Nilay Ormanlı

Nilay Ormanlı

ÇevirmenEditör
8.3/10
2.224 Kişi
·
8,8bin
Okunma
·
0
Beğeni
·
94
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
136 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Dikkat! Kitap içerisinde, bize sunulan fikirlerden bahsetmiş bulundum. Bunu spoiler olarak değerlendirenler olabilir. Dolayısıyla uyarıda bulunuyorum.

Barış Özcan ağabeyimizin tavsiye ettiği bu kitabı okumuş bulundum.

İnsanın 'sadece makine' olduğunu savunan yaşlı amcamız ile genç arkadaşımızın diyalog savaşı ile karşılaştım kitapta. İlk sayfasını okurken nereye soktun beni Barış abi, desem de hemen sonrasında açtı kitap kendini bana.

Ben ayfaları çevirdikçe sayfaların bana çevirdiği sorular aklıma tokat atmaya başladı. Yaşlı amcanın, "insanın kendi kendine fikir üretemeyeceği, bütün fikirleri dışarıdan sağladığı" gibi bir fikri vardı. Ben bunun doğruluğunu düşünürken, "İnsanların kendi üzerinde hak iddia edemeyeceğini" de söyledi. Oturup bunları not aldıktan sonra devam ettim. "İnsanın başarısı kendine ait değildir, sadece yapısına ve dışarıdan bunu şekillendiren etkilere aittir." İşte biraz kafam almaya başlamıştı, bunun ilk hipotezle bağlantısı vardı.

Ben daha bunları sorgularken yeni bir tokat daha geldi amcadan. 'İnsanı bir şey yapmaya iten tek bir dürtünün olduğunu ve bunun da -ruhunu tatmin etme dürtüsü- olduğunu' söyledi. "Başkasına yardım ederken bile önce kendi ruhumuz için yaparız." Vay be! Biz nasıl insanmışız?

Kitabın devamında amca yukarıda ki söylediklerini örneklerle açıkladı. O zaman daha da tatmin oldum. Sonra, insanın içindeki bu dürtünün eğitilmesinden bahsetti. Çokta güzel bir tembihi vardı.(syf69) Hayatımda aldığım en değişik tembih diyebilirim. Ben kendimi eğitmekle savaşırken bir de içimdeki dürtü çıktı başıma.

Kitabın sonlarına yaklaşırken; 'aklın insandan bağımsız olduğunu ve insana itaat etmediğini' de öne süren amcanın, bunları bir de yemek tarifi verir gibi rahat anlatmasını da görmüş bulundum. Yok artık daha neler! Ne işe yarıyoruz o zaman biz?

Akıldan da düşünmeye sektikten sonra, "hayvanlarında düşünebildiğini" söyledi amca. Bunu kanıtlaması da kolaydı ama insanı fareyle ve karıncayla aynı kefeye koyup değerlendirmesi bana inandırıcı gelmedi. Hatta onları insandan daha bile üstün tuttu. Şaşırdım ve ikna olmadım.

Artık sona geldiğimde "Özgür irade diye bir şey yoktur ve aklın duyguları da yoktur." fikirleriyle karşılaştım. Bunların da örnekleri sunulduktan sonra beyin fırtınam başladı. Kafam karıştı.

Kitabın finalinde; amca güzel bir sonuç bölümüyle toparlamasını yapıyor. Her şeyimizi Tanrı'nın yarattığını söylüyor. Doğru söze ne hacet... Vücudumuz, aklımız, vicdanımız çok farklı ve birbirinden bağımsız çalışıyor. Bu kadar karmaşık vücudu yaradana şükür etmek lazım. Son olarakta amca, kafanıza takmayın dedikten sonra kitabı bitiriyor.

İnsanın gerçekten makine olduğuna ikna olmuş bulunmakla beraber, Serdar Ortaç ağabeyimizin "Kafamda deli sorular, kolayca atamıyorum." sözü kulaklarımda gezinmeye başladı...
• • • • • • • •
•Bu kitap benim için bir kapı oldu. Bitirdikten sonra, artık daha fazla felsefe kitaplarına yoğunlaşmaya karar verdim.

•Kitap bana kendimi sorgulatmamı sağladı, derin düşündürdü.

•130 sayfalık bir kitabı 2 saatte rahatlıkla bitirebilirken, kendisini 2 günde bitirdim. Üzerinde epey düşündüm. Asıl okumak ve öğrenmek böyle başlasa gerek.

Darısı okuyanın başına...

Kendinize, insanlığa çok farklı bir pencereden bakmanızı sağlayacak. Barış abi tavsiyesi, benden incelemesi, artık sizden de okuması...

Saygılarımla.
136 syf.
·3 günde·7/10 puan
“İnanmıştım ve bu inancımla mutluydum; sen, inancımı ve huzurumu elimden aldın. Şimdi elimde hiçbir şey kalmadı ve sersefil ölüyorum; çünkü bana anlattığın şeyler, benden alıp götürdüğün şeylerin yerini doldurmuyor.”

Bu alında kendimi görüyorum şu an.
Kitabın kapağını kapattıktan sonra duvara boş boş bakarak ‘Sahi insan nedir?’ dedirttin Samuel Langhorne Clemens.
Barış Özcan’ın neden bu kitabı kesinlikle okumalısınız dediğini yeni yeni idrak edebiliyorum. Ama bence bu kitabı iki kere okumalıyız.
Günlük yaşantımı, iyiliği, merhameti sorgulatan bir eserle ilk tanışmam oldu, şu an aramız muallakta.


Felsefe seviyorum fakat olağanüstü iddiaları olan kitabın etkisinden çıkmam biraz zor olacak.
Kitabın ilk basımında yazar fazla okura ulaşmasını istememiş ve bu nedenle sadece 250 adet basılmış. Nitelikli okurlara ulaşması için mi yoksa insanın doğasının tek bir nedene bağlı olarak hareket etme olgusunun tepki çekeceğinden bilinmez.
Benim hem şapka çıkardığım hemde ‘yok artık anne bu, olmaz olamaz’ diye kızdığım satırlar oldu.
Handikaplı bir okumaydı genele bakarsak ve güç.

Aslında Dosto hayranı olarak birkaç alıntılarının merkezinin aynı kapıya çıktığını farkettim.

“Kimse seni sen olduğun için sevmeyecek,herkes seni, seni sevmenin onlara ne kadar yakışacağını düşündüğü için, yani kendi için sevecek...” Dostoyevski

“Adamı yaşlı kadının yardımına koşmaya iten güdü öncellikle kendi içini ferahlatmaktı; ikinci olarak kadının ızdırabını dindirmekti.” Mark Twain

İkisi de insanoğlu benliğinin doğuştan bencil olduğunun kibarcasını vurgulamış.
Yalnız Twain iyiliğin, merhametin tamamen olmadığını ve insanlığın tüm eylemlerinin ‘içimizdeki efendiyi rahatlatmak, dış etkilerden tepki çekmemek’ adına yaptığımız kanısında.
Oldukça tartışmalı ve bol açık oturumlu bir felsefik öykü.
Kitaptaki genç adam kadar şaşkın kapattım kitabı, normalde 50. sayfada kitapla bütünleşmem gerekirken 100. sayfada kendi davranışlarımı, etrafımdakilerin bana olan davranışlarını sorgulamaya başladım.

Aman diyim, düşüncelerinizi kaptırmaya elverişli ve müşkülpesentseniz pek öneremeyeceğim.
Şaka bir yana, gökkuşağıma en az üç renk kattım.
136 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Öykü ve romanlarıyla tanıdığımız ünlü Amerikalı yazar Mark Twain, uzun bir ara verdikten sonra yazmış olduğu İnsan Nedir? adındaki bu felsefe ve düşünce kitabıyla bizleri şaşkınlığa uğratıyor. Belirli bir zümre için sadece 250 adet basılmış olan bu önemli kitabı okuma şansına eriştiğimiz için şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Okudukça neden sınırlı sayıda dağıtıldığını daha iyi anlıyoruz. Mark Twain insan olmaya dair bildiğimiz birçok olguyu çürütüp çöpe atmamıza neden olurken aynı zamanda çok farklı bakış açıları kazandırıyor bizlere. Kitapta genç adam ve yaşlı adam olmak üzere sadece iki kahraman yer alıyor ve bizler onların diyaloglarını okuyoruz. Kitabın dili çok sade olmasa da dikkat vererek okunursa anlaşılırlığı kolaylaşıyor. Zaten kitabı iki kişi çevirmiş onlar da zorlanmıştır muhakkak. Genel anlamda eser şüpheci ve meraklı genç bir adamın sunduğu önermeler ve sorduğu sorulara karşılık, tecrübesini konuşturarak cevaplar veren bilgili bir yaşlı adamın tartışması biçiminde. Bana sanki yaşlı adam Mark Twain gibi geldi çünkü okurken o konuşuyormuş gibi geliyor. Yazıldığı döneme göre fazla bir kitap olduğunu düşünüyorum. İnsanı makineye benzetmek, içindeki efendiyi memnun etmek, dış etkilerle öğrenim sağlamak ve zihnin kontrolsüzlüğü gibi tartışmalı tanımların bulunduğu kitapta bunların nasıl bir mantık çerçevesinde ele alındığını görebiliyoruz. Saçma bulacağınız ve katılmayacağınız görüşler olabilir kitapta fakat bunların desteklendiği örneklere bakarak kendi içlerinde bir mantık olduğunu görmeniz mümkün. Hiç böyle düşünmemiştim dediğim yerler çok oldu benim. Hayatı farklı açıdan değerlendirerek insan olduğunuzu hissettiren bir eser diyebilirim. Okurken dertleri unutup en azından hayattayım dediğimi hatırlıyorum. Fakat mucizevi bir kitap değil, sadece beğendiğim için bunları belirtiyorum. Mark Twain'i daha yakından tanımak ve hayata farklı açılardan bakmak isterseniz okumanızı öneririm.
136 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Normal insanlar Mark Twain’i küçükken okuduğu için bu yazarın okuduğum 21311. kitabı diyebilirdi. Ama Bilal Günaydın normal insanlar gibi küçükken kitap okumadığı için, yazardan okuduğu ilk kitabı sayılabilir. Kitabın konusuna geçmeden önce incelemeyle ilgili ufak bir anekdot anlatalım. Graces sitede #95071355 iletisini atıp Bilal Günaydın ‘ın yazdığı incelemelerin okunmuş bir kitap kapsamında hanemize eklenmesini istedi. O gün biraz yaygara falan koptu :D Ama Graces ‘ın unuttuğu bir şey vardı; ortak bir kitap okuyacak ve inceleme yazacaktık. O iletiyi bu ironik hareketinden bağımsız olarak mı yoksa bağımlı olarak mı attığı tam bir sır :D

Aramızda geçen 36 gün, 17 saat, 29 dakika, 35 saniye süreli tartışmanın sonunda bir kitap belirledik ve buradayız :)


Yavaş yavaş kitapla ilgili düşüncelerimizi aktaralım. Öncelikle kitabın dilinin yer yer kafa karıştırıcı olmasına rağmen klasik felsefi kitaplara kıyasla gayet anlaşılır olduğunu düşünüyoruz. Ancak gayet anlaşılır olmasının yanında üzerine de sık sık düşündürüyor. Eğer bu kitabı birileriyle birlikte okursanız uzun uzun tartışma ihtimalinizin de yüksek olduğunu düşündüğümüzü ifade ediyor, kitabın incelemesine geçiyoruz.

İnsan bir makine midir?
İlk olarak bu cümlenin bize ne düşündürdüğünü ifade etmeden önce yazarın bu noktadaki düşüncelerine kısacık değinelim. Yazar diyor ki: “İnsanın ne olduğunu; neden yapıldığı, kalıtımla aldıkları, çevresel etkiler ve ilişkilerle belirlenir. O sadece dış etkilerle harekete geçirilir, yönlendirilir ve KUMANDA edilir. Hiçbir şeye, bir düşünceye bile kaynaklık edemez.”

Yani yazar, insanı aslında boş ve karanlık bir odaya benzetiyor. Eğitimle bu odanın duvarları boyanıyor, sosyal ilişkilerle içine eşyalar yerleştiriliyor, okuduğu kitaplarla penceresinde çiçekler yetiştiriliyor ve son olarak da lamba takılıp aydınlatılması sağlanıyor. Dış etkilerle oluşturulmuş bu tasarımdan sonradan dâhil edilen dış müdahaleler kaldırıldığında geriye boş ve karanlık bir oda yani boş bir insan kalır. Bu durumu da yazar insanın makine olmasına bağlar. Yazarın temel düşüncesi budur.

Peki, bu tanıma bağlı kaldığımızda özgün bir fikir ortaya koymayı, yaratıcı düşünceyi nereye koyacağız? Zira yazar insanın sıfırdan oluşturulacak bir fikri bulamayacağını ancak bir dış etki sonucunda ortaya koyabileceğini ifade ediyor. Zihninizde şekillenmesi için bir örnek vereceğiz.

Kuşun kanatlarını kullanarak uçmasından ilham alınarak uçak tasarladığımızı düşünelim. Bu noktada uçağın kanatlarını kuşun kanatlarına benzetip uçağımızı tasarladık. Fikri nereden aldık? Kuştan değil mi? Peki, bu dış bir etki midir? Yazara göre evet bu bir dış etkidir. Peki, özgün ve yaratıcı bir fikir midir? Hayır, çünkü biz kuşu taklit ettik. Kuşun uçuşundan aldığımız ilhamı, daha önce aldığımız eğitim vs gibi dış etkilerden öğrendiğimiz deneyimlerle birleştirerek uçak yaptık. Yazar bu noktada dış etkilerden bağımsız bireysel bir katkı olmadığını savunur, haliyle bu icadı özgün ve yaratıcı bulmaz. Sıfırdan bir şey oluşturmadığımızı ifade eder.

Şu an hepimizin aklına aynı şey gelmiş olmalı. Peki, özgür irademiz bu makineleşmiş sistemde hangi noktadadır? Özgür irade deyince hepimizin aklına aşağı yukarı aynı şeyler gelecektir. Tüm eylemlerimizi kendi isteklerimiz ve arzularımız doğrultusunda gerçekleştirdiğimizi söyleriz. Bu gerçekten böyle midir? Bize öğretilen budur ama yazar ne yazık ki bizimle aynı fikirde değil. Yazar diyor ki; kendi isteklerimiz ve arzularımızın kaynağı biz değiliz. İstek ve arzuları şekillendiren mizacımız, yaşadığımız çevre, aldığımız eğitim, sosyal ilişkilerimiz vb olduğu için; yaratıcı bir fikir oluşturamadığımız gibi tamamen kendimize ait bir istek ve arzumuz da oluşmaz.

Örneğin, Şekip amca gidip de saçını mora boyamaz. Çünkü Şekip amcanın mizacı, yetiştirilme tarzı, eğitimi, yaşadığı coğrafyanın kültürünün (dışsal etkilerin) oluşturduğu kişilik bu eğilimde değildir. Ama aynı şartlara sahip Atalay amcanın kişiliğine etki eden başka bir parametre (örneğin mizacı) onda daha farklı bir kişilik oluşumuna sebep olduğu için, o saçlarını mora boyayabilir. Bu noktada yazar özgür irade değil özgür seçimin varlığını savunur. Yani boyamak mı doğru olandır, boyamamak mı? Beynin görevi doğru olanı seçmekten ibarettir. Burada da beyne etki eden dışsal sebeplerden yola çıktığımızda özgür seçimin, özgür iradeyle çelişmediği aksine onu desteklediği sonucuna varırız.

Kendine Kendini Onaylatmak
Öncelikle yazarın tanımını aktaralım: ”Beşikten mezara, bir insan, hiçbir eylem yapmaz ki temelinde etken olarak İLK VE EN ÖNCE KENDİSİNİN zihinsel huzur ve ruhsal rahatlığı olmasın.”
Yazar, her insanın vicdanının kendi efendisi olduğunu savunuyor. Haliyle iyilik ya da kötülük adı altında yaptığımız eylemlerin ilk amacı öncelikle kendimizi tatmin etmek, ikinci amaç ise karşı tarafa yarar sağlamak ya da zarar vermektir.

Bu gerçekten böyle midir? Sevdiklerimize, aşık olduğumuz kişiye, ailemize yaptığımız bir iyiliğin ya da kötülüğün ilk amacı içimizdeki efendiyi (vicdanımızı) tatmin etmek midir? Ahlaki değerler bu işin neresindedir? Vatanı için fedakârca savaşan bir asker de mi ilk olarak kendini (vicdani efendisini) tatmin etmek istemektedir? Ya annelik duygusu? Mark Twain sana diyorum. Anayım ben ana :D (Graces diyor, yanlış anlamayın :)))
Arkadaşlar aramızda kavga ettik, saçlarımızı falan da yolduk (Tuğba zararlı çıktı. Çünkü onun saçı daha uzun. Azdan az çoktan çok gider misali :D) ama yine de kendimizi yazara katılırken bulduk. Şöyle ki, kimsenin haberi olmadan yaptığımız eylemleri ele alalım, örneğin; bir yardım kampanyası için attığımız mesaj, yaptığımız kan bağışları vb. Bu iyiliklerimizde bile onlar için ne kadar üzgün olsak da onlara yardım ederken ruhsal bir tatmin yaşamaktan kendimizi alamayız.

Şüphesiz bu hayatta annelerden daha fedakâr olabilecek kimse yoktur. Evlatları için yapamayacakları herhangi bir eylem de söz konusu değildir. Gelin görün ki, Mark Twain bu şekilde düşünmüyor. Tüm kültürlerde kutsal sayılan anneliğin bile çocukları için yaptıklarının ilk amacının ruhsal tatmin olduğunu ifade ediyor. Hatta eğer aynı tatmin duygusunu yaşayabilseydi aynı özveriyi başkalarının çocukları için de gösterirdi diyor. İkimiz de anne olmadığımız için bu konuda çok da artistlik yapamıyoruz: D (Bilal Günaydın: Arkadaşlar hormonal bir bozukluğum yok. Ciddiye almayın :D) Ama eminiz ki aranızda anne olanlar yorumda bu konuya itirazlarını dile getirecektir. Lütfen getirin :D

İçgüdü ve Düşünce
Yazarın içgüdü ve düşünce tanımları şu şekilde:
İçgüdü: “Miras olarak alınan ve düşünülmeden mekanik şekilde kullanılan alışkanlıklardır.”
Yani yazar diyor ki hayvan türlerinin ilk örneklerinin yaptığı belirli bir davranışın kalıtım yoluyla sonraki nesillere aktarılması sonucunda bu davranışın otomatik olarak sürdürülmesidir. Buna örnek olarak yazar diyor ki; çayırda otlayan bir inek sürüsünün kafası aynı yöne dönüktür. Neden? Çünkü inekler, rüzgârın düşmanın kokusunu getirdiğini fark eden atalarından kalma bir içgüdüsel davranışı yapmaya devam etmektedirler.

Düşünce: “Dışarıdan alınan izlenimlerin mekanik ve otomatik olarak bir araya getirilmesi ve bunlardan bir çıkarım yapılması.”

Yazar burada içgüdü ve düşünceyi kıyaslamış. Aralarındaki fark içgüdünün yeni nesillerde tekrar bir düşünce sürecinden geçmeden uygulanmasıdır. Fen bilgisi kitaplarından öğrendiğimiz “Hayvanlar sadece içgüdü ile hareket ederler.” bilgisinden farklı olarak hayvanların da düşünebildiğini ifade etmektedir. Zira, yeni nesiller karşılaştıkları yeni durumlar için akıl yürüterek çözüm üretebilirler.

Örneğin; https://www.youtube.com/...&ab_channel=24TV linkinde yer alan Negro adlı köpek, insanların marketten alışveriş yaparken kullandığı banknotları yaprağa benzetiyor. Çevreden topladığı yapraklar ile markete gidip ağzındaki yaprağı vererek yemek istiyor. Aranızda 1214 yaşında olan biri varsa köpeğin o dönemde kâğıt para kullanıp kullanmadığını kanıtlayabilir. Çünkü kâğıt para ilk olarak M.S 806 tarihinde Çin’de kullanılmıştır. Aranızda bu yaşta kimse olamayacağı için kanıtlamanız da mümkün değildir. Haliyle kalıtsal bir içgüdü aktarımı da söz konusu değildir. Negro, ilk defa karşılaştığı bir durum karşısında çevrede yaşayan insanları gözlemlemiş ve çözüm üretmiştir. Bu da hayvanların düşebildiğini kanıtlar nitelikte diye düşünüyoruz.

İncelemeyi biraz toparlayıp, nelere değindiğimizi tekrar ifade edelim. İnsan, makinevari bir çalışma sistemine sahiptir. Özgür iradesi yoktur. En fazla doğru ve yanlışı ayırt ederek özgür seçim yapabilir. Temel amacı da kendini kendine onaylatmaktır. Bunların yanında hayvanların da aynı insanlar gibi makine olduğunu öğrendik. Şu ana kadar sadece insanların düşünerek hareket ettiğini biliyorduk. Ancak hayvanların da sadece içgüdülerini kullanmadığını, yeri geldiğinde aynı insanlar gibi akıl yürütüp çözüm üretebildiklerini de öğrendik.

Özetlemek gerekirse kitabı oldukça beğendik. Çokça uğraşmamıza, aramızda tartışmamıza rağmen doğru düzgün bir olumsuz eleştiri getiremedik. (Bilal Günaydın diyor ki bir arkadaşım bana pragmatizmi olumsuz şekilde eleştirecek bir kitabı önerecekti. Sunum, sınav vs diyerek halen önermedi. Eğer o kitabı okumuş olsaydım, kendini kendine onaylatma durumuyla ilgili eleştirilerimi yazabilecektim. Netten de çok net bir şey bulamadım. Bu arada o arkadaşın baş harfi Δες Τινα’dır. :D Eminim gelip bu iftira falan diyecektir ama aslında eleştirmeyeyim diye fırsatları değerlendiriyor :D :D Yer mi bunu Bilal Günaydın? Yemez :D ) Yazarın düşüncelerine katılmak durumunda kaldık, gerçekten çok ikna ediciydi. Yazar, düşüncelerini ifade ettikçe Allah’ını seven defansa gelsin de bizi bunlardan kurtarsın diye bağırdık da yine gol yemekten kurtulamadık: D Arkadaşlar yazar haklı, dağılalım :D

İncelemeyi sonuna kadar okuyan herkese teşekkür ediyor ve kitabı okumasını tavsiye ediyoruz. İyi okumalar dileriz.
184 syf.
Bir bakış da yaralar, bir söz de.
Ve bazen yavaş yavaş..sevmeyi tutsak etmek sanarak..
Tıpkı bir kafese kapatır gibi.

"OYSA HERKES ÖLDÜRÜR SEVDİĞİNİ.."
Zihninde büyütüp büyütüp tüketerek.
Başka bir şekle sokarak, istediği resme hapsedip, istediği renge boyayarak..
Varlığından çalarak.
"BENİM " diyerek.
Benim sanarak..

Zindan burası..cehennem!
Zifiri bir boşluk.
Dehşet içinde çırpınan ruhlar..
Gözyaşı kurşun kadar ağırdır burada. Herkesin kan damlar yüreğinden.

Rüzgarın bile inlediği, fecrin kızardığı ,insanların boyunca acıya battığı, ama gözlerinde hiçbir duygu ifadesi bırakmayan zindan..

Herkesin cehennemi aynı ama ateş ortak.
Azalan gökyüzü ortak.
Tükenen hayaller ortak.
Yok olan umutlar ortak.
Kaynayan kirecin yuttuğu etler, kemikler, yürekler ortak..

Zindan burası.
Ruhunda bitmeyen bir kavgayla ölümü bekler burada insanlar.
Üzerlerinde isimlerin yazılmış olduğu mezarlara doğru sürünür ; yorgun, çaresiz, umutsuz ruhlar..

Ve umutsuzluk çıldırtır insanı.
Umudunun kalmadığını, olmadığını kabul edebilmek kadar korkunç bir işkence yoktur.

Celladın kanlı parmakları arasından dünyayı son defa seyrederken, merhametsiz, hissiz gözlerinin dehlizine yuvarlanır gibi..
Burada demir kapanlara yakalanır insanlar..ve avutulmamış yürekleri.

Ete kemiğe bürünen bir endişe, nefes alan bir korku, dolanır durur ortalıkta.

Bu eser, Oscar Wilde 'in bize son seslenişi. Yazdığı son eser.
Zindanda tanıdığı Charles adındaki bir mahkumun hikayesi.
Sevgisinin şiddetiyle karısını öldüren.
Otuz yaşında idam edilen.
Mezarına kireç dökülen.
Dua bile etmeyen.
Her şeyi kabullenen..

"OYSA HERKES ÖLDÜRÜR SEVDİĞİNİ ..
AMA HERKES ÖLDÜRDÜ DİYE ÖLMEZ.."



Keyifli okumalar..:)
136 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
İnsan nedir diye sorulduğunda herkesin tanımı farklıdır muhakkak benim için ise insan demek Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’da yer verdiği şu satırlarla anlam bulur;
‘’ Her şey insanın içinde yaşadığı ortama, şartlara bağlıdır. Her şeyi belirleyen çevredir, insansa bir hiçtir. ‘’

Evrende bir toz zerresi kadar yer alan Dünya üzerinde yaşayan küçük canlılarız, Dünya benim etrafında dönüyor zannederken aslında bir toz zerresi içinde yaşadığını hatırlamalı insan.. Türlü donanımlara sahip sadece bir makineyiz. Yalnızca, kendi onayını güvenceye almak isteyen bir makine..

Mark Twain’in 1900’lü yıllarda kaleme aldığı mükemmel eseri. Yazarın okuduğum ilk kitabı bakış açısı ve konusu itibariyle insana kendini sorgulatan gerçekten böyle miyiz diye düşündüren bir içe dönüş kitabı. Kendisi eleştirilerden çekindiği için ilk basımında yalnızca 250 adet basılmış ve bugün elimize ulaşıyor.

İçerik itibariyle insan psikolojisi üzerinde durulmuş ve aslında ön yargılarımızla bencillik ve egomuzla hiç yüzleşmediğimiz bir yerden karşımıza çıkıyor. Bir iyilik yaparken bile aslında karşımızdakini mutlu etmeyi değil kendi onayımızı almayı, kendi iç tatminimizi sağlamak için bu iyiliği yaptığımızı yüzümüze vuruyor. Sahip olduğumuzu sandığımız insani değerlerin hiçbiri bize ait olmadığını yalnızca mizacımızın var olduğunu ve geri kalan her şeyin milyonlarca dış etken sonucunda bize geldiğini savunuyor. İnsanın hayatında yer verdiği kendi iradesi ile seçtiğini sandığı hiçbir şey aslında ona ait olmadığını çevrenin etkisi ile hayatında bir şekilde yer bulmasını anlatıyor. İnsan nedir sorusu ile sorgulatan kendini tanımaya yönelten her yönüyle insana bir şeyler katacak tekrar tekrar okunmayı hak edecek güzel bir eser.


‘’Kişisel değer mi? Cesur insan cesaretini kendi yaratamaz. Ona sahip olduğu için üzerinde kişisel hak iddia edemez. Doğuştandır. Milyar dolarla doğmuş bir bebeği düşün, kişisel değer bunun neresinde ? Hiçbir şeyi olmadan doğmuş bir çocuğu düşün, kişisel kabahat bunun neresinde? Şakşakçılar ilkine yaltaklık edecek, hayranlık duyacak, tapacak. İkincisiyse hor görülecek, ihmal edilecek. Mantık bunun neresinde ?’’
136 syf.
·3 günde·Beğendi
Kitabı okurken bolca "vayyy" ve "hakketen" sözlerini kullandım.
Kitapta yaşlı adam ve genç adamın sohpetleri geçiyor. Sadece bu iki adam konuşuyor. Yaşlı adam sürekli ortaya bir idea atıyor kendi fikirlerini beyan ediyor ve insanın bir makine olduğunu iddia ediyor. Genç adam ise sürekli sorular sorup yaşlı adamın düşüncelerine karşı çıkıyor(her zaman değil)
Kitapta ki örnekler gerçekten muazzam. Normalde bu tarz kitaplarda örnekleri okumak beni sıkardı ama bu kitaptaki örnekler çok başka.
Kitabın başında yaşlı adama karşı"ne diyo bu adam?" Derken sonlarında "adam haklıymış" diyorsunuz.
Okuması muazzamdı su gibi akıp gitti sayfaların nasıl ilerlediğini anlamadım bile.
Mark Twain resmen zekasını bu kitapta ortaya koymuş.
136 syf.
·7 günde·8/10 puan
‘Barış Özcan’ tavsiyesiyle okumaya başladığım 2. kitap. Sohbet edercesine yazılmış bu kitap insanı istemsiz içine alarak okuyucunun kendini genç adam yerine koyup yaşlı adamın neler söyleyeceğine kulak kesilmesine sebep oluyor. Bazı yerlerde olmaz canım böyle derken öyle örneklemelerle kendini doğruluyor ki şaşıp kalıyorsunuz bu yaşlı adama. Gerçekten de öyle mi diyerek bitirdiğim bu kitap bana hayata bakarken ‘doğru soru sormanın’ neleri ortaya çıkarabileceğini fark etmemi sağladı. Teşekkürler Mark Twain.
136 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kitabı okumaya başladığımda dedimki “işte sonunda benim gibi düşünen birini daha buldum, oh be” dedim açıkça abartısız...

Kitabın ana temasına değinecek olursak şöyle: Dünya üzerinde gelip geçmiş, yedisinden yetmişine yaşamış her insanın yaptığı herhangi bir eylemi çıkarsız yapamayacağıdır.
Evet ben bu düşünceyi benimsiyorum neden mi? alenen doğru bir düşünce olduğundan. Bazı insanlar hayır çıkarsız iyilik yapan insanlar var, hemde hiç bir yarar gözetmeksizin bunu yapanlar var diyeceğinizi düşünüyorum. Fakat yanlış!
Örnek verelim; soğuk bir günde evi 30 dakika uzaklıkta olan bir adam, otobüse binerek daha kısa bir sürede gideceği yerine, durakta dilenen yaşlı bir kadına otobüs parasını vermesi ve eve bu soğukta yürüyerek gitmesi... Çoğu kişi burada bu kişinin yararı yok zarar var diyecektir. Bende hayır yanlışınız var bu insan eğer ki o dilenciye o parayı vermese kaygı duyacaktı veya o kişiyi o akşam uyku tutmayacaktı belkide ve hatta o parayı o dilenciye verdi diye soğukta yürümek zorunda kalacaktı evet ama iyilik yapmış bir insanın neşesine ve mutluluğuna sahip olacaktı...

Açıkça söylemek gerekirse burada bu insan kendi çıkarının pek farkında olmayacak fakat insanın maneviyatı bu çıkarı gözeterek eylem gerçekleştirmekten başka hiç bir şey yaramaz, kısa ve net.

Olayı açıklamaya gelirsek bu adamın çıkarı bir otobüs bileti fiyatına aldığı
- 30 dakikalık eve yürüyüşü ve sonrasında ruhani görevi yerine getirmişlik ve bunun karşılığında kazandığı ruhani durum ve kısa bir süreliğine de olsa huzur!
- Gece olduğunda rahatça ve huzurlu bir şekilde uyuyabilmek.
- Ve yine kısa bir süreliğine de olsa kaygı duyacağı o düşünceyi kafasından atmak!

Olayın özeti: Bu kadar şeyi sadece 75 kuruşa satın almak çıkardan başka nedir?

Yani bu kitabı okuduğunuzda, o kurulu düzenin sadece çıkar üzerine olduğunu anlayacak ve kendinizle bir çok sayfada çelişeceksiniz.
İyi Okumalar - Bilal YÜCEL

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 8,8bin okur okudu.
  • 325 okur okuyor.
  • 5,1bin okur okuyacak.
  • 99 okur yarım bıraktı.