Ne de olsa memleket hasreti denen şey, insanı içten içe yakan kor ateşe benzerdi. Ve çekenler bilir, gecenin gündüze duyduğu hasretten daha yaman bir hasretdi. Bu hasrete dayanmak öyle sanıldığı gibi her babayiğidin harcı değildi. Çünkü insan, yaratıldığı günden beri çevresiyle var olan, çevresiyle biçimlenen, cümle mahlukatdan yalnızca bir tanesiydi. Ve bu sebepten dolayı, içinde doğup büyüdüğü ortama hasretlik çekmesi, oradan uzaklaştıkça daha çok oraya geri dönmeye çalışması, yaratılışı gereği ve son derece doğaldı. Nihayetinde o çevreyle var olmuştu ve bu gerçek, üzerinden 1000 yıl geçse de değişmezdi.