Nilay Ormanlı

Nilay Ormanlı

ÇevirmenEditör
8.2/10
1.047 Kişi
·
3.178
Okunma
·
0
Beğeni
·
45
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
136 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Dikkat! Kitap içerisinde, bize sunulan fikirlerden bahsetmiş bulundum. Bunu spoiler olarak değerlendirenler olabilir. Dolayısıyla uyarıda bulunuyorum.

Barış Özcan ağabeyimizin tavsiye ettiği bu kitabı okumuş bulundum.

İnsanın 'sadece makine' olduğunu savunan yaşlı amcamız ile genç arkadaşımızın diyalog savaşı ile karşılaştım. İlk sayfasını okurken 'nereye soktun beni Barış abi?' desemde, hemen sonrasında açtı kitap kendini bana.

Sayfaları çevirdikçe bana çevrilen sorular aklıma tokat atmaya başladı. Yaşlı amcanın, 'insanın kendi kendine fikir üretemeyeceği, bütün fikirleri dışarıdan sağladığı' gibi bir fikri vardı. Ben bunun doğruluğunu düşünürken, 'İnsanların kendi üzerinde hak iddia edemeyeceğini' de söyledi. Oturup bunları not aldıktan sonra devam ettim. 'İnsanın başarısı kendine ait değildir, sadece yapısına ve dışarıdan bunu şekillendiren etkilere aittir.' İşte biraz kafam almaya başlamıştı, bunun ilk hipotezle bağlantısı vardı.

Ben daha bunları sorgularken yeni bir tokat daha geldi amcadan. 'İnsanı bir şey yapmaya iten tek bir dürtünün olduğunu ve bunun da -ruhunu tatmin etme dürtüsü- olduğunu' söyledi. 'Başkasına yardım ederken bile önce kendi ruhumuz için yaparız.' Vay be! Biz nasıl insanmışız?

Kitabın devamında amca yukarıda ki söylediklerini örneklerle açıkladı. O zaman daha da tatmin oldum. Sonra, insanın içindeki bu dürtünün eğitilmesinden bahsetti. Çokta güzel bir tembihi vardı.(syf69) Hayatımda aldığım en değişik tembih diyebilirim. Ben kendimi eğitmekle savaşırken bir de içimdeki dürtü çıktı başıma.

Kitabın sonlarına yaklaşırken; 'aklın insandan bağımsız olduğunu ve insana itaat etmediğini' de öne süren amcanın, bunları bir de yemek tarifi verir gibi rahat anlatmasını da görmüş bulundum. Yok artık daha neler! Ne işe yarıyoruz o zaman biz?

Akıldan da düşünmeye sektikten sonra, 'hayvanlarında düşünebildiğini' söyledi amca. Bunu kanıtlaması da kolaydı ama insanı fareyle ve karıncayla aynı kefeye koyup değerlendirmesi bana inandırıcı gelmedi. Hatta onları insandan daha bile üstün tuttu. Şaşırdım ve ikna olmadım.

Artık sona geldiğimde 'Özgür irade diye bir şey yoktur ve aklın duyguları da yoktur.' fikirleriyle karşılaştım. Bunların da örnekleri sunulduktan sonra beyin fırtınam başladı. Kafam karıştı.

Kitabın finalinde; amca güzel bir sonuç bölümüyle toparlamasını yapıyor. Her şeyimizi Tanrı'nın yarattığını söylüyor. Doğru söze ne hacet... Vücudumuz, aklımız, vicdanımız çok farklı ve birbirinden bağımsız çalışıyor. Bu kadar karmaşık vücudu yaradana şükür etmek lazım. Son olarakta amca, kafanıza takmayın dedikten sonra kitabı bitiriyor.

İnsanın gerçekten makine olduğuna ikna olmuş bulunmakla beraber, Serdar Ortaç ağabeyimizin "Kafamda deli sorular, kolayca atamıyorum." sözü kulaklarımda çınlamaya başladı...
• • • • • • • •
•Bu kitap benim için bir kapı oldu. Bitirdikten sonra, artık daha fazla felsefe kitaplarına yoğunlaşmaya karar verdim.

•Kitap bana kendimi sorgulattı, derin düşündürdü.

•130 sayfalık bir kitabı 2 saatte rahatlıkla bitirebilirken, kendisini 2 günde bitirdim. Üzerinde epey düşündüm. Asıl okumak ve öğrenmek böyle başlasa gerek.

Darısı okuyanın başına...

Kendinize, insanlığa çok farklı bir pencereden bakmanızı sağlayacak. Barış abi tavsiyesi, benden incelemesi, artık sizden de okuması...

Saygılarımla.
136 syf.
·3 günde·7/10
“İnanmıştım ve bu inancımla mutluydum; sen, inancımı ve huzurumu elimden aldın. Şimdi elimde hiçbir şey kalmadı ve sersefil ölüyorum; çünkü bana anlattığın şeyler, benden alıp götürdüğün şeylerin yerini doldurmuyor.”

Bu alında kendimi görüyorum şu an.
Kitabın kapağını kapattıktan sonra duvara boş boş bakarak ‘Sahi insan nedir?’ dedirttin Samuel Langhorne Clemens.
Barış Özcan’ın neden bu kitabı kesinlikle okumalısınız dediğini yeni yeni idrak edebiliyorum. Ama bence bu kitabı iki kere okumalıyız.
Günlük yaşantımı, iyiliği, merhameti sorgulatan bir eserle ilk tanışmam oldu, şu an aramız muallakta.


Felsefe seviyorum fakat olağanüstü iddiaları olan kitabın etkisinden çıkmam biraz zor olacak.
Kitabın ilk basımında yazar fazla okura ulaşmasını istememiş ve bu nedenle sadece 250 adet basılmış. Nitelikli okurlara ulaşması için mi yoksa insanın doğasının tek bir nedene bağlı olarak hareket etme olgusunun tepki çekeceğinden bilinmez.
Benim hem şapka çıkardığım hemde ‘yok artık anne bu, olmaz olamaz’ diye kızdığım satırlar oldu.
Handikaplı bir okumaydı genele bakarsak ve güç.

Aslında Dosto hayranı olarak birkaç alıntılarının merkezinin aynı kapıya çıktığını farkettim.

“Kimse seni sen olduğun için sevmeyecek,herkes seni, seni sevmenin onlara ne kadar yakışacağını düşündüğü için, yani kendi için sevecek...” Dostoyevski

“Adamı yaşlı kadının yardımına koşmaya iten güdü öncellikle kendi içini ferahlatmaktı; ikinci olarak kadının ızdırabını dindirmekti.” Mark Twain

İkisi de insanoğlu benliğinin doğuştan bencil olduğunun kibarcasını vurgulamış.
Yalnız Twain iyiliğin, merhametin tamamen olmadığını ve insanlığın tüm eylemlerinin ‘içimizdeki efendiyi rahatlatmak, dış etkilerden tepki çekmemek’ adına yaptığımız kanısında.
Oldukça tartışmalı ve bol açık oturumlu bir felsefik öykü.
Kitaptaki genç adam kadar şaşkın kapattım kitabı, normalde 50. sayfada kitapla bütünleşmem gerekirken 100. sayfada kendi davranışlarımı, etrafımdakilerin bana olan davranışlarını sorgulamaya başladım.

Aman diyim, düşüncelerinizi kaptırmaya elverişli ve müşkülpesentseniz pek öneremeyeceğim.
Şaka bir yana, gökkuşağıma en az üç renk kattım.
136 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Öykü ve romanlarıyla tanıdığımız ünlü Amerikalı yazar Mark Twain, uzun bir ara verdikten sonra yazmış olduğu İnsan Nedir? adındaki bu felsefe ve düşünce kitabıyla bizleri şaşkınlığa uğratıyor. Belirli bir zümre için sadece 250 adet basılmış olan bu önemli kitabı okuma şansına eriştiğimiz için şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Okudukça neden sınırlı sayıda dağıtıldığını daha iyi anlıyoruz. Mark Twain insan olmaya dair bildiğimiz birçok olguyu çürütüp çöpe atmamıza neden olurken aynı zamanda çok farklı bakış açıları kazandırıyor bizlere. Kitapta genç adam ve yaşlı adam olmak üzere sadece iki kahraman yer alıyor ve bizler onların diyaloglarını okuyoruz. Kitabın dili çok sade olmasa da dikkat vererek okunursa anlaşılırlığı kolaylaşıyor. Zaten kitabı iki kişi çevirmiş onlar da zorlanmıştır muhakkak. Genel anlamda eser şüpheci ve meraklı genç bir adamın sunduğu önermeler ve sorduğu sorulara karşılık, tecrübesini konuşturarak cevaplar veren bilgili bir yaşlı adamın tartışması biçiminde. Bana sanki yaşlı adam Mark Twain gibi geldi çünkü okurken o konuşuyormuş gibi geliyor. Yazıldığı döneme göre fazla bir kitap olduğunu düşünüyorum. İnsanı makineye benzetmek, içindeki efendiyi memnun etmek, dış etkilerle öğrenim sağlamak ve zihnin kontrolsüzlüğü gibi tartışmalı tanımların bulunduğu kitapta bunların nasıl bir mantık çerçevesinde ele alındığını görebiliyoruz. Saçma bulacağınız ve katılmayacağınız görüşler olabilir kitapta fakat bunların desteklendiği örneklere bakarak kendi içlerinde bir mantık olduğunu görmeniz mümkün. Hiç böyle düşünmemiştim dediğim yerler çok oldu benim. Hayatı farklı açıdan değerlendirerek insan olduğunuzu hissettiren bir eser diyebilirim. Okurken dertleri unutup en azından hayattayım dediğimi hatırlıyorum. Fakat mucizevi bir kitap değil, sadece beğendiğim için bunları belirtiyorum. Mark Twain'i daha yakından tanımak ve hayata farklı açılardan bakmak isterseniz okumanızı öneririm.
136 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
İnsan nedir diye sorulduğunda herkesin tanımı farklıdır muhakkak benim için ise insan demek Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’da yer verdiği şu satırlarla anlam bulur;
‘’ Her şey insanın içinde yaşadığı ortama, şartlara bağlıdır. Her şeyi belirleyen çevredir, insansa bir hiçtir. ‘’

Evrende bir toz zerresi kadar yer alan Dünya üzerinde yaşayan küçük canlılarız, Dünya benim etrafında dönüyor zannederken aslında bir toz zerresi içinde yaşadığını hatırlamalı insan.. Türlü donanımlara sahip sadece bir makineyiz. Yalnızca, kendi onayını güvenceye almak isteyen bir makine..

Mark Twain’in 1900’lü yıllarda kaleme aldığı mükemmel eseri. Yazarın okuduğum ilk kitabı bakış açısı ve konusu itibariyle insana kendini sorgulatan gerçekten böyle miyiz diye düşündüren bir içe dönüş kitabı. Kendisi eleştirilerden çekindiği için ilk basımında yalnızca 250 adet basılmış ve bugün elimize ulaşıyor.

İçerik itibariyle insan psikolojisi üzerinde durulmuş ve aslında ön yargılarımızla bencillik ve egomuzla hiç yüzleşmediğimiz bir yerden karşımıza çıkıyor. Bir iyilik yaparken bile aslında karşımızdakini mutlu etmeyi değil kendi onayımızı almayı, kendi iç tatminimizi sağlamak için bu iyiliği yaptığımızı yüzümüze vuruyor. Sahip olduğumuzu sandığımız insani değerlerin hiçbiri bize ait olmadığını yalnızca mizacımızın var olduğunu ve geri kalan her şeyin milyonlarca dış etken sonucunda bize geldiğini savunuyor. İnsanın hayatında yer verdiği kendi iradesi ile seçtiğini sandığı hiçbir şey aslında ona ait olmadığını çevrenin etkisi ile hayatında bir şekilde yer bulmasını anlatıyor. İnsan nedir sorusu ile sorgulatan kendini tanımaya yönelten her yönüyle insana bir şeyler katacak tekrar tekrar okunmayı hak edecek güzel bir eser.


‘’Kişisel değer mi? Cesur insan cesaretini kendi yaratamaz. Ona sahip olduğu için üzerinde kişisel hak iddia edemez. Doğuştandır. Milyar dolarla doğmuş bir bebeği düşün, kişisel değer bunun neresinde ? Hiçbir şeyi olmadan doğmuş bir çocuğu düşün, kişisel kabahat bunun neresinde? Şakşakçılar ilkine yaltaklık edecek, hayranlık duyacak, tapacak. İkincisiyse hor görülecek, ihmal edilecek. Mantık bunun neresinde ?’’
136 syf.
·7 günde·8/10
‘Barış Özcan’ tavsiyesiyle okumaya başladığım 2. kitap. Sohbet edercesine yazılmış bu kitap insanı istemsiz içine alarak okuyucunun kendini genç adam yerine koyup yaşlı adamın neler söyleyeceğine kulak kesilmesine sebep oluyor. Bazı yerlerde olmaz canım böyle derken öyle örneklemelerle kendini doğruluyor ki şaşıp kalıyorsunuz bu yaşlı adama. Gerçekten de öyle mi diyerek bitirdiğim bu kitap bana hayata bakarken ‘doğru soru sormanın’ neleri ortaya çıkarabileceğini fark etmemi sağladı. Teşekkürler Mark Twain.
136 syf.
·2 günde·9/10
**Az da olsa spoi içerir.**
Yazarımız kitabında daha ilk sayfasından itibaren okuyucusunu düşündürmeye, sorgulatmaya başlıyor.Sorular bir bir insanın zihnini kurcalıyor ve ne kadar bildiğini ve kendini de tanımdağını anlıyor.
Kitapda yaşlı adam ve genç adam arasında diyaloglar şeklinde geçiyor.Yaşlı adam bilgeliği genç adam ise araştıran sorgulayan kişiliği temsil ediyor.
Yazarın bütün fikirlerine katılmadım.Katılmadığım zaman da kendi gerekçelerim oldu.Ancak kitap daha çok düşünmeye daha çok sorglamama ve düşündüğüm şeylerin temelini daha da sağlamlaştırdı...
136 syf.
·2 günde·Puan vermedi
“İnsan beyni öyle yapılandırılmıştır ki, her ne olursa olsun hiçbir şey oluşturamaz. Ancak dışarıdan elde edilmiş malzemeyi kullanabilir. Sadece bir makinadır ve otomatik olarak çalışır, irade gücü ile değil. Kendi üzerinde hiçbir komutası yoktur, sahibi de onun üzerinde hiçbir komutaya sahip değildir.”

Kitap ilk ismiyle cezbetmişti beni. Aldım okudum ve bitirdim. Şimdi iyi ki okumuşum diyorum. Meğer insanın sorgulaması gereken ne de çok şey varmış!

Kitap diyaloglarla bezenmiş, yaşlı ve genç iki adamın konuşmasından oluşuyor; İnsanın bir makineden farksız olduğunu söyleyen yaşlı adam ve bu tezi çürütmeye çalışan genç. Farklı bir üslup ve bir o kadar da şaşırtıcı cevaplar.

Tez ve antitez çalışması olan bu kitap size sorgulamanın ve şüphenin farklı kapılarını aralıyor. İnsanın makineden farksız olduğunu düşünmeye başlıyor duyguların, mizacın, iradenin doğuştan geldiğine ve iyiliği bile kendi ahlaki yönünüzü tatmin amaçlı yaptığınıza inanıyorsunuz. Her satırda yeni bir düşünce oluşturuyor ve her sayfa çevirişinizde yeni bir tez çürütüyorsunuz. Kitap bitiyor ve aklınızda kalan tek soru : “İnsan nedir ? “

Sorgulatıcı bir üslupla yazılmış ve sizde beyin fırtınaları oluşturacak bu kitabı okurken çok duraklayacak ve farklı düşüncelere dalacaksınız. İnsan bir makine mi yoksa bazı duyguları ve güçleri hayvanlardan ağır basan çok da mükemmel olmayan bir varlık mı ?

-Sahi, İnsan Nedir ?

Keyifli okumalar dilerim.
136 syf.
·9/10
Müthiş! Çok sevdiğim kitaplar içinde. İnsan denen şu varlık ne tuhaf. Bunu merak eden, bu konuda kafa yoran herkese tavsiyedir. Aslında herkes okusa ne mutlu! Belki bencilliğimiz uçup gider üstümüzden.
136 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Yaşlı bilge bir adam ve meraklı gencin diyaloğu.. geç kalmışım dediğim kitaplardan mutlaka okuyun. Barış Özcan'ın tavsiye ettiği kitaplardan görüp listeme eklemiştim ve yine unutulmaz bir kitap daha bitti.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 3.178 okur okudu.
  • 172 okur okuyor.
  • 2.561 okur okuyacak.
  • 39 okur yarım bıraktı.