Mine Çakıroğlu

Mine Çakıroğlu

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
koseli-arti
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
yildiz
9.8
4 Kişi
okuyor-dolu
4
Okunma
v3_begen_dolu
1
Beğeni
goz
144
Gösterim
Kitaplarını Satın Al
bilgi
Sponsorlu
Doğum
Salzgitter, 1974
Yaşamı
1974 yılında Salzgitter’de doğdu. İlk öğrenimini yine Almanya’nın Salzgitter şehrinde, orta ve lise öğrenimini Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde tamamladı. Bir dönem özel bir havayolu şirketinde uçuş hostesliği yaptı. Türkiye’de ve Almanya’da birçok kişisel gelişim eğitimleri aldı. Evli ve iki çocuk annesi, İstanbul’da yaşamakta.
208 syf.
·
2 günde
Adını, sanını, yazarını, yayınevini ilk kez duyduğum bir kitap okudum. Israrla okunmasını tavsiye eden bir kitap dostumun listesinden adını çekip, temin ettiğim bir kitap... Kitapçıma sipariş verip uzun süre gelmesini beklememe ve o heyecanıma rağmen haftalar sonra okuma cesareti gösterdim. Çünkü kitabın adında beni korkutan bir şeyler var. Geçmiş ve geçmişin ilk günkü etkisini kaybetmediği tılsımı, adını ilk duyduğum zamanlardan beri üzerimde geziniyor. Uzanıp rafından aldığım an elimde kitabın ağırlığı değil, geçmişin ağırlığı belirerek bileğime büyük bir baskı yapıyor. Bilirsiniz, hepimizin bir geçmiş korkusu vardır. Hatta birçoğumuz geçmişinin peşini bırakıp geleceğine yön vermek üzere hayata sıfırdan başlamak gibi hayallere kapılırız. Kimimiz için en ufacık cesaret kıvılcımı dahi yeterlidir. Ancak kimileri içinse içinde biriktirdiği çığlıkları, gözyaşları, düğümlenmiş nefesleri son raddeye gelmeli. Hayat, büyük bir okyanustur. Yüzmeyi bilirsen batmazsın, çırpınırsın, azmederek su üstünde kalmaya çalışırsın, bir anda tüm dalgalar seni bir kıyıya sürükler. Sonuç olarak başarırsın. İşte bu sonuca kadar başından geçen tüm süreç alacağın kararlar için en büyük etkendir. Diyorum kendime, arka kapağını az önce kapattığım Geçmiş Geçmemiş kitabının ardından. Ruhumu sızlatan sayfaları arasında kimi zaman gözyaşımı bıraktığım, kimi zamansa öfkemi bıraktığım Mine Çakıroğlu'ndan Geçmiş Geçmemiş. Bu kitap, yazarının ilk göz ağrısı. Kitabın ön kapağında “varlığı kuvvet olanlara” diye bir ithaf bulunmakta. İthaftan da belli olduğu üzere hepimizin de içinde bulunan bir ruh sarsıntısını okumaya davet ediyor. Epey dikkat çekici. Altını çizdiğim nadir cümleler olsa da her bir cümlesiyle derinden etkileyen bu kitapta Eylül isimli bir kadının doğumundan geleceğine kadar başından geçen tüm anılar kaleme alınıyor. Gurbetçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Eylül’ün tabiatına aykırı karakter oluşumu ve çevre baskıları kitabı okuduğum süreçte kurgu üzerinden hiç elini ayağını çekmiyor. Gözümden sakındığım nadide kitaplarımın arasına yerleştirdiğimde Eylül’ü özlüyorum.
kamera
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
208 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
GEÇMİŞ GEÇMEMİŞ “Hayatımı sanki deneyerek el yordamıyla yaşıyordum. Tek öğrendiğim, benim benden başka kimsemin olmadığıydı.” “Yaşanmışlıklar, ne yapsanız unutulmuyordu; insanın içine kazınıyordu âdeta.” “Tüm yaşanmışlıklar ve yaşanmamışlıklar birer yağmur tanesi olup vücudumun her köşesini delerek aktı içime.” “Hayatımı hep daha güzel bir hâle getirmeye çalışmaktan yoruldum artık.” Ah be Eylül... yaşadığın hayat nasıl bir yaşamdı öyle ve o kadar güçlü olmasaydın neler olurdu düşünmek bile istemiyorum. Ben eseri okurken öylesine kaptırdım ki kendimi Eylül’ün yaşadığı her sıkıntıda benim de yüreğim sızım sızım sızladı. O nar ağacının dili olsa da konuşsa üzüntülerini dile getirse. Daha doğduğun gibi başlayan olumsuzluklar, annenin batıl inançları bana, “yuh artık” dedirtti... Yalnız o Yılmaz ağabeyin de ne çekti senden. Çocuğun başına gelmedik kalmadı senin yaramazlıkların yüzünden. Bir de o iki yıl köyde bırakmalarının sebebini çok merak ettim. Orada yapılan eylemde amaç neydi? Sebastian’a gelince, aileler ona mahalle çocukların yaptıklarını görmüyor muydu? Zihinsel engelli birine nasıl davranılması gerektiğini öğretmiyorlar mıydı? Eserde erkek–kız çocuk ayırımı konusuna da değinilmiş. Anlamıyorum toplumu, cinsiyet ayırımı neden yapılıyor onlar çocuk be, bırakın da istedikleri gibi çocukluklarını yaşasınlar. Kız çocukları neden kısıtlanıyor. Ama tabi o zamanlar ayıp kültürü üst safhada. Erkek çocuk yapar ama kız çocuğu yapamaz ayıp... O dönemde leblebi tozu ve salçalı ekmek çocuklar için ne büyük mutluluktu. Hepimizin zihninde tatlı birer anı olarak kaldı. Tv nin ilk dönemlerinde halasının izlerken elektrik gidiyor diye cimrilik yapması sonucu Eylül’ün düşünceleri gülümsetti beni. Elektrik nereye gidiyor :D Bir de şu Rıfkı olayı epeyce güldürdü beni. Ama sonu üzücüydü. Annesinin Eylül’ün saçlarını bitlidir diye kökünden kesmesine ne kadar üzüldüm. Çocukta yaşatacağı travmayı düşünemedi mi bu anne. O satırları okudukça kendi yaşadıklarım aklıma geldi. Annem ben ilk okul çağında iken saçlarımı kısacık keserdi. Ben hiç istemezdim ve ağlardım o keserken. Okul arkadaşlarımın erkek diye dalga geçtiklerini nereden bileceklerdi ki... ve sonrasında yıllarca bunu kâbus olarak gördüm. Rüyalarımda annem hep saçlarımı dibinden kesiyordu ve ben korkuyla uyanıyordum. Bırakın ya kız çocuklarının saçları ile uğraşmayı. Bırakın koşarken rüzgarda saçları dalgalansın, kız çocuğu olduğunu hissetsin. Erkek gibi büyümesine sebep olmasın kısa saçlar... bunları yazarken bile dağıldım... Eylül’ün sessiz çığlıklarını yıllarca kimsenin duymaması beni çok üzdü. Aile arasında birlik beraberliğin olmayışı, kişiselliğin ön planda olması üzücüydü. Küçüklük döneminde de büyüdüklerinde de öyle devam etmesi kötüydü. Eylül’ün kitap okuması neden aileyi rahatsız eder ki? “oku oku, adliyede baş katip olursun” sözlerini kınadım. Günümüzde de böyle değil mi zaten, klişe olmuş sözler “kitap okuyunca ne olacak, profesör mü olacaksın, koca kadınsın kitap okumakta ne, onu okuyacağına el işi yap.” Vb. Bırakın okusunlar... Ne zararı var okumanın... Tabi geliştirmesin kendini, akıllanmasın, baş kaldırır di mi... Çocuk aldırmak konusu ile ilgili kitapta yazan satırlara ben de katılıyorum. “Çocuk aldırmak günah oluyordu da küçücük bir çocuğa travmalar yaşatmak günah değildi onun gözünde! Korkunç öfkelerim, çaresizliklerim, aşağılanmış hissedişlerim günah değildi!” Aileler çocuklarını ya anlamak istemiyor ya da küçük hatırlamaz diye düşünüyordu. Ancak bunların o çocuklar için ileriki yaşlarda travma olacağını bilemiyorlardı. O yüzden eğitim şart, çocuk sahibi olmadan tüm toplumun eğitim alması gerekli. Yorumu yazarken bile gerildim, üzüldüm ve ağladım. Yazarımız Eylül’ün duygularını, hislerini, düşüncelerini size öyle bir hissettiriyor ki iliklerinize kadar işliyor. Hele ki sürpriz final var ya, asla öyle bir son olacağı aklıma gelmedi. Eylül gibi ben de de şok etkisi yarattı. Bu kader mi? Bunca yaşanılan acılar üzüntüler... Yazacak kelime bulamıyorum. Eseri okuyunca bana hak vereceksiniz ve eserin içinde benim gibi kaybolacağınıza inanıyorum. Yazarımızın eline yüreğine sağlık. #mineçakıroğlu #geçmişgeçmemiş #okudumbitti #yorum
kamera
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
;