Özgür Taburoğlu

Özgür Taburoğlu

Yazar
8.0/10
3 Kişi
·
8
Okunma
·
4
Beğeni
·
598
Gösterim
Adı:
Özgür Taburoğlu
Unvan:
Yazar, Mühendis
Doğum:
Kırşehir, Türkiye, 1973
Özgür Taburoğlu 1973 Kırşehir doğumlu. Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği'ni 1997'de bitirdi. Defter, Virgül, Toplum ve Bilim, Birikim dergilerinde yazıyor. Ankara'da yaşıyor.Halen Ankara'da bilgisayar mühendisi olarak çalışmaktadır. Dünyevi ve Kutsal, Özgür Taburoğlu'nun yayımlanan ilk kitabı.
Plotinos'un yapıtında, yine Helen düşüncesinden bir sapma olarak, güzelliğin ve doğruluğun kaynağı kendisinde değil, başka düzeylerde aranır. Tabiatın fiziksel olanla eş sayıldığı, ruhun maddesinden ayrıldığı bu yaklaşımla birlikte güzellik, faydalı varlıkların zorunlu bir bileşeni olmaktan çıkar. Zanaat ve sanatın ayrıştığı bir sınırdır burası. Bu ayrım sayesinde, ele gelir, faydalı olanı şekillendiren bir yaratım alanı olarak zanaat, tanrısal akıla öykünen ve ruhu içeren maddeyle şekillenen sanattan ayırt edilebilir olur. Sanatsal yaratım (poiesis) doğal olanla karşıtlaşır. Sanatçı, fiziksel ve maddesel olana baktığında onu yüceltir, kendinden ayrı ve farklı olan nous'un katına yükseltir. Bu nedenle sanat ancak "doğal olan"ın aradan çekildiği yerde mümkün olur.
Özellikle Rönesans resminde, dönemin anatomi bilgisindeki belirgin artış kolaylıkla gözlenebilir; insan bedeninin en mahrem kıvrımları bile izlenebilir. Oysa daha önceleri anatomi bilimi, kutsallık ile bilimsel düşünceyi karşı karşıya getirmiş oluyordu; kadavrayı açan kişi yasak bir bilgiyi zorla ele geçirmiş, kutsallığın sınırlarını ihlal etmiş sayılıyordu. Özellikle dönemin resimlerinde, ayrıntılı bir anatomiyle çizilen, insanileştirilen kutsal kişilerin temsillerinde bu ihlal çok belirginleşir. Manevi şahsiyetler bu halleriyle, sonlu ve dünyevi bir zamana ve mekana aitmiş gibi görünürler. İnsan bedeninin derinliklerini teşhir ve teşrih eden bu tür resimler, kutsallığın sınırlarına değiyormuş gibidirler.
Rosalind P. Petchesky, bu soyut, gizli makineyi iş üstünde yakalar. Kadının bedensel ayrımlarının tümüyle ortaya çıktığı hamilelik sırasında, kadınla bedeni arasına sokulan soyut makineler yoluyla, kadının hamilelik sahnesinin merkezinden uzaklaştırılmasının hikayesini anlatır. Fetüsü kadın bedenine bitişik bir parça gibi değil de, rahim duvarlarının görünmediği bir akışkan içinde serbestçe yüzen, kendi halinde bir canlı gibi gösteren ultrason gibi tanılama makineleri, dokunmanın yerine bakışı yerleştirmektedir. Ultrasonda kadın bedeni silinerek, kendi başına büyüyen, nereden uzadığı belli olmayan bir kordona tutunmuş bir bebek yerleştirilir. Ekranda kendi içindeki boşluğu izleyen kadın da bebeğini dokunarak değil, görerek, kendisinden ayrı bir varlık gibi deneyimler. Bu resimde anne bir boşluk gibi görünür. Ultrasonda görülen ve bebeğin ilk fotoğrafı olarak albümüne de yerleştirilen bu görüntüde, kadın bedeninin ve doğurganlığının temsili olan rahim silinir, resimden çıkarılır. Annenin bedeniyle ilişkisiz, kendi kendini doğuran ve büyüten bir canlı vardır bu resimde. Sanki, sonogram dalgalarıyla geçirgenleşen kadın bedeni içinde kendine yeten bir canlı büyümektedir. Bebeğin göründüğü yerde, kadın silinmeye, görünmez olmaya başlar. Tüp bebek uygulaması, mikro enjeksiyon gibi başkaca yöntemler de bebeği anne bedeninden ayrı olarak ele alabilmeyi kolaylaştırır. Bu türden çabalar, bedenleşmekten ve dolayısıyla ölümlü olmaktan korkan bir kavrayışı besler. Bu sayede erkek, kendisini kadın bedeninden çıkmış bir ölümlü gibi değil de, kendisini doğuran ve büyüten bedensiz bir varlık gibi düşleyebilecektir. Petchesky'e göre ultrason basitçe bir tanılama yolu değil, bütünlüklü bir işleyişin, büyük bir soyut makinenin parçasıdır. Ona göre, bu "yabancılaşmaya" karşı, özellikle fetüsün kadın için yeniden tanımlanması gereklidir; aynı şekilde fetüsün tekrar kadın rahmine, rahmin kadın bedenine ve bu bedenin de ait olduğu sosyal konuma, dünya üzerindeki yerine yeniden yerleştirilmesi zorunludur. Bu sayede kadın ve bebeğinin ilişkisi bir bedenleşme kipi içinde tekrar kurulabilir.
Weber bilimsel düşüncenin ve kapitalizmin neden sadece Batı'da ortaya çıktığını sorduğunda kendisine, cevabı da hazırdır. Ona göre özellikle Uzakdoğu ve İslam düşüncesinde tıp, biyoloji, kimya bir zamanlar çok gelişmiş olsa da, belirli bir "ussal" temelden, araçsal akıldan yoksun kalmıştır. Deneysel ve kanıtlamaya dayalı yaklaşım, Rönesans'ın Helen düşüncesine geri dönerek geliştirdiği bir yöntemdir. Rönesans Avrupası'ndan önce, doğa bilgisi herhangi bir mekanik ya da matematik temele oturtulmamıştır. Aynı zamanda kesin hesaba dayalı, ölçülebilir bir dünya kavrayışı kapitalizmin çıkarlarına da uygun düşer. Bilimsel, sanatsal, siyasal ve ekonomik tüm alanlar, "Batı'ya özgü olan ussallık" yörüngesine girdiğinde, kapitalizmin dünyayı karşısına alan ethos'u da belirginleşmiş olur.
Fert:
“Klasik ile romantik, iki karşıt tavır gibi görünse de, özünde tüm sanatsal girişimler, şiir, yazı, resim veya poetik eylemler, romantik bir hamle ile başlar.”
Dünyevi kültürün ilk biçimleri, kutsallığın tecrübesini dışlamaz. Bir zamanlar yerde ve bu dünyanın sakinleriyle iç içe yaşayan ötedünyalıları yeniden yeryüzüne çekme çabasıdır bu. Eski Yunan'ın dünyası bu iç içeliğin kusursuz bir yansımasıdır. Doğa olarak tercüme edilen physis'ın onlar için sadece fiziksel bir karşılığı yoktur. Onların doğası kendisini çoğaltan ve fiziksel olmayanı, görünen, görünmeyen tüm varlık türlerini de kuşatan bir genişliktir.
Mistik kendisini, baş edemeyeceği, akıl erdiremeyeceği büyük boşluğun, doluluğun, karanlığın, göz alıcı aydınlığın içinde faydasızca harcar. Kendisi dinsel deneyimin öznesi olmaz, tam tersine nesnesi olur. Mistik deneyimin sahibi, önünde büyüyen, genişleyen, karartılarla dolu korkutucu boşluğa kendisini bırakır ve başına gelecekleri bekler. Romantik bir tipin yapacağı gibi yazgısının üzerine çıkmaya da çalışmaz.
Bektaşi, birçok yönden eksiksiz bir Bahtin kahramanı sayılabilir. Kimi fıkralarda Gargantua'dan farksız tasvirlerine rastlanır; şişmandır, pisboğazdır, kural tanımazdır, ortalık yerde nasıl isterse öyle davranır; her şeyden önemlisi alaycı ve zındık bir mantığı kullanmaktan çekinmez. Sadece biraz daha "edepli" gibi görünür. Bahtin'in Gargantua gibi Rabelais kahramanlarında bulduğu türden "maddi bedensel imge" çok fazla ortaya çıkmaz. Bektaşinin hikayesi görece daha az suya sabuna dokunur; siyasal ve dinsel yapıları daha edepli bir üslupla karşısına alır. Ancak temel benzerlikleri bu alaycı tavrın çıkış yeridir: halk mizahı. Bektaşi tiplemesi grotesk bir imgenin taşıyıcısıdır. Onu her türden sahneye yerleştiren halk, yarı-zındık ve meraklı kalabalık, onun sayesinde dinine ve devletine daha tabi görünür.

Bektaşi, grotesk bir kahraman gibi, dünya hazları ve özellikle yeme içme konusunda kendisini hiç denetlemez. Kesinlikle çileci değildir. Yemeği fazla kaçırır, günün ve yılın herhangi bir zamanında ortalık yerde "demlenebilir". Demlenmek için uygunsuz zaman yoktur onun için. Hatta Ramazan'da demlenmek konusundaki rahatlığı, onun ikiyüzlülükten uzak tavrını açıkça gösterdiğinden özellikle vurgulanır. Ramazan vakti ortalık yerde yer içer, çok da tenha sayılamayacak yerlerde haşhaş çeker. Dünya üzerindeki her şey onun için birer nimet sayıldığından, yediği, içtiği, elini sürdüğü ve hatta gözüne görünen her şeyle kendisinden geçer. Helenler gibi, burada, dünyadan zevk alıyor olmak ile güzel ahlaklı olmak bir ve aynı şeydir. Çünkü dünyevi hazları görmezden gelen, tüm bu güzel, cezbedici çokluğun yaratıcısını reddetmiş sayılır. Her şey güzel yaratılmış olduğundan, tadılmayı, içilmeyi, dokunulmayı hak etmektedir. Yaratılmış olana yönelik bir kibir, Bektaşiye göre tanrıtanımazlığın bir başka yüzüdür. Ancak bu sefahat ve kendinden geçme tavrı kimselere dokunmamalı, zarar vermemelidir.
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Özgür Taburoğlu
Unvan:
Yazar, Mühendis
Doğum:
Kırşehir, Türkiye, 1973
Özgür Taburoğlu 1973 Kırşehir doğumlu. Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği'ni 1997'de bitirdi. Defter, Virgül, Toplum ve Bilim, Birikim dergilerinde yazıyor. Ankara'da yaşıyor.Halen Ankara'da bilgisayar mühendisi olarak çalışmaktadır. Dünyevi ve Kutsal, Özgür Taburoğlu'nun yayımlanan ilk kitabı.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 8 okur okudu.
  • 39 okur okuyacak.