Selma Rıza

Selma Rıza

0.0/10
0 Kişi
·
1
Okunma
·
0
Beğeni
·
394
Gösterim
Adı:
Selma Rıza
Tam adı:
Selma Rıza Feraceli
Unvan:
İlk Türk kadın gazeteci, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin tek kadın üyesi, Hilal-­‐i Ahmer Cemiyeti genel sekreteri ve ilk Türk kadın romancılardan
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 5 Şubat 1872
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 5 Ekim 1931
Selma Rıza Feraceli (d. 5 Şubat 1872 -­ ö. 5 Ekim 1931), Sonradan Müslüman olup Naile adını alan Avusturya’lı bir anne ve 1877 yılında ilk Osmanlı Parlamentosu´nda görev alan ve diplomat Ali Rıza Beyin kızı olan Selma Rıza, çiftin yedi çocuğunun en küçüğüdür. İlk Türk kadın gazeteci, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin tek kadın üyesi, Hilal-­‐i Ahmer Cemiyeti genel sekreteri ve ilk Türk kadın romancılardan birisi olan Selma Rıza Hanım, Jön Türkler’in lideri ve ilk Meclis-­‐i Mebusan başkanı Ahmet Rıza Bey’in de kızkardeşidir. Döneminin anlayışına uygun olarak evde özel derslerle eğitilen Selma Rıza, ailesinden habersiz İstanbul’dan kaçarak Jöntürk liderlerinden ağabeyi Ahmet Rıza’nın yanına Paris’e gider ve eğitimini Sorbonne Üniversitesi’nde sürdürür. Paris’te bulunduğu sırada İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne üye olur ve uzun yıllar cemiyetin tek kadın üyesi olarak kaldı. Fransızca olarak yayımlanan ve abisi tarafından yönetilen Meşveret gazetesinde ve Türkçe olarak yayımlanan Şûrâ-­‐yı Ümmet gazetesinde çalışan Selma Rıza, bu çalışmaları ile ilk Türk kadın gazeteci ünvanını kazanmıştır. 1897’de Uhuvvet (Kardeşlik) başlıklı romanını yazan Selma Rıza dönemin karışık politik ortamında kitabını yayımlamaz.

Bu roman gazeteci Nebil Fazıl Aslan tarafından bulunmuş, günümüz Türkçesine çevrilmiş ve Kültür Bakanlığı tarafından yazılışından ne yazık ki ancak yüz yıl kadar sonra, 1999 yılında yayımlanmıştır. Paris’te sekiz yıl kalan yazar, 1908’de 2. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döner. Bu dönemde kadınlar tarafından kurulan derneklerde çalışan Selma Rıza, eğitim alanındaki gayretlere destek olmaya özen gösterir. Ağabeyi ile birlikte Âdile Sultan Sarayı’nın inas sultanîsi olarak hayata geçirilmesine yardımcı olur. Aynı zamanda kadınlar tarafından yayımlanan ve dönemin önde gelen yayın organları olan Hanımlara Mahsus Gazete ve Kadınlar Dünyası gibi gazetelere yazılar yazar. Meşrutiyet’in ilanından sonra yeniden teşkilatlandırılan Hilal-­‐i Ahmer Cemiyeti’inde (bugünkü Kızılay) çalışan Selma Rıza, 1931 yılında hayata veda etti. Selma Rıza’nın Uhuvvet adlı romanı dışında yayımlamamış bir romanı daha bulunmaktadır. Taha Toros’un Skylife dergisi için hazırladığı biyografik makalesinde belirttiği üzere, Selma Rıza’nın henüz yayımlanmamış şiirleri de bulunmaktadır.

Osmanlı kadınının kimlik mücadelesinin romandaki ilk temsilcilerinden olan Selma Rıza Hanım’ın 1897’de yazdığı Uhuvvet (Kardeşlik) romanı Sultan Abdülmecit zamanında İstanbul ve Beyrut’ta geçer. Yazar, cariye ve odalık gibi kurumlara değinir ve bu kurumlar etrafında gelişen aile yapısını sorgular. Mürşit ve Adil adında birbirine zıt karakterlere sahip iki erkek kardeşin kadınlar ve cariyelik kurumu karşısındaki tavırları üzerine kurduğu romanda Selma Rıza, ekonomik özgürlüğü olmayan kadının nesneleşmesini olanca yalınlığıyla gösterir. Mürşit ve Adil’in kendisi de eski bir cariye olan anneleri Dilber, kadınları oyuncağı gibi gören oğlu Mürşit’i destekler bir tavır takınarak evdeki iktidarını pekiştirmek istemektedir. Türlü oyunlarla Mürşit’in aslında Adil’in sevdiği Sabiha ile evlenmesini sağlayan Dilber, Mürşit ondan dokuz çocuk sahibi olduktan sonra Sabiha’yı boşadığında kayıtsız bir tavır takınır. Adil bu süreçte İstanbul’u terk etmiş ve Beyrut’a yerleşmiştir. Sabiha boşanırken tek bir çocuğunu yanına alabilmiştir, sağlığı kötüleşince Adil’i bulur ve kızı Meliha’yı ona emanet eder. Adil Meliha’yı Beyrut’ta yetiştirir; yabancı dil öğrenen Meliha, eğitimini en iyi şekilde tamamlar hatta Paris’e yüksek öğrenim görmeye gider. Beyrut’a geri döndüğünde kendisini evin hizmetini gören Zehra adlı kızı yetiştirmeye adar. Amcası Adil ölünce Zehra ile İstanbula’a dönen Meliha, kendisini İstanbul sosyetesine Cezayirli prenses Sitti Zeliha (Zeliha bint-­‐ül Ganim) olarak takdim eder. Bir köşke yerleşir ve yıllardır ayrı kaldığı kardeşleriyle yakınlaşır. Roman Meliha’nın gerçek kimliğinin ortaya çıkmasıyla sona erer.

Roman, ikili karşıtlıklarla eğitimli/eğitimsiz kadınlar arasındaki farkı vurgular ve kadının özgürlüğünü kazanabilmek için öncelikle eğitim görmesi gerektiğini ortaya koyar. Sabiha ve Meliha, Osmanlı’nın yaşadığı dönüşümü temsil ederler; Selma Rıza, biri geçmişte kalan diğeri ise geleceği inşa edecek olan bu iki kadın tipini kullanarak dönemin tüm aydınlarını etkileyen kadın sorunu hakkındaki görüşlerini aktarır.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Selma Rıza
Tam adı:
Selma Rıza Feraceli
Unvan:
İlk Türk kadın gazeteci, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin tek kadın üyesi, Hilal-­‐i Ahmer Cemiyeti genel sekreteri ve ilk Türk kadın romancılardan
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 5 Şubat 1872
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 5 Ekim 1931
Selma Rıza Feraceli (d. 5 Şubat 1872 -­ ö. 5 Ekim 1931), Sonradan Müslüman olup Naile adını alan Avusturya’lı bir anne ve 1877 yılında ilk Osmanlı Parlamentosu´nda görev alan ve diplomat Ali Rıza Beyin kızı olan Selma Rıza, çiftin yedi çocuğunun en küçüğüdür. İlk Türk kadın gazeteci, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin tek kadın üyesi, Hilal-­‐i Ahmer Cemiyeti genel sekreteri ve ilk Türk kadın romancılardan birisi olan Selma Rıza Hanım, Jön Türkler’in lideri ve ilk Meclis-­‐i Mebusan başkanı Ahmet Rıza Bey’in de kızkardeşidir. Döneminin anlayışına uygun olarak evde özel derslerle eğitilen Selma Rıza, ailesinden habersiz İstanbul’dan kaçarak Jöntürk liderlerinden ağabeyi Ahmet Rıza’nın yanına Paris’e gider ve eğitimini Sorbonne Üniversitesi’nde sürdürür. Paris’te bulunduğu sırada İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne üye olur ve uzun yıllar cemiyetin tek kadın üyesi olarak kaldı. Fransızca olarak yayımlanan ve abisi tarafından yönetilen Meşveret gazetesinde ve Türkçe olarak yayımlanan Şûrâ-­‐yı Ümmet gazetesinde çalışan Selma Rıza, bu çalışmaları ile ilk Türk kadın gazeteci ünvanını kazanmıştır. 1897’de Uhuvvet (Kardeşlik) başlıklı romanını yazan Selma Rıza dönemin karışık politik ortamında kitabını yayımlamaz.

Bu roman gazeteci Nebil Fazıl Aslan tarafından bulunmuş, günümüz Türkçesine çevrilmiş ve Kültür Bakanlığı tarafından yazılışından ne yazık ki ancak yüz yıl kadar sonra, 1999 yılında yayımlanmıştır. Paris’te sekiz yıl kalan yazar, 1908’de 2. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döner. Bu dönemde kadınlar tarafından kurulan derneklerde çalışan Selma Rıza, eğitim alanındaki gayretlere destek olmaya özen gösterir. Ağabeyi ile birlikte Âdile Sultan Sarayı’nın inas sultanîsi olarak hayata geçirilmesine yardımcı olur. Aynı zamanda kadınlar tarafından yayımlanan ve dönemin önde gelen yayın organları olan Hanımlara Mahsus Gazete ve Kadınlar Dünyası gibi gazetelere yazılar yazar. Meşrutiyet’in ilanından sonra yeniden teşkilatlandırılan Hilal-­‐i Ahmer Cemiyeti’inde (bugünkü Kızılay) çalışan Selma Rıza, 1931 yılında hayata veda etti. Selma Rıza’nın Uhuvvet adlı romanı dışında yayımlamamış bir romanı daha bulunmaktadır. Taha Toros’un Skylife dergisi için hazırladığı biyografik makalesinde belirttiği üzere, Selma Rıza’nın henüz yayımlanmamış şiirleri de bulunmaktadır.

Osmanlı kadınının kimlik mücadelesinin romandaki ilk temsilcilerinden olan Selma Rıza Hanım’ın 1897’de yazdığı Uhuvvet (Kardeşlik) romanı Sultan Abdülmecit zamanında İstanbul ve Beyrut’ta geçer. Yazar, cariye ve odalık gibi kurumlara değinir ve bu kurumlar etrafında gelişen aile yapısını sorgular. Mürşit ve Adil adında birbirine zıt karakterlere sahip iki erkek kardeşin kadınlar ve cariyelik kurumu karşısındaki tavırları üzerine kurduğu romanda Selma Rıza, ekonomik özgürlüğü olmayan kadının nesneleşmesini olanca yalınlığıyla gösterir. Mürşit ve Adil’in kendisi de eski bir cariye olan anneleri Dilber, kadınları oyuncağı gibi gören oğlu Mürşit’i destekler bir tavır takınarak evdeki iktidarını pekiştirmek istemektedir. Türlü oyunlarla Mürşit’in aslında Adil’in sevdiği Sabiha ile evlenmesini sağlayan Dilber, Mürşit ondan dokuz çocuk sahibi olduktan sonra Sabiha’yı boşadığında kayıtsız bir tavır takınır. Adil bu süreçte İstanbul’u terk etmiş ve Beyrut’a yerleşmiştir. Sabiha boşanırken tek bir çocuğunu yanına alabilmiştir, sağlığı kötüleşince Adil’i bulur ve kızı Meliha’yı ona emanet eder. Adil Meliha’yı Beyrut’ta yetiştirir; yabancı dil öğrenen Meliha, eğitimini en iyi şekilde tamamlar hatta Paris’e yüksek öğrenim görmeye gider. Beyrut’a geri döndüğünde kendisini evin hizmetini gören Zehra adlı kızı yetiştirmeye adar. Amcası Adil ölünce Zehra ile İstanbula’a dönen Meliha, kendisini İstanbul sosyetesine Cezayirli prenses Sitti Zeliha (Zeliha bint-­‐ül Ganim) olarak takdim eder. Bir köşke yerleşir ve yıllardır ayrı kaldığı kardeşleriyle yakınlaşır. Roman Meliha’nın gerçek kimliğinin ortaya çıkmasıyla sona erer.

Roman, ikili karşıtlıklarla eğitimli/eğitimsiz kadınlar arasındaki farkı vurgular ve kadının özgürlüğünü kazanabilmek için öncelikle eğitim görmesi gerektiğini ortaya koyar. Sabiha ve Meliha, Osmanlı’nın yaşadığı dönüşümü temsil ederler; Selma Rıza, biri geçmişte kalan diğeri ise geleceği inşa edecek olan bu iki kadın tipini kullanarak dönemin tüm aydınlarını etkileyen kadın sorunu hakkındaki görüşlerini aktarır.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur okudu.
  • 3 okur okuyacak.