Osman Bodur

Osman Bodur

YazarÇevirmen
10.0/10
2 Kişi
·
5
Okunma
·
0
Beğeni
·
15
Gösterim
1. İslâmî Hükümlerin Genel Tabiatı

Değişmeyen: Zamana ve mekâna göre değişmez sabit ilkeler. Inanç ve iman esasları gibi.

Degişebilen: Zamanın ve mekânın ihtiyaçlarına göre ana hedeften kopmadan varılabilecek sonuçlar.

Buna göre İslam fıhkı statik bir yapıda değildir. Onun dinamik bir yapısı vardır. Bundan maksat, İslâmî hükümler, asra ve zamana göre asıl gayeden kopmadan yapılabilecek makul ve tutarlı yorumlara açıktır.

Nitekim ilk dönemlerde pratikte uygulanan ama daha sonra teşekkül etmiş bir ilim hüviyetine kavuşan fıkıh ilmi, İslâmî hükümlerdeki dinamikliği ortaya koyan en önemli delildir. Fıkıh kitaplarında yer alan icmâ, kıyas, sedd-i zerâi, istihsan, örf, maslahat gibi kurallar, Kur’ân ve sünnetteki hükümleri, içinde bulunulan zamana göre anlama ve yorumlama çabasının bir sonucudur.

Bu noktadan hareketle ifade etmek gerekirse, Hz. Peygamber’in henüz hayatta olduğu dönemde bile sahabeden bazılarının Peygamber’in sözlerindeki illeti ve maksadı anlamak için çabaladığı görülmektedir. Sahabenin illetin peşine düştüğüne dair en önemli örnekliği, Allah Resülü’nün önünden geçen bir cenaze sebebiyle ayağa kalkmasıyla ilgili rivayette görmek mümkündür.
Sünnet, kendi devrinin argümanlarıyla o devre mesajımesajını sunduğu gibi, sözlerin arkasındaki ana maksat ve illetlerle de kıyamate kadar Müslümanların sorunlarını çözmeye çalışmıştır. Sünnetin bu yönünün ortaya çıkması da dirayetin işletilmesine bağlıdır.

Tarihî arka planda dirayet rivayet bütünlügünü ihmal etmenin neticesinde oldukça ilginç uygulamalar ortaya çıkmıştır. Nitekim rivayet-dirayet bütünlüğünün sağlanamaması, hadislerin doğru olarak anlaşılmasını engellemiş ve onların uygulanmasını güçleştirmiştir.

Nitekim bu meyanda verilebilecek örneklerden ilki şöyledir: Amr b. Şuayb dedesinden şunu rivayet etmiştir: “Allah Resülü (sav.) Cuma günü namazdan önce halkalar hâlinde oturmayı yasakladı.”Hadis metnindeki “halak” kelimesini “halk" (traş olmak) şeklinde okuyan ve anlayan bir şahıs, hadisle amel düşüncesiyle cuma namazından önce kırk sene başını traş etmemiştir. Hâlbuki hadis, cuma cemaatini izdiham ve sıkıntıya sokan ilim ve müzakere halkalarının teşkilini yasaklamıştır.

Ebu Hüreyre’dcn rivayet edildiğine göre Peygamber (sav.) şöyle buyurmuştur: “Kim taşla temizlenirse, tek sayılı taş kullansın.”8 Hadisin orijinal metnindeki “itâr” (tek yapmak) kelimesi, “vitr” kökünden gelmektedir. Dolayısıyla mezkür hadisi,“Kim taşla temizlenirse, hemen vitir kılsın!” tarzında anlayarak, def-i hacetten sonra abdest almaksızın vitir namazı kılan ve hadisçi olduğu ifade edilen bir şahıs çıkabilmiştir. Hâlbuki hadisin tercümesinde de belirttiğimiz üzere “itâr” , özellikle suyun az bulunduğu veya hiç olmadığı zamanlardâ kullanılan taşın bir, üç, beş gibi tek yapılması demektir.
...
12. Hadislerin Yazılması

Kitabetü'l-Hadis konusu hadis ilminin tartışmalı konuları arasındadır. Hz. Peygamber ilk başta hadislerin yazılmasını yasaklamıştır. “Benden bir şey yazmayın. Yazan varsa onları imha etsin.” buyurmuştur. İlk başlarda Kur’ân’la karışma endişesinden ötürü buna müsaade edilmemiş, fakat daha sonraları bu endişe zail olunca Allah Resulü buna cevaz vermiştir: Mesela Mekke fethin
de, Ebü Şah için hutbenin yazılmasına müsaade etmiştir. Sahabe döneminde hadisleri yazan kimseler olmuştur. Yoksa hadisler sonradan yazıya geçirilmiş değildir.

Sahabe döneminde hadislerin yazıldığına dair değişik örnekler vardır: Abdullah b. Amr’ın es-Sahifetüs sadıka, Ali b. Ebi Talib’in sahifesi, Sa’d b. Ubade’nin sahifesi, valilere ve zekât memurlarına Allah Resulü’nün yazdığı mektuplar, Allah Resulü’nün devlet reislerine yazdığı davet mektupları, Hudeybiye Anlaşması gibi yazılı metinler. Bunlar Muhammed Hamidullah’ın elVesaiküs-siyasiyye adlı eserinde toplanmıştır.

Şimdi hadislerin yazılmasıyla alakalı bu kadar malzeme varken, sırf ilk başta henüz Kur’ân’ın yoğun olarak indiği bir dönemde Allah kelamı ile beşer sözü karışır diye yazılmasına sıcak bakılmaması emrini sabit ve değişmez zannedip dinin anlaşılması ve yorumlanmasıyle ilgili bize gelen bunca rivayeti sonradan oturulmuş ve yazılmış birer uydurma metinler şeklinde anlamak ilmî anlamda çıkmaza girmektir.
5. Mezhepler Arası ihtilafa Bir Örnek

Mezhepler arası tartışmalara örnek olması açısından şu olayı nakletmek isabetli olacaktır: İmam Şafii’ye ait bazı içtihatlar şöyledir:

-İnsan vücudundan çıkan kan abdesti bozmaz.
-Bir insanın eli, kendisine nikâh düşen bir kadına değdiğinde o kimsenin abdesti bozulur.

Ebü Hanife Hazretleri ise tam aksi bir görüşü tercih eder. Fakat her iki imamın da kendisine göre delilleri vardır. Mesela İmam Şâfii’nin yaklaşımının gerekçesi şöyledir: Allah Resülü ve sahabe harp eder, çok defa yara alırlardı. Sonra kılıçları, kabzaları ve vücutları kanlı olduğu hâlde Allah’ın huzurunda durur ve namaz kılarlardı. Şayet kan, abdesti bozsa idi Allah Resülü onları ikaz eder, o hâlde namaz kılmalarına müsaade etmezdi.

Fakat Ebü Hanife, bu yoruma şu şekilde karşılık vermiştir: Evet, Hz. Peygamber ve ashabı savaş esnasında kanlı bir şekilde namaz kılmışlardır. Fakat bu zaruri durumlara ait bir uygulamadır. Yoksa bunun her durumda geçerli olması düşünülemez.

6. Mezheplerin İhtilafının Yerine Göre Hayata Esneklik Katması

Günümüze gelecek olursak imamların bu ihtilafmm pratik hayatta bir kolaylık olduğu görülecektir. Zira günümüzde ameliyat olan bir kimsenin namaz kalması hâlinde, bu cevazı değerlendirebilme imkânı vardır. Zira ameliyattan çıkmış yahut hastahanede tedavi gören ama abdest alması zor olan birisinden, üzerindeki kanlı elbiseleri çıkarmasını istemek teklif sırrına zıttır. İşte orada imamların ihtilaf ettiği bir mesele genişliğe ve müsamahaya sebep olmaktadır.

Hadis kaynaklarında sıhhati hakkında zaaf bulunmakla birlikte şöyle bir olay nakledilmektedir: Hz. Aişe, Efendimiz’in yüzünde çıkan bir sivilceyi kalkıp koparır.Yüzünden sivilcenin kopuşunu gören Resülüllah kalkar abdest alır. Rivayet bu şekildedir. Fakat rivayetin yorumu hakkında iki imamın farklı gerekçeleri vardır. Ebü Hanife, Peygamber’in abdest almasını, Sivilceden dolayı çıkan kana bağlarken; İmam Şâfıî ise Allah Resülü’nün yüzüne kadın eli değdiği için abdest aldığını söylemiştir.
...
3. [Sünnet] Hadis Kur’ân İlişkisi

-Allah’ın Kur’ân’da açık bir ifade ile bildirdiği bir konuda Resülüllah da aynı şekilde söz söylemiştir. Bu durumda sünnet, Kur’ân’ın getirdiği hükmü tekit etmektedir. Böylece bu hüküm Kur’ân ve sünnet gibi iki kaynaktan gelmiş olmaktadır. Namaz ve orucun farz, şirk ve yalancı şâhitliğin haram olduğunu ifade eden hadisler böyledir.

-Allah, anlamı kapalı bazı ayetler göndermiş, Resülüllah da O’nun kastettiği manayı açıklamıştır. Sünnet, bu durumda Kur’ân’ın ya mücmelini tafsil veya mutlakını takyit yahut da umumi lafızlarını tahsis etmek suretiyle Kur'ân’ı açıklayıcı bir görev yapmaktadır.

~ Ayrıca Resülüllah Kur’ân'da yer almayan bir hükmü de ortaya koymuştur. Alimler işte bu çeşit sünnet ve onun bağlayıcılığı üzerinde ihtilaf etmişlerdir. Hadisçiler ve diğer âlimlerin çoğuna göre sünnet de, gerçekte Allah katından olduğu için, bazen Kur’ân’da bulunmayan bir hüküm getirebilir. Yani sünnet de müstakil bir hüküm kaynağıdır. Ehli eşeklerin etinin yenmesinin haram oluşu bunun bir örneğidir.

Yani Hz. Peygamber’in Kur’ân karşısındaki vazifesi;

-Kur’ân’ın hükmünü te’kit ve te’yit
-Tahsis, takyit ve tebyin,
-Kur’ân’da olmayan hükümleri ortaya koymak, şeklinde özetlenebilir.
Bir gün İmam Şafiî İmam Azam’ın medfun bulunduğu Bağdat’ta sabah namazı kılarken kunut duasını okumayı terk etmiş, bunun sebebi sorulduğunda da, “Ebü Hanife’nin huzurunda ona muhalefet etmekten hayâ ederim!” demiştir.

Burada üzerinde durulması gereken asıl nokta şudur: İmam Şâfiî, kendi görüşünü, yani dînî yorumunu asla din yerine koymamıştır. Onun yaptığı, Peygamber’den nakledilen bir uygulamayı yine ondan nakledilen başka bir uygulamaya tercih etmekti. Bunda ise zaten bir sakınca yoktur. Bu yönüyle mezheplerin içtihat farklılıkları bir rahmettir. Zira Peygamber’in bütün hayatım bir insanın yaşaması mümkün değildir. Fakat Müslümanın kendisine çizilen esnek alan etrafinda dolaşarak, alan ihlali yapmadan Müslümanca yaşaması imkân dâhilindedir.

lı. Mezhepler Arası ihtilafın Boyutu

Zaten mezhepler arasındaki ihtilafların küllî esaslarda değil cüz'i olaylarda söz konusu olduğu açıktır. Mesela bütün mezheplere göre namaz kılmak farzdır. Herkesin üzerine bir borçtur. Fakat kimisine göre sabah namazında kunut okunabilir, kimisine göre okunmaz. Bazı imamlara göre hazarda ve seferde namazlar cemedilebilir. Diğer âlimler ise bunu bazı mekânların kayıtlar. Görüldüğü gibi bütün bu tartışmalar, ibadetin özü hakkında değil, onun etrafındaki cüz'i hükümler hakkındadır.
152 syf.
·10/10
Şüphesiz avamın (alim olmayanların) üzerine düşen görev, Allah (c.c) hakkında zahiren zâtına yakışmayan lafızların kullanıldığı hadisler görünce, lafzın zahiri manasını Allah (c.c)'a isnat etmemek ve lafzın Allah (c.c) tarafından murat edilen manasına iman etmektir. İşte selefin yolu budur!

Alim (İbn Müneyyir), yazdığı kitapta bu önemli husus üzerinde durmakla beraber, teşbih fitnesinin önüne geçmek ve olası şüpheleri engellemek için -her ne kadar kitapta zikredilen hadisler, sahih olma yönünden eksik olsa da- zahirinde müşkil bulunan hadisleri ne şekilde anlamamız yönünde güzel ve değerli açıklamalarda bulunuyor.

Şüphesiz en güzel ve eksiksiz sıfatlar Allah (c.c)'a aittir.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 5 okur okudu.
  • 2 okur okuyacak.