Post Öykü

Post Öykü

Dergi
9.0/10
37 Kişi
·
175
Okunma
·
47
Beğeni
·
1035
Gösterim
Adı:
Post Öykü
Doğum:
1 Kasım 2014
Başın zonkluyor. Kahven çoktan soğumuş. Ne kadar zamandır burada oturduğunun farkında değilsin. Geçmişinden emin değilsin, kelimelerin kayıp ve artık gerçek değiller ya da gerçekler çoktan unutulmuş. Kalbin unutulmuş aşkların ve arzuların tozlu mahzenine dönmüş haberin bile yokken.
Şizofreni hastası sağlam ve rahat temas kuramaz, kimseye hakiki manada yaklaşamaz, kimseye gerçek bir his besleyemez. Ağır bir strese maruz kalmadıkları sürece kendilerini yıllarca gizleyebilirler. Basit günlük konuşmalarda bile bir tehdit ve istihza sezerler. Çabuk kırıldıkları için samimiyetten kaçınırlar. Etrafındakileri gerçekten sevmedikleri için, gerçekten sevildiklerine de inanmazlar. Herkesi kendilerinden uzak tutmaya çalışıp araya mesafe koyarlar.
Geçmiş balçığına saplanıp kalmak, toplum nezdinde sorunlu görülen tüm bireylerin ortak noktasıdır. Tıpkı bir araba gibi ne kadar zorlasalar, çabalasalar, gaza yüklenseler de çaresizce patinaj çekerler o balçıkta. Değil kurtulmak, bir adım ileri gitmek bile imkansızdır çoğu zaman.
Bir fikir, virüs gibidir. Esnektir. Oldukça bulaşıcıdır. Ve ufacık bir fikir tohumu bile büyüyebilir. Seni tanımlamak ya da yok etmek için büyüyebilir.
Post Öykü
Sayfa 79 - Aykut Ertuğrul
Senin uzaklığı kendine yurt yaptığını o zaman anladım. Başka diyarlara, başka dünyalara gidiyordun. O yüzden hafiftin. Bir kelebek gibi...
Başarılı yazımın sözde ayırt edici nitelikleri olan edebi kurmaca tekniklerine bakın: neredeyse hepsi söylenenlere değil, söylenmeyenlere dayanır.
"... kadının ağlaması başka bir şeydir. Benim için hiç ağlanmış mıdır bilmem. Sanmam. Birisi o sahnedeki gibi ağlamışsa benim için, bunu bilsem, öğrensem, ne olurum acaba. İçime doğru çöküp yok mu olurum acaba."
GÜRAY SÜNGÜ
176 syf.
·8 günde
Toplumumuzda kitap okuyan kişi sayısı çok azdır. Hele de öykü okuyanlar daha azdır (bunlardan biri de benim). Eğer siz de benim gibiyseniz bu dergi, öykü okumaya başlamak için biçilmiş bir kaftan.

Dergilerde çeşitli tarzlarda öyküler mevcut. Bu yüzden birinden birini beğeneceğinizi düşünüyorum. Mesela bir öyküde hoca dertleri olan birine okuyup üfledikten sonra o kişi rahatlıyor. Ben bu öyküyü işte bu yüzden hiç sevmedim. Ama “ Uçan Adam” a bayıldım. Çünkü kurgusu çok iyiydi. Aynı şekilde “ Saçların, Eller ve Derin Bir Çukur” u da beğendim.

"Keşfedilmemiş Bir Yalnızlık Önerisi “ adından da anlaşılacağı üzere “yalnızlık” ı işliyor. Öykünün özellikle kurgusu oldukça basit. Ama yazarın, Eda İşler’ in, dili o kadar samimiydi ki bu öykü de çok hoşuma gitti.

“Henosis” adlı öykü bir çeviri öyküsü, aynı zamanda ödüllü bir yazarın öyküsü. Bu öyküde dikkatimi çeken şey öykünün bölümlere ayrılmış olması ve bu bölümlerin karışık olarak verilmiş olmasıydı. Ben öyküyü anlayabilmek için sayfa sırasıyla değil, bölüm sırasıyla okudum. Ne demek istediğimin daha iyi anlaşılması için öykünün bir sayfasını paylaşıyorum.

https://hizliresim.com/Q2nLVZ

Dergide daha birçok öykü var. Ben sadece dikkatimi en çok çekenlerden bahsettim.

Derginin bu sayıdaki ( 2 ayda bir çıkan dergi olduğu için “ayki” yazamazdım :) )dosya konusu “ Yeniden Yazabiliyor muyuz?”. Dergide yazılanları okuduğumda anladım ki “evet, yeniden yazabiliyoruz.” Dergide birçok yeniden yazılmış olan eserlerden bahsediliyor. Örneğin bol olması hoşuma gitmedi değil.

Ben dergide bahsedilmeyen şu meşhur Shakespeare’ in “Romeo ve Juliet” inden biraz bahsedeyim. O dillere destan aşk öyküsü orijinal değil. Nasıl mı? İşte cevabı

https://nereye.com.tr/...are-oykusu-degilmis/

Bunu öğrendiğimde açıkçası Shakespeare biraz gözümden düşmüştü. Ama dergide anlatılanlardan yola çıkarak bir eseri biricik yapanın sadece konusu veya karakterleri olmadığını söyleyebilirim. Biricikliği sağlayan esas şey yazarın kendisidir. Yazar, ilham aldığı eserden farklı olarak eserine ne katmıştır? İşte, asıl sorulması gereken soru budur!

Shakespeare, “Romeo ve Juliet” te önceki eserden farklı olarak karakter isimlerinin bazılarını değiştirmiş, karakterlere bazı özellikler eklemiştir. Ama bu eseri Shakespeare’in yapan en önemli şey kullanılan dildir yani Shakespeare’in o kendine has dili.

“Balkanlarda Dört Öykücü” başlığı altında Cemal Şakar, Necip Tosun, Abdullah Harmancı ve Aykut Ertuğrul’la bir söyleşi yapılmış. Söyleşide dikkatimi çeken nokta sol kitaplarının piyasada yerini alırken sağ kitaplarının burada başarısız olmasından bahsedilmesi (sağ ve sol kavramlarını ayrıştırmak için kullanmayı hiç sevmem ama durumu anlatmak için bunu yapmaya mecbur kaldım) ve Yaşar Kemal, Aziz Nesin gibi yazarların eserlerinin çevirisi yapılıp tanınırken Sezai Karakoç gibi yazarların eserlerinin çevrilmemesi ve dolayısıyla Karakoç ve benzeri yazarların tanınmamasıdır.

Ben edebiyatın sağ,sol, Doğu, Batı, Türk edebiyatı, Rus edebiyatı vb. şekilde ayrıştırılmasına karşıyım. Benim için edebiyat sadece “edebiyat” tır. Ben edebiyatta sadece “insan”ı görmek isterim. İnsanların sevinçleri,üzüntüleri,kızgınlıkları, kısacası “insan”ın yaşadıklarıdır benim görmek istediklerim.
Ayrıca eğer “sol” edebiyatı söyleşide bahsedildiği bir durumdaysa bu sadece o kesimin değil hepimizin derdi olmalıdır. Kimin söylediğini hatırlayamadığım bir söz var, bu sözü çok severim çünkü oldukça mantıklı; “ insanlar duygularda birleşirken düşüncelerde ayrılır.” gibi bir sözdü. İşte biz her alanda olduğu gibi edebiyatta da düşüncelerde ayrılıp “sağ,sol, kuzey, güney, Amerikan, Çinli” vb. şekilde edebiyatı kategorilere ayırırsak ve en kötüsü de “biz” den olmayana önyargılı olursak vay halimize!

Mesela ben din konulu kitaplara karşı mesafeliyim. Çünkü tarzım değil. Ama bu o tür kitapları hiç okumayacağım veya o türleri okuyanları aşağılayıp hakaret edeceğim anlamına gelmiyor. Benim kitaplarda karşı çıkacağım tek şey insanları yanlışa yönlendirmektir. “Edebiyat” “edeb” ten gelir, dolayısıyla yazılan kitaplardan da bunu beklerim. Ama bu demek değildir ki “edebiyat her zaman bize iyiliği, güzelliği anlatsın.” Demek istediğim her şeyde olduğu gibi bu konuda da sınır bilmek, haddini bilmek, edep bilmektir.

Dergide Ayrıntı Dergisi’nin eleştirilmesini hiç ama hiç doğru bulmadım. Sonuçta eleştiren de bir dergi ve bu yüzden bu durum hiç hoşuma gitmedi. Anladığım kadarıyla Post Öykü sahipleri sağ kesimden, Ayrıntı Dergi ise sol… Gördüğünüz gibi bu konuda da bir ayrışma söz konusu.

Birçok konuda olduğu gibi “edebiyat” da da bir ayrışma, gruplaşma olduğu sürece bir adım bile ileri gidemeyiz.

Tüm bunlar dışında dergi gerçekten dolu dolu, çok emek verildiği belli oluyor. Ufkumu açan, bazı konularda beni düşünmeye sevk eden bir dergi.
160 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bu dergiyi çok seviyorum. Çok kaliteli ve doyurucu. Yeni Öykücüleri ve öykülerini de keşfedebiliyor insan. 2 ayda bir çıkıyor. Zevkle tavsiye edebilirim.
160 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Eski sayısını bulup yine zevkle okuduğum bir dergidir kendisi. Eski ama eskimeyen yazarlar derken yeni öykücüleri tanıdım. Gözden kaçırdığım ve listeme eklediğim kitaplar oldu sayesinde. Edebiyatı sevenler için iyi bir başvuru kaynağı.
152 syf.
·Puan vermedi
Ne iyi bir eleştirmenim ne de derginin düzenli bir takipçisi.
Önceden gözüme kestirip,rafta görüncede dergiye atılan basit bir okurum.
Dergiyi ilk okuyuşum.Fakat bana göre dergi okumanın belirli kuralları vardır,kendime koyduğum kurallar.Mesela her yazı teker teker okunmadıkça o dergi okunmuş sayılmaz tıpkı bir kitap gibi.Bu kuralımı uygulamakta zaman zaman sıkıntı çektim.Eksik bir okuyucuyumdur belki de.
Ve derginin çıkarıldığı ayda okunması gerekli,kasım ayının dergisi aralığa taşınca bir şeyler yanlış,eksikmiş gibi hissediyorum.Bu yüzden 2 aylık süreli dergiler favorim.Zamana yaya yaya okuyabiliyorum.
İçime öykü aşkı aşıladı diyebilirim,metroda,ders aralarında azar azar okudum.
''Sanırım yaşantılar arasındaki boşluğu ya da kendi boşluklarımı doldurmak için.''
Kitap tahlilleride oldukça keyifliydi,özgün cümlelerle bezenmişti.İllustrasyonları muhteşemdi.Beğendim, öyküye karşı merakınız olduğunu ölçmek istiyorsanız bi deneyin derim.
152 syf.
Her sayısında yeni şeyler öğrendiğim,yeni bakış açısı kazandığım ve zamanıma değer kattığını her okuduğumda bir kez daha anladığım güzel bir edebiyat dergisi.Bu güzel dergiyi tavsiye ederim.
160 syf.
·65 günde
Öykü okumayı sevenler için güzel bir öykü dergisi, içerinde farklı yazarlar tarafından kaleme alınmış dergi 28 farklı öyküden oluşmaktadır.
Bu sayıdaki ana konu post modernizim ve post kitap anlayışı üzerine yazılmış öyküler bulunmaktadır.
İyi okumalar dilerim..
160 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Derginin bu sayısı da bundan önceki sayısı kadar hem kafada ışık yaktıran hem de aralarında kötülerini barındırmakla birlikte iyi öykülerin yer aldığı bir sayı olmuş. Eleştiri kısımları, postmodernizmin hem sanata hem de edebiyata nasıl tesir ettiği üzerine gayet iyi nüanslarla aktarılmış. Özellikle Nuray Yüksel ve Secaattin Tural'ın eleştiri yazıları mutlak manada okunması elzem yazılar olmuş.
Beğendiğim öyküleri sıralayacak olursam şu öyküleri baş sıraya koyarım: Takip, Ristretto, Pinokyo'nun Kalbi, Paltosu Mavi Kadın.
160 syf.
·1 günde
Bu dergiyi hem psikolojik hem kendi iç dünyamdan bir şeyler bularak okuduğum bir dergi.Severek takip ettiğim de bana çok şey katan bir dergi.Keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Post Öykü
Doğum:
1 Kasım 2014

Yazar istatistikleri

  • 47 okur beğendi.
  • 175 okur okudu.
  • 26 okur okuyor.
  • 31 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.