Post Öykü

Post Öykü

Dergi
9.1/10
12 Kişi
·
23
Okunma
·
21
Beğeni
·
120
Gösterim
Başın zonkluyor. Kahven çoktan soğumuş. Ne kadar zamandır burada oturduğunun farkında değilsin. Geçmişinden emin değilsin, kelimelerin kayıp ve artık gerçek değiller ya da gerçekler çoktan unutulmuş. Kalbin unutulmuş aşkların ve arzuların tozlu mahzenine dönmüş haberin bile yokken.
Bakmayın görünmediğine, hüznün elbisesi, doğar doğmaz öyle büyülü bir biçimde biçilmiş ki üzerimize artık ne zaman giysek cuk oturuyor, hem de daha az önce çıkarmış gibi.
Ve düşünmeyi tamamen bırakıp hesap makinelerine, bilgisayarlara, robot insanlara dönüşmediğimiz sürece hikayeler yazılmaya anlatılmaya, şiirler söylenmeye devam edecek.
"Düşünsenize!" dedim. "Bizi uzaktan biri görse sisten kaçtığımızı ne bilecek. Hikayesini gördüğü gibi değil, sandığı gibi kuracak. Sonra anlatacak eşine dostuna. Onlar da başkalarına derken, bir de bakmışsın biz ejderhaya dönüşmüşüz.
176 syf.
·8 günde
Toplumumuzda kitap okuyan kişi sayısı çok azdır. Hele de öykü okuyanlar daha azdır (bunlardan biri de benim). Eğer siz de benim gibiyseniz bu dergi, öykü okumaya başlamak için biçilmiş bir kaftan.

Dergilerde çeşitli tarzlarda öyküler mevcut. Bu yüzden birinden birini beğeneceğinizi düşünüyorum. Mesela bir öyküde hoca dertleri olan birine okuyup üfledikten sonra o kişi rahatlıyor. Ben bu öyküyü işte bu yüzden hiç sevmedim. Ama “ Uçan Adam” a bayıldım. Çünkü kurgusu çok iyiydi. Aynı şekilde “ Saçların, Eller ve Derin Bir Çukur” u da beğendim.

"Keşfedilmemiş Bir Yalnızlık Önerisi “ adından da anlaşılacağı üzere “yalnızlık” ı işliyor. Öykünün özellikle kurgusu oldukça basit. Ama yazarın, Eda İşler’ in, dili o kadar samimiydi ki bu öykü de çok hoşuma gitti.

“Henosis” adlı öykü bir çeviri öyküsü, aynı zamanda ödüllü bir yazarın öyküsü. Bu öyküde dikkatimi çeken şey öykünün bölümlere ayrılmış olması ve bu bölümlerin karışık olarak verilmiş olmasıydı. Ben öyküyü anlayabilmek için sayfa sırasıyla değil, bölüm sırasıyla okudum. Ne demek istediğimin daha iyi anlaşılması için öykünün bir sayfasını paylaşıyorum.

https://hizliresim.com/Q2nLVZ

Dergide daha birçok öykü var. Ben sadece dikkatimi en çok çekenlerden bahsettim.

Derginin bu sayıdaki ( 2 ayda bir çıkan dergi olduğu için “ayki” yazamazdım :) )dosya konusu “ Yeniden Yazabiliyor muyuz?”. Dergide yazılanları okuduğumda anladım ki “evet, yeniden yazabiliyoruz.” Dergide birçok yeniden yazılmış olan eserlerden bahsediliyor. Örneğin bol olması hoşuma gitmedi değil.

Ben dergide bahsedilmeyen şu meşhur Shakespeare’ in “Romeo ve Juliet” inden biraz bahsedeyim. O dillere destan aşk öyküsü orijinal değil. Nasıl mı? İşte cevabı

https://nereye.com.tr/...are-oykusu-degilmis/

Bunu öğrendiğimde açıkçası Shakespeare biraz gözümden düşmüştü. Ama dergide anlatılanlardan yola çıkarak bir eseri biricik yapanın sadece konusu veya karakterleri olmadığını söyleyebilirim. Biricikliği sağlayan esas şey yazarın kendisidir. Yazar, ilham aldığı eserden farklı olarak eserine ne katmıştır? İşte, asıl sorulması gereken soru budur!

Shakespeare, “Romeo ve Juliet” te önceki eserden farklı olarak karakter isimlerinin bazılarını değiştirmiş, karakterlere bazı özellikler eklemiştir. Ama bu eseri Shakespeare’in yapan en önemli şey kullanılan dildir yani Shakespeare’in o kendine has dili.

“Balkanlarda Dört Öykücü” başlığı altında Cemal Şakar, Necip Tosun, Abdullah Harmancı ve Aykut Ertuğrul’la bir söyleşi yapılmış. Söyleşide dikkatimi çeken nokta sol kitaplarının piyasada yerini alırken sağ kitaplarının burada başarısız olmasından bahsedilmesi (sağ ve sol kavramlarını ayrıştırmak için kullanmayı hiç sevmem ama durumu anlatmak için bunu yapmaya mecbur kaldım) ve Yaşar Kemal, Aziz Nesin gibi yazarların eserlerinin çevirisi yapılıp tanınırken Sezai Karakoç gibi yazarların eserlerinin çevrilmemesi ve dolayısıyla Karakoç ve benzeri yazarların tanınmamasıdır.

Ben edebiyatın sağ,sol, Doğu, Batı, Türk edebiyatı, Rus edebiyatı vb. şekilde ayrıştırılmasına karşıyım. Benim için edebiyat sadece “edebiyat” tır. Ben edebiyatta sadece “insan”ı görmek isterim. İnsanların sevinçleri,üzüntüleri,kızgınlıkları, kısacası “insan”ın yaşadıklarıdır benim görmek istediklerim.
Ayrıca eğer “sol” edebiyatı söyleşide bahsedildiği bir durumdaysa bu sadece o kesimin değil hepimizin derdi olmalıdır. Kimin söylediğini hatırlayamadığım bir söz var, bu sözü çok severim çünkü oldukça mantıklı; “ insanlar duygularda birleşirken düşüncelerde ayrılır.” gibi bir sözdü. İşte biz her alanda olduğu gibi edebiyatta da düşüncelerde ayrılıp “sağ,sol, kuzey, güney, Amerikan, Çinli” vb. şekilde edebiyatı kategorilere ayırırsak ve en kötüsü de “biz” den olmayana önyargılı olursak vay halimize!

Mesela ben din konulu kitaplara karşı mesafeliyim. Çünkü tarzım değil. Ama bu o tür kitapları hiç okumayacağım veya o türleri okuyanları aşağılayıp hakaret edeceğim anlamına gelmiyor. Benim kitaplarda karşı çıkacağım tek şey insanları yanlışa yönlendirmektir. “Edebiyat” “edeb” ten gelir, dolayısıyla yazılan kitaplardan da bunu beklerim. Ama bu demek değildir ki “edebiyat her zaman bize iyiliği, güzelliği anlatsın.” Demek istediğim her şeyde olduğu gibi bu konuda da sınır bilmek, haddini bilmek, edep bilmektir.

Dergide Ayrıntı Dergisi’nin eleştirilmesini hiç ama hiç doğru bulmadım. Sonuçta eleştiren de bir dergi ve bu yüzden bu durum hiç hoşuma gitmedi. Anladığım kadarıyla Post Öykü sahipleri sağ kesimden, Ayrıntı Dergi ise sol… Gördüğünüz gibi bu konuda da bir ayrışma söz konusu.

Birçok konuda olduğu gibi “edebiyat” da da bir ayrışma, gruplaşma olduğu sürece bir adım bile ileri gidemeyiz.

Tüm bunlar dışında dergi gerçekten dolu dolu, çok emek verildiği belli oluyor. Ufkumu açan, bazı konularda beni düşünmeye sevk eden bir dergi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Post Öykü
Doğum:
1 Kasım 2014

Yazar istatistikleri

  • 21 okur beğendi.
  • 23 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 10 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.