Melih Perçin

Melih Perçin

Yazar
9.0/10
8 Kişi
·
24
Okunma
·
1
Beğeni
·
58
Gösterim
Gençliğim dedim, “Ver” dediler.
İstikbalim dedim, “Yok” dediler.
Kanım dedim, “Dök” dediler.
Canım dedim, “Milletin” dediler.
Sevdim dedim, “Suçtur” dediler.
Ve çığlıkla yarıldı karanlık; sevgimi çarmıha gerdiler.”
Gayemiz ''İ'layı Kelimetullah'',Allah'ın ismini yüceltme yayma,
davamız,''Nizam_ı Alaem'',Allah'ın nizamını insanlığa hakim kılma davasıdır...

Bu ülkede dürüst olmak başa beladır ama o bela başımızın tacıdır.
M.YAZICIOĞLU
 
Mamak'ta bulunduklari sırada, bunca zulme rağmen İnsan hakları derneği'nden, Avrupa parlamentosu'ndan ,
Uluslararası Af örgütü'nden temsilcilerle yaptıkları bütün görüşmelerde
''Türk devleti işkence yapmaz.''
Şeklinde ifade verdiklerini söyledi.
Yanlız Devletin yönetimini elde tutanlar işkencelerden habersiz olduklarını sanmiyom..
“ Yeni nesillere tavsiyem; gelin birbirimizin farklılıklarını değiştirmeden, birbirimizin farklılıklarına tahammül ederek Türkiye için projeler geliştirin. Türkiye için düşünün, tartışın, münakaşa edin ama hücreleri paylaşmak yerine; bu cennet gibi ülkenin nimetlerini ve zahmetlerini adaletli bir biçimde paylaşmanın, birlikte yaşamanın yollarını arayın. “
Muhsin Yazıcıoğlu

Ataları, Erenler diyarı Horasan'dan Antakyaya, oradan da, 1600'1ü yılların başında, Sivas'ın Şarkışla ilçesi Elmalı Köyü'ne yerleşti. 1954 yılında, köyün ilk kurulan evinde dünyaya geldi. İlkokulu köyünde okudu. Orta öğrenimini Şarkışla' da tamamladı. Lise yıllarında "Genç Ülkücüler Teşkilatı"nda aktif görev aldı. 1971 'de Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi'ni kazandı ve buradan veteriner hekim olarak mezun oldu. 12 Eylül 1 980 öncesi Ülkü Ocakları Derneği ve Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkanlığı görev­lerinde bulundu 30 Ocak 1981 'de tutuklanarak Mamak Askeri Cezaevi 'ne konuldu. Daha sonra beraat edeceği bir davadan, haksız yere yaklaşık 6,5 yıl tutuklu kaldığı cezaevinden, ancak 8 Nisan 1987 tarihinde tahliye olabildi. 1988 yılında MÇP'ye girdi. 1991 seçimlerinde Sivas Milletvekili oldu. MÇP' den ayrılarak 1992 yılı 7 Temmuz'unda bir kısım mil­letvekili arkadaşlarıyla birlikte bir umut olarak "Yeni Oluşum Hareketi'ni başlattı. Bu hareket, 31 Ocak 1993 yılında "Büyük Birlik Partisi" adı altında T ürk siyasi hayatında kendi yerini aldı. Halen, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı, evli ve iki çocuk babasıdır. "Yeni. Bir Dünya için Yeni bir Türkiye" adıyla görüşleri kitaplaştırılmıştır.
Yeni bir mutlu insanlar ülkesi kurmak için çıktığımız bu kutlu yolda,
yeni bir TÜRKİYE'nin doğduğunu görüyorum....

Sevgilerimle...
M.YAZICIOĞLU
NTV: Mücadele ettiğiniz solcularla yedi-sekiz yıl aynı koğuşları paylaşacağınız aklınıza gelir miydi?
Muhsin Yazıcıoğlu: Hayır, o aklımıza gelmezdi. Onu kabul etmemiz de mümkün değildi. Ama 12 Eylül duvarına
tosladık. Sokakları paylaşamayanlar, mahallelere sığmayanlar, şehirleri bölüşemeyenler, hatta Türkiye'ye birbirini sığdıramayanlar, 2.5 metrekare hücreye sığdılar. 2.5 metrekare hücrede birlikte yaşama imkanı bulduk. Orada bir hukuk kurduk ve yaşadık.
Röportajcılar: 2.5 metrekare içinde bir hücre, yaşamayanın tahayyül dahi edemeyeceği bir ortam.
Bu ortamda geçen 24 saatinizi bize tasvir edebilir misiniz?
Muhsin Yazıcıoğlu: Hücrede kaldığımız dönemde, öncelikle hücrenin iç hukukunu belirlerdik. Dedim ki "mesela benim ibadete ihtiyacım var, sizin de volta atmaya ihtiyacınız var. Dolayısıyla ben ibadet yaptığımda siz oturun" zaten oturmaktan başka çareleri yoktu. Bir adım bile olmayan yerimiz var. 2.5 metre karelik bir yer; bir bölümü
tuvalet, banyo olarak kullanılan yer var, içerisinde böyle bir ortamda kıbleye döndüğümüz zaman
zor secde edebilecek bir alan kalıyor. Bir de bu anlamda ben ibadetimi yaparken, diğerleri kitaplarını okuyorlardı. Tabi bende onların 2.5 adımlık voltalarına imkan vermiş oluyordum. İçeride kendi hukukumuzu koyduktan sonra, birlikte yaşamanın yolunu bulduk. Sabah altıda kalkılıyor, çorba yapılıp içiliyor, sayım yapılıyor sayımdan
sonra eğitim vardı. Eğitimde kitap okunuyor bütün hücreler dinliyor. Tutuklulara avazı çıktığı kadar bağırtılarak, kitap okutuluyor. Çoğunlukla gönüllü birkaç kişi vardı. Onlar yüksek sesle okurdu. Kitap okuyan kişi içine yaylalardan bir iki katar, köylerdeki tarla davasından bildikleri hatıraları katar öyle okurlar. Sözde eğitim. Tabii
genellikle üniversite okuyan, üniversite bitirmiş öğrenci olan kişiler burada kalanlar. Belli bir fikir düzeyine sahipler.Tarih bilgisine sahipler. Aslında oradaki kitaptan bağıra bağıra okunan şeylerin çok üstünde bilgi düzeyine sahip kişiler olduğundan bunun bir faydası yok. Eğitimi takip eden askerler kitapta ne yazdığını bile bilmiyorlar. Bunlar okunur öğlen vakti olur, yemek gelir, o yenir. Ranzada oturuyorsanız ilk günlerde müsaade
alarak oturursunuz. Ayaklarınız yere değecek sırtınızı arkaya yaslamayacaksınız. Elleriniz dizlerinizin
üstünde dik oturacaksınız. Hücrelerin içi görünüyor şeffaftır. Dolayısıyla ranzadan bakarak
böyle oturup oturulmadığı kontrol edilir. Özel bir kitap okuma imkanımız yoktur. O sebeple bunlarla
meşgul olunur. Öğleden sonra 45.dk., bazen 15 dk. havalandırma yapılır. Orada da koşu yaptırılır. İçeriye geldikten sonra saat 4'de yerinde say, uygun adım marş derler biz Eskişehir marşı söyleriz. Sonunda İstiklal Marşı söylenir, dağıtılır. Akşam yine sayım yapılır saat 10'da da yatılır.
Ayakta kimse kalmayacak. Tabii bizim namazlarımızı
kılma imkanımız her zaman olurdu.
Kur'an-ı Kerim okuma imkanı da vardı. Kalan
zamanlarda onu değerlendiririz. Bir müddet sonra
bazı kitapları serbest bıraktılar. Serbest bırakılan
kitapları okuduk. Tabi bu arada pek de istemediğimiz
kitaplar gelirdi. Ben izin almıştım;
hücrelerin olduğu tecrit bölümünde, pencerelerin
önünü kütüphaneye dönüştürmüştük. Asker hangi
kitabı isterse onu veriyor okuduktan sonra teslim
ediyorduk. Bazı kişiler bunu istismar ettiler. İşte
kitapların içine not koyup bir müddet sonra başka
koğuştan biri o kitabı isteyerek haberleşme aracı
yapılıyor diye yasaklandı. Sonra herkes dışarıdan
getirttiği kitapları, sansürden geçmiş kitapları,
okumaya başladı. Bir müddet sonra gazeteler
serbest bırakıldı. Ama biz bir gazete alabiliyorduk.
O zaman Tercüman gazetesi alıyorduk. İkinci
gazeteyi alamayışımızın nedeni maddi imkansızlık.
Biz bir gazete alıyorduk Tercüman, sol
görüşlüler de Cumhuriyet alıyordu. İlk günlerde
ben okuyordum Tercüman'ı, hiçbir şey demeden
onların önüne atıyordum. Onlarda hiçbir şey
demeden Cumhuriyet'i bizim önümüze atıyordu.
Böylece iki gazete okuma şansımız oluyordu.
Maziden atiye doğru akıp giden tarih içinde bir insanın ömrü çok kısa bir kesittir. Fakat, tarihin karanlık bazı dönemlerine ışık tutulmasında bu kısa kesitte yaşanan hatıraların önemli bir yere sahip olduğu da gözardı edilmeyecek bir gerçek­tir.
132 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Dikkat spoiler içerir.
Eski Ülkü Ocakları başkanı ve Büyük Birlik Partisi kurucusu Muhsin Yazıcıoğlu hakkında yazılmış bir araştırma eseri. 12 Eylül darbesinden sonra 1981 Şubat'ında yakalanan ve Mamak Cezaevinde 7.5 yıl yatan Muhsin Yazıcıoğlu'nun cezaevinde yaşadıklarını anlattığı, çeşitli gazete ve dergilerle yaptığı röportajlardan oluşmakta. Ülkücülerin sorgulandığı C-5 adlı hücreden, zorla İstiklal Marşı okutulmasından rahatsız olmasından, 9 ülkücünün idam edilmesinden, karıştır barıştır yöntemi ile solcularla aynı koğuşta kalmasından bahsediyor. Ayrıca elektrik, falaka gibi gördüğü işkencelerden, dışarıdan gelen yabancılara devletin işkence yapmadığını söylemekten, solcularla en başta konuşmasa da sonradan anlaşabildiğinden, ailesinin cezaevi sürecinde yaşadıklarından, başka ülkücülerin işkence sonucu kendisi hakkında yalan ifade vermesinden ve sonradan aklanmasından da bahsediyor. O dönemde Mamak Cehennemi olarak bilinen bu cezaevi ve darbe sonrası dönemi ile ilgili yazılmış güzel bir kitap.
132 syf.
Muhsin Yazıcıoğlu'nun yeri bende ayrıdır. Evvela bugünün sığlaşmış sağ ve sol kalıplarına uymaz. Bir şahsiyeti, bir kütlesi olduğunu hep hissettirmiştir bu yüzden ne vakit Ankara'ya yolum düşse ebedi istirahatgahına varmadan edemem. Onun özgül ağırlığı partisinin dahi önüne geçmiştir. Nitekim şehadetinden sonra BBP iyiden iyiye savrulmuş, ondan sonraki genel başkanlar kendi menfaatlerini temin için merhumun idealistliği ile oluşturduğu partiye gölge düşürmüşlerdir. Kitap 1998'den 2001e kadar merhumla yapılan röportajlardan oluşuyor. Açıkçası Yazıcıoğlunun fikir dünyasını takip eden biriyseniz röportajlar zaten bildiğiniz şeyleri söylüyor gibi gelecektir fakat başkanın üslubu kendini o denli hissettiriyor ki bir de zihninizde karşınıza alıp konuşuyor gibi oluyorsunuz. Eğer kitaplığınıda Hakkı Öznur'un Muhsin Yazıcıoğlu külliyatı yoksa bunu da arşivinize katabilirsiniz
132 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Şehit başkan Muhsin Yazıcıoğlu'nun kendi dilinden 12 Eylül'ü anlatan bir eser.

Ülkemizin bugün geldiği noktada ziyadesiyle boş işlerle meşgul olan gençliğimizin geçmişte ne bedeller ödendiğini azıcık olsun anlayabilmesi açısından faydalı olacağını düşünüyorum.

Gençlik idealsiz olmaz!
160 syf.
·Puan vermedi
"12 Eylül Günleri" isimli kitap, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'nun hapisten çıkışından sonra verdiği ve 12 Eylül dönemini anlamamızı sağlayacak olan bir kitap.

Muhsin Yazıcıoğlu, 1981-1987 yılları arasında 80 darbesi ile birlikte hapis yatmıştı. İşte o dönemleri anlatan röportajlardan oluşuyor kitap. O dönemleri anlamak için önemli bir kitap. Tabii, Muhsin Yazıcıoğlu'nun sağ görüşlü olması sebebiyle sağ görüş ağırlıklı bir kitap. Sağ görüşlü bakış açısıyla düşünceler aktarılıyor.

Kitabı okuduğunuzda; darbeyi yaşamaya başlayacaksınız. Eziyetlerin nasıl yapıldığını, sağ ve sol görüşlülerin aynı koğuşa soktuklarına şahit olacaksınız. Darbenin dış güçlerin etkisi altında geliştiğini daha iyi anlayacaksınız. Gariptir; darbe sonrası yeni bir düzen kuruldu. O düzenle birlikte geriye gittik, hâlâ daha gerideyiz. Bir türlü ileriye de gidemedik.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 24 okur okudu.
  • 8 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.