Nejla Arslan

Nejla Arslan

Yazar
9.5/10
6 Kişi
·
9
Okunma
·
3
Beğeni
·
47
Gösterim
Adı:
Nejla Arslan
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Afşin, Kahramanmaraş, 1960
Kahramanmaraş Afşin'e bağlı Berçenek Mahallesinde dünyaya gelen Nejla Arslan, İlk ve Orta okulu Afşin’de okudu. 1979 yılında Kahramanmaraş Öğretmen Lisesinden mezun oldu. Bir süre Afşin Elbistan Termik Santralinde memur olarak çalıştı.

Nejla Arslan 2 Çocuk annesidir.
“Ah bir bilsen, bir bilsen ruhumun derinliklerinde yaşadığım kaybolmuşluğu. Ah Eşe hatun! Bilemezsin. Sana mı, kendime mi yalan söylüyorum. Çünkü ben evrenin sonsuz boşluğu içinde kendini kurban olarak kabullenmiş zavallı bir aşıktan başkası değilim. İçimdeki çıplak aşkın, ben oluşun, isyanıyım. Ne olur anladığını söyle Eşe Hatun ne olur! İçimde bir aşk var beni aşan. Sandığın gibi bir şey değil. Kendi yarımı kaybettim de onu bulacağım sanki. Kırlarda sallanan nazlı bir çiçekte, şırıldayan su damlasında, mor dağlara düşen güneşin göle yansıyan aksinde, hayranlıkla kendimi bütünleştirdiğim doğayla. Veya bir çorbanın kavalında, işte bu benim aşkım. Aşkı böyle anlıyorum artık. Çakır’dan sonra yani. Genç kızlığımı köklerinden sökerek beni akıntıya bırakan insanlığa inat, insan olarak çok değerli olduğumu niye sadece doğa düşünüyor, Eşe Hatun niye? Beni insanlıktan çıkararak doğanın bir parçası yapanlara bile yok kinim. Onlardan farkım olmalı ama. Kadınım diye mi? Yoksulum diye mi? Eğitimsizim diye mi? Bu dünyanın sahibi kim, Eşe Hatun kim?”

Korkuyla baktı Eşe Hatun.

“Acı insanı bilge mi yapıyor? Bu kadar derin konuları nasıl bilebilirsin? Yaşın kaç be çocuk! Seni yalnızlığın büyüttü, şu kısacık ömründe direnmeyi öğretti hayat sana. Dünyanın sahibi yok ki. Ama sahip olduklarını sananlara göre şekil alıyor insanlık. Ölüm olmasına rağmen bu hırsla paylaşamıyoruz ya dünyayı, düşünsene bir, ya ölüm olmasaydı. İnsan doyacağı kadarına sahip olmalı bana kalırsa. İşte o fazlalık çirkinleştiriyor insanları. Sevgiyi öldüren de paylaşma duygusunu yok edende sahip olma duygusu.”
#nejlaarslan #morsümbüllüyıllar #kitapalıntısı
Nejla Arslan
Sayfa 82 - 82 ve 83. Sayfalar
Bu yanan kalbin alevlerini; bir dost sözü durdurabilirdi acı tek başına büyütüyordu kendini.Bir dost sözü, kalbini avuçlarının içine almış; gözlerindeki yaşı gülücüğe çevirmişti.
"Ah Semiha Sultan ah!"

Annesinin yanağını öptü. "Ne yapalım bugün? En çok neyi özledim biliyor musun? Kırları. Rüzgârın yüzüme esmesini, çimlere çıplak ayakla basmayı, denize düşecek gibi batan güneşi. Babamın takası duruyor mu? Seni alıp kaçırayım mı? Benim yıllar önce aldığım ehliyet geçerli mi? Yenisini çıkartırım. Bize bir şoför lazım şimdilik."



Nejla Arslan #nejlaarslan #morsümbüllüyıllar #okuyorum #kitapalıntısı Ozan Yayıncılık #ozanyayıncılık
Bir gece alınıp bir daha dönmeyenler mi dersin, bizde yok dinleyip aylar sonra hapse atılan mı dersin, en zoru da bu işte. Kayıplar, ölümü, sağmı bilmemek. Öldüyse hangi kutuda çürüdüğünü düşünmek!
İçinde insan sevgisi her kötülüğü bir mantığa oturtacak kadar güçlüydü. Ona göre, “Hiçbir insan kötü doğmaz, şartlar insanı iyi ve kötü olmaya iter ve her kötü insan iyilikle değişebilir, gelişebilirdi.
"12 Eylül'de neredeydin Ahmet?"

"Buradaydım. O gün bütün evler basıldı. Odunluğun arka kısmını boşalttım, önünü odunla ördüm. Ekmek, peynir, su aldım yanıma. En pisi ne biliyor musun? İnsanın kendi bokuyla baş başa kalması. Sidiği idare ediyorsun da. Bir hafta kaldım, sonra kendimi vurdum dağlara. Şimdi geyik eti yedirmek isterdim sana. Çok lezzetli oluyor. Mağara da elektrik sobası bile vardı. Kar yağınca kötü, ayak izlerin çıkıyor, üstüne kar yağmazsa, gel beni al demek gibi bir şey oluyordu."

Dinledikçe büyüleniyordu Sevinç. 'O şartlarda nasıl yaşanırdı ki! Roman gibi, okuduğum romanlara benziyor.' diye düşünüyordu. Ahmet, büyüdükçe büyüyordu gözlerinde.

Ahmet, gözlerini kapattı, Sevinç'in, dizlerinde yatarken Sevinç'in gözlerinde gördüğü hayranlığın hazzını yaşadı, saf temiz biraz da salakça hayranlık duymasına içinden çok seviniyordu. Yorulup, bezdiği bir dönemde karlı bir kış gününde kardelen gibi bitmişti yüreğine. İlk kez mutluydu. Kendi çıkmazına ortak ettiğini biliyordu. Bunu Sevinç göremiyordu, o kadar gençti ki.

Nejla Arslan #nejlaarslan #ozanyayıncılık Ozan Yayıncılık #kitapalıntısı
416 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
️Sevinç ve Ahmet birbirlerine olan aşkları hamile olan eşi ve bir den Ahmet'in göz altına alınması ile yaşanan zaman içinde ki olaylar ve sorunları zorlukları anlatan bir kitap idi. Tavsiye ederim. Kitapla kalın .
224 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
MOR SÜMBÜLLÜ YILLAR

“Acıyla yüzleşmeyi ertelersen büyür, kalbini kendinden koruyacaksın.”

“Kendi dağlarıma sarılıyor kollarım. Yalnızlık ve hasret kokan. Sızlayan rüzgârlarla toz parçası gibi savruluyor içime yalnızlık. Kimse bilmez yalnızlık ne demek. Kendi kollarını göğsüne sarınca anlarsın ancak. Kendine ilaç olursun.”

“Gerçek aşk çırılçıplaktı, koşulsuzdu, anadan üryandı orada duygular. Bir kere olurdu o da. Diğeri ise öğrenilmiş seçkin davranışların bir sonucu olarak, adaylar belirlemekti. Aşk değildi bu. Bilinçli bir cinsel tercih, kalite arayışıydı.”

“Kiminin sevdası yel gibi yoklar geçer. Kimininki de katran karası gibi yapışır kalır.”

Deniz, Kebapçı Hüseyin, Seher hanım, Ali, Semiha teyze, Sevcan, Güllü, Haluk bey, Eşe hatun(Ayşe), Hicran, Begüm, Hüseyin(Çakır), Arif bey, İkgüz, Meryem (dedikoducu topal Meryem), Muharrem, Elif, Dudu, Gülendam, Muhtar, Sıla, Meral, Cuma bey, Yakup, Maria, Dilsiz Mustafa, Mecnun Baki, Sonay, Yeliz, Şule, Nurdan, Emlakçı Beyhan, Gülşen, Mert bey, Gül, Arif ağa, Osman, Aynur, Tahsin amca ve Ferit ile çok farklı acılar ile dolu hayatlarda beraber yol aldık bu eserde. Hele morköyde dağlardaki çiçekler muhteşemdi. Güllü kendini dağlara saldıkça onla birlikte çiçeklerin mis kokusunu içinize çekiyorsunuz. Güllü’nün yüreği gibi saf, temiz ve güzel çiçekler…

Deniz ile başlayan bir eser, yaşadığı yerde değişen çevrede kebapçı Hüseyin’i bulduktan sonra Seher ve Semiha teyze ile devam etti. İlerleyen sayfalarda Deniz karşıma çıkmadı ama hep aklımın bir köşesinde kaldı. Deniz’den sonra sanki farklı bir boyuta atlamış gibi hissettim. Allah Allah dedim, Deniz baş karakter değilse neden onla başladı diye düşündüm. Bölüm II de Seher’in Deniz’e anneyi anlatışı boğazımı düğüm düğüm yaptı o anda hemen arkadaşıma da okudum. O kısmı asla unutmayacağım. Karakterlerin fazla olması biraz aklı karıştırıyor. Bazen kimdi, neydi deyip düşünüyorsun. Yazarımız ile okuma süresince iletişim içinde olduk ve aklıma ne takıldı ise cevapladı. Okuru ile ilgili olması bir okuyucu için büyük bir mutluluk.

Güllü ve Çakır’ın başlamadan biten sevdası üzdü beni. Kültür ve sınıf farkı gündeme gelmesi, kızlarımıza köy hayatında fazla değer verilmemesi, onların başlarına gelen olaylar beni yürekten yaraladı. Çaresiz kalan küçük kızlara Eşe hatun ve Çoban’ın yıllarca uygulamış olduğu projeyi kimse üstlenemez bu devirde bile… Dedikoducu topal Meryem’i ilk başlarda sevmedim, ancak ilerleyen zaman içinde yaptıkları ona başka bir bakış açısından bakmamı sağladı. O muhtar yok mu? O muhtar pisliğin teki… Muhtarın yaptıkları midemi bulandırdı. Gülendam’ın başına gelenlerden sonra birde Güllü girince işin içine nefret ettim. Muhtar Eşe hatun ile konuşurken, Eşe hatun gibi bende muhtardan iğrendim… S.102 de Maria ilgili kısmı okuduğumda Türkân Şoray’ın “Hasretinle Yandı Gönlüm” filmi canlandı gözümün önünde ve yorumu hazırlarken yürek yakan sahneyi açıp izledim, yine gözyaşlarımı tutamadım. Hep acı çeken kadınlarımız mı? Eşe hatuna helal olsun, nasıl güçlü bir yapıya sahipmiş ki kendisi ayakta durmaya çalışırken, o geri kafalı bir köy halkı ile mücadele ederken birde genç kızlar için yaptıkları büyük bir takdir hak ediyor.

Sayfa 108 de yorgan yüzü efsanesi çok güzeldi. Köylülerin çıkarmış olduğu dedikodular güldürdü beni. Olmayan bir olayı nasıl anlatıyorlar hayran kaldım Çakır ve Begüm’ün düğününde kızlar geldiğinde köylülerin yorumları insanı ister istemez gülümsemesine sebep oluyor. Huriler dizildi derken Dudu’nun da “Kış kış; cinler kışkış!” diye bağırması da tam bir efsane oldu… Eserin son sayfalarında Deniz'in annesine itirafı sonucu ben şaşkınlık ifadesi ile aaa deyiverdim :) tahmin etmediğim bir sondu.

Eserde bahsedilen müziklerden “Rodrigo gitar konçertosu” ve “Oskar Harris-Alta Gracia”yı da dinledim ve beğendim. Kitapta ara ara basım hataları vardı, diğer baskılarda düzeltilirse daha güzel olur. Yazarımızın eline yüreğine sağlık diyorum, bol okurları olur inşallah.

#nejlaarslan #morsümbüllüyıllar #okudumbitti
416 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
HANIMELİ VE KÖREBE

“İnsanların hayata karşı nasıl durduğu, duyguları önemli. Ve bunu yok sayamayız. Ortak noktaların yanında sevgi olursa, aradaki engellerin önemi kalmaz. Engeller, duyguları yok etmez aksine büyütür.”

“Sevgi adına kendin olmaktan vazgeçemezsin. Sevgi özgürlük ister. Özgürlüğün olmadığı yerde sevgi değil, esaret vardır. Esaretse itaati getirir.”

“Ruhuna, vücuduna zarar veren, sen olan her şeyi yok eden, sana kendi beynini montaj yapan birini sevmek, sevgi ise eğer bu, hastalıklı ilişkinin diğer ortağı olarak, sağlıklı sevgiden söz edemeyiz.”

Sevinç ve Ahmet ile başladı hikayemiz… 4. Bölümde Elif ananın yalnızlığı, kızı Yıldız ile ilgili konuşmalar sonucunda ağladım. Çok dokundu bana Elif ananın anlattıkları. Ahmet’in annesi Rabia hatundan ise nefret ettim. Nasıl bir ana bu resmen midemi bulandırdı. Kendi çocuğuna bile değer vermeyen bir kadın. Sevinç’in etrafından gelen hakaretler çok kötüydü. Düşünüyorum da empati kuruyorum ve Sevinç gibi bende o kadar dayanabilir miydim diye… Kesinlikle dayanamazdım. Çok güçlü bir kişiliği varmış. Kendi kararlarını ne olursa olsun, kötü şartlarda bile kendi kararlarını uygulaması bambaşkaydı. Kendi ailesi ile yaşadıkları ise tüylerimi ürpertti, kimi zaman söylenen kelimelere, yaşananlara ağzım açık kaldı. Sevinç’in ne ailesi ne de Ahmet’in ailesinden yana şansı yokmuş. Yaşananları okudukça şükürler olsun ki iyi ki Trakya da dünyaya gelmişim diyorum.

10. Bölümde Sevinç’in ablası Nehir’in hayatını okuduğumda dondum kaldım. Okumuş birisi olarak nasıl davranışlar sergiliyor. Koca eline bakmadığı halde onu kendi kurallarını, kendi isteklerini yapmaya programlamış resmen. Bu sevgi değil… bu resmen birini kullanmak… ben böyle bir şeyi kabullenemem. Bütün bu olanlara rağmen aküsü bitmiş bir tv olunca, dallas dizisini radyodan dinlerken, oyuncuların üzerindeki giydiği kıyafetleri hayal ederek kendine mutluluk çıkarmaya çalışan bir Nehir… Ancak yaz tatillerinde Nehir ve ailesi babasının evine geldiğinde insanlara fitnelik sokarak Sevinç’in üzülmesine neden olduğu için nefret ettim ondan. Diğer ablası Gülden’in de durumu farklı değil, Sevinç gibi güçlü değiller. Biri öğretmen biri bankacı olmasına rağmen iki pısırık kadın konumundalar. Sevgiden bahsediyorlar ancak ikisinin de kocası hastalıklı düşüncelere sahip. Bir kadın kendini bir eşya gibi kullanılmasına nasıl izin verir, kendi ekonomik özgürlükleri olduğu halde eziyetlere nasıl katlanır anlamış değilim. Onların yaşadıklarını kısmen yaşadığım için çok iyi anlayabiliyorum. Ancak ölesiye bile seviyor olsam, çocuklarım dahi olsa, eğer o adam bana ve çevreme zarar veriyorsa, ne olursa olsun hayatımdan çıkarırım.

12 Eylül darbesinden sonra yaşananlar gerçekten akıl almaz şekilde yaşanmış. Neredeyse önüne geleni almışlar içeriye. 80 lerde insanlar ne kadar zorluklar yaşamış. Kitap okumak bile suç sayılan bir dönem, suçsuz yere sorguya alınan işkence gören insanlar. Hele o spor salonunu asla unutmayacağım. Kızların orada yaşadığı işkenceler… her şeye rağmen birlikte ayakta kalmaya çalışmaları… Kızların durumuna acıyıp onlara çay veren asker nasıl güzel yürekliydi öyle, ceza alma pahasına kızlara kendi süt ve yoğurdunu vermesi… Okuma sürecinde bende onlar ile birlikte yaşadım acılarını…

Gülgez’in durumuna da ayrı üzüldüm. Hapiste olan kocasını beklerken kurduğu hayaller. Evin önüne ektiği hanımeli ile birlikte oturup çay içmek için yaptığı masa ve sandalyeler… Eserin sonuna doğru alınan haberler ve yıkılan hayaller, hatta paramparça olan hayaller diyebiliriz…

33. Bölümde büyüklerin konuşmasındaki cümleye takıldım. “Biliyon ki, emmioğlu, emmi kızına yarı nikâhlıdır.” Var mı öyle bir dünya, anlamıyorum nasıl bir düşünce, nasıl bir adet mi desem bilemedim. Kızlar ezilerek büyütülüyor ve onları bir eşya gibi görülen bir dünya…

Bu arada Sevinç’in oğlu Selim’in da zor şartlar altında büyümesi… ufacık bebeğin annesiz, babasız ortalarda kalması üzücüydü. Annesinin onu terk ettiğini düşünerek uzak durması, annesini görmezden gelmesi bana bile dokundu. Sevinç’in kardeşi evlendikten sonra Fulya’nın geline söyledikleri sonucunda hem Fulya’ya hem de Sevinç’e cephe alıp aileyi kışkırtıp onların üzerine salması ne kadar kötüydü. Hele Fulya’nın başına gelen olayda Fulya için anne ve kardeşinin söylediği kelimeler kanımı dondurdu… sen bir anasın yaa… anlayamıyorum nasıl bir aile… Erkekleri el üstünde tutan, kızların bir değeri ve hükmü olmayan bir dünya… sürekli dolduruluşa gelen bir baba… şaşkınım ve bunların gerçek yaşanmış olduğunu düşündüğümde aklım almıyor. İçimden Sevinç’in ve Ahmet’in ailesine neler neler dedim tahmin edemezsiniz. Eserin sonunda Ahmet’e de dedim bir çok söz… o kız seni yıllarca sevgiyle beklemiş. Zaten, hapiste ilk görüşte Sevinç’e sarılmaması ve 2 dk zamanı kızlara hal hatır sorarak harcaması beni gıcık etmişti ki onun sevgisinden şüphe etmiştim. Üstüne son zaman yaptığı davranış beni tümden sinirlendirdi. Öyle bir şey ki sanki eseri yıllarca okudum, okudum, okudummm. Olaylar, yaşananlar, hüzünler, acılar bitmek bilmedi…

#nejlaarslan #hanımelivekörebe #okudumbitti
224 syf.
·18 günde·9/10
Morköy ve dağlarinda erkek egemenliğin hüküm sürmeye çalıştığı, kadınların paçavra gibi görüldüğü bir dünya hayatini anlatıyor. Fukara ve yetim olmak suçmus gibi görülüp, isteyen istediği kıza istediğini yapabiliyor.... Muhtar, Yakup ve Arif ağanın oglu olacak aşağılık adamlara çok öfkeliyim. Ölmesin sürüm sürüm sürünsün böyle idiotlar. Zavallı masum kız cocuklari (henüz orta okul cağlarında) Güllü, Sevcan kaderlerini ne yazık ki bu adi kullar kötüye çevirmiş. bu kizcagizlarin hazin hikayeleri icimi sızlattı.
Gülünün hikayesi özellikle beni ağlattı. Bir insanın hayatını ne hakla ceheneme çevirebilirler. Ya o masum evlat Seher? Annesine neden hasret yasamisti? Sucu neydi? Tecavüz çocuğu oluşumu?
 Tüm bu olaylara başkaldıran ve mağdur olan kız çocuklarına sahip çıkan Eşe Hatun' u ise ayakta alkışlıyorum. Nasıl da sahip çıkıp, yol yordam gösterdi hepsine.... Oysa o da bu insanlardan darbe yememiş miydi? Yıllarını o da bir hiç uğruna feda etmemişmiydi?
Yazarımızın emeğine sağlık. Çok sakin ve sükunetle okurken, birden olayların içine girip çıkıyorsunuz.
     134.sayfa da Necmettin Yalçınkaya   Bey' in siiri ile  zenginlik katmış, tekrar tekrar okuyabileceğim bir kitap.....
416 syf.
·7313 günde·Beğendi·10/10
#OcakAyındaNeOkuyorum
#okudumbitti
#kitapyorumum
#HanımeliveKörebe
Nejla Arslan

Yazarımızın okuduğum ikinci kitabı. Tüm samimiyetimle söylüyorum ki yazarımız ne yazarsa okunur. Akıcı ve sade bir dille yazılmış kitabı elinizden bırakamıyorsunuz.
Konusuna gelince
1980 darbe yıllarında ,siyasi düşünceleri yüzünden içeri girenlerin hikayesi.. Ahmet ve Sevinç de siyasi düşünceleri yüzünden ve siyasi içerikli kitaplar okudukları gerekçesiyle arananlar arasındadır.En büyük korkuları yakalanmaktır. Maalesef ki korktukları şey başlarına gelmiştir. Ahmet yakalanır ve Sevinç hamile haliyle oradan oraya sürüklenip durur.
Selim’in doğumundan sonra o da yakalanır. Cezaevinde geçen seneler ve sabırlı bekleyişi son bulsa da beklenmedik son darbe ile hayatına yön çizer Sevinç. Hepimizin büyüklerinden duyduğu darbe yıllarını bir de yazarımızdan okuyun derim. Tavsiye ederim
#Alıntılar
Hüzün en derin yerinde, susarak çoğalıyordu sokak ;yüreği gibi boş, yalnız, yakıcı, yabancıydı…
Memleketin köy kokusu tereyağına karışan gübre kokusu da olsa;güven veriyor insana.
Ne kadar asil bir davranış, hiç mi bozulmamış, kirlenmemiş burada insanlık.
Sevgi adına kendin olmaktan vazgeçemezsin. Sevgi özgürlük ister
Özgürlüğün olmadığı yerde sevgi değil, esaret vardır. Esaretse itaati getirir.
Sevgi olmayanı oldurur, yeşermeyeni yeşertir, sevgi umut olur, görmezsen güz olur, yinede sen bilirsin.
Ağlamak biraz yaşama ses vermektir. İçimdeki sesler sustu.
Hayalleri olmayanların umutları olmaz, yarınları olmaz.
İçlerinde hasret taşıyanlar, farkında olmadan iç çekerler.
Analık her dilde aynıdır.
Aynı kaderi paylaşan insanların yürekleri, tüm bağların üzerinde anlıyor, seviyor ve koruyordu gözlerindeki sevgi akışıyla.
İçeridekilerin yüreklerindeki tüm duyguları taşıdılar özgürlüğe.
Hayatta kalmalıyız, bunun mücadelesini vermeliyiz, yılgınlığa düşmeden, kalbimizi kararmadan, biraz daha güçlü, daha umutlu, yaşamak görevimiz.
İnsan onuru tüm önceliklerden önce gelir.
416 syf.
·Beğendi·10/10
KİTAP TAVSİYEM
ALINTILAR
Odun sobasının çıtırtısını gönderirdi selam olarak
Ve hep kar yağardı yüreğine
Bir ısınıp,bir üşüyerek...
Bütün masallar mutlu sonla bitiyordu.Keşke masallar orada bitmeseydi.Mutlu bir sonun nasıl yaşanacağını da anlatsalardı...
Sevilmek ve güvenmek istiyorum...
Loş ışıklar,gerçeğe iyimserlik veriyor...
En umutsuz olduğum dönemde girdin yaşantıma...
Bu kalabalıklar içinde,niye bu kadar yalnızım?...,
Hüzün en derin yerinde,susarak çoğalıyordu.Sokak;yüreği gibi boş,yalnız,yakıcı,yabancıydı...
Gerçeği kabul etmenin ilk şartı;gözyaşıyla gelir be gülüm...
İyi tut içini.Ne demiş usta
"Güzel günler göreceğiz çocuklar" böyle gidecek değil ya! inanıyorum ; maviliklerde yüzeceğiz...
Devrimciler sinsi davranmaz,su gibi durudur...
Anası olmayanın
Binası olmuyor . . .
Yoksul olabilir insanlar,bu onların aile olmadıklarını göstermez.Ne fukara gördüm ben,gönlü zengin,engin,seven,sarmalayan.Ne zengin gördüm,insan olmayan.Ölçü bu değil...
Umudumu kaybettiğim günlerde tanıdım seni.O kısa zamanda hayatımın en güzel günlerini yaşadım.Sorunlarla boğuşurken,beni hep yanında hisset,güçlü ol.Tökezlediğinde ,kalbimin seninle dolu olduğunu unutma...
Korkuyorum
Benden gidersen,beklemezsen,yazmazsan buna dayanamam...
Özleminden ağlıyorum . . .
İnsan,sevdiğini kimseye emanet edemezmiş ya da emanet edecek kadar güven duyduğun biri olmalıymış...
Acıları,öyle büyüktü ki başkasının acısına merhem olamazlardı...
Ben,insanları sevmiyorum.Hayvanlar insanlardan daha iyi.Bir hayvana emek ver,karşılığını alırsın.İnsanlarsa doyumsuz ihtirasları ile yer bitirir seni...
Sevgi,olmayanı oldurur,yeşermeyeni yeşertir,sevgi umut olur,görmezsen güz olur...
Yokluk,görmeyene zor.Çok şükür her yokluğu yaşadık.Varlıkta yokluğu sevmek kolaymış...
Zayıf da düşebilir insan.Asla yitirmeyeceğiz umudumuzu...
Nasıl beklerdi baharı
Ve birgün,erirdi karlar...
En çok bunu özledim
"Düşünülmeyi" ...
Ağlamak,biraz yaşama ses vermektir...
Kızgınım.Ruhum ve vücudum ağrıyor,yok oluyorum,ben yokum yok!Gölgeyim...
Kilometreler
Kalın duvarlar,tel örgüler hayallere engel değil...
Ah benim güzel yaram!Ah sızlatıp sızlatıp gözyaşı olan hasretim!Ah benim gözüm,kalbimin rüzgârının karayeli.Gideli sen,yıllar mı oldu?
Kanadı kırık serçe
Bir cama kondu
Hava buz,hava ayaz
Göğünde alıcı kuşlar
Üşümüştü
Uçmaktan yorulmuş...
Kuşlar ağlar mı anne
Ağlamaz yavrum
Kırıksa kanatları
İnsafımıza kalmış
Kanadı kırık bunun...
İki ruhun buluşmasıydık...
Deniz dalgalarını,umutlarını yitirmiş sancılı bir doğumun haykırışı gibi içimin kıyılarını döverken,hazanda koparılarak ölüm kokan zamanlarda aşkı büyüttük...
Hayelleri olmayanların umutları olmaz,yarınları olmaz...
Hayat,yaşamak için
Herşeyi yaptırıyor...
Duygusal tepkiler sorun çözmez,çıkmazı büyütür...
Toplumdaki iki yüzlülüğe tahammül edemiyorum...
Uzun suskunluklar,derin çaresizliğin ifadesiydi...
İçlerinde hasret taşıyanlar,farkında olmadan iç çekerler...
Senin,bensiz mutlu olmanı isteyecek kadar çok seviyorum seni...
Özgürlük,cocuklugumuz muydu?
İşlerine gelmeyince,insanı
Sevdikleri yaralıyor...
Akın var akın
Güneşe yakın
Güneşi zapt edeceğiz
Güneşin zaptı yakın...

KİTAP HAKKINDA
Öyle bir kitap okudum ki ben,12 Eylül'e gidip tutukladım okurken,kitap okuyorum diye suçlu damgası yedim,siyasete bulaştım,erkek kız çocuk ayrımı gördüm,arkadaşlarımı toprağa verdim,çocuğumla ortada kaldım,istenmeyen gelin,istenmeyen evlat,istenmeyen komşu oldum.Gözlerim bağlandı körebe oldum,öldürüldüm,hanımeli oldum bahçeleri sarıp büyüdüm....
Ahhhh 12 Eylül ...
Nice evlatları anasız bırakan Eylül,cezaevlerinde doğum yaptırıp,orada evlat büyüttüren Eylül,Eşleri,dostları birbirinden ayırıp etrafa saçtıran Eylül...keşke hiç yaşanmasaydın__ __ __ __
Yahya Bey ve Mualla Hanım'ın kızı Sevinç...
Adı Sevinç, lakin hayat boyu hiç sevinmemiş,hiç sevilmemiş Sevinç.Ailesinin 7 çocuğundan biri.Lakin Mualla Hanım'a göre kızlar gereksiz ve ayak bağı.İki evladı var aslan gibi Ferhat ve Mümtaz.
Gülden,Nehir,Sevinç,Ceylan ve Fulya olmasada olurdu ona göre.Yeterki oğlu olsundu...Birkez saçları okşanmadı kızların,birkez sarılmadı onlara Anneleri.Mesela Ceylan hiç masada ders çalışmadı,Mümtaz çalıştı.Fulya hiç sofrada sevdiğim yemek deyip çalakaşık yiyemedi,Ferhat yedi...
Ahmet.....
Ahmet de ailesi ile düzgün bir iletişim kuramayan,kendisini vatan mücadelesine adayan bir gençti.
Üniversiteyi bitirip,çalışmaya başladığı zamanlarda tanıştı Sevinç ile.Sevinç,babasının bulduğu rahat işini bırakıp Ahmet ile evlendi. Mücadele içinde aileler karar vermez,bende tanımadan evlendim diyemedi.tek ortak noktamız hayata duruşumuz diyemedi.Dışlandılar.İstenmediler.Ahmet'in annesi de Sevinç'i istemedi.Siyasi suçtan aranan Ahmet ile,ordan oraya sürüklendi Sevinç.Gün geçtikçe karnı büyümeye başlayınca zorluklar da başladı.Bir göz odada,ekmek arası soğan yediler,çay diye bulanık su içtiler lakin mutluydular.Hayrandı Sevinç Ahmet 'e.Vurgundu Ahmet Sevinç'e...

İşte böyle başlayan aşk,ne yazık ki Ahmet'in yakalanıp idam ile yargılanmasıyla devam etti.Bu arada Sevinç oğlunu dünyaya getirdi ve ismini Ahmet'in bulunmamak için kullandığı isim olan "Selim" koydu.
Kayinvalidesine gitti/istenmedi
Ablasına gitti/eniştesi istemedi
Oğlu ile zayıfladılar...
Aç kaldılar...
Mecburen baba evine döndü Sevinç oğlu ile.
Orada da hiç istenmediler.Oğluna bir atlet alamadı Sevinç.Babası zenginliği ile herkese el uzatırken ,torununa,Sevincine hiçbirşey almadı.
Selim Mümtaz'dan tokat yedi,Sevinç görüş günlerine kız kardeşinin botlarıyla ayakları yara ola ola gitti
Selpak mendillerine yazılı mektupları ise,Ahmet'in kardeşi Mendo taşıdı durdu...
Kısa bir süre sonra Sevinç'te tutuklandı.Tek suçu kitap okumaktı
Oğlundan ayrı,Ahmetin den ayrı zor zamanlar yaşadı.Tek kapısını açan Gülgez'di.Ahmet'in en yakın dava arkadaşı Mazlum'un eşi Gülgez.Türkülerle isyanlarına ortak olan Gülgez.iki çocuğuyla kocasının yolunu gözleyen,açlık çeken,zorluk gören ,Mazlumum çıkınca hanımeli altında,hanımeli nin kokusuyla çay içeriz diye hayal eden Gülgez...
Ahmet'in annesi Sevinç ve Selim'i niçin istemiyordu?
Ahmet,12 Eylül gecesi neredeydi?
Ahmet konuşurken,Sevinç'in içi niçin acıyordu?
Sevinç,evlerinin polis baskınına uğradığını kimden öğreniyor?
Mazlum niçin tutuklandı?
Hangi romanın Su isimli kahramanının saçlarından asılması Sevinç'i etkiledi?
Töb_der li öğretmen kimdi?
Niçin tutuklandı?
Aranan devrimcilerin,yiyecek bulamaması için neler yapıldı?
Elif ananın kızı Yıldız,nasıl öldü?
İtirafçı kimdi?
Mendo,Sevinç ile nasıl tanıştı?
Sevinç'in İntihar eden kardeşi kimdi?öldü mü?
Cevcev kim?
Yılların hasretini nasıl giderdi?
Devrimciler,hangi değerleri taşıyordu?
Yıllara yayılan esaret,aşklarından neler götürdü?
Sevinç'in adresini ihbar eden kimdi?
Selim kimi annesi bildi?
Mazı odunlarının çıtırtısı nereden geliyordu?
Nehir'in kocası ne yaptı da kızları kızdırdı?
Sevdiğine "Hanımelim"diye seslenip seven kimdi?
Evi,bürokraside çare arayanlarla dolan Yahya Bey,kızına niçin melhem olmuyordu?
Eşo ana,oğluna kavuşabildi mi?
Kızlar,kim için el yağıydı?
Niçin istenmiyordu?
Elazığ,Hozat Garajında,Avukattan kim,kimin idam haberini aldı?
Sevinç,Ahmet'in hangi haraketine kırıldı?
Gülgez Mazlumuna
Sevinç Ahmetine kavuşabildi mi?
Müthiş bir hikâye,harika bir anlatım,film tadında bir kitap...
Siz de kahramanlarla birlikte olayları yaşıyor,hatta evin içinde Selim'i arıyorsunuz
Canınız vita yağlı ekmek istiyor...

Bu güzel kitap için
Yazarımıza,yayınevimize ve emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler ediyorum
Mutlaka Okuyun
Şiddetle Tavsiye Ediyorum

Yazarımı Yüreğinden,kaleminden öpüyorum
Sevgiler
ZeHra Gaylan
416 syf.
·7 günde·Puan vermedi
#kitapyorumum
#HanımeliVeKörebe
#NejlaArslan

Tam anlamıyla konusunu beğendiğim bir kitaptı. 1980 darbesinden ve siyaset nedeniyle içeriye alınan insanların yaşadıkları ağır şeylerden bahsediyordu. Tam anlamıyla bazı yerleri dehşet içinde okudum. Sevinç'in başına gelenlere pes dedim. Bir insan bu kadar mı bahtsız olur dedim. Destek verenler vardı tamam ama kötülük yapanlar daha çoktu. Ahmet'in ailesi, Sevinç'in kendi öz ailesi hepsi kötü bir tane iyi insan olmaz mı?
Sevinç için tam mutlu oldu derken son neydi öyle? Kitabın sonunu anlamadım, anlamak istemedim. Kabullenemedim. Selim ayrı, Ahmet ayrı dehşete düştüm resmen.
Yazarın anlatımını başta kavrayamadım. Çok hızlı bir anlatımı vardı. Sevinç hariç diğer karakterlerin de hayatına, düşüncelerine çok sık yer vermiş yazar. Çok detay vardı. Ama onun haricinde okudukça alışıyorsunuz. Gerçekten o zamanlarda yaşamak istemezdim. Yazar yaşanan umutsuzluğu, acıları çok güzel işlemiş.

Kadınların zorluklara karşı yaşadıklarıyla nasıl baş etmesi gerektiğini gösteren bir kitaptı. Nehir, Gülden onlara ayrı üzüldüm. Bir insan kendinden bu derece vazgeçmemeli bence.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nejla Arslan
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Afşin, Kahramanmaraş, 1960
Kahramanmaraş Afşin'e bağlı Berçenek Mahallesinde dünyaya gelen Nejla Arslan, İlk ve Orta okulu Afşin’de okudu. 1979 yılında Kahramanmaraş Öğretmen Lisesinden mezun oldu. Bir süre Afşin Elbistan Termik Santralinde memur olarak çalıştı.

Nejla Arslan 2 Çocuk annesidir.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 9 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 1 okur okuyacak.