Ömer Faruk Yılmaz

Ömer Faruk Yılmaz

Yazar
9.3/10
53 Kişi
·
129
Okunma
·
14
Beğeni
·
697
Gösterim
Karşısındakilere yüksek sesle konuşmaz, gâyet açık bir lisânla hitâb ederdi. Vakûr, ciddî ve ağır duruşu yanında, yüzüne bakınca insana muhabbet hissi verir ve sözleri dinlenmekten usanılmazdı.
Yerli ve yabancı basını devamlı takip eder, her şeyi iyi öğrenmek isterdi. Dedesi Sultan İkinci Mahmud Han'i nümûne almıştı. Fevkalâde bir zekâ ve hâfızaya sahipti. Bir defa gördüğü veya sesini işittiği kimseyi ne kadar zaman geçerse geçsin unutmazdı. Çok nâzikti ve herkesin gönlünü almasını iyi bilirdi.
Her mesele hakkında bilgisi vardı. Bilmediklerini derhal araştırırdı. Ona muarız olmuş ve hatta aleyhinde bir çok iftiralarda bulunmuş olanlar bile sultanın nimet ve ihsanlarına nâil olmuşlardır. Onun ihsanına kavuşmayan bir devlet adamı yok idi. Hiç kimseye mal ve para ile zulmedilmesini istemezdi. Herkese imkân nisbetinde yardımda bulunurdu.
Cuma günleri selâmlîk resm-i âlîsine saray yakınlarında bir câmide ve ekseriyetle de Yıldız Câmii'nde çıkardı. Hava şartları ne olursa olsun bu merâsime çıkar, orada bulunanları selamlardı.
Sultan Abdülhamîd Han tahta çıkışının ertesi günü analığının elini öperek:
"Siz annesizliğimi bana bir gün olsun hissettirmediniz. Nazarımda öz annemden farkınız yoktur ve mevkiiniz Vâlide Sultan mevkiidir. Sarayda da Vâlide Sultanlığın bütün hak ve selâhiyetlerine sahip olacaksınız. Fakat devlet işlerine müdâhaleye kalkıp şunun bunun himâyesini üzerinize almaktan ve rütbe ve memuriyet heveslilerine vasıta olmaktan kat'iyen çekinmenizi rica ederim!" demiş, Perestû Kadın da ölünceye kadar sultanın bu arzu ve iradesine riayet etmiştir.
"Ağlama oğlum! Allah'ın emrine karşı gelinmez. Senin hem annen, hem de baban benim!" demiş ve yanaklarından öpüp teselli etmişti. Bu sebeple Sultan Abdülmecîd Han oğlu Şehzâde Abdülhamîd'e:
"İçli evlâdım!" dermiş.
Ömer Faruk Yılmaz
Sayfa 23 - Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamîd (Hatıralarım), s. 21.
Günlük ibâdetlerine son derece riâyet ederdi. Bu hususta Mâbeynci Fahri şöyle demektedir:

"Şehinşâh-ı âlem pâdişâh-ı ümem Gâzî Abdülhamîd Han-ı Adlî Efendimiz Hazretleri salâbet-i diniyye sâhibi savm ü salâtına mukîm tarîkat ricalinden olup evrâd-ı mahsûsasına müdâvim ahlâk-ı pesendîde ile muttasıf bir zât-ı âli-kadr olduklarından cülûs-i hümâyûnları cümle tarafından teberrük ve teyemmün olunmuştur."
Vâlide Sultan, merâsim günlerinde ağır kumaşlardan dört etekli entâri giyer, 'Hânedân-ı Âl-i Osman Nişânı"nı, "Şefkat" ve "Mecîdî" nişânlarını takar, kınalı saçlarının üzerine dantel gibi gayet nâdir oyalarla işlenmiş, kalpak biçimi hotoz giyer, "Vâlide Tâcı" denilen zümrütlü iğneleri takar, iki yanına da parçalardan zümrütlü iğnelerden koyardı.
Sultan Abdümhamîd Han, annesinin vefâtı üzerine çok üzülmüş ve ondan bahsettiği zaman:
"Zavallı anneciğim pek genç yaşında gitti; hayâli dâimâ gözümün önündedir; onu hiç unutmadım; beni çok severdi; hasta olduğu müddetçe karşısına oturtup yüzüme bakmakla yetinirdi; beni öpmeye kıyamazdı. Allâh rahmet etsin" dermiş.
Ömer Faruk Yılmaz
Sayfa 22 - Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamîd (Hatıralarım), s. 13.
Perestû Kadınefendi'nin Maçka'da ayrı evi vardı...

Sultan Abdülhamîd Han, her cuma günü, analığının da selamlık resminde bulunmasını pek isterdi. Perestû Kadın bazen gizlice selamlıktan sonra Maçka'daki bu evine giderdi. Sultan bunu öğrenince derhal saraydan araba ile yaverleri gönderir, analığını aldırırdı. Annesi, evine gitmek isteyince Sultan Abdülhamîd Han:
"Rica ederim, gitmesin" diye haber gönderir ve hiç bir zaman ayrı yaşamasını istemezdi.
368 syf.
·10/10
"".. Daha siyasi siyonizm Herzl'ın kafasında bir proje bile değilken, Osmanlı hükümetinin Filistin de ki Yahudi yerleşmeleri hakkındaki tavrı belirlenmiş ve bu hususta devletin takip edeceği siyasetin şekli de çizilmiştir!""
Siyasî zekası ile sadece devrinde değil günümüzde bile hâlâ insanları etkileyen ve gerçekten bilinmeyen bir çok yönü ile araştırılmayı bekleyen 2. Abdülhamit Hanın Filistin siyaseti ve bu uğurda aldığı tedbirleri anlatan güzel bir çalışma olmuş..
Yahudilerin mücadelesinin sadece Dr Herzl'den ibaret olmadığını ve Abdülhamid Hanın ısrarlarının ne kadar da hakkı olduğunu gözler önüne seriyor ..
136 syf.
·2 günde·Puan vermedi
“Gerçeklerin er geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır” bu söz Abdülaziz Han'ın şehadeti için tam oturan bir söz.Kitapta da bu olay sade ve anlaşılır bir şekilde anlatılmış.Sıkılmadan okunabileceğini düşünüyorum
264 syf.
·Beğendi·9/10
Kitapta tarihin en eşsiz hikaylerine ve daha önce okumadınız ama bir lahzada okumak isteyeceğiniz olaylar mevcut. Kurmancan Datka bunlardan sadece biri...
296 syf.
·Puan vermedi
Hiç şüphesiz Osmanlı Sarayı’nın son muntazam harem hayatının yaşandığı devir Abdülhamit Han Hazretlerinin devridir. Hayatları hep bir Allah rızası, İman aşkı ile ilerlediği hepimizce aşikar. İnceliklerle dolu olan Harem Hayatına da (hususî hayat) gıpta etmemek elde değil.
Allah onlardan razı ve memnun olsun...
368 syf.
·Beğendi·10/10
Sultan II.Abdulhamid Han Filistin'e Yahudilerin yerleşmemesi için elinden geleni yapıyordu çünkü biliyordu ki eğer Yahudiler orada bir devlet kurarsa kıyamete kadar kan durmayacaktı. Kendisinden Osmanlı maliyesini düzeltmek karşılığında Filistin topraklarını isteyen Herzl'a "Ben bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam...Canlı bir beden üzerine ameliyat yapılmasına izin vermem" diyerek kovdu. Sultan'ın hal'inden sonra İttihat ve Terakki Filistin'de Yahudi yerleşmesinin yasak olduğu iradeleri iptal ederek onların yerleşmesine zemin hazırladı. Kitap bütün bunlarla beraber yabancıların, Jön Türklerin, Masonların, Siyonistlerin, Baronların nasıl ittifak halinde bu gayeye çaba sarfettiklerini belgelerle açıklamış. Kitabın son 70 sayfası BOA'nın orjinalleri ve sadeleşmiş belgelerini ihtiva ediyor. Ziyadesiyle istifade etmeniz temnnisiyle...
96 syf.
·Beğendi·9/10
Bu seferki rotamızı Yeraltı Edebiyatına çevirdiğimizde bizi Ömer Faruk Yılmaz'ın kitabı karşılıyor. İlk başta Yeraltı Edebiyatının ne olduğundan bahsedip daha sonra da kitabın konusundan bahsedeceğim.

"Yeraltı edebiyatı (underground literature); 19. yüzyıl ile 20. yüzyıl arasında temelleri atılan, aykırı, eleştirel, görece ahlaksız ve otorite tanımaz bir edebiyat akımıdır. Daha çok alkol, seks, küfür, uyuşturucu, suç, transeksüellik, evsizlik, işsizlik, çarpık ilişkiler ve hayvansal dürtüleri, dahası konuşmadıklarımızı ve/veya konuşamadıklarımızı anlatmaktadır.
Geleneksel açıdan “normal” kabul edileni dışlayan yeraltı edebiyatı, toplumsal olarak kabul gören her şeyi de reddeder. Çünkü, yeraltı edebiyatına göre “normal” olan, toplumsal olarak dayatılandır ve dolayısıyla da itaatkar olma, boyun eğme ve özgür olmamakla ilgilidir. Ancak yeraltı edebiyatı; boyun eğmemenin, başkaldırının, takdir edilmemenin, düzensizliğin, dışlananların, ayıplananların edebiyatıdır.
Ancak tüm bunlara rağmen “yeraltı edebiyatı, sınırları tam çizilebilmiş bir alan değildir. Bu sahada yapılan çalışmalar da oldukça sınırlıdır. Sistemle barışık olmayan bir yönü vardır; aynı zamanda mevcut değerlere karşı çıkar. Toplumun sahip olduğu değerler bir anlam ifade etmez.” (Türkmenoğlu, 2013, s.2453)."
Yeraltı Edebiyatı belki de aykırı olmasından dolayı herkesin beğendiği bir tür değildir. Ancak yeni tarzlar seven biriyseniz mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Ömer Faruk Yılmaz'ın kalemi ile bu türe bir şans verebilirsiniz. Kitap sizi alıp onun yanındaki koltuğa oturmanızı bu sayede yaşananları izlemenizi sağlıyor.
Hayatın çirkinliğinden bunalan karakterimiz her denediği İntihar teşebbüsünden başarısız olarak yenildiğinde bileğine yeni bir çizik ekleniyordu. Ancak görünmeyen ruhuna eklenen çiziklerden kimsenin haberi olmadan sigarasını yakıp içmeye devam etti.

"Nokta siyahtır. Dünya'dan ne kadar uzaklaşırsan, o kadar noktalaşırsın. Ve ben, kendimden öylesine uzaktım ki, aslında yoktum. Ben, siyahın bedene bürünmüş haliyim. Herkesin farkı bir hikayesi var. bu hikaye ne bir kış günü, ne de yazın çiçek kokan günleri başladı. Bu hikaye, dünya ne zaman var olduysa o gün yazıldı ve bugüne kadar bekledi. İnsanlar buna 'kader' der. ben ise 'lanet' diyorum. Bileğimdeki dört santimetrelik kesik gibi bir lanet! İçim; gitmek için gelenlerin çöplüğü. Öyle böyle kokmuyor içim. Yalnızlığın bir kokusu varsa, en ağırı işte içimdeki. Azrail çağırma metotlarının sonuç vermediği bir dünyada yaşamak; ailesi tarafından sevilmemiş, toplum tarafından ötekileştirilmiş ve hiç umudu kalmamış insanlar için aynı kefede yer alır."

Hayatta tutunmanın tek yolunu yazmakta buldu. Babası ile ilişkisini, hayatındaki boşluğu yazarak azaltmak istedi. Babası ile ilişkisi beni okurken etkiledi. Birbirlerini anlamasalar bile ikisinin arasındaki ilişkiyi başkalarınında anlamadığı bir ilişki. Onları ki öyle bir ilişki. Bir de Hakan Günday kitapları okuyarak yaralarına merhem sürmek ona iyi geldi.
Çoklu Kimlik Bozukluğundan dolayı kafasının içindekilerle dünyayı anlamaktan yorulmuştur. Hayatın anlamsızlığı, yalnızlığının buruk tebessümü, ölümün gülümsemesi kafasının içinde dolaşırken onu kimse anlamıyordu. onu dinleyen ise içindeki Yılgın'dı. Yılgın onun yaşadıklarını görse bile elinden bir şey gelmiyordu ona İhtiyar demekten.
"İnsan istediği zaman çocuklaşabilir, ama yaşlanamaz. Belli bir yaşanmışlık, acı ve kötü olan zincirleme hayat tamlaması gerekiyor."
N'aber İhtiyar?
264 syf.
·8/10
Özellikle Osmanlı'nın son dönemlerinden olmak üzere tarihten kısa kısa yüzlerce anının olduğu bir kitap. Okursanız faydası muhakkak olacaktır.
296 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Belki de en çok yanlış anlatılan padişahlardan biri olan Sultan Abdülhamid Han'ın aile hayatını doğru bir halde anlatmayı kendisine görev edinen yazarın kaleminden çıkmış akıcı bir eser
432 syf.
·53 günde·Beğendi·10/10
1915 - 1918 yılları arasında yayınlanan mecmuadır. Harp yıllarını anlatan önemli bilgiler bulunmaktadır. Özellikle fotoğraf yönünden oldukça zengin içeriklidir.
296 syf.
·Puan vermedi
Abdülhamid hani öğrenmek isteyen kişinin ilk okuması gereken bir kitap biraz okurken insan sıkılıyor bazı yerlerin de ama şu da bir gerçek insanin fikirleri öğrenmek istiyorsan onun hakkında yorum yapabilmek istiyorsan önce hayatini okuman lâzım bu yüzden ben de ilk olarak bu kitaptan başladım sonra diğer kitaplarını okudum çok güzel oldu

Yazarın biyografisi

Adı:
Ömer Faruk Yılmaz
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 14 okur beğendi.
  • 129 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 65 okur okuyacak.