Eğitim politikalarının çoğunlukla başarısızlıklarla sonuçlanması veya verimlerinin son derece düşük olması aslında in vitro bakıştan kaynaklanan yaklaşımlarla ilişkilidir. In vitro yakla şımla geliştirilen eğitim politikaları ile in vivo koşullarda iyileştirme yapabilmek yapının doğasına aykırıdır.
Örneğin eşitlikçi bir eğitim sistemine sahip olabilmek için okulda yapılacak iyileştirmeler tek başına yeterli değildir. Çünkü okullar nihayetinde eşitsizliklerin üretildiği yerler değil, tam tersine okul dışı ortamlardaki eşitsizliklerin yansıdığı yerlerdir.
Bu nedenle beklenen sonuçların elde edilebilmesi sadece okulda değil, okul dışı ortamlarda, örneğin aile ortamında, ailenin sos yoekonomik seviyesinde de önemli iyileştirmelerin yapılmasını gerekmektedir. Çoğu zaman bu bütünsel bakışla iyileştirme yapılmadı ğında doğal olarak yeterince iyileştirme elde edilememekte, ancak sorun bu in vitro yaklaşımdan ziyade eğitim politikasında veya okullarda aranmaktadır.
Bu da okullara ve eğitim sistemine taşıyabileceğinden çok daha fazla yük yüklenmesine yol açmaktadır. Bugün başarı ve eşitlikte yüksek performans gösteren ülkelerde eğitim politikalarının çok daha kapsayıcı olmasının ve sosyal politikalarla desteklenmesinin sebeplerinden birisi de budur. Benzer durum müfredat konusu için de geçerlidir.
Toplumdaki her sorunun sadece müfredatla düzeltilebileceği veya iyileştirilebileceği beklentisi de aslında bu geleneksel bakış ve eksik yorumlamalardan kaynaklanmaktadır.