Roger Scruton

Roger Scruton

Yazar
7.7/10
10 Kişi
·
20
Okunma
·
3
Beğeni
·
728
Gösterim
Adı:
Roger Scruton
Unvan:
İngiliz Filozof ve Yazar
Doğum:
Buslingthorpe , Lincolnshire , İngiltere, 27 Şubat 1944
27 Şubat 1944’te doğan İngiliz filozof Roger Vernon Scruton özellikle estetik alanında yaptığı çalışmalarla tanınır. Yaklaşık kırkın üzerinde eseri bulunmaktadır, bunlardan bazıları: Art and Imagination (Sanat ve İmgelem, 1974), The Meaning of Conservatism (Muhafazakârlığın Anlamı, 1980), Sexual Desire (Cinsel Arzu, 1986), The Aesthetics of Music (Müzik Estetiği, 1997), Beauty (Güzellik, 2009), How to be a Conservative? (Nasıl Muhafazakâr Olunur?, 2014). Bir roman yazarı da olan Scruton, bu çalışmalarının yanı sıra, felsefe ve kültür üzerine pek çok ders kitabı da kaleme aldı. Scruton, 1971’den 1992’ye kadar Londra’daki Birkbeck Kolej’de estetik üzerine dersler verdi. 1992’den beri de Amerika’daki Boston Üniversitesi’nde yarı zamanlı olarak dersler vermektedir.
Kalbi hep yenilenen ve giderek artan bir merak ve ihtiram ile dolduran, üzerine daha sık ve daha ısrarlı bir şekilde düşündüğümüz iki şey vardır: yukarıdaki yıldızlı gökyüzü ve içerideki ahlaki yasa.
Roger Scruton
Sayfa 20 - ALTIN KİTAPLAR YAYINEVİ
Kant, şu müthiş tespiti yapmış:

"... zira vicdan kaskatı olunca dini neyin üzerine inşa edeceksiniz?"
Ahlaki bir öğenin değeri onun eğilim karşısında direnme yeteneğinde yatmaktadır.
Roger Scruton
Sayfa 99 - ALTIN KİTAPLAR
Russel için amaç, " Bağımsız bir zihne sahip olmak, Tanrı' nın gördüğü gibi, burada ve şimdi olmaksızın, umut ve korkunun ötesinde, alışılmış inançların ve geleneksel önyargıların engeline takılmadan; dünyayı dingin, tutkusuz, yalnız ve yalnız bilgi isteği ile görmek; insanın düşünce hayatı yoluyla edinebileceği en nesnel bilgiyi edinmekti" ti.
Gerçekten de bedenimin ölümünü ve çürümesini tahayyül etmekte zorlanmasam da, kendi yok oluşumu hayal etmek bana zor gelir. Benim bakış açımın var olmadığını düşündüğüm bir dünya hakkında düşünmekte zorlanırım.

Bizi kaygılandıran şey ölüm değil sonluluk. Nihai olarak var olmama ihtimalimiz sadece sonlu bir zaman boyunca var olma düşüncesi bizi tedirgin eder.

Geleneksel din, bizi sonsuz hayat düşüncesi ile avutur. Schopenhauer başka bir çözüm önermektedir: Sonsuz süre boyunca daimi olmak yerine hiç daimi olmamak.
“Bu dünya, masumiyetini kaybetmemiş, bilime rağmen var olan dünyadır.”

Scruton, felsefe ve bilim ilişkisinin zemininde bulunan modern zamanımızın durumunu bu şekilde tanımlıyor.Bu şekilde tanımlamasının arkasında, pozitivistlerin felsefenin ilgi alanında olan soruları,daha doğrusu “sorunları” bilimsel metotlarla açıklamaya çalışmalarında yatıyor.Bu da tabii olarak kavram karmaşasına veya “anlam sorunsalına” yol açıyor.Bu durumda eli oldukça kuvvetli olan bilimsel metot, felsefenin özünde de yer alan,hayatın doğrudan kaynağından çıkan özleri de dahil olmak üzere doğayı; gözlemcilik ve deneysellik gibi kuramlarıyla “gerekçelendirmeye(nedenselleştirmeye)” çalışıyor.Nedensellik ilkesinin ardından yine bir başka nedensellik ilkesi geliyor ve bu böylece “şeylerin” arkasında yer alan “doğa kanunlarına” bağlanan bir sonucun elde edilmesine yol açıyor.Doğa kanunlarının arkasında da daha bütünsel başka doğa kanunlarının bilim tarafından “keşfedilmesiyle” bilimin doğasında yer alan gerekçelendirme silsilesi böylece devam ediyor.
Bilimin metodu Scruton’un anlattığı gibi sürekli bir “keşfetme” arzusuyla,keşfedilmemiş olanın keşfedilmesinin verdiği hazla süregeliyor.Bu hazzı oluşturan kaynak da kendi içinde “doğrulanabilirlik ilkesi” tarafından sınamaya sokulmuş.Yani bilimsel metodun doğası,onun tamamıyla “yanlışlanabilir(falsifiability)” olmasından kaynaklanıyor.Bilimsel veri,gözlemlenebilir,sınanabilir ve hepsinden öte daima yanlışlanabilir olmak zorunda.Aksi halde böyle bir verinin “bilimsel” bir varsayım olmasının ufacık bir ihtimali bile bulunmamakta.”Falsifiability” konsepti, bilim felsefecisi Karl Popper tarafından dile getirilmiş.Karl Popper, bilimin metodunun kurucusu,bilimsel teorinin “bilimsel” nitelik kazanmasının kuramcısı olarak da tanınıyor.Onun konseptinde bilimsel veri; aynı Darwinci evrim prensibinde doğa tarafından çürütülme,birtakım doğal seleksiyonca tahribata,değişime uğrama sürecinin benzeri bir şekilde,”hayatta kalma” imtihanına tutuluyor.Fakat modern felsefeciler bilimsel yöntemin bu kıskacından “klasik felsefeyi” kurtarma derdinde gibi gözüküyorlar.Aynı Scruton’un ve Simon Blackburn’un de eleştirdiği gibi, Popper’in “yanlışlanabilirlik” konseptinin kendi içinde de yanlışlanabilir olabileceğini neden göz önünde bulundurmuyoruz? Pozitivist düşüncenin “doğrulanabilirlik ilkesinin”, kendisini nasıl doğrulayabiliriz? Aynı şekilde sınanabilirlik olgusunun kendisini nasıl sınayabiliriz? Bu alanda kullanacağımız kaynakların güvenilir olacağı konusunda nasıl teminat verebiliriz? Yanlışlama ve sınama gibi insan iradesi tarafından çıkarılan yöntemlerin “kesinlik,yanılmazlık” gibi vasıflarla nasıl tanımlayabiliriz? Bu tarz sorular, felsefeyi bilimsel yöntemin kıskacından kurtarmak namına oldukça önemli sorular.Scruton bu tarz soruların öneminden bahsettikten sonra eleştirinin kapsamını biraz daha genişletiyor:
“Doğa dünyası yasalarla yönetilir ancak ne kadar derin olursa olsun,hiçbir bilimsel yasa,bir olasılık ifadesinin ötesinde kesin değildir.Doğal dünyada hiçbir şey için “böyle olmak zorunda” diyemeyiz, en fazla “böyle olması yüksek olasılık dahilinde” diyebiliriz.”

Bilim, Scruton’un açıkça anlattığı gibi dünyanın görünüşünü açıklar,fakat onu tanımlamaz.Tanımlamaya, anlamlandırmaya çalıştığı zaman bir şeyler eksik kalır.Bu eksiklik kendini oldukça net bir şekilde belli eder.Fakat bilime göre bunda bir sakınca yoktur; cevaplayamayacağı,anlamlandıramayacağı hiçbir soru yoktur.Fakat durumun böyle olmadığını,bilimin varoluşumuza,ilk nedene ve bilince dair halen tatmin edici cevaplarının bulunmadığını rahatlıkla söylebiliriz.Bilimin bu alan dışı cevaplandırma eğilimi, kendini sadece felsefede göstermiyor.Bilimin alan dışı eğilimine sanatta,hatta teolojide de rastlıyoruz.”Tanrı’nın varlığının materyal bir kanıtı var mı?” gibi bir soru, bilimin giderek nasıl bir hal almaya başladığını çok net gözler önüne seriyor. Tanrı’nın belki de bütünüyle materyal bir düzen yaratmış olabileceği ihtimalinin, bilimin gözünde hiçbir değeri yok.Olmasını beklemek de fazlasıyla yersiz olacaktır.Ontolojik argüman olarak adlandırdığımız monist,Tanrısal varlığın kanıtı olan ilke; deneysel bilimin değil felsefenin ve teolojinin konusudur.Bilim bu tarz alanları deneysel yollarla açıklamaya kalktığında, deyim yerindeyse ne kadar saçmaladığını net bir şekilde görüyoruz.Bilimin aradığı yanıtların, soyut felsefi alanda bir karşılığı olmadığını açıkça belirtmemiz gerekir.Görünen o ki 21.yüzyıl, klasik felsefenin kendisini ilgilendiren alanlarını, deneysel gözlemci bakış açısının istilasından korumaya çalıştığı bir mücadele yüzyılı olacak…
Goethe, “Spinoza, Tanrının varoluşunu kanıtlamaz, varoluşun Tanrı olduğunu söyler, bazıları bu yüzden ona ateist muamelesi yapıyorsa, ben de onu teistissimus adı ile övmek istiyorum.”
316 syf.
Descartes’tan başlayarak modern felsefi akımları kısaca özetliyor. Yetersiz kaldığı konular çok fazla. Analitik felsefeye yaslanan bir yanı var. Cambridge’de yazıldığı dikkate alınarak okunmalı. İngiliz geleneği üzerinden yansıtılıyor çoğu zaman önermeler. Çevirisi de epey sıkıntılı. Kant’ı anlatırken kendinde şey kavramıyla anlatıdan koparıyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Roger Scruton
Unvan:
İngiliz Filozof ve Yazar
Doğum:
Buslingthorpe , Lincolnshire , İngiltere, 27 Şubat 1944
27 Şubat 1944’te doğan İngiliz filozof Roger Vernon Scruton özellikle estetik alanında yaptığı çalışmalarla tanınır. Yaklaşık kırkın üzerinde eseri bulunmaktadır, bunlardan bazıları: Art and Imagination (Sanat ve İmgelem, 1974), The Meaning of Conservatism (Muhafazakârlığın Anlamı, 1980), Sexual Desire (Cinsel Arzu, 1986), The Aesthetics of Music (Müzik Estetiği, 1997), Beauty (Güzellik, 2009), How to be a Conservative? (Nasıl Muhafazakâr Olunur?, 2014). Bir roman yazarı da olan Scruton, bu çalışmalarının yanı sıra, felsefe ve kültür üzerine pek çok ders kitabı da kaleme aldı. Scruton, 1971’den 1992’ye kadar Londra’daki Birkbeck Kolej’de estetik üzerine dersler verdi. 1992’den beri de Amerika’daki Boston Üniversitesi’nde yarı zamanlı olarak dersler vermektedir.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 20 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 30 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.