyen tavırlar sergilemesi ve ilginç davranışları okuru gülümsetiyor. Yazarın amacı direkt güldürmek olmasa dahi bunu başarıyor ve bu gizemli tavırların ardında yatan sebepleri merak ederek okumaya devam ediyoruz. Fakat bu gizem kısmı henüz kitabın yarısına gelmeden açıklanıyor. Bu andan sonra romanın ikinci ve daha uzun kısmını okuyoruz. Artık sırrını bildiğimiz için Demba’nın macerasının daha fazla içine giriyoruz ve amacına giden yolda ona eşlik ediyoruz fakat bu durum Demba’nın davranışlarını onayladığımız anlamına gelmiyor zira kız arkadaşıyla olan sorunlu ilişkisini ısrarla devam ettiriyor ve sorun Demba’dan kaynaklanıyor. Sonja, başka bir erkekle İtalya’ya tatile gitmek üzeredir. Demba ile ilişkisini bitiren Sonja, özgür bir kadın olarak istediği şekilde yaşama hakkında sahipken, hâlâ onu sevdiğini ve ilişkilerinin bitmediğini iddia eden Demba ise bu duruma karşı çıkmakta ve onun hayatına müdahalede bulunmaktadır. Tüm bu olanlar Leo Perutz’un esprili diliyle anlatılıyor ve yazar, Demba ekseninde bir karakter analizine imza atıyor. Bir özgürlük mücadelesinin içinde bulunan Demba aynı zamanda kendisini bir yere ait hissetmek isteyen bir karakter olarak çıkıyor karşımıza. Burjuva ve üst sınıfları, bilim insanları ve entelektüel toplumu satır aralarında usul usul işleyen yazar, dönemin kumarbaz ve hırsızlarını da kurgusunun içine itinayla yediriyor ve ortaya sade bir üslupla kaleme alınmış, kolay okunan, akılda kalıcı bir roman çıkarıyor. Bir cümlesinde “yapmamayı tercih ederim” diyen Stanislaus Demba ile
Herman Melville
’in
Katip Bartleby
karakterlerine bir selam gönderip göndermediğini net olarak bilemeyecek olsak da, yazarın en az Bartleby kadar özgün bir karakter yarattığını söylemek mümkün. Özet olarak, farklı bir roman arayışında olanların şans vermesi gereken, sonuyla şaşırtan iyi bir roman Dokuzla Dokuz Arasında. Keyifli okumalar dilerim. “Lanet olası hayal gücünüzün kıtlığı insanı çıldırtır.” -Stanislaus Demba
Okuyacaklarıma Ekle
176 syf.
·
2 günde
·
Puan vermedi
Yazardan okuduğum ikinci kitap ve bu kitabını daha çok sevdim. Ana karakterimiz Dr.Amberg bir hastanede gözlerini açıyor ve bir köyde doktorluk yapmakta olduğunu hatırlıyor. Çavdar mahmuzu mantarını kullanarak halkı histeriye ve isyana sürükleyen monarşi yanlısı bir baronun insanlığı yeniden imana getirme planını, baronun asistanı ve sevgilisi Bibiche'yi hatırlar ama tüm bu kişiler ve yaşananlar aslında hatırladığı gibi değildir. Tüm bu olaylar gerçekten yaşanmış mıdır yoksa sadece komada görülen sanrıdan mı ibarettir? Hikaye boyunca karakterimizin yaşadıkları gerçek mi yoksa bir sanrı mı ikilemde kalıyorsunuz. Hatta kitabın sonunda bile net bir sonuç yok, yazar neye inanmak istiyorsak sonucu bize bırakmış. Not: Kitapta geçen çavdar mahmuzu gerçekte de var olan ve insanlarda sanrıya neden olan bir mantar türü.
Şeytan Tozu
8.2/10 · 1.058 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.