Köyü yöneten kadın (Bleda’nın eşlerinden birisiydi) bize yiyecek ve cinsel ilişki için güzel kadınlar gönderdi. Misafirlere kadın göndermek İskitler arasında onurlandırma gösterisiydi.
Tarihçi Priscus’a göre, bu yabani kabile (yani Hunlar) Maeotis (Azak denizi) bataklığının uzak kıyılarında sadece avcılık ederek yaşıyorlardı. Nüfusları arttığı zaman, komşu halkları kalleşçe yağmalayıp canlarından bezdirmekten başka hiçbir iş bilmezlerdi.
İskitlerle Romalıların savaşının başladığı sıralarda, Trakya topraklarında, Hellespontos’ta, İonia’da ve Kiklad adalarında etkili olan bir deprem meydana geldi. Sonucunda Cnidus ve Girit adası yerle bir oldu.
Bazı nehirleri geçtikten sonra, çok büyük bir köye geldik. Attila’nın buradaki sarayının başka yerlerdekinden çok daha görkemli olduğu söyleniyordu. Bu saray, keresteden ve düzgünce planyalanmış tahtalardan inşa edilmişti ve güvenlik için değil, göz zarafeti için yapılmış ahşap bir duvarla çevriliydi.
(Malzemelerin ithal olduğunu ekliyor.)
Bu zor yerden sonra ağaçlarla kaplı bir ovaya geldik. Burada barbar taşımacılar bizi karşıladı ve bizi kanolarla nehrin karşı yakasına geçirdiler. Bu kanoları tek bir ağaç gövdesini keserek ve içlerini oyarak kendileri yapmışlardı. Bunları elbette bizim için yapmamışlardı, daha önce yolda karşılaştığımız barbar gücünü nehrin karşısına taşımışlardı. Çünkü Attila, sanki avlanmaya gidermiş gibi Roma topraklarına geçmek istiyordu.