Osman Can

Osman Can

Yazar
7.4/10
10 Kişi
·
29
Okunma
·
0
Beğeni
·
546
Gösterim
Adı:
Osman Can
Unvan:
Türk Yazar
İlk-orta-lise öğrenimini Iğdır-Almanya-Ankara hattında tamamladı. 1992 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Köln Üniversitesi’nde yüksek lisans ve 2000’de doktora yaptı. 2000-2002 yılları arasında Erzincan Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak bulundu. 2002 yılında Anayasa Mahkemesi’nin çağrısı üzerine başladığı raportörlük görevini 2010 yılına kadar sürdürdü. Bu süreçte, ticaret, ekonomi, özelleştirmeler, idari yapılanma, anayasa değişiklikleri, siyasi partilerin kapatılması ve temel hak ve özgürlüklerin korunması alanlarında hazırladığı görüşlerle Anayasa Mahkemesi’nin içtihatlarının değişmesine katkı sağladı. 2003 yılında Türk-Alman Kamu Hukukçuları Forumu’nun kuruluşunu gerçekleştirdi ve halen Türkiye Koordinatörlüğünü yürütmektedir.

2011 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeliğine atandı. Telif ve editör olarak yurt dışında çıkardığı pek çok kitabın yanında yurt içinde ve dışında yayımlanmış makaleleri, uluslararası sempozyumlarda bildirileri ve bilimsel toplantı etkinlikleri bulunmaktadır. Halihazırda akademik çalışmalarının yanında güncel hukuksal, siyasal, sosyal ve ekonomik gelişmeler hakkında makro ölçekte danışmanlık yapmakta, bazı gözlem ve düşüncelerini ulusal ve uluslararası yayın organlarında kamuoyuyla paylaşmaktadır.
Hukuk öğrencisi okulu bitirdiğinde, hayattan kopuk pek çok teorik bilgi öğrenmiş, muhtemelen hayattan kopuk ve toplumsal gerçeklikten daha da uzak bir hale gelmiştir. Gerçi bu Türk eğitim sisteminin en büyük başarısıdır. öyle başarılı ki, 14 -15 yıllık eğitim sistemiyle, zeki bir toplumu, tek başına adres soramaz, yemek yiyemez, karar veremez hale getiriyor.
Bir kişinin başörtüsü takma kararı, ancak onu ilgilendirir, neyi ibadethane olarak kabul edeceği, hangi dili kullanacağı bütünüyle onu ilgilendirir. Bu konu esasen hukuk kuralı tarafından düzenlenemez. Özgürlüğün içeriğini hukuk kuralları veya anayasalar düzenlememeli, özgürlüğe müdahale olduğunda, müdahaleyi engellemeyi, müdahaleye uygulanacak yaptırımları düzenlemekle yetinmelidir.
Dini, dindarları, inançları bastırmak, o kesimden doğan siyasal muhalefeti yok etmek egemenler için zorunlu olduğundan, bunun sonucunda ortaya çıkan tepkilerde " şeriat tehlikesi " olarak sunulabiliyor. Bu durumda da Aleviler, solcular ve dindar olayan kesim devletin meşruiyet ihtiyacını karşılamaya başlıyor.
Türk milliyetçiliği de, kendinden türeyen bütün ideolojilere karşı tam bir " Yahudi annesi " gibi davranır. Hiçbirinin kendinden biraz uzaklaşmasına, hele kendisinin uygun görmediği tavırlar takınmasına izin vermez.

Ve şimdiye kadar başarılı olmayı da başarmıştır. Söz konusu yavru ideolojilerin hiçbiri anasının eteğinin dibinden uzun süre ayrılmamıştır. En fazla " yaramaz çocuk " havasına girenleri dahil.

Onun için Türkiye'de ' liberal ', ' muhafazakâr ', ' sosyalist ', ' radikal ', ' komünist ', ' islamcı ' gibi ideolojiler, fazla bir şey anlatmazlar. Bunlar hepsi, ebeveyn çağırdığı anda, çağırdığı yerde hizaya gelirler.
Osman Can
Sayfa 191 - Murat Belge, " Milliyetçilik ve Sol ", Birikim dergisi, Sayı 165
1924 Anayasası ile birlikte devlet teşkilatı, tek parti diktatörlüğünü mümkün kılacak şekilde yapılandırılır... Milliyetçi politikalar ise 1925 yılında Şeyh Sait isyanına neden olur. Bu isyanı bastırma gerekçesiyle çıkarılan Takrir-i Sukûn Kanunu'yla sırf tüzüğünde " parti dini amaçlara saygılıdır" ifadesi yer aldığı için, ancak gerçekte liberalizmi ve tek parti diktatörlüğüne karşı, ademi merkeziyetçiliği, kısaca 1921 Anayasası'nın esaslarını savunduğu için Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Partisi kapatılır. Bu ülkede İslami duyarlılıkları dile getiren bu nedenle sistem eleştirisinde bulunanlar, din adamları, İslami entelektüeller veya kanaat önderleri yok edilir veya sürdürülür.
Dün sabaha karsı kendimle konuştum
Ben hep kendime çıkan bir yokuştum
Yokusun basında bir düşman vardı
Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum.
ÖZDEMİR ASAF
Osman Can
Sayfa 85 - Agora kitaplığı
Oysaki hastane iyileştirmeli,hizmet etmeli, bıçak kesmeli, yargı adalet dağıtmalıdır.
.
.
Laikliğin amacı özgürlük değilse değeri var mıdır? Kuşkusuz yoktur.
Şunu da unutmamak gerekir ki devletin adil olmasını, özgürlük ve güvenlik sağlamasını, toplum dinamiklerinin güçlü olması dışında garanti eden hiçbir şey yoktur. Olmuş olsaydı 1921 Anayasası, 1923 Nisan'ında Anayasaya aykırı bir operasyon ile çökertilmez, 1924 Anayasası benzeri bir düzene kimse izin vermezdi. Ne İstiklal Mahkemeleri cinayeti, ne Dersim katliamı, ne darbeler, ne Maraş ve Çorum olayları, ne de 28 Şubat süreci yaşanmazdı.
Bu anayasanın hiçbir maddesinde Türk kelimesi geçmez ve yine şaşırtıcı bir şekilde, bilinenin aksine 1921 anayasası'nın ilk halinde " Devletin dini İslam'dır" diye bir ifade yoktur. Bu ifade, Cumhuriyet'in ilan edildiği akşam, tepkileri dengelemek amacıyla 1923'te anayasaya eklenmiştir.
Aydın ile geri kalmış bir toplum arasındaki ilişkiyi mağaradakilerin yaşadığı bir ilişki olarak değerlendirelim; aydın o mağara içerisinde bir mum yakabilen kişidir. Ve o mumla toplumu güneşe götürme sorumluluğu ona aittir. Aydın, toplumu gün yüzüne çıkarmak gibi bir görevi yerine getirmeyip "Ben mumu yakıyorum, o halde herkes benim etrafımda toplanmalı ve ben ne diyorsam onu yapmalı" derse; o toplum zaman içerisinde "Bir mum yetmez bize" diye düşünerek arayışlara başlar. Toplum gün yüzünün dışarıda olduğunu görür, mağaradan çıkma yollarını araştırır ve bulur. Aydın ise elinde mumu tutarak toplumun karanlığa sürüklendiğini düşünür, onu cehaletle suçlar. Oysaki toplum karşısında gericileştiğini fark etmez. Elinde imkân olduğu sürece toplumu durdurmayı "aydın sorumluluğu" olarak meşrulaştırmaya çalışır. Yaşadığı ise bir trajedidir aslında...
192 syf.
Türkiye’de hukuk ve anayasa konusunda ismi olan yazar bu kitapta ilginç noktalara değinmiş ve ilginç çıkışlarda bulunmuş. Akademik altyapı ve alanındaki uzmanlığı konusunda su götürmez bir şahsiyet olan Osman Can kendi yorum ve fikirleri ile desteklediği bilgilerini sadece kendi tarihimiz değil Dünya’dan örnekler ile desteklemiş. Okuduğum başlıkların altında çok faydalandığım bol bol altını çizme ve not alma ihtiyacı hissettiğim bir kitap oldu. Ancak kitapta yazarın yakın siyasi tarihte uçlara giden siyaset-yargı ilişkilerinin yansımalarını görebiliyorsunuz. Bir taraf olduğunu akademik nezaketle açıklayan yazarın tarafsız olmadığı hissedilse de rahatsız edici bir fanatizm boyutunda olduğunu düşünmüyorum. Özellikle darbe dönemi anayasaları ve tek parti dönemi işleyişleri hakkında getiri - götürü örnekleri dikkate değer. Dünya anayasa örnekleri ve muhteviyatlarının ana değerleri ekseriyetle okunması gereken bölümler. Her fikrine katılmasamda bende hukuk, yargı ve anayasalarda ana konunun insan olması gerektiğini düşünüyorum.
208 syf.
·10 günde·9/10
" Yeni Anayasa " isterken neyi değiştirmek istiyoruz? Anayasa nedir? İçeriği nasıl olmalıdır? Özgürlükler anayasada olmalı mıdır? Anayasalarımızın tarihi ve satır araları bu kitapta çok iyi işlenmiş. Detaya girmeden, bir hukukçu ustalığıyla ve şeffaf bir biçimde yazar meramını anlatmış.
222 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Hukuk zihniyeti, anayasa, yasa, hak, özgürlük ve sorumluluk alanlarında, fikir ve düşünce dünyama çok şeyler kattığına inandığım bu kitabı okumanızı öneririm.
Anayasa profesörü sayın Osman Can'ın Timaş yayınlarından 2012 yılında, 222 sayfa olarak çıkan kitabın etiket fiyatı: 12,5 TL
Fakat kitap sitelerinde kampanyalı
3.95 TL ye satılıyor.
İyi okumalar
192 syf.
·Puan vermedi
Hukuk-siyaset ilişkisine farklı bir bakış sunan ve yargı kültürüyle ilgili önemli saptamaları ihtiva eden, bir kitap olduğunu düşünüyorum. Fakat bana kalırsa yazar bu kitapta 2010 referandumuna taraf olmanın fanatizmine kapılmış, son referandumda Kemal Gözler'in "Elveda Anayasa"sında kapıldığı gibi. Ne olursa olsun çoğu kitapta olduğu gibi okuyan herkese alternatif bakış açıları sunabileceğini düşünüyorum. Gününüz aydın olsun sevgili kitapseverler
208 syf.
·6/10
Fakültedeyken okumuştum. Gündemde anayasa değişikliği olduğu için tekrar bi göz atmak istedim. Bir anayasa nasıl yazılır, nasıl değiştirilir, kamuoyunun bu süreçte rolü ne olmalıdır sorularına doyurucu cevaplar vermektedir.
192 syf.
Dönemin şartları göz önüne alındığında etkileyici bir kitapti. Hukuk sisteminin içindeki yanlışlıklar ve yetersiz alanlar belirtiliyor, dünyadaki adalet sistemi ile ülkemiz adalet sistemi karşılaştırılması yapılıyor, çözüm aranıyordu kitapta. Özellikle Türk hukuku ile ilgilenen arkadaşlar mutlaka okumalı diye düşünüyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Osman Can
Unvan:
Türk Yazar
İlk-orta-lise öğrenimini Iğdır-Almanya-Ankara hattında tamamladı. 1992 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Köln Üniversitesi’nde yüksek lisans ve 2000’de doktora yaptı. 2000-2002 yılları arasında Erzincan Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak bulundu. 2002 yılında Anayasa Mahkemesi’nin çağrısı üzerine başladığı raportörlük görevini 2010 yılına kadar sürdürdü. Bu süreçte, ticaret, ekonomi, özelleştirmeler, idari yapılanma, anayasa değişiklikleri, siyasi partilerin kapatılması ve temel hak ve özgürlüklerin korunması alanlarında hazırladığı görüşlerle Anayasa Mahkemesi’nin içtihatlarının değişmesine katkı sağladı. 2003 yılında Türk-Alman Kamu Hukukçuları Forumu’nun kuruluşunu gerçekleştirdi ve halen Türkiye Koordinatörlüğünü yürütmektedir.

2011 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeliğine atandı. Telif ve editör olarak yurt dışında çıkardığı pek çok kitabın yanında yurt içinde ve dışında yayımlanmış makaleleri, uluslararası sempozyumlarda bildirileri ve bilimsel toplantı etkinlikleri bulunmaktadır. Halihazırda akademik çalışmalarının yanında güncel hukuksal, siyasal, sosyal ve ekonomik gelişmeler hakkında makro ölçekte danışmanlık yapmakta, bazı gözlem ve düşüncelerini ulusal ve uluslararası yayın organlarında kamuoyuyla paylaşmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 29 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 14 okur okuyacak.