Mladen Dolar

Mladen Dolar

Yazar
9.5/10
2 Kişi
·
5
Okunma
·
0
Beğeni
·
395
Gösterim
Adı:
Mladen Dolar
Unvan:
Sloven Filozof
Doğum:
Slovenya, 29 Ocak 1951
1951 Slovenya doğumlu felsefeci. Slavoj Zizek ve Rastko Mocnik ile birlikte, Ljubljana psikanaliz ekolünün kurucularından. Düşüncesinin temelini, Freud ve Lacan düşüncesi ile Alman idealizmini, psikanaliz ile felsefeyi bir arada, birbirini aydınlatan bir şekilde düşünme çabası oluşturuyor. Daha genel düzeyde, Aydınlanma düşüncesi, Alman idealizmi (bilhassa Hegel), psikanaliz (Freud ve Lacan) ve Fransız yapısalcılığına gösterdiği bağlılıkla modernliğin/modernizmin nasıl bir kırılmaya denk düştüğünü formüle etmeye çalışıyor. Son yıllardaki yazılarında bu kırılmayı bambaşka perspektiflerden, müzik, tiyatro, edebiyat, sinema ve felsefedeki görünümü ve elbette psikanalizin doğuşu üzerinden tekrar tekrar biçimlendirmeyi deniyor. Yazılarında sürekli Foucault, Althusser, Derrida, Badiou, Deleuze ve Butler gibi çağdaş düşünürlerle tartışma halinde.

Felsefe doktorasını, bugün için sadece Slovencede mevcut olan iki ciltlik "Hegel'in Tinin Fenomenolojisi: Bilinç/Özbilinç Diyalektiği" adlı teziyle almış olan Dolar'ın İngilizcede, Sahibinin Sesi dışında, Zizek ile birlikte yazdığı Opera's Second Death (2002) kitabı ve farklı yerlerde yayımlanmış birçok makalesi vardır. Bunlar dışında Slovence, Fransızca, Almanca gibi farklı dillerde yazdığı makale ve kitapları da mevcuttur. 1982 yılından beri Ljubljana Üniversitesi'nde ders vermekte, 2010 yılından bu yana da Maastricht'teki Jan Van Eyck Akademisi'nde danışman araştırmacı olarak görev yapmaktadır.
Sesin, ikircikli bir konuma yerleşmesini sağlayan hayati bir eksen rolü oynadığını görebiliriz. Ahlak yasasını ayakta tutan sese Sokrates'ten Rousseau'ya uzanan koca bir gelenek ve Kant dahi, ilahi demiş ve bu ilahi aşkın yasa, aynı anda öznenin en mahrem çekirdeğine yerleştirilmiştir. Heidegger'le birlikte bu ses asgari ölçülerine indirilmiştir: bir radikal başkalığa açıklık/açılma, Varlığa açıklık, öz-benimsemeyi ve öz-düşünümü atlatan bir sesleniş, var-olanın dışında, tekinsizin diyarında konumlanan bir şey. Bütün bu geleneğin ortak fikrine göre ses, Öteki'den gelir, ama içerideki Öteki'dir bu.
Kendini konurken işitmek - daha basiti, kendini işitmek- benliğin asgari biçimini üretmek için gereken narsisizmin yalın bir formülü olarak görülebilir. Lacan'ın gençliğinde üstüne epey kafa yormuş olduğu başka bir narsisistik cihaz vardır: ayna
Akuzmatik ses, kaynağı görülmeyen sestir; kökeni saptanamayan, yeri belirlenemeyen sestir. Bir köken, bir beden arayan sestir, ama bedenini bulduğunda bile bunun pek bir işe yaramadığı ortaya çıkar, ses bedene oturmaz, bedene uymayan bir yumrudur - çabuk ama parlak bir örnek isterseniz, Hitchcock'un Sapık'ını düşünün; film tümüyle "Annenin sesi nereden gelir? Hangi bedene atfedilebilir? sorusu etrafında döner. Bedenden yoksun sesin bünyesi gereği tekinsiz olduğunu ve yarattığı huzursuzluğun, bir bedene atfedilmesiyle yatışmadığını hemen görebiliriz.
Yasa daima bir takım kısmı nesneler aracılığıyla,ansızın tanık olunan anlık bir bakış,parçalanmışlığı içinde esrar olarak kalan ufak bir parça aracılığıyla kendini açığa vurur;kırıntılarla;hademeler,bekçiler,hizmetçilerle;ıvır zıvırla,çerçöple,yasanın molozuyla.Kismi nesneler,anlamı olmayan geçerliliğin özetidir ve bunlar fantazi oluşumu için yeterlidir;aruzuyu yakalamak için kâfidir.Ve bunlar arasında ses vardır,yasanın manasız sesi:Yasa durmadan tuhaf bir gürültü yapar, esrarengiz sesler çıkarır.Yasanın gerçekliği manasız bir sese iliştirilebilir...
...Ses yasanın aynı anda içinde ve dışında olan belirlenemez noktadadır tam olarak,daima bir acil durum tehdidir bu yüzden.
Tecrit halinde, tek başına, çılgın kalabalıktan uzakta yapayalnızken, sesten öylece kurtulmuş değiliz - böyle zamanlar başka türlü bir sesin, alışıldık şamatadan daha sırnaşık ve zorlayıcı bir sesin ortaya çıktığı zamanlar olabilir: susturulamayan bir sesin, iç sesin. Sanki ses toplumun yanımızda taşıdığımız ve uzaklaşamadığımız nüvesidir.
Ses, mana oluşumuna katkıda bulunmayan şeydir. Anlam geçirmeyen maddi unsurdur ve bir şey söylemek için konuşuyorsak şayet, ses tam da söylenemeyen şeydir.
Ses nereden gelir? Varlığımızın en iç bölgesinden gelir, ama aynı zamanda bizi aşan bir şeydir, bizde bizden fazladır ama bir kez daha, en yakınımızdaki bir ötedir.
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mladen Dolar
Unvan:
Sloven Filozof
Doğum:
Slovenya, 29 Ocak 1951
1951 Slovenya doğumlu felsefeci. Slavoj Zizek ve Rastko Mocnik ile birlikte, Ljubljana psikanaliz ekolünün kurucularından. Düşüncesinin temelini, Freud ve Lacan düşüncesi ile Alman idealizmini, psikanaliz ile felsefeyi bir arada, birbirini aydınlatan bir şekilde düşünme çabası oluşturuyor. Daha genel düzeyde, Aydınlanma düşüncesi, Alman idealizmi (bilhassa Hegel), psikanaliz (Freud ve Lacan) ve Fransız yapısalcılığına gösterdiği bağlılıkla modernliğin/modernizmin nasıl bir kırılmaya denk düştüğünü formüle etmeye çalışıyor. Son yıllardaki yazılarında bu kırılmayı bambaşka perspektiflerden, müzik, tiyatro, edebiyat, sinema ve felsefedeki görünümü ve elbette psikanalizin doğuşu üzerinden tekrar tekrar biçimlendirmeyi deniyor. Yazılarında sürekli Foucault, Althusser, Derrida, Badiou, Deleuze ve Butler gibi çağdaş düşünürlerle tartışma halinde.

Felsefe doktorasını, bugün için sadece Slovencede mevcut olan iki ciltlik "Hegel'in Tinin Fenomenolojisi: Bilinç/Özbilinç Diyalektiği" adlı teziyle almış olan Dolar'ın İngilizcede, Sahibinin Sesi dışında, Zizek ile birlikte yazdığı Opera's Second Death (2002) kitabı ve farklı yerlerde yayımlanmış birçok makalesi vardır. Bunlar dışında Slovence, Fransızca, Almanca gibi farklı dillerde yazdığı makale ve kitapları da mevcuttur. 1982 yılından beri Ljubljana Üniversitesi'nde ders vermekte, 2010 yılından bu yana da Maastricht'teki Jan Van Eyck Akademisi'nde danışman araştırmacı olarak görev yapmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur okudu.
  • 18 okur okuyacak.