Selena Erkızan

Selena Erkızan

Çevirmen
7.9/10
72 Kişi
·
0
Okunma
·
0
Beğeni
·
53
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
288 syf.
·Puan vermedi
Ve yazar şöyle başlıyor kitaba "Budalalığa övgüler yağdırdım, ama tamamen budalaca değil." Aslında dünya da ki tüm olguları budalalığa bağlıyor ve bunu çok zekice bir çizgiden götürüyor ..

Orta çağ dediğimiz dönemde, Papa neredeyse her düşünce üzerinde bir hegemonya kurmuştur. Erasmus bu hegemonyaya karşı çıkarak, gerçek Hristiyan ruhunu antik çağda aramıştır. Egemen ahlak anlayışını eleştirerek mevcut olan düzene karşı çıkmıştır. Delilik ve bilgeliği kıyaslayıp bunu hiciv sanatı ile yoğurmuştur. Kendinden önceki yüzyıllar boyunca bilgelik sayılan erdemlerin yeniden sorgulanması gerektiğini düşünmüş ve kitapta da bundan ayrıntılı olarak bahsetmiş.

Kitapta 2 temel görüş vardır. Bunlardan ilki; gerçek bilgelik ve delilik. İkinci görüş ise; kendini bilge sanma ve gerçek deliliktir. Birinci görüşe baktığımız zaman akla fazla prim vermiş olan insanoğlunu görüyoruz. Rasyonel davranışların aşırı yüceltildiği, fazlaca kullanıldığı için insanın kendi doğasından uzaklaştığının üzerinde durmuştur Erasmus. İkinci görüşte ise, o dönemde yani orta çağın sonlarında (Rönesansın başlaması ile) okuma yazma bilen insanlar sadece din adamları ve soylulardı. İşte bu insanlar nüfusun geri kalanı üzerinde kurdukları baskı ve yaptıkları zulmün eleştirildiğini görüyoruz.
Günümüzden hiç farklı değil çıkar hırsızlık haksızlık leş gibi kokuşmuş vicdanlar delilik ise dürüst olanlar.
Kitapta en çarpıcı bölüm; kendi de bir rahip olan Erasmus’un kilisenin ahlak biçimine sistemine ve tanrı/kul anlayışına ilişkin radikal sözleri ve eleştirileri olsa gerek. En ağır söz ve hakaretleri kullanmaktan çekinmeden ucu papalara kadar dayandırarak tüm kötü emel ve eylemlerini yüzlerine çarpar. Kilisenin gerçek amacından sapmış halkın manevi duygularının istismarına dayanan bir çıkar kurumuna dönüştüğünü en ağır sözcüklerle hicvederek anlatmış..
Erasmusun çağına göre çok cesur bir dil kullandığı, benim okurken çok zevk aldığım bir kitabı oldu kendileri:).

bilgelik ve delilik arasında sürekli bir kıyaslama durumu söz konusu kitap boyunca, bu kıyaslamalar sırasında ilahiyatçılardan tutun avukatlara, krallara, soylulara ve hatta filozoflara kadar herkesin içinde bulunduğu deliliği ince detaylarla örneklendiriyor ve gerçekten bu örneklerin bazıları o kadar çarpıcı ki okurken yaptığımız delilikler olmasaydı dünyanın çekilmez ve yaşanılmaz bir yer olacağını bazen tebessümle bazense acı içinde öğreniyoruz erasmus'tan...

“Savaş söz konusu oldu mu...
Hiçbir masraftan ve zahmetten kaçınmazlar,

Hiçbir sakınca önemli değildir onlar için;

ister hukuk, din
isterse barış çiğnensin,
hatta insanlık batsın, umurlarında olmaz”

Mesela bu alıntıda bahsi geçenler ,delimidir,akıllı mı sizce:))))

Akıcı ve severek okuduğum bir kitaptı...
Delilere selam olsun:))))
288 syf.
·10/10
Okuduğum en eğlenceli felsefe kitabı olduğunu söyleyebilirim. Erasmus, yazdıklarının her satırından zekâ fışkıran müthiş bir yazar. Dostu Thomas More’u eğlendirmek adına kaleme aldığı Deliliğe Övgü adlı bu kitapta, bilerek veya bilmeden, insanlığın sinir uçlarına dokunmuş. Çocukluk, dostluk, aşk gibi kavramlar üzerine düşünmeye davet ediyor. Nefis bir klasik.
288 syf.
·2 günde·6/10
Delinin ruhunda ne varsa yüzünde yazılıdır, ağzı bunu gizlemeden söyler; oysa, aynı Euripides'e göre, bilgenin iki dili vardır, biri gerçeği söylemek, öteki gerekirse gizlemek için. Bilge, beyazı siyaha, siyahı beyaza çevirmek hünerine sahiptir; ağzı, hem soğuğu hem sıcağı üfler, sözleri de genellikle düşüncelerinden pek uzaktır.

Genel olarak Erasmus'un bu şekilde deliliği övüp bilgeliği yeren düşüncelerinden oluşan, oldukça yavaş ilerleyen, yer yer hemfikir olduğum değişik bir kitap kendileri. Deliliği bu kadar sayfa nasıl övmüş diye düşünenler için okunabilir bir kitap..

Keyifli okumalar..
288 syf.
·7 günde·Beğendi
Alem benim hakkımda ne derse desin,en deliler arasında bile DELİLİĞİN kötü bir ünü olduğunu bilmez değilim,buna rağmen iddia ediyorum,ilahi gücüyle hem Tanrıları hem de insanları neşelendiren tek varlık benim,sadece ben.

Rönesans hümanizminin en büyük temsilcilerinden Erasmus'un ilk olarak 1511’de yayımlanan "Deliliğe Övgü" eseri güncelliğini zamanımıza değin koruyabilmiş başyapıtıdır.Eserde şu soruyu sorar bizlere "İnsanoğlunun tüm zincirlerinden kurtulmasını ve salt özgürlüğe ulaşmasını sağlayan delilik değil midir?"
İçinde ki epeyce dipnota bakarken arada paragraflardan koptuğum,mitoloji bilgimin eksikliğinden kaynaklı kimi zaman okurken zorlandığım eser.Anladığım kadarıyla kitap daha çok zıtlıklar ve ikilikler üzerinden ifade ediyor delilik kavramını.Erasmus deliliğin bilge yanından bahsederken aynı zaman da deliliğin çılgın,ipe sapa gelmez yanından da bahsetmektedir.Delilik üzerinden özellikle din adamları başta olmak üzere toplumun bir çok kesimi de benzetmelerinden nasibini almaktadır.Kitap aynı zamanda felsefi tartışmaların yanında epeyce gülmece öğeleri de barındırmaktadır içinde.Ve bazı cümleleri okurken beni güldürebilmeyi başarmış bir eserdir.Erasmus'un kitabında delilikten nasibini almayan hiçbir kesim neredeyse yoktur.Delilik üzerinden yaptığı bilgelik yorumu bence takdir edilesidir.
Okunması gereken belki de,beni açımdan daha net kavranılabilmesi için tekrarlanılması gereken bir eser.
152 syf.
·2 günde·10/10
Türüne sadık kalmak asla zavallılık değildir; insana illa acımak gerektiğini düşünüyorsa, kuşlarla birlikte uçamıyor, koyun sürüleri gibi dört ayağı üstünde yürüyemiyor, boğa gibi boynuzları yok diye acımalısın. Olaya böyle bakarsan, güzelim bir at da gramerden anlamıyor, çörek yiyemiyor diye dünyanın en şanssız atı ilan etmen gerekir, aynı şekilde güreş sanatından başarısız diye bir öküze zavallı demen gerekir. O halde gramer bilgisi yok diye bir atı nasıl zavallı saymıyorsan, bir deliyi de mutsuz sayamazsın; çünkü delilik onun doğasında vardır.
288 syf.
·3 günde·Beğendi·6/10
sitedeki diğer incelemelere baktım biraz. yaklaşık 200 tane inceleme, 4000 tane alıntı var. bir din felsefesi kitabi için yoğun bir ilgi. aralarda "hayatın kendisi de zaten bir parça delilik değil midir" gibi sempatik yorumlar da var :)

ben kabalcı yayınlarından okudum. kitabın önsözü yeterli değildi. hatta Erasmus gibi bir yazar ve bu kitap için detaylı önsöz yazmak gerekirdi. aksi taktirde anlamak kolay olmayacaktır.

aslında kitap kolay. zorlaştıran ise hem yazarın kendisi hem de dönemin karmaşıklığı

1 erasmus böyle üstü kapalı yazmayı seviyor. tarzı bu. dobra dobra konuşmaktan kaçıyor.
2 Kilise'nin direkt tepkisini çekmemek için lafı döndürüyor.
3 o dönemde (reformasyon) ayaklar baş, başlar ayak olmuş. maddiyata tapan, din tacirliği yapanlar bilge olarak anılır olmuş, erasmus gibi dinin saf halini arayanlar deli.

kitabı anlamamızı zorlaştıran şeyler bunlar. fakat bu konuların detaylarını bilirseniz anlamak kolaylaşıyor. bu ifadelerin anlamını bilmek için avrupada rönesans döneminde, dinde yaşanan "reform hareketini" bilmek lazım.

bir de bismillah deyip kitaba başladığımızda ağır bir antik yunan mitolojisi bombardımanına uğruyoruz. o ona bir şey diyor, o ona başka bir şey. ben zannetmiyorum ki, o dönemde de insanlar, bu benzetmeleri bizim bugün anladığımızdan daha iyi anlıyordu...

bu mitoloji muhabbetinin sebebi de şu. nasıl rönesansta sanatçılar, düşünürler ortaçağın karanlık yanını kırmak için antik yunan sanatını referans gösterdilerse, Erasmus da hristiyanlığın öz haline antik yunan düşünüş ve inanç tarzıyla dönüleceğini düşünmüş.

şunu da belirtmek lazım. erasmus neticede bir din adamı, asil kimligi bu. bir filozof, bir din karşıtı, bir insanları uyandırmaya çalışan hümanist lider değildi. klasikleri araştıran bir din adamı olarak arayışı yozlaşmış-hristiyanlığın karşısına saf-hristiyanlığı çıkarmak. arada din tacirliği yapan yozlaşmış papazlar vs olmadan hristiyan mü'minlerin dinini en doğru şekilde yaşaması.

dolayısıyla kitaptaki şu bölümler çok önemli ve cesur ifadeler

--> Biri, sabahleyin Christophorus'un bir tasvirini, heykelini
görmek mutluluğuna erişirse bütün gün kendine hiçbir
kötülük gelmeyeceğine inanır.
--> Papa'nın verdiği bağışlanma belgelerine rahatça bel bağlayanlara ne diyelim? Bunlar, bu belgelerin etkisinden o kadar ümitlidirler ki arafta geçirecekleri zamanı adeta kum saati ile sayar.
--> Hem tapınağa ne ihtiyacım var? Her yerinde her zaman
saygı gördüğüm bütün bu evren, az görkemli bir tapınak mı?

sonuç olarak avrupa kıtasında yaşanan bu tartışmalar sonucunda, hristiyanlık Katolik ve Protestanlık mezheplerine bölündü. Erasmus birleşik avrupadan yanaydı, birleşmenin temelini ise saf-hristiyanlık oluşturuyordu. Yani humanizma kardesligi, butun insanlar esittir vs gibi bir avrupa ülküsü yoktu. Kralliktan yanaydi, hatta belki platonun devlet teorisindeki gibi kral yonetecek, erasmus da krala akil veren otorite olacakti.

yani yanlış anlama olmaması için kitabın bu doğrultuda okunması lazım. konu hk ek bilgi için linkteki belgesele bakabilirsiniz

a- https://www.youtube.com/watch?v=NHsxQiWgyaY
b- https://www.youtube.com/watch?v=aKefXapoZUs
c- https://www.youtube.com/watch?v=b4tcJRC0ouk
d- https://www.youtube.com/watch?v=wX796f4u9Ws

bir de Stefan Zweig'in hikaye tarzında yazdığı Rotterdamlı Erasmus kitabı var.
288 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Ben kitap üzerine felsefik ya da edebi bir açıklama yapmiycam sayafada yeterince var bunlardan. Kitabın başları sıkıcı olsada 136.sf dan sonrası bence mutlaka okunmalı, belki ya ben bunu zaten biliyorum diyeceğiniz noktalarda olucak ancak 1500’lü yıllarda Erasmus’un insanlar, makmalar,mevkiler ve bir konuda marka olmak lider olmak hakkında ki tespitleri inanılmaz yerinde ve çağının çok ilerisinde, o gün yazdıkları bugünün insanını ve zihniyetini de birebir anlatıyor.Bilim teknoloji moda vs insan ırkı gün geçtikçe daha gelişiyor değişiyor ve daha iyisine sahip oluyor! Ancak sadece şekilsel olarak, çünkü insan oğlunun zihniyetinin hiç değişmediğini okuduğunuz da anlayacaksınız 1500 lerde ne idiyse bugünde o hatta var olduğunda nerede idiyse bugünde orada.dönüşüm şekilsel olarak gerçekleşiyor ama zihniyet hep aynı yerde.çok güzel verimli ve etkileyici bir kitap bir daha okumak üzere şimdilik rafa kaldırdım.sizlere de tavsiye ederim
288 syf.
·8/10
Bir noktada her bireyin deli olduğunu kabulendirten kitap. Erasmusun derin bilgisi ve analizleriyle yoğrulmuş ve bazı noktalarda insana acabalar dedirten tuhaf ama güzel bir kitap canı gönülden tavsiye edilir.
288 syf.
·22 günde·5/10
Kitap hakkında söylemek istediğim en önemli şey bu çevirinin çok kötü olması. Çevirinin bunda etkisi var mı yok mu bilmiyorum ama kitabı çokta sevmedim. Evet bazen güzel delilikler yaptı,çoğu yerin altını çizdim ama mutlaka okuyun diyecek kadar sevemedim. İçindeki din, toplum eleştirileri güzeldi. Ama ben deliliğin daha eğlenceli övgüsünü bekledim okumaya başlamadan önce. Ve arada artan cinsiyetçilik de sinirlerimin zıplamasına neden oldu. Siz siz olun deli olun ama Erasmus olup deliliğe methiyeler düzmeyin. Sizi seviyorum ve harika kitaplar okumaya gidiyorum. Son kez tekrar ediyorum bu çeviriyi almayın.
288 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Eğer gerçekten bir mutluluktan bahsedilecekse bunu delilikten bulunabileceğini bir akıcı roman şeklinde göreceksiniz. Zaman zaman gülüp zaman zaman da düşüneceksiniz. Hümanizmin babası Erasmus’tan böyle bir eser beklenebilirdi ancak. dönemin şartları gereği deliliği bir tanrıça olarak konuşturan Erasmus çok ince espriler ve anekdotlarla kadın erkek ayrımını da hicvetmiştir. Pişman olunmayacak bir eser.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 1 okur okuyacak.