Mehmet Efe

Mehmet Efe

Yazar
8.3/10
29 Kişi
·
74
Okunma
·
9
Beğeni
·
1.189
Gösterim
Adı:
Mehmet Efe
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
1969
1969 Malatya doğumlu, ilk ve ortaokullarını Malatya’da tamamladı. İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne girdi. Aynı okulun Radyo/T V Bölümünü bitirdi.

Selam, Kültür-Edebiyat, Milli Gazete, Son Kuşak, Zaman (İslamcıların çıkardığı ilk Zaman, Gülen Cemaatinini kontrolündeki Zaman değil), Mavera, Girişim, Aralık, Kitap Dergisi, Albatros, İkindiyazıları, Yerliler, iki Yaprak, Yeni Dergi, Ustura, Ülke ve Yeni Şafak gibi dergi ve gazetelerde şiir, öykü ve çeşitli yazıları yayınlandı. 1986’da “Son Kuşak Edebiyat” ve 1988’de “Aralık” dergilerini çıkardı. 1992 Mayısında “Yerliler” (Bağımsız Gençliğe Alternatif Dergi) dergisini çıkardı. Derginin 3. sayısı toplatıldı ve dergide yer alan başyazısından ötürü İst. 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde TCK 159/1 Md.’den 1 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.

Atlas Gösteri, Azim Dağıtım Grubu ve Feza Film gibi sesli ve görüntülü yayın kuruluşlarında metin yazarı, senarist, seslendirme yönetmeni ve yapımcı olarak çalıştı. “Hudeybiye”, “Yıldızlar Gibi”, “Mekke’nin Fethi”, gibi çeşitli radyo tiyatroları ve film senaryoları kaset olarak yayınlandı. 1986’da ” Gece oyuncuları”, 1989’da “Tiyatrocular” topluluklarının kurucuları arasında yer aldı. Adı geçen topluluklarla, Çağrı Sahnesi ve Birlik Sanat’ta da profesyonel tiyatroculuk yaptı. “Zavallı Martı”, “Sanat Manat’a Karşı” (İbrahim Sadri ile birlikte) ve “Bir Melon Şapka” isimli oyunları sergilendi. İstanbul Radyo Pendik’te yayın yönetmenliği ve Günışığı FM’de Hafta içi her sabah ‘Gazeteleri Tarama’ programını hazırlayıp sundu. Bir süre serbest reji asistanlığı (yardımcı yönetmenlik) yaptı ve TGRT için çalıştı. 1993’te Kanal 6 Televizyonuna girdi. Burada metin yazarı, yapım ve program danışmanı, editör ve yönetmen olarak çeşitli birimlerde çalıştı.

Yeni Şafak Gazetesi’nin kurucuları arasındaydı. Aynı gazetede köşe yazarlığı yaptı. 16 Eylül 1995 günü “Şeriatçılar göreve” başlığıyla yayınlanan son yazısıyla Yeni Şafak’taki “Yerliler” köşesine veda etti.

Ezel Erverdi ile birlikte Haftalık Ülke dergisini kurdu. Derginin (30 Haziran – 6 Temmuz) tarihli 4. sayısında yer alan “Hiçbir şeye katılmıyorum, hiçbir şeye! Yürü git işine!” başlıklı yazısından dolayı tekrar TCK 159/1’den “Cumhuriyet’i Tahkir ve Tezyif Etmek” suçlamasıyla 2. Ağır Ceza’ya sevk edildi. Suç tekrarı ve önceki infazından dolayı 6 yıl 10 ay hapis cezası alma tehdidi altında yargılandı. 31/01/1997 günkü son duruşmada yaptığı savunmadan sonra savcının talebiyle beraat etti. Sinema ve Bilişim konularında çalışmak üzere ABD’ye gitti.

ABD’de sinema, dijital medya, özellikle bilişim teknolojisi konularında çalıştı. Pekçok dünyaca ünlü TV (E. W. Scripps gibi) dijital medya ve Silikon Vadisi’nin bilişim ve teknoloji firmalarında (Yahoo! gibi) mühendis ve yöneticilik (Director) ve teknolojiden sorumlu genel müdürlükler (CTO) yaptı.

1997’den beri yaşadığı ABD’den 2013 başında kesin dönüş yapmak üzere ülkesine döndü.

İlk kitabı “Mızraksız İlmihal” (roman) Mayıs 1993’te Vural Yayınları arasında çıktı.

http://mehmetefe.com/me/

Kitapları:
BURADAYIZ
HİÇBİR ŞEYE KATILMIYORUM, HİÇBİR ŞEYE…
MIZRAKSIZ İLMİHAL
" Hayatımızda renk yok. Hiç bir farklılığa tahammül edemiyoruz.
Halbuki, ancak farklılıkların birarada olabildiği birliktelikler yaşanmaya değerdir.
Sadece farklı olmak yetmiyor... "
Ve adalet, bir lütuf değil; kazanılacak, bedeli çatır çatır ödenecek bir haktır. Adaleti kendiniz sağlayacaksınız.
Sokrates'e ölüm cezasını veren yargıçları bilen ya da hatırlayan var mı?
Bu sorunun cevabı, savunduklarının haklılığına inanan her insanı umutlandıracak tespitler içerir.
199 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Mızraksız İlmihal...
Biz genelde Mızraklısını biliriz. Osmanlı zamanında okutulan, hemen hemen herkesin bildiği ilmihal kurallarıdır. Ama bu kitap o isme belkide bir ironi :)

Hayatımda şuana kadar etkilendiğim, en esrarengiz kitap olduğunu söylesem, hiç te mübalağa etmiş olmam diyebilirim.

İçindeki muazzam bir aşk hikayesi var.. Böyle günümüzdeki saçma sapan İslami aşk kitapları gibi değil aksine hakiki bir aşk hikayesi.. Vazgeçişlerin, üzüntülerin, sevinçlerin bir arada olduğu bir roman’tik.. ;)

Aşk acısının doruklara çıktığı, sonunda mutlu son’a erişilen bir aşkın ilmihali bu.. Özellikle Nurhan ve İrfan’ın yazdıkları kendine has îlm-i hâlleri okunmaya değer.

Kitap’ta İrfanın bunalımınıda görünce Nurhan’a çok kızdım diyebilirim. Zalımın kızı dedim :)

28 Şubat Dönemi, Başörtüsü eylemleri kitapta aralara serpiştirilmiş..

Dehşet bir şeysin Mızraksız İlmihal !

Teşekkürler Mehmet Efe :)
214 syf.
·3 günde·10/10
Kitaba geniş kapsamlı bakmadan önce, isminin gerçekten Mızraklı ilmihal’e karşı yazılmış bir kitap olduğu düşüncesi akıllara düşse de aslında işin aslı öyle değil. Mehmet Efe’yi kitabın ismine Mızraksız ilmihal vermesinin nedeni İslam dünyasının dönüm noktalarından bir tanesi olan Hz. Ali ve Muaviye’nin hilafet tartışmaları. Her iki tarafında Müslümanlar olduğu bu tartışmalar sırasında çıkan büyük savaşta, Muaviye’nin taraftarları, savaşı kaybetmek üzereyken, Muaviye’nin emriyle mızrakların uçlarına Kur’an sayfalarını koyup yukarıya kaldırıyor ve kendiyle savaşmasını önlüyor. Buradan bağlantı yaparak 90 yıllarda Müslüman insanların birbirine girdiği sağ sol davası. Kendilerine Müslümanım deyip de Allah’ın emri ile örtünün ayetini uygulayan kadınlara, yapmadıkları eziyet kalmayanların Sıffin savaşı ile kıyaslaması. Yenilgi esnasında nasıl kuran ayetlerini bu işe alet ettilerse. İşte 90 lı yıllarda ve hatta günümüzde de aynı özellik gösterilmekteydi. Müslüman olmanın sadece dilden öteye gitmeyenlerin, Komşusu açken gözlerini huzura kapatanların, sabah uyandıklarında kalplerinde o sancıyı hissetmeyenlerin kendine Müslümanım demesiydi.
İsrail denen Yahudi zihniyetinin Müslümanlara yaptığı zulümlere karşılık dilinde kahrolsun İsrail diye sokaklarda bağıranların Akşam marketlere gittiklerinde israilin mallarını poşetlere doldurup gidenlerin dilinde gezdirdiği Müslümanlıkla, yaşadığı Müslümanlık arasındaki en bariz farktı. peki ya ben Rabbini bilen biz kızla yada oğlanla evlenmek istiyorum namazını kılacak, Allah’ın hak gördüğüne hak batıl dediğine batıl diyecek biriyle evlenmek istiyorum diyenlerin kendilerini islamiyeti ne kadar içinde buluyorlardı. Hak ediyorlar mıydı böyle bir isteği istemeyi. Soralım şimdi kendi kendimize inandığımız ve Rabbimizin bizim doğru yolu bulmak için indirdiği kuranı Sadece duvarda asmak için mi evlerimizin içine almıştık? Dilde Müslümanlık neydi ? Özde Müslümanlık neydi ?
90 Yılların başları ve gençlerin damarlarındaki kanların en hızlı aktığı zamanlardı üniversite yılları. Kendilerini bir bütünün parçası görmek isteyenler hangi tarafta daha ağır basıyorsa o tarafa yönlendiler. Kimine sağcı dediler kimine solcu. Hangi tarafta olduğunun bir önemi yoktu aslında karşısındakilerini düşman olarak bilmesi yeterli gelecekti. Savunmak üzere olduklarının da bir önemi yoktu ne söyledilerse neye inandırılmak istedilerse ona inandırıldılar. Gerçek olan neydi önümüze bu koyulan hizmet neye hizmet diye hiç sorgulamadılar. Yan yana gelip omuz omuza bir davaya baş koyduklarını göstermek için ellerini havada yumruk yapanların yanındaki insanın ne derdi var diye hiç sorgulamadılar varsa yoksa davaları oldu. Peki insanın birbirine yararı olmayacak kadar yana yana yürümenin adımıydı Dava arkadaşlığı.
Herkes barış istiyor ama kimse barışı konuşmuyor. Herkes huzurla yaşamak istiyor ama kimse sabah kalktığımızda huzur duymak için yanındakine selam dahi vermiyor, herkes Güzel bir ülke istiyor ama bu ülkeyi güzelleştirmek için hiçbir çabası olmuyor. Dillerindekileri gönüllerine yansıtmayanlar Karanlık yürüdükleri yolları hiçbir zaman aydınlatamayacaklardı. Öylede oldu aslında. Okul hayatları Joplanmakla geçti, silahlara, bıçaklara, tehditlere maruz kaldılar. Peki ne kazandılar, neyi ödül diye karşılarına koydular. Uğruna vazgeçmedikleri davaları onlara gelecek hayatta ne kazandırdı… işte bu soruların cevapları onlarda hep gizli kaldı.
Tamda böyle bir durumun içinde gördü İrfan, Nurhanı.
Şimdi yüreğinde iki büyük aşk yer etmiş hangisini hangi tarafı ne şekilde seçeceğini bilemeyen bir İrfan vardı ve yapmaması gereken en büyük hatalarından bir tanesini yapmıştı. Aşkını ve davasını birbirine karıştırıp hayaller kurmaya başladı. En büyük hayallerinden bir tanesi de Evlendiğinde davası uğruna savaştığında kendini hapislerde bulduğunda yada yediği dayaklar yüzünden hastahanelere düştüğünde onu bekleyecek ona bakacak bir eşinin olduğunu bilmesiydi. Ama Nurhan bu hayallere hiç de ortak olmadı. Nurhanın istediği Gerçek bir aşkın içinde yer almaktı. Bir aşkın içinde Davanın sözleri girerse o aşkın Hayalleri de kandan ve Sloganlardan öteye gidemezdi. Ve böylede oldu. İrfan hayallerin içinde uyuduğu bir vakit, Nurhan onu “Ben bu ilişkiyi yürütemiyorum,ayrılalım biz” demesiyle uyandı. Sonrasında gerçekleri bir nebzede olsun görmeye başlaması gerçekleri gördükçe de Nurhan’a hak vermesi. Hak verdikçe Nurhan’ı Daha çok sevmesi ama hayallerin içinde ne kadar yüzülebilirdi. Ne kadar tek başına bu hayallerin içinde gerçekleşmeden yaşayabilirdi. Sonra Nurhan’la tekrar karşılaşması onun İrfanı istememesi aynı yollardan geçip ayrı dönüşlere giden iki yaşam ve sonrasında Bir gün ansızın Fatih Camiinde Son bulan bir hayat… Ama nasıl bir Son…
Şairden Sonsöz bizden ÖnSöz olarak kalsın bu satırlarda..
Öyle yollarda yürür ki insanlar Yarınlarının ne getireceğini bilmeden, Yol ayrımına geldiğinizde seçilecek olan ayrımlar ayrı kılsa da insanları. Kaderlerinde Birbirlerine gönül vermek varsa. Ayrımda olsa birleşecektir nasılsa. Kaybetmek, Bitmek yok olmak değildir. Kaybetmek eksilmektir Fazla fazla eklenerek. Biraz yanarak Biraz ıslanarak Ama hep toplanarak…
Bu kitabı okumamda vesile olan | Muhayyîr | Kardeşime de teşekkür ederim. Güzel Kitaplar, Güzel insanların gözlerinin önünden geçermiş. Kardeşimizin gözünün önünden geçti nasibide bize düştü. Yüreğine Emeğine sağlık…
İyi okumalar…
174 syf.
·21 günde·Beğendi·10/10
Kitapta bizim nesil olarak şahit olmadığımız bir dönem okumasının yanında, Mehmet Efe'nin hâlâ "burada" olduğunu, vaktiyle onun yanında olanların, hep beraber lanetledikleri konumlara gelişlerini, o ateşten gömlekleri nasıl da yarışarak, birbirlerini(n hakkını) parçalayarak giydiklerini düşünerek yazarın bugünkü hayal kırıklığı belki öfkesini anlayabiliyorsunuz.
214 syf.
·4 günde·Puan vermedi
İrfan'ın karşısına hayatını kendisini sorgulaması için Nurhan çıktı benim karşıma ise bu kitap ...

Yanlış şeylerle başşladık hayatı kurmaya hep zamanı gelmeyen parçaları aldık belki de bu yüzden yaptıklarımızdan emin olamadık hep sloganlarda kaldık.. Sloganları ezberledim hepimiz ezberledik belki ama o sloganları harekete hiç geçiremedik... Hem birikimlerden yola çıktık kullandıklarımızın yerine hiçbir birikim bırakamadan ölü fikirlerle yol aldık daha da doğrusu yol alamadık ....

Sevgi büyümesi gerekirken nefreti suladık belki de hep ...insanları sevmekten korktuk , tanımaktan, hal hatır sormaktan ... Hep kendi ideolojimizi anlatmak için tanıştık belki de ... Ne yaptıysak istediğimiz için değil karşı durmak için belki de ...

Ne çok niye var diyor yazar ben de niye bu kadar belki var diye soruyorum ve tekrardan kendimden emin olamadığımı görüyorum....

İnsanları değil kendimi sorgulamaya başlamaya karar verdim . Kırmadan ilerlemeye karar verdim ...

Ve karşımıza bizi iyiye götüren insanlarla karşılamayı Rabbimden diliyorum ...



Selametle
214 syf.
·4/10
Üçüncü denememin sonunda kitabı bitirebildim. Başroldeki bir müslüman gencimiz ile kızımızın 90'lı yıllarda hem birbirleriyle hem toplumla yaşadıkları anlatılıyor. Yazar o döneme hem bir kızın hem bir erkeğin gözünden bakmayı denemiş. Anlaşılacağı üzere kitapta ince bir aşk hikayesi de var.Yazarın farklı bir bakış açısı var açıkçası benlik bir kitap değildi. Şu ki yazarın doğru tespitleri var haklı, bazı şeylere yanlış yerlerden başlıyoruz, bazı işlerin yanlış ucundan tutuyoruz ama kaldırıp tüm çabayı çöpe atamayız ki. Yazar tam anlamıyla ne istiyor anlayabilmiş değilim nasıl bir dünyanın hayalini kuruyor? Tamam önce kişiliklerimizi oturtalım, güzel bir insan olalım gerisi gelir ama İslam adına hiç mi bir şey yapmayalım? Sürekli yapılanların yanlış olduğundan bahsetmiş, attığımız sloganların boş olduğundan falan. Ama insan direnmeden de yaşayamaz, ne yapalım elimizden bir şey gelmiyor diye evlerimizde oturup aşk şiirleri mi okuyalım yahut bize yapılan zulümlere nasıl olsa bitecek diyerek el kol bağlayarak sessiz mi kalalım ? Yine her şeye rağmen saf bir aşk vardı gerçekten beğendim, sulandırmamış ya da destan yazmamış. Okuyalım mı derseniz bence zaman kaybetmeyin daha iyi kitaplar var.
214 syf.
80'li yılların siyasi kararlarından hareketle toplumun sosyal hayatında yaşanan ağırlıkların ve engellerin, İrfan ve Nurhan'ın ilişkilerinde izlenebildiği bir sevda öyküsü gibi görünmesiyle birlikte, aslında toplumun bizzat kendisinin irdelendiği ve eleştirildiği bir roman. Solcusuyla, sağcısıyla, muhafazakarlarıyla olsun; gençliğin biteviye şekilde kutuplaşmaya zorlanışının öyküsü adeta. Hayatı, genç olmanın kendi özgün duygusallığında ve akışında yaşama hakları ellerinden alınmış bir neslin "yaşlarının boyunu aşan bir siyasal anaforda" boğulmalarının hikayesi..
Taraf oldukları inanışın baskı gören halleri yüzünden geleceğe ilişkin umutlar besleyemeyen iki gencin aşklarıyla toplumsal gerçeklikler arasında kalarak ezilmelerini, isyan edişlerini resmederek, derin düşündüren bir roman.
Okumalı..
214 syf.
80 döneminde yaşanmış bir aşk hikayesi. İsmine ve konusuna bakınca sanki günümüzde ortalarda fazlaca dolanan romantik müslüman tipteki kitaplardan sanabilirsiniz ama öyle değildi masanın diğer tarafında ağlayn sevdiğinizin gözyaşını silememek. Ne kadar içiniz yansada o gözyaşının masaya düşmesini izlemek. Hayatımda okuduğum tek İslam içerikli aşk hikayesi ve okurken ya şu İslamı bulaştırmayın aşk hayallerinize dediğim bir kitap değildi. Okuyalı 4 yıl rahat oldu ama okuması için verdiğim insanlardan hep olumlu geri dönüş aldım.
214 syf.
·4 günde
Bir devir atlattık sıradan bir devir degil iman ve küfrün mücadelesi. Hak ve batıl mücadelesi. Bu devri nesillere anlatmak için yazılan harika bir eser olarak görüyorum. Islam gençliğinin önemi .
Teşekkürler mehmet efe .
214 syf.
Mehmet Efe, bir aşk romanı içine dindarların son sürat kaçtıkları toplumsal gerçekliklerini yerleştiriyor. Mızraksız İlmihal 1980’lerin Türkiyesi’nden bugüne anlamlı bir projeksiyon tutuyor.Roman'tik deneme" ya da realist yüzleşme

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Efe
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
1969
1969 Malatya doğumlu, ilk ve ortaokullarını Malatya’da tamamladı. İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne girdi. Aynı okulun Radyo/T V Bölümünü bitirdi.

Selam, Kültür-Edebiyat, Milli Gazete, Son Kuşak, Zaman (İslamcıların çıkardığı ilk Zaman, Gülen Cemaatinini kontrolündeki Zaman değil), Mavera, Girişim, Aralık, Kitap Dergisi, Albatros, İkindiyazıları, Yerliler, iki Yaprak, Yeni Dergi, Ustura, Ülke ve Yeni Şafak gibi dergi ve gazetelerde şiir, öykü ve çeşitli yazıları yayınlandı. 1986’da “Son Kuşak Edebiyat” ve 1988’de “Aralık” dergilerini çıkardı. 1992 Mayısında “Yerliler” (Bağımsız Gençliğe Alternatif Dergi) dergisini çıkardı. Derginin 3. sayısı toplatıldı ve dergide yer alan başyazısından ötürü İst. 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde TCK 159/1 Md.’den 1 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.

Atlas Gösteri, Azim Dağıtım Grubu ve Feza Film gibi sesli ve görüntülü yayın kuruluşlarında metin yazarı, senarist, seslendirme yönetmeni ve yapımcı olarak çalıştı. “Hudeybiye”, “Yıldızlar Gibi”, “Mekke’nin Fethi”, gibi çeşitli radyo tiyatroları ve film senaryoları kaset olarak yayınlandı. 1986’da ” Gece oyuncuları”, 1989’da “Tiyatrocular” topluluklarının kurucuları arasında yer aldı. Adı geçen topluluklarla, Çağrı Sahnesi ve Birlik Sanat’ta da profesyonel tiyatroculuk yaptı. “Zavallı Martı”, “Sanat Manat’a Karşı” (İbrahim Sadri ile birlikte) ve “Bir Melon Şapka” isimli oyunları sergilendi. İstanbul Radyo Pendik’te yayın yönetmenliği ve Günışığı FM’de Hafta içi her sabah ‘Gazeteleri Tarama’ programını hazırlayıp sundu. Bir süre serbest reji asistanlığı (yardımcı yönetmenlik) yaptı ve TGRT için çalıştı. 1993’te Kanal 6 Televizyonuna girdi. Burada metin yazarı, yapım ve program danışmanı, editör ve yönetmen olarak çeşitli birimlerde çalıştı.

Yeni Şafak Gazetesi’nin kurucuları arasındaydı. Aynı gazetede köşe yazarlığı yaptı. 16 Eylül 1995 günü “Şeriatçılar göreve” başlığıyla yayınlanan son yazısıyla Yeni Şafak’taki “Yerliler” köşesine veda etti.

Ezel Erverdi ile birlikte Haftalık Ülke dergisini kurdu. Derginin (30 Haziran – 6 Temmuz) tarihli 4. sayısında yer alan “Hiçbir şeye katılmıyorum, hiçbir şeye! Yürü git işine!” başlıklı yazısından dolayı tekrar TCK 159/1’den “Cumhuriyet’i Tahkir ve Tezyif Etmek” suçlamasıyla 2. Ağır Ceza’ya sevk edildi. Suç tekrarı ve önceki infazından dolayı 6 yıl 10 ay hapis cezası alma tehdidi altında yargılandı. 31/01/1997 günkü son duruşmada yaptığı savunmadan sonra savcının talebiyle beraat etti. Sinema ve Bilişim konularında çalışmak üzere ABD’ye gitti.

ABD’de sinema, dijital medya, özellikle bilişim teknolojisi konularında çalıştı. Pekçok dünyaca ünlü TV (E. W. Scripps gibi) dijital medya ve Silikon Vadisi’nin bilişim ve teknoloji firmalarında (Yahoo! gibi) mühendis ve yöneticilik (Director) ve teknolojiden sorumlu genel müdürlükler (CTO) yaptı.

1997’den beri yaşadığı ABD’den 2013 başında kesin dönüş yapmak üzere ülkesine döndü.

İlk kitabı “Mızraksız İlmihal” (roman) Mayıs 1993’te Vural Yayınları arasında çıktı.

http://mehmetefe.com/me/

Kitapları:
BURADAYIZ
HİÇBİR ŞEYE KATILMIYORUM, HİÇBİR ŞEYE…
MIZRAKSIZ İLMİHAL

Yazar istatistikleri

  • 9 okur beğendi.
  • 74 okur okudu.
  • 35 okur okuyacak.