Akış
Ara
Ne Okusam?
Giriş Yap
Kaydol

Meri Çevik Simyonidis

İstanbul'um Tadım, Tuzum, Hayatım yazarı
Yazar
6.4/10
5 Kişi
23
Okunma
2
Beğeni
1.682
Görüntülenme

Meri Çevik Simyonidis Gönderileri

Meri Çevik Simyonidis kitaplarını, Meri Çevik Simyonidis sözleri ve alıntılarını, Meri Çevik Simyonidis yazarlarını, Meri Çevik Simyonidis yorumları ve incelemelerini 1000Kitap'ta bulabilirsiniz.
Pandeli Restaurant
"İnsanın bir işi öğrenebilmesi için onu sahiden merak etmesi gerekir. Her işin başı önce meraktır. İlle de okula gitmek gerekmez. Ben büyük lokantaların önüne gider ve saatlerce yemeklere bakardım, onları nasıl pişirdiklerini hayal ederdim ve eve gidip denerdim. Beğenmediysem yine yapardım, yine yapardım ta ki en güzel tadı ve görüntüyü yakalayana kadar. Ümitsizliğe kapılmak yok. Yine ve devamlı denemek gerek." Pandeli Çobanoğlu
Sayfa 189 - İnkılap YayıneviKitabı okudu
Ben 6-7 Eylül olaylarını yaşadım, Kıbrıs olaylarını da yaşadım. Varlık vergilerini de gören bir insanım. Ancak hiçbir zaman Türkiye’den gitmeyi düşünmedim. Hâlâ da düşünmüyorum. Ben askerdeydim 6-7 Eylül olaylarının olduğu dönemlerde. Üstlerim bana izin verdi ve ben İstanbul’a geldim. Üzüldüğüm nokta ve tezat şu ki bizler vatani görevimizi yapmaya çalışıyorken, babamın işyerini yıkık dökük bir halde buldum. Yani bu aslında bu ülke için bir lekedir. Ama tabii ki bunu da söylemek gerekir ki her yerde de böyle kaderler yaşanmıştır. Bunları genellememek gerekiyor.
Sayfa 174Kitabı okudu
Reklam
Yunan oldukları için zorla gönderilen bu insanların arkasından biz de anladık ki bizler farklıydık. Benim babam der ki ben patronluğu Rumlardan öğrendim. O kadar ki Rumlar ‘Paşam’ kelimesini çok kullanırlardı. Babam da alışmıştı. Bir gün babam yine bunu söyledi ve o an bir tokat yedi suratına. Tokatı atan Kurtuluş Savaşı’ndan sonra İstanbul’a ilk giren komutan olan Şükrü Nail Paşa’ydı, babamı Rum sanmıştı. Ben Büyükada’da okudum ilkokulu. Okulumuzda Musevi ve Ermeni arkadaşlarımız da vardı. Biz okuldan öğrendik bu kozmopolit, çokkültürlü yaşama şeklini. Son zamanlarda üzülerek söylüyorum bir belediye başkan yardımcısının Rum ile Ermeni arasındaki farkı bilmediğine şahit olmuşumdur. Ben bunların aynı millet olduğunu zannediyordum sözlerini kendi ağzından işitmişimdir. Tabii ki bu 6-7 Eylül olayları tamamen siyasiydi. Benim babamın da dükkânının camları kırılmıştır. Çünkü babam Cumhuriyet Halk Partisi’ndendi ve iktidardaki parti Demokrat Parti’ydi. Böylelikle babama da bir mesaj vermiş oldular o dönemde. Ve ben o dönemlerde ötekinin farkına vardım, insanların ötekileştirildiklerine şahit oldum. Maalesef hâlâ da insana yatırım yapılmıyor, hâlâ bu problemlerin devam ettiğini görüyoruz.
Sayfa 150Kitabı okudu
İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet döneminden beri meyhaneler bulunduğu ve bunların Bizans’tan kalmış oldukları çeşitli kaynaklarda yer al­maktadır. Evliya Çelebi Tahtakale, Galata, Eyüp, Üsküdar kadılıkları içinde Hamr (içki) Emanetine bağlı binden fazla meyhanenin faaliyet gösterdiğini, bu meyha­nelerde çalışanların sayısının da altı bini bulduğunu seyahatnamesinde yazmıştır. Meyhanelerin yoğun olduğu semtler Aksaray, Langa, Ortaköy, Kuruçeşme, Arnavutköy, Yeniköy, Tarabya, Büyükdere, Kuzguncuk, Çengelköy ve Kadıköy’dür. Bu semtlerin tümü İstanbul’un gayrimüslim nüfusunun yoğun olduğu semtlerdir ve meyhanecilik o dönemlerde kural olarak gayrimüslimlerin işidir. Osmanlı döneminde meyhaneler koltuk ve gedikli olmak üzere ikiye ayrılır­dı. ‘Gedikli meyhaneler’ ruhsatlı olup sadece belli bir sayıda olabilirlerdi. ‘Koltuk meyhaneleri’ ise ruhsatsız ve kaçak çalıştırılırdı. Zaman içinde bunlara ayaklı meyhaneler’ de ilave olurken, gedikli meyhaneler Abdülaziz döneminden sonra ‘selatin meyhaneleri’ olarak anılmaya başlandı.
Sayfa 147Kitabı okudu
Ben çocukluğumda, o Kıbrıs Çıkartması olduğu dönemlerde, Tarabya Meydanı'nda elime Türk bayrağını almış yaşasın diye bağırıyordum. Çocuktum ne oldu­ğunu anlayamayacak kadar küçük. O sene Atina’ya gittik orada "Turkosporoi" yani “Türk tohumu” demeye başladılar. Mantığım bir Yunan gibi çalışıyordu büyük bir dönem. Şimdi yavaş yavaş kendimi bulduğumu düşünüyorum.
Sayfa 111Kitabı okudu
Ben de aynı şeyleri yaşadım diyebilirim. Benim adım "o Turkos" idi. Yani Türk’ün yeri. Beni kabullenmeleri mümkün olmadı bir türlü. Ben oradaki yerli turistten para kazanıyordum, adalı halktan değil. Ya beni kendilerine bir tehlike gibi gördüler ya da anlamadığım sebepler var. Hiç yardım etmediler, hatta tam tersi telefonları açıp biz zehirlendik diyorlardı. Ne yediniz diye soruyordum, viş­neli pasta diyorlardı. Ama ben vişneli pasta satmıyordum ki. Ve kapatıyorlardı telefonları. Bir kez KDV kaçırıyor diye ihbar ettiler, ama öyle bir şey de yoktu. Tertemizdi bütün evraklarım. Bir keresinde yine kaçak işçi çalıştırıyor diye ihbar etmişler. Yani komedi bir durum. Konferanslar oluyordu mübadele insanlarıyla, ilk benim çağrılmam gerekse de ben çağrılmıyordum. Yani gidip oraya saatlerce yardımlaşmaktan, kucak açılması gerektiğinden bahsediliyordu ama ben ki dede­lerimi kaybetmişim, yani en canlı örnektim, beni çağırmıyorlardı bile bıraksınlar konuşayım. Bir büyüğüm dedi ki, acı gerçekleri burada yaşamaya başladığında anlayacaksın, tatile geldiğinde her şey çok güzeldir.
Reklam
Benim adım Evdokia Sanzoni. Ben de İstanbulluyum. Tarlabaşı’nda doğdum. 19 yaşında Fener Rum Lisesi'ni bitirir bitirmez evlendim. Benito 1 sene benim liseyi bitirmemi bekledi evlenebilmemiz için. O zamanlar Kurtuluş'tan Kasımpa­şa’ya yürüyüp giderdik her sabah, oradan vapura biner Fener'e geçerdik. O zaman­lar Rumlar çoktu İstanbul’da. Ben liseyi 28 kişi olarak bitirdiğimi hatırlarım. Sınıf arkadaşlarımın arasında ilk evlenen bendim. Başta çalışmıyordum, çocuklarımı büyütüyordum, ama zamanla benim de çalışmam icap etti. Benim için İstanbul çok önemli. Çocukluğumun, çok güzel yıllarımın geçtiği şehirdir. Yani biraz sıkılsam hemen o günleri hatırlarım. Bize burada güç ve moral veren oradaki hatıralarımızdır.
Adım Despina. İlk geldiğimiz yıllarda zorlandık. Alışana kadar zaman gerekti. Ben 8 yaşında Atina’ya geldim. Ama ilkokulda beni dışladılar. Benimle arkadaşlık etmek istemiyorlardı. Bu benim ağırıma gidiyordu. Okula gitmek istemiyordum. Yani bir Türk çocuğuymuşum gibi davranıyorlardı. Ailem müdüre gitti ve zaman­la, yavaş yavaş durumlar düzeldi. Bu tip zorluklar yaşadık tabii ki.
O zaman da, şimdi de İstanbul’daki arkadaşlarımızla kardeş gibiydik ve öyleyiz. İstanbul bizim vatanımız, orada doğduk. Bizim diğerlerinden farkımız bizim Hristiyan olmamızdı, yoksa bizler de Türk vatandaşıyız, bizler de vatani görevleri­mizi yaptık, vergilerimizi ödüyorduk. Hatta biz Bizans’tan kalma Rumlarız. Yani çok eski İstanbullu. Türk insanı merhametlidir, derdini anlatabilirsin. Türkiye’nin hatası -pek siyasetten anlamasam da- bizi Yunanlılarla karıştırması oldu. Biz o topraklarda doğmuştuk, burasıyla hiçbir ilgimiz yoktu. Buraya geldik ‘Türk’ dedi­ler, yani bir tokat da buradan yedik.
Ölüm gelenekleri’
Bazı Hristiyan inanışlarında mezara yiyecek de konur. Bu geleneğin olduğu yerlerde, yiyeceklerin ve lambaların koyulabilmesi için mezarın kenarına küçük hücreler yapılır. Bu âdet, Büyük Perhiz’den bir önceki perşembe günü yerine getirilir ki, bu büyük gün “Tüm Ruhların Günü”dür.
Sayfa 422Kitabı okudu
32 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.