Mart 2017’de Instagram’da yayın yapan Gıda Dedektifi proje yürütücüsü olan Musa Özsoy, Şehir Plancısı olup, şehirleşme sonucunda ortaya çıkan ve gün geçtikçe gelişen gıda endüstrisinin yediğimiz ve içtiğimiz üzerindeki etkilerini araştırmakta, paketli gıdalar başta olmak üzere gıdaların içerik ve besin değerleri hakkında bilgi paylaşımı yapmaktadır.
Bir şey yodiğimizde ya da içtiğimizde vücuda giren karbonhidratlar emilerek kana karışıyor ve kanda glikoz oranı yani kan şekeri artıyor. Pankreasta üretilen insülin bu aşamada kana karışarak kan şekerinin hücrelere girmesi için bir anahtar görevi görüyor ve hücrelerin "kapısını açıyor". Şeker insülin sayesinde kandan ayrılıp hücreler içine giriyor ve hücrelerin enerji ihtiyacını karşılıyor. Yani aslında "kan şekeri olarak bildiğimiz glikozun kanda bulunması değil, kandan insülin yardımıyla hücrelere dağılması insanlar için hayati önem taşıyor. Bu bağlamda şeker hücre içine giremediğinde damarlarda kalarak normalde düzeyi 70 ila 110 mg/dl. olan kan şekerini gitgide yükseltiyor. Bu haliyle hücreler de ihtiyaç duydukları enerjiyi alamamaya başlıyor. Bu durum kanda şeker yükseldiğinden çok ve sık idrara çıkma, çok su içme, çok yeme isteği yanı sıra; halsizlik, yorulma, ağız kuruluğu, inatçı enfeksiyonlar ve ayaklarda ağırı gibi farklı belirtiler gösteriyor. Kanda şekerin sürekli olarak yükselmesi akut olarak şeker komasına ya da hipoglisemi olarak bilinen kan şekerinin çok düşmesi gibi süreçlere götürebiliyor. Bu durum kronik olarak; göz hasarına, böbrek hasarına ya da sinir hasarına yol açabiliyor. Tip-1 diyabet hastalarının bu sebeple sürekli olarak kullanması gereken insülin iğneleri onlara bu tarz akut ve kronik etkileri yaşamamak adına düzenli olarak uygulanıyor.