Nalan Kurunç

Nalan Kurunç

Çevirmen
7.1/10
9 Kişi
·
25
Okunma
·
2
Beğeni
·
49
Gösterim
Adı:
Nalan Kurunç
Unvan:
Çevirmen, Yazar
Doğum:
Eskişehir, 1984
Hacettepe Üniversitesinde Kütüphanecilik ve Antropoloji çalıştı. Felsefe, Kıta Avrupası felsefesi, Yeni Materyalizm, Otonomist gelenek, Radikal Teori, Toplumsal Mücadeleler, İktisat ve Feminizm gibi alanlarda makale ve kitap çevirileri yapıyor ve bu alanlarda çeşitli platformlarda yazmaya devam ediyor.

​Kült Neşriyat, Otonom Yayıncılık, Dünyanın yerlileri, Post dergi, biri Dergisi gibi mecralara çeviriler, bunun yanısıra edebiyat, kurgudışı ve felsefe söyleşileri yapmaya devam etmektedir. Cro-Magnon Kadın AvantGard Besteciler derlemesinin editörü ve çevirmenidir. Halen şiir yazmakta olup, şiirleri Gard şiir dergisi, Post. dergi ve Kafagöz şiirsanat’ta yayınlanmıştır.

Şimdi ise “Life after Google” kitabının çevirisi dolayısıyla A7 ailesine katılmaktan dolayı mutluluk duyuyor.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
208 syf.
Platon, kurduğu mağarası ile aslında hocası Sokrates'i anlattığı hepimizin malumu. Fikirleri nedeniyle idam cezası almış bir filozof olan Sokrates, Platon'da bir ateş yakmış ve Platon, o ateş üzerinden büyük bir toplum-filozof denklemi oluşturmuştur. işte gölge felsefe bu denklemin bir diğer adı.

Bu denklemi anlatmak gerekirse Platon, toplumu ve toplumsal bilinci her insanın doğuştan tutsağı olduğu karanlık bir mağara olarak değerlendirir. İnsan büyüse de toplumsal tutum ve davranış hatta düşünce ne gerektiriyorsa onu düşünmektedir. bu yüzden Sokrates'i ise o mağara içindeki yanan ateş olarak tanımlar. doğuştan tutsak olan insan içinde bulunduğu toplumla beraber (gerçeği hiçbir zaman göremediği için) baktıkları duvara yansıtılan gölge oyununu gerçeğin ta kendisi sanırlar. ve sürekli o gölge oyununu seyrederek kendilerini ikame ederler. keza yasa koyucular kendilerinin dahi uymadığı kuralları gölge oyununu seyreden kalabalığın boynuna, ellerine, ayaklarına pranga ile uyguladığından kimse merak edip de bu gerçek sandığımız şey de nedir diye sormaz. çünkü o anda artık kaderine razı olmak gibi bir refleks oluşmuştur. bu noktada Platon, filozof ve toplumu birbirinden ayırır. çünkü filozof kendisini zincirlerinden koparmış, gerçek ışığın peşine düşmüş ve mağaradan çıktıktan sonra (başta biraz ışıksal sorun olsa da) gerçeğe alışıp gerçeği yaşamaya başladığını söyler. ateş ile oynatılan gölge oyununda ateş bir simülsayondur. çünkü gerçek olan ateş Sokrates'in ta kendisidir. tıpkı ışık gibi. bu noktada mağarada olup bitenlerin bugün sinemaya benzetilmiş olması oldukça isabetlidir çünkü yöntem olarak aynı süreci bir kaç saatliğine yaşıyoruz orada. ancak tek farkımız, izlediğimiz şeyin sahte olduğunun, gerçeğin buradan çıktıktan sonra başlayacağının farkında oluşumuzdur.

Şöyle güzel bir animasyonla konu irdelenmiş.
https://youtu.be/d2afuTvUzBQ

Bu konu üzerine çok tartışma olmuş, ''Film sanat mıdır?'' sorusuna cevap aranmıştır.
Ben Kubrick filmlerini seyredince filmin sanat olduğunu düşünüyorum açıkçası. ancak her filme sanat demek de yanlış. bu sadece bazı filmler için geçerli olmalıdır.

Yazar Nathan Andersen de Otomatik Portakal filmi üzerinden bu felsefeyi irdeleyerek, felsefi-film terimini dünya kültürüne kazandırmıştır. Çok güzel bir eser, okunmasını tavsiye ediyorum.
283 syf.
·36 günde·2/10
Merak ettiğim için severek aldığım bir kitaptı. Ancak maalesef büyük hayal kırıklığına uğradım. Kitap görünürde Türkçe fakat birçok noktada okuduğunuzdan bir şey anlamak mümkün değil. Keşke daha iyi bir şekilde çevirilebilseymiş.
Çeviriyi yapan arkadaş mutlaka dile çok hakimdir fakat kitabın içerdiği konuya hakim olmadığından kötü bir sonuç ortaya çıkmış. Birde çok fazla yazım hatası mevcut. Yarım bırakmak istemediğimden ısrarla okuyup bitirdim ama çok uzun sürdü ve çok keyifsizdi.
283 syf.
·3/10
Anlatımı ya bu alanın uzmanlarının seviyesinde verilmiş ya da yetersiz kalmış.Kitap gitmiyor.Vermek istediğinin çok azını alabildim ben.Belki de ilgi alanı ve donanımla ilgilidir..
208 syf.
·Beğendi·9/10
Kısa sürede okuyamadığım, aslında biraz da kendisine haksızlık ettiğim ve yakın zamanda dönüp tekrar okuyacağım bir eser Gölge Felsefe. Nathan Andersen'dan öğrenebileceğiniz güzel şeylerden birisi film izleme metodudur. Bir Kubrick fan'ı olarak defalarca izlediğim Otomatik Portakal filmini Andersen'in gösterdiği pencereden hiç izlememiştim... Felsefenin klasik anlatısı olan Mağara Alegorisiyle, Otomatik Portakal filminin benzeşimlerine oldukça güzel değinmiş, filmin detaylarındaki izdüşümleri çok güzel göstermiş ve felsefe ve sinema konusunda rehber olabilecek kadar da felsefi belagat sunmuş. Sinema yada felsefe yada ikisini birden sevenlere tavsiyemdir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nalan Kurunç
Unvan:
Çevirmen, Yazar
Doğum:
Eskişehir, 1984
Hacettepe Üniversitesinde Kütüphanecilik ve Antropoloji çalıştı. Felsefe, Kıta Avrupası felsefesi, Yeni Materyalizm, Otonomist gelenek, Radikal Teori, Toplumsal Mücadeleler, İktisat ve Feminizm gibi alanlarda makale ve kitap çevirileri yapıyor ve bu alanlarda çeşitli platformlarda yazmaya devam ediyor.

​Kült Neşriyat, Otonom Yayıncılık, Dünyanın yerlileri, Post dergi, biri Dergisi gibi mecralara çeviriler, bunun yanısıra edebiyat, kurgudışı ve felsefe söyleşileri yapmaya devam etmektedir. Cro-Magnon Kadın AvantGard Besteciler derlemesinin editörü ve çevirmenidir. Halen şiir yazmakta olup, şiirleri Gard şiir dergisi, Post. dergi ve Kafagöz şiirsanat’ta yayınlanmıştır.

Şimdi ise “Life after Google” kitabının çevirisi dolayısıyla A7 ailesine katılmaktan dolayı mutluluk duyuyor.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 25 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 24 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.