Muhammed Cüneyt Özcan

Muhammed Cüneyt Özcan

YazarDerleyenEditör
7.3/10
73 Kişi
·
77
Okunma
·
0
Beğeni
·
315
Gösterim
Adı:
Muhammed Cüneyt Özcan
Tam adı:
Muhammet Cüneyt Özcan
Unvan:
Genel yayın Yönetmeni, Yazar
Modern astronominin kurucu olan Ebu İshak El-Batrücî, Kopernik'e yol açan öncülük eden bir bilim adamı idi.
Batı dünyası onun ismini Latince olarak, Alpetrazius şeklinde değiştirdi ve bu isimle tanıdı.
Tek bilinen kitabı Kitâbfî'l-Hey'e (Astronomi prensipleri) olur, Arapça'dır. Eserini, 1185 yılından kısa bir süre sonra bitirdi. Tesiri asırlarca devam eden bu kitap, Hristiyan ve Yahudilerce kaynak olarak kabul edildi.
Batrücî, Kuran-ı Kerimdeki astronomi ile ilgili ayetlere özel bir ilgi gösterdi. Batlamyus astronomisinin tenkidi, Batrücî ile olgunluk noktasına ulaştı.
Batılı bilim adamlarının faydalandığı birçok yeni esaslar koyup, metotlar geliştirmiştir.
Batrüci, astronomi tarihinde bir devir açan eseriyle, modern astronominin temeli olan Helyo Sentrik Gezegen Sistemi'ni ilk defa kuran kişi oldu. Geçerli trigonometrik ispatlamalarda bir üstattı.

Batrücî'nin yeni sistemi, Batlamyus'un sisteminin yerini aldı ve modern çağları hazırladı. Onun bu yeni sistemi, yalnız astronomiyi değil, ortaçağ boyunca, fen bilimlerini ve batı felsefesini etkiledi. Bu bilim insanının; Latin, Hristiyan ve ortaçağ bilginleri üzerinde etkisinin dolaylı yoldan Kopernik'e etkisi âşikardır. Bütün bunlar, modern astronominin kurucusu olarak Kopernik'i değil, Batrücî'yi kabul etmek mecburiyetinde olduğumuzu gösterir.
İlk defa katarakt ameliyatını yaparak tıp tarihine geçti.
İslam âleminde yetişen ve önde gelen göz hastalıkları tabip ve cerrahlardan olan Ammâr, yaptığı yerinde teşhis, tedavi ve ameliyat metotlarıyla tanındı. Özellikle gözün görmemesine sebep olan katarakt hastalığına tedavi için keşfettiği altı çeşit ameliyat usulü üzerinde durdu.
Bu yöntemler kendi zamanına kadar bilinmiyordu.
Modern tıbbın elindeki modern âlet ve edevat ile yapılan katarak ameliyatları ile, Ammâr'ın metodu birbirine çok yakın ve benzer bulundu.
Yazdığı ve günümüze ulaşan tek eseri "Kitab-ül-müntehab fi ilâc-il-Ayn"dır. Kitapta genel göz hastalıklarının tarif edildiği bölümler yanında, 143 tane göz ilacının tarifini yaptı.
"Müslüman astronomlar, matematik alimleri derecesinde Rönesans'ımıza tesir etti."
(Prof. Dr. J. Risler)

"Yalnız Cebir değil, diğer tüm matematik ilimlerini de, Avrupa Kültür dairesi, Müslümanlardan almış olduğu gibi, bugünkü Batı matematiği gerçekten İslam matematiğinden başka birşey değildir."
(E.F Gautier)
1000 sene önce ilk kanser ameliyatı yapan, kılcal damar sistemini ortayan atan bilim adamıdır.
Devrine göre en zor ameliyatları yapan iyi bir cerrahtı. Yunanlıların bilmedikleri pek çok tıbbi önemli keşifler yaptı.
Epilepsi denen sara hastalığını incelemiş ve en ince ayrıntısına varıncaya kadar araştırmıştı.
Bu meşhur İslam cerrahı, araştırmalar yaparken, kılcak damarlardaki kan dolaşımını da keşfetti. Batılı bazı bilim adamları bu ve benzeri bir çok ilmi keşifleri kendilerine malederek, insanlığı asırlar boyu kandırdı. Mesala kılcal damarlardaki kan dolaşımı kâşifi ingiliz bilgini Harvey olarak gösterildi. Halbuki Ali B. Abbas, ondan çok önceleri damarların büzülme ve genişleme özelliğini açıklarken, kılcal damarlardaki kan dolaşımını anlatmış ve ispat etmişti.
Ayrıca jinekoloji (kadın doğum) ile ilgili konularda da orijinal incelemelerde bulundu...
10. asırda ilk defa alt karın kanserleri hakkında yazılar yazdığı gibi kanser ameliyatları da yaptı. Yazıları kanser ameliyatının bugünkü şekline ışık tutmuştur.
Ali Bin Abbas'ın yazdığı eserlerin en meşhuru Batıda Liber Regius (hükümdar kitap) diye tanınan, "Kamil-üs-Sınnat-it-Tıbbiyye"dir.
Osmanlı'da fen bilimlerinin yerleşmesine ve gelişmesine büyük katkıları olan Ali Kuşçu, çağının ötesinde eserler vermiştir. Batı ve Doğu bilim dünyası onu 15. yüzyılda yetişen müstesna bir alim olaral tanırdı. Öyle ki; müsteşrik W.Barlold, Ali Kuşçu'yu "On Beşinci Yüzyılın Batlamyos'u" olarak adlandırmıştı.
Küçük yaştan itibaren matematik ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşçu, devrin en büyük alimleri olan Bursalı Kadızâde Rûmi, Gıyâseddin Cemşîd ve Muînuddîn Kâşî'den matematik ve astronomi dersi aldı.
Ali Kuşçu'nun bu alanlarda yazmış olduğu iki önemli eseri vardır. Bunlardan birisi "Fethiye" adı verilen (Otlukbeli savaşı sırasında bitirilip zaferden sonra Fatih'e sunulduğu için bu ad verilmiştir) astronomi kitabıdır. Eser üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde gezegenlerin küreleri ele alınmakta ve gezegenlerin hareketlerinden bahsedilmektedir. İkinci bölüm Yer'in şekli ve yedi iklim üzerinedir. Son bölümde ise Ali Kuşçu, Yer'e ilişkin ölçüleri ve gezegenlerin uzaklıklarını vermektedir.
(Bu eser medreselerde astronomi eğitimi için yazılmıştır.)
Diğer önemli eseri ise Fatih'in adına atfen "Muhammediye" adını verdiği matematik kitabıdır.
O, fransız kimyacısı ve biyoloji bilgini Pasteur'den 400 yıl önce mikrobu ilk bulan kişidir...
Buna rağmen mikrop teorisi yanlış veya kasıtlı olarak Pasteur'a mal edildi.
Akşemseddin, tıp ile ilgili Türkçe yazdığı 'Maddet-ül Hayat'ta mikrobu şöyle tarif eder: "Hastalıkların insanlarda teker teker peyda olduğunu zannetmek yanlıştır. Hastalıklar insandan insana bulaşma suretiyle geçer. Bu bulaşma gözle görülmeyecek kadar küçük, fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur."
Mikrobun vücuda girdikten sonra kuluçka dönemi olduğunu, süreçleri ile açıklar.
Tarihte mikroorganizmalardan bahseden ilk kişidir o. Ve mikrobiyolojinin babası sayılmaktadır.
Aynı zamanda ilk kanser araştırmacılarından olup, o devirde 'seretan' denilen bu hastalığın tedavisini bulmak için çok uğraştı.
...
Başta İslam ilimleri olmak üzere, tıp, kimya, biyoloji, matematik ve astronomi konularında kendini yetiştirdi.
Selahaddin Eyyubi hep şöyle derdi:"Haklı olarak cezalandırılmaktansa af hususunda hata yapmayı tercih ederim."
Muhammed Cüneyt Özcan
Sayfa 93 - Anonim yayıncılık
Dört üniversite öğrencisi sabahleyin uyanamayarak matematik finalini kaçırırlar, sınav ertesinde hocalarını yakalayıp, zar zor bindikleri arabanın lastiği patladığı için sınavı kaçırdıklarına ikna ederler.

Hoca yalvarmalarına dayanamayarak, bu dört arkadaşa sınavı 3 gün sonra yapacağını söyler.

Sınav günü geldiğinde, matematik hocası bizim dörtlüyü sınıfın dört köşesine oturtur. Finali geçmek için de en az 50 almak lazımdır, sınavda da 5 soru vardır. Sayfanın önündeki 4 matematik sorusu basit sorulardır ve her biri 10 puanlıktır.

Kâğıdın arkasındaki soru ise 60 puanlıktır ve de soru şöyledir,

-Hangi lastik patladı?
Dünya’dan hemen önceki gezegen olan Venüs‘e , Güneş ‘in sıcaklığı bizden sadece 2 dakika önce ulaşır . Büyüklük ve yapı açısından Venüs , Dünya’ya oldukça benzerdir , fakat yörüngesel mesafedeki küçük bir fark bu iki gezegen arasındaki “hayat” farkının oluşmasının sebebidir . Bu 2 dakikalık farkın sonucunda Venüs’ün yüzey sıcaklığı 4700°C’ye ulaşır . Bu sıcaklık , kurşunu eritebilecek kadar yüksektir .
512 syf.
·6 günde
Çok merak ettiğim bir kitaptı ve okuduğum için neredeyse hiç pişman değilim. Okurken son derece zeki ve vatanını seven bir insanla karşılaştım. Kitabın dili oldukça sade fakat harf puntosu oldukça küçük olduğu için akıcılık pek söz konusu olmuyor.

Kitabın ilk cildinde Hitler'in çocukluğundan parti üyeliğine kadar olan kısım anlatılıyor. Çocukluğundan itibaren memur olmaya zorlanan ve sevgiden uzak büyüyen Hitler, gençlik yıllarında bunun acısını çıkarırcasına kendi tercihlerine yöneliyor ya da yönelmek zorunda kalıyor. Bulunduğu ortamın ve dönemin etkisi ile kendince doğru bulduğu kararlar veriyor ve şu an nefret edilen insan olma yolunda adımlar atıyor. Hitler kitabında geleceğin Almanya'sı yani olmasını istediği Almanya'yı kurmak için yapılması gerekenleri de kalame almaktadır.

O dönemde yaşamadık ve kitapta anlatıldığı kadarıyla halka hep zarar veren bir yönetim söz konusuymuş. Nasıl ki toprak kazanmak için savaşlar verildiyse Hitler de kendi toprağı için savaş vermiş. Elbette ki yaptığı şeyin doğruluğunu savunmuyorum sadece kitabı tarafsız ve ön yargısız olarak okudum. Şimdi de aynı şekilde değerlendiriyorum.

Eğer olanların Hitler'in gözünden nasıl gözüktüğünü merak ediyorsanız okumanızı tavsiye ederim..
512 syf.
·5 günde·Beğendi·3/10 puan
İmanı sarsmak, ilmi sarsmaktan daha zordur, aşk sayıya nazaran daha az değişir, nefret antipatiden daha süreklidir. Dünyada en şiddetli ihtilâlleri doğuran kuvvet, daima, ilmî bir fikirden ziyade, kitleyi harekete geçiren bir taasup ve çılgınlığa gerçek bir isteri olmuştur. Kitleyi kazanmak isteyen kimse onun gönül kapısını açan anahtarın ne olduğunu bilmelidir. Bu durumda objektiflik zaaftır, irade ise kuvvettir.
217 syf.
·4 günde
"kitabı okurken aha yabancı bir yazardan akdenizi anlatacak güzel bir kitap olacak dedim ama sanırım yanıldım. kitapta Musa lakaplı bir babanın kızı ne kötü işler yapıyor ama baba buna sessiz arada kendi yer öfkelenir hatta küfür savurur ama iki tokat çekip izaya getirmez. üstünde milli eğitimin 100 temel eseri mührünü görmeseydim neyse derdim ama o kadar okumaya değer kitap varken böylesine karışık bir kitabı milli eğitimin seçmesini anlamıyorum. kitabı bitirince hele şükür dedim. evet yarım bırakabilirdim ama bunu kitaba saygısızlık düşünürdüm. Romanya dan mısıra Lübnan'a oradan Türkiye ye gelen bir seyahat öyküsü belki ama çok karıştırdı kafa mı şuan nereden nereye nasıl geçtiler bilemedim. bu kızı yüzünden 4 evladı da evlenemiyor hatta J. olan kız nişanlanıyor ama ablasının ne denli kötülükler yaptığını öğrenince nişanı atıyor baba buna dayanamayıp vefat ediyor. tavsiye eder miyim deseni< tabi ki de hayır"
512 syf.
Kitap güzel 1. cildi okudum ve Adolf'a (çocuk ve kadınları katletmesi hariç) tüm konularda destek vermeye başladım. çok zor geçen bir çocukluk-ergenlik dönemi geçiriyor. Adolf' un anlattıklarına bakılırsa Adolf katliamcı olmadı yaşadığı hayat şartları onu buna itti. Adolf eğer sanat okuluna alınsaydı belki şu anda onu acımasız, kan sever, diktatör ve çok sert biri olarak değil, büyük bir ressam olarak anacaktık... Keşke o sınavı geçseydi de insanlar ona kin duymak yerine sevgi, saygı gösterseydi. Onu örnek alanları hapse attıracaklarına tebrik etselerdi... Ama olmadı çünkü yaşam şartları Adolf'u Sanat' tan uzaklaştırdı, onu siyasete, askerliğe ve acımasızlığa itti. Şöyle Adolf'un hayatına bakıyorum da Aslında Adolf sevilmeli ancak örnek alınmamalı diyorum. ben onu SEVECEĞİM ancak onu ÖRNEK ALMAYACAĞIM!!!
Ah Adolf, şansız Adolf...
360 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10 puan
Hakkı Yeten, Beşiktaş camiasında BABA lakabıyla bilinen usta futbolcumuz. 17 yıl formasını giydiği Beşiktaş 'ta 439 maçta 382 gol atmıştır. Gerçekten inanılması güç bir sayıyla derbiyi yakıp kavurmustur . Ayrıca 30'ar gol Galatarasay ve Fenerbahçeye armağan etmiştir.

Beni etkileyen şu ki Sn. Hakkı YETEN öz disiplini ile "BABA" lakabını almıştır. Ve ne kadar güzeldir ki bir çok besiktaş futbolcularımız şuan ligte samimilikleriyle , küs ve kavgalı olmadan kardeş gibiler. Sürekli takip ediyorum birbirlerine BABA diye hitap ediyorlar. Neden birbirlerine baba dediklerini merak ediyordum. Nerden geldiği anlaşılmış oldu.
Bjk Youtube'dan 101 ve en çok ben bilirim videolarını izleyebilirsiniz .
Beşiktaşın annelerinden sevgilerle .
511 syf.
·Beğendi·6/10 puan
İçerik olarak baskıda birçok eksik var. Özellikle metnin sonunda anlaşılmayan kelimeler, yanlış yerde noktalama işaretleri kullanımı mevcut...
Çeviri olarak başka baskıları bilmediğim için kıyaslama yapmak doğru olmayacak ama çevirmene ait bir çok kitap olmasına rağmen kendisi hakkında hiç bir bilgi yok okumamış olanlara başka kaynaktan okumalarını tavsiye ederim...
144 syf.
·9/10 puan
Eserinde Ziya Gökalp, Türkçülüğün ne olduğu kadar ne olmadığından da bahsediyor.

Türkçülüğün sosyal hayatımıza nasıl yansıması gerektiğinden başlayıp dil, kültür, felsefe konularında dahi bunun üzerine düşüncelerini açıklıyor.

Bugün ülkemizde bazı siyasi partilerin yapmaya çalıştığının da doğru olmadığının bilinmesi açısından ayrıyetten özel bir kitap, iyi okumalar.
144 syf.
·Beğendi·7/10 puan
Fıkraların yarısı komik yarısı değil. Yine de okunabilir
Örnek bir fıkra:
Bir gün Ali okula geç kalmış. Öğretmeni onu azarlamış:
- Niye geç kaldın?
-Arı soktu efendim.
-Peki, nereni soktu?
-Söyleyemem efendim.
-Pekâlâ, geçmiş olsun otur yerine.
-Oturamam öğretmenim. ️
512 syf.
Hitler'in beyninin içinden neler geçtiğini merak ederek okumaya başladığım Kavgam, Adolf'un çocukluk yıllarından başlayarak, ailesinden, çevresindeki insanlara karşı nasıl tutum sergilediğinden, ne olmak istediği, ne olmak istemediğinden tutun da takıntılı ve hasta ruhlu ırkçı devlet yaratma fikrinin zamanla nasıl geliştiğine kadar, sizlere Adolf'un yeni Almanya'sını keşfetme imkanı sunacak. Önyargı oluşturmadan okumayı başarırsanız kitabın ilk cildinden inanılmaz keyif alabilirsiniz. Muhteşem tespitler ve anlatımlar mevcut. Kitabın birinci cildi nasıl bir deha ve zorluklarla mücadele eden bir Adolf'la  geçiyorsa, kitabın ikinci cildi de bir o kadar ırkçı devlet yaratmak isteyen takıntılı düşüncelere sahip Adolf ve faaliyetleriyle geçiyor. Önyargısız ve psikolojik tespitler yaparak okumanızı tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Muhammed Cüneyt Özcan
Tam adı:
Muhammet Cüneyt Özcan
Unvan:
Genel yayın Yönetmeni, Yazar

Yazar istatistikleri

  • 77 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 19 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.